Edip Yüksel
S90; mesajı içeren bu Kuran'a ant olsun. dipnot 1
38. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Sâd suresi, 1. ayet. صٓ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
ṣâd. velḳur'âni ẕi-ẕẕikr.
S90; mesajı içeren bu Kuran'a ant olsun. dipnot 1
Sâd suresi, 2. ayet. بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
beli-lleẕîne keferû fî `izzetiv veşiḳâḳ.
Doğrusu, nankörler kibir ve ayrılık içindedir.
Sâd suresi, 3. ayet. كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ
kem ehleknâ min ḳablihim min ḳarnin fenâdev velâte ḥîne menâṣ.
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ettiler, ancak artık kurtuluş zamanı değildi.
Sâd suresi, 4. ayet. وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ وَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا سَٰحِرٌ كَذَّابٌ
ve`acibû en câehüm münẕirum minhüm. veḳâle-lkâfirûne hâẕâ sâḥirun keẕẕâb.
Onlara, kendilerinden bir uyarıcının gelmesini yadırgadılar. Nankörler, "Bu pek yalancı bir büyücüdür" dediler,
Sâd suresi, 5. ayet. أَجَعَلَ ٱلْـَٔالِهَةَ إِلَٰهًا وَٰحِدًا إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌ
ece`ale-l'âlihete ilâhev vâḥidâ. inne hâẕâ leşey'ün `ucâb.
"Tanrıları tek tanrı mı yaptı? Bu, gerçekten çok tuhaf!"
Sâd suresi, 6. ayet. وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ يُرَادُ
venṭaleḳa-lmeleü minhüm eni-mşû vaṣbirû `alâ âlihetiküm. inne hâẕâ leşey'üy yürâd.
Liderleri öne fırladılar, "Yürüyün, tanrılarınıza bağlı kalın. Sizden istenen sadece budur."
Sâd suresi, 7. ayet. مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَٰقٌ
mâ semi`nâ bihâẕâ fi-lmilleti-l'âḫirah. in hâẕâ ille-ḫtilâḳ.
"Son dinde böylesini işitmedik. Bu bir uydurmadır."
Sâd suresi, 8. ayet. أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّن ذِكْرِى بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ
eünzile `aleyhi-ẕẕikru mim beyninâ. bel hüm fî şekkim min ẕikrî. bel lemmâ yeẕûḳû `aẕâb.
"Mesaj, neden aramızdan ona indirildi?" Aslında, onlar mesajımdan kuşku içindedirler. Hayır, onlar azabı henüz tatmadılar. dipnot 1
Sâd suresi, 9. ayet. أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ
em `indehüm ḫazâinü raḥmeti rabbike-l`azîzi-lvehhâb.
Yoksa Üstün olan ve Bahşeden Efendinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?*
Sâd suresi, 10. ayet. أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَٰبِ
em lehüm mülkü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. felyerteḳû fi-l'esbâb.
Yoksa göklerin, yerin ve aralarındakilerin yönetimi onlara mı aittir? Bırak, kendi kendilerini yüceltsinler.
Sâd suresi, 11. ayet. جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ
cündüm mâ hünâlike mehzûmüm mine-l'aḥzâb.
Aksine onlar parti parti yenilgiye uğramış bir ordudur.
Sâd suresi, 12. ayet. كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو ٱلْأَوْتَادِ
keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥiv ve`âdüv vefir`avnü ẕü-l'evtâd.
Onlardan önce Nuh halkı, Ad ve saltanat sahibi Firavun da yalanlamıştı.
Sâd suresi, 13. ayet. وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْأَحْزَابُ
veŝemûdü veḳavmü lûṭiv veaṣḥâbü-l'eykeh. ülâike-l'aḥzâb.
Semud, Lut halkı ve Orman halkı da... Onlar partilerdi.
Sâd suresi, 14. ayet. إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
in küllün illâ keẕẕebe-rrusüle feḥaḳḳa `iḳâb.
Hepsi de elçileri yalanladılar ve cezamı hak ettiler.
Sâd suresi, 15. ayet. وَمَا يَنظُرُ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ
vemâ yenżuru hâülâi illâ ṣayḥatev vâḥidetem mâ lehâ min fevâḳ.
Bunlar, onması olmayan bir tek patlama bekliyorlar.
Sâd suresi, 16. ayet. وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ
veḳâlû rabbenâ `accil lenâ ḳiṭṭanâ ḳable yevmi-lḥisâb.
Ve "Efendimiz, Hesap Gününden önce acele olarak payımızı ver" diye meydan okudular.
Sâd suresi, 17. ayet. ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلْأَيْدِ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
iṣbir `alâ mâ yeḳûlûne veẕkür `abdenâ dâvûde ẕe-l'eyd. innehû evvâb.
Onların sözlerine karşı sabırlı ol, becerikli bir kulumuz olan Davud'u anımsa; o (Tanrı'ya) sürekli itaat ederdi.
Sâd suresi, 18. ayet. إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ
innâ seḫḫarne-lcibâle me`ahû yüsebbiḥne bil`aşiyyi vel'işrâḳ.
Dağları onun emrine vermiştik; onunla birlikte akşamleyin ve tan doğumu (Tanrı'yı) yüceltirlerdi.
Sâd suresi, 19. ayet. وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةً كُلٌّ لَّهُۥٓ أَوَّابٌ
veṭṭayra maḥşûrah. küllül lehû evvâb.
Kuşlar da toplanmıştı; hepsi onun buyruğunu izlerdi.
Sâd suresi, 20. ayet. وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ
veşedednâ mülkehû veâteynâhü-lḥikmete vefaṣle-lḫiṭâb.
Yönetimini güçlendirdik; ona bilgelik ve çok iyi bir yargılama gücü verdik.
Sâd suresi, 21. ayet. وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ
vehel etâke nebeü-lḫaṣm. iẕ tesevveru-lmiḥrâb.
Davacıların haberi sana ulaştı mı? Hani mabedine tırmanmışlardı.
Sâd suresi, 22. ayet. إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
iẕ deḫalû `alâ dâvûde fefezi`a minhüm ḳâlû lâ teḫaf. ḫaṣmâni begâ ba`ḍunâ `alâ ba`ḍin faḥküm beynenâ bilḥaḳḳi velâ tüşṭiṭ vehdinâ ilâ sevâi-ṣṣirâṭ.
Davud'un yanına girdiklerinde onlardan irkilmişti. "Korkma" demişlerdi, "Birbirinin hakkını çiğneyen iki davacı... Aramızda gerçeğe göre hüküm ver, haksızlık etme. Bize yolun ortasını göster."
Sâd suresi, 23. ayet. إِنَّ هَٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِىَ نَعْجَةٌ وَٰحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ
inne hâẕâ eḫî lehû tis`uv vetis`ûne na`cetev veliye na`cetüv vâḥidetün feḳâle ekfilnîhâ ve`azzenî fi-lḫiṭâb.
"Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken, "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada bana üstün geldi. dipnot 1
Sâd suresi, 24. ayet. قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ secde ayeti
ḳâle leḳad żalemeke bisüâli na`cetike ilâ ni`âcih. veinne keŝîram mine-lḫuleṭâi leyebgî ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍin ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti veḳalîlüm mâ hüm. veżanne dâvûdü ennemâ fetennâhü festagfera rabbehû veḫarra râki`av veenâb.
Dedi ki, "Senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu, ortakçıların çoğu birbirinin hakkına el uzatır. Gerçeği onaylayıp erdemli davrananlar bunun dışındadır, onlar ise sayıca ne kadar azdır!" Davud, kendisini sınadığımızı sanarak bağışlanma diledi, eğildi ve tövbe etti. dipnot 1
Sâd suresi, 25. ayet. فَغَفَرْنَا لَهُۥ ذَٰلِكَ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ
fegafernâ lehû ẕâlik. veinne lehû `indenâ lezülfâ veḥusne meâb.
Böylece onu bağışladık. Yanımızda onun yakınlığı ve güzel bir yeri vardır.
Sâd suresi, 26. ayet. يَٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلْنَٰكَ خَلِيفَةً فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ
yâ dâvûdü innâ ce`alnâke ḫalîfeten fi-l'arḍi faḥküm beyne-nnâsi bilḥaḳḳi velâ tettebi`i-lhevâ feyüḍilleke `an sebîli-llâh. inne-lleẕîne yeḍillûne `an sebîli-llâhi lehüm `aẕâbün şedîdüm bimâ nesû yevme-lḥisâb.
Ey Davud, biz seni yeryüzünde yönetici kıldık. Halkın arasında adaletle yargı ver, hevesine ve duygularına kapılma, sonra seni ALLAH'ın yolundan saptırır. ALLAH'ın yolundan sapanlara, Hesap Gününü unuttukları için çetin bir ceza vardır.
Sâd suresi, 27. ayet. وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَٰطِلًا ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ
vemâ ḫalaḳne-ssemâe vel'arḍa vemâ beynehümâ bâṭilâ. ẕâlike żannü-lleẕîne keferû. feveylül lilleẕîne keferû mine-nnâr.
Göğü, yeri ve aralarındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkar edenlerin sanısıdır. Kendilerini ateşe soktukları için inkar edenlere yazıklar olsun.
Sâd suresi, 28. ayet. أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ
em nec`alü-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti kelmüfsidîne fi-l'arḍ. em nec`alü-lmütteḳîne kelfüccâr.
Gerçeği onaylayıp iyi davrananları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Erdemlilere, yoldan çıkanlar gibi mi davranacağız? dipnot 1
Sâd suresi, 29. ayet. كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ إِلَيْكَ مُبَٰرَكٌ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
kitâbün enzelnâhü ileyke mübârakül liyeddebberû âyâtihî veliyeteẕekkera ülü-l'elbâb.
Sana indirdiğimiz bu kitap kutludur; ayetlerini incelesinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar.
Sâd suresi, 30. ayet. وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَٰنَ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
vevehebnâ lidâvûde süleymân. ni`me-l`abd. innehû evvâb.
Davud'a, Süleyman'ı verdik. İyi bir kuldu, (Tanrı'ya) sürekli yönelen biriydi.
Sâd suresi, 31. ayet. إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلْجِيَادُ
iẕ `uriḍa `aleyhi bil`aşiyyi-ṣṣâfinâtü-lciyâd.
Bir akşam, ona güzel koşu atları sunulmuştu.
Sâd suresi, 32. ayet. فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ
feḳâle innî aḥbebtü ḥubbe-lḫayri `an ẕikri rabbî. ḥattâ tevârat bilḥicâb.
Dedi ki, "Mal ve mülk sevgisi beni Efendimi anmaktan alıkoydu. Ta ki, o (güneş) bir örtünün ardından kayboldu." dipnot 1
Sâd suresi, 33. ayet. رُدُّوهَا عَلَىَّ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ
ruddûhâ `aleyy. feṭafiḳa mesḥam bissûḳi vel'a`nâḳ.
"Onları bana geri getirin" dedi, (veda etmek için) bacaklarını ve boyunlarını okşadı.
Sâd suresi, 34. ayet. وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ
veleḳad fetennâ süleymâne veelḳaynâ `alâ kürsiyyihî ceseden ŝümme enâb.
Süleyman'ı böylece sınadık; onun hükümranlığına maddi zenginlik kattık; ancak o tümüyle (Tanrı'ya) yöneldi.
Sâd suresi, 35. ayet. قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍ مِّنۢ بَعْدِىٓ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
ḳâle rabbi-gfir lî veheb lî mülkel lâ yembegî lieḥadim mim ba`dî. inneke ente-lvehhâb.
Dedi ki, "Efendim beni bağışla. Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir yönetim ver. Sen Bahşedensin."
Sâd suresi, 36. ayet. فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ
feseḫḫarnâ lehü-rrîḥa tecrî biemrih ruḫâen ḥayŝü eṣâb.
Bunun üzerine komutuyla hareket eden rüzgarı onun emrine verdik. Dilediği yere yağmur yağdırırdı.
Sâd suresi, 37. ayet. وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍ وَغَوَّاصٍ
veşşeyâṭîne külle bennâiv vegavvâṣ.
Sapkınları da, yapı ustaları ve dalgıçlar olarak...
Sâd suresi, 38. ayet. وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
veâḫarîne müḳarranîne fi-l'aṣfâd.
Ve zincirlerle birbirine bağlı bekleyen yedekleri de...
Sâd suresi, 39. ayet. هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
hâẕâ `aṭâünâ femnün ev emsik bigayri ḥisâb.
"Bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister tut, tükenmez."
Sâd suresi, 40. ayet. وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ
veinne lehû `indenâ lezülfâ veḥusne meâb.
Onun bizim yanımızda yakınlığı ve güzel yeri vardı.
Sâd suresi, 41. ayet. وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَٰنُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
veẕkür `abdenâ eyyûb. iẕ nâdâ rabbehû ennî messeniye-şşeyṭânü binuṣbiv ve`aẕâb.
Kulumuz Eyyub'u an: "Efendim, sapkın bana bitkinlik ve acı dokundurdu" diye Efendisine seslenmişti.
Sâd suresi, 42. ayet. ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ هَٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌ وَشَرَابٌ
ürkuḍ biriclik. hâẕâ mugteselüm bâridüv veşerâb.
"Ayağını yere vur. İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir kaynak."
Sâd suresi, 43. ayet. وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ
vevehebnâ lehû ehlehû vemiŝlehüm me`ahüm raḥmetem minnâ veẕikrâ liüli-l'elbâb.
Çoluk çocuğunu bir katıyla birlikte ona geri verdik. Bu, akıl sahiplerine bizden bir rahmet ve mesajdır.
Sâd suresi, 44. ayet. وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَٱضْرِب بِّهِۦ وَلَا تَحْنَثْ إِنَّا وَجَدْنَٰهُ صَابِرًا نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
veḫuẕ biyedike ḍigŝen faḍrib bihî velâ taḥneŝ. innâ vecednâhü ṣâbirâ. ni`me-l`abd. innehû evvâb.
"Şimdi eline bir değnek alıp yola çık. Yeminini bozma." Onu sabırlı bulduk. Ne iyi bir kul! Sürekli yönelirdi.
Sâd suresi, 45. ayet. وَٱذْكُرْ عِبَٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَٰرِ
veẕkür `ibâdenâ ibrâhîme veisḥâḳa veya`ḳûbe üli-l'eydî vel'ebṣâr.
Kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u anımsa. Becerikli idiler, ileri görüşlü idiler.
Sâd suresi, 46. ayet. إِنَّآ أَخْلَصْنَٰهُم بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى ٱلدَّارِ
innâ aḫlaṣnâhüm biḫâliṣatin ẕikra-ddâr.
Salt ahireti düşündükleri için onları salt/dupduru kıldık.
Sâd suresi, 47. ayet. وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ
veinnehüm `indenâ lemine-lmuṣṭafeyne-l'aḫyâr.
Onlar bizim yanımızda iyilerden seçilmiş kimselerdi.
Sâd suresi, 48. ayet. وَٱذْكُرْ إِسْمَٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ وَكُلٌّ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ
veẕkür ismâ`île velyese`a veẕe-lkifl. veküllüm mine-l'aḫyâr.
İsmail'i, Elyesa'ı ve Zülkifl'i de anımsa; hepsi iyilerdendi.
Sâd suresi, 49. ayet. هَٰذَا ذِكْرٌ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍ
hâẕâ ẕikr. veinne lilmütteḳîne leḥusne meâb.
Bu bir mesajdır: Erdemliler için güzel bir gelecek,
Sâd suresi, 50. ayet. جَنَّٰتِ عَدْنٍ مُّفَتَّحَةً لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ
cennâti `adnim müfetteḥatel lehümü-l'ebvâb.
Ve kapıları kendilerine açılmış Adn bahçeleri vardır.
Sâd suresi, 51. ayet. مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ
müttekiîne fîhâ yed`ûne fîhâ bifâkihetin keŝîrativ veşerâb.
Orada konfor içinde bol meyve ve içecek isterler.
Sâd suresi, 52. ayet. وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ
ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi etrâb.
Yanlarında gözlerinin içine bakan yaşıtları vardır.
Sâd suresi, 53. ayet. هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ
hâẕâ mâ tû`adûne liyevmi-lḥisâb.
Hesap Günü için size söz verilen budur.
Sâd suresi, 54. ayet. إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
inne hâẕâ lerizḳunâ mâ lehû min nefâd.
Bizim bu rızkımız tükenmez.
Sâd suresi, 55. ayet. هَٰذَا وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍ
hâẕâ. veinne liṭṭâgîne leşerra meâb.
Bu böyledir; azgınlar ise kötü bir yeri hakederler.
Sâd suresi, 56. ayet. جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
cehennem. yaṣlevnehâ. febi'se-lmihâd.
Cehennemde yanarlar; ne kötü bir duraktır.
Sâd suresi, 57. ayet. هَٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ
hâẕâ felyeẕûḳûhü ḥamîmüv vegassâḳ.
İşte onu tatsınlar: Kaynar su ve irin.
Sâd suresi, 58. ayet. وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ
veâḫaru min şeklihî ezvâc.
Bunlara benzer daha başkaları da vardır.
Sâd suresi, 59. ayet. هَٰذَا فَوْجٌ مُّقْتَحِمٌ مَّعَكُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ
hâẕâ fevcüm muḳteḥimüm me`aküm. lâ merḥabem bihim. innehüm ṣâlü-nnâr.
"Bunlar sizinle birlikte paldır küldür sürüklenen bir gruptur." (denilince, cehennemdeki liderler:) "Onlar hoş gelmediler. Onlar ateşte yanacaklar."
Sâd suresi, 60. ayet. قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
ḳâlû bel entüm. lâ merḥabem biküm. entüm ḳaddemtümûhü lenâ. febi'se-lḳarâr.
Onlar da derler ki, "Aslında siz hoş gelmediniz. Bizi bu duruma siz soktunuz; ne kötü bir son!"
Sâd suresi, 61. ayet. قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِى ٱلنَّارِ
ḳâlû rabbenâ men ḳaddeme lenâ hâẕâ fezidhü `aẕâben ḍi`fen fi-nnâr.
"Efendimiz, kim bizi bu duruma soktuysa onun cezasını ateşte ikiye katlayarak arttır" diye eklerler.
Sâd suresi, 62. ayet. وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ
veḳâlû mâ lenâ lâ nerâ ricâlen künnâ ne`uddühüm mine-l'eşrâr.
"Nasıl oluyor da kötü olarak saydığımız insanları göremiyoruz?"
Sâd suresi, 63. ayet. أَتَّخَذْنَٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَٰرُ
etteḫaẕnâhüm siḫriyyen em zâgat `anhümü-l'ebṣâr.
"Onları aşağılayıp durduk. Yoksa onları gözlerimizden mi kaçırdık?"
Sâd suresi, 64. ayet. إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ
inne ẕâlike leḥaḳḳun teḫâṣumü ehli-nnâr.
Cehennem halkının birbiriyle çekişmesi bir gerçektir.
Sâd suresi, 65. ayet. قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٌ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
ḳul innemâ ene münẕir. vemâ min ilâhin ille-llâhü-lvâḥidü-lḳahhâr.
De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve Egemen olan ALLAH'tan başka bir tanrı yoktur."
Sâd suresi, 66. ayet. رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّٰرُ
rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehüme-l`azîzü-lgaffâr.
Göklerin, yerin ve aralarındakilerin Efendisi; Üstündür, Bağışlayandır.
Sâd suresi, 67. ayet. قُلْ هُوَ نَبَؤٌا۟ عَظِيمٌ
ḳul hüve nebeün `ażîm.
De ki: "Bu, büyük bir haberdir."
Sâd suresi, 68. ayet. أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
entüm `anhü mü`riḍûn.
"Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz."
Sâd suresi, 69. ayet. مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍۭ بِٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰٓ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
mâ kâne liye min `ilmim bilmelei-l'a`lâ iẕ yaḫteṣimûn.
"Onlar tartışırlarken Yüce Toplum'da neler olup bittiği hakkında bir bilgim yoktu."
Sâd suresi, 70. ayet. إِن يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
iy yûḥâ ileyye illâ ennemâ ene neẕîrum mübîn.
"Apaçık bir uyarıcı olduğum için bana vahiy ediliyor."
Sâd suresi, 71. ayet. إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن طِينٍ
iẕ ḳâle rabbüke lilmelâiketi innî ḫâliḳum beşeram min ṭîn.
Efendin meleklere demişti ki, "Balçıktan bir insan yaratacağım."
Sâd suresi, 72. ayet. فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
feiẕâ sevveytühû venefaḫtü fîhi mir rûḥî feḳa`û lehû sâcidîn.
"Onu düzenlediğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
Sâd suresi, 73. ayet. فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
fesecede-lmelâiketü küllühüm ecme`ûn.
Tüm melekler ona secdeye kapandı;
Sâd suresi, 74. ayet. إِلَّآ إِبْلِيسَ ٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
illâ iblîs. istekbera vekâne mine-lkâfirîn.
Ancak İblis hariç. Büyüklük tasladı ve nankör oldu.
Sâd suresi, 75. ayet. قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْعَالِينَ
ḳâle yâ iblîsü mâ mene`ake en tescüde limâ ḫalaḳtü biyedeyy. estekberte em künte mine-l`âlîn.
"Ey İblis, ellerimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın? Yoksa baş mı kaldırdın?" dedi.
Sâd suresi, 76. ayet. قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍ
ḳâle ene ḫayrum minh. ḫalaḳtenî min nâriv veḫalaḳtehû min ṭîn.
"Ben ondan daha üstünüm" dedi, "Beni ateşten yarattın, onu ise balçıktan yarattın."
Sâd suresi, 77. ayet. قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
ḳâle faḫruc minhâ feinneke racîm.
"Çık oradan" dedi, "Sen kovuldun."
Sâd suresi, 78. ayet. وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
veinne `aleyke la`netî ilâ yevmi-ddîn.
"Yargı Gününe kadar lanetimi hak ettin."
Sâd suresi, 79. ayet. قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
ḳâle rabbi feenżirnî ilâ yevmi yüb`aŝûn.
Dedi ki, "Efendim, dirilecekleri güne dek beni ertele."
Sâd suresi, 80. ayet. قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
ḳâle feinneke mine-lmünżarîn.
Dedi ki, "Sana süre verilmiştir;"
Sâd suresi, 81. ayet. إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
ilâ yevmi-lvaḳti-lma`lûm.
"Bilinen vaktin gününe kadar."
Sâd suresi, 82. ayet. قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
ḳâle febi`izzetike leugviyennehüm ecme`în.
Dedi ki, "Büyüklüğüne ant olsun, tümünü azdıracağım."
Sâd suresi, 83. ayet. إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâdeke minhümü-lmuḫleṣîn.
"Ancak onlardan kendilerini sadece sana adayan kulların hariç."
Sâd suresi, 84. ayet. قَالَ فَٱلْحَقُّ وَٱلْحَقَّ أَقُولُ
ḳâle felḥaḳḳ. velḥaḳḳa eḳûl.
Dedi ki, "Bu gerçektir ve ben sadece gerçeği söylerim:"
Sâd suresi, 85. ayet. لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
leemleenne cehenneme minke vemimmen tebi`ake minhüm ecme`în.
"Cehennemi seninle ve onlardan seni izleyenlerle topluca dolduracağım."
Sâd suresi, 86. ayet. قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
ḳul mâ es'elüküm `aleyhi min ecriv vemâ ene mine-lmütekellifîn.
De ki: "Buna karşılık olarak sizden bir ücret istemiyorum. Ben bir sahtekar değilim."
Sâd suresi, 87. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ
in hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
"Bu, tüm dünyaya bir mesajdır."
Sâd suresi, 88. ayet. وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعْدَ حِينٍۭ
veleta`lemünne nebeehû ba`de ḥîn.
"Ve onun haberlerini bir süre sonra öğreneceksiniz."