İbni Kesir
Nun. Kaleme ve onunla yazılanlara andolsun ki;
68. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Kalem suresi, 1. ayet. نٓ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
nûn. velḳalemi vemâ yesṭurûn.
Nun. Kaleme ve onunla yazılanlara andolsun ki;
Kalem suresi, 2. ayet. مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
mâ ente bini`meti rabbike bimecnûn.
Sen, nimeti sayesinde bir deli değilsin.
Kalem suresi, 3. ayet. وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
veinne leke leecran gayra memnûn.
Doğrusu senin için tükenmeyen bir mükafat vardır.
Kalem suresi, 4. ayet. وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ
veinneke le`alâ ḫulüḳin `ażîm.
Muhakkak ki sen; büyük bir ahlak üzerindesin
Kalem suresi, 5. ayet. فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
fesetübṣiru veyübṣirûn.
Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler;
Kalem suresi, 6. ayet. بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
bieyyikümü-lmeftûn.
Hanginizin aklından zoru olduğunu.
Kalem suresi, 7. ayet. إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlih. vehüve a`lemü bilmühtedîn.
Muhakkak ki senin Rabbın; kendi yolundan sapanları çok iyi bilir. Ve O, hidayete erevleri de en iyi bilendir.
Kalem suresi, 8. ayet. فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
felâ tüṭi`i-lmükeẕẕibîn.
Öyleyse sen; yalanlayanlara uyma.
Kalem suresi, 9. ayet. وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
veddû lev tüdhinü feyüdhinûn.
Onlar isterler ki; sen yumuşak davranasın da kendileri de yumuşaklık göstersinler.
Kalem suresi, 10. ayet. وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
velâ tüṭi` külle ḥallâfim mehîn.
Sen; yemin edip duran, izzet-i nefsi bulunmayana uyma.
Kalem suresi, 11. ayet. هَمَّازٍ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍ
hemmâzim meşşâim binemîm.
Daima ayıplayan ve laf getirip götürene.
Kalem suresi, 12. ayet. مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
mennâ`il lilḫayri mü`tedin eŝîm.
Durmadan hayra engel olana, haddi aşana, çok günahkara.
Kalem suresi, 13. ayet. عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
`utüllim ba`de ẕâlike zenîm.
Kaba, haşin ve bunlardan başka da kulağı kesik olana,
Kalem suresi, 14. ayet. أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
en kâne ẕâ mâliv vebenîn.
Mal ve oğullar sahibi olmuş diye.
Kalem suresi, 15. ayet. إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn.
Ayetlerimiz ona okunduğu zaman; öncekilerin masalları, der.
Kalem suresi, 16. ayet. سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
senesimühû `ale-lḫurṭûm.
Biz, onun burnunu yakında yere sürteceğiz.
Kalem suresi, 17. ayet. إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
innâ belevnâhüm kemâ belevnâ aṣḥâbe-lcenneh. iẕ aḳsemû leyaṣrimünnehâ muṣbiḥîn.
Biz; vaktiyle o bahçe sahiplerini denediğimiz gibi bunları da denedik. Hani sabah olunca; onu mutlaka devşireceklerine ve biçeceklerine yemin etmişlerdi.
Kalem suresi, 18. ayet. وَلَا يَسْتَثْنُونَ
velâ yesteŝnûn.
Bir istisna da yapmıyorlardı.
Kalem suresi, 19. ayet. فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
feṭâfe `aleyhâ ṭâifüm mir rabbike vehüm nâimûn.
Ama onlar, daha uykuda iken; Rabbının katından gönderilen bir salgın onu sardı da,
Kalem suresi, 20. ayet. فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
feaṣbeḥat keṣṣarîm.
O, kupkuru kesildi.
Kalem suresi, 21. ayet. فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
fetenâdev muṣbiḥîn.
Sabah erken birbirlerine seslendiler;
Kalem suresi, 22. ayet. أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ
eni-gdû `alâ ḥarŝiküm in küntüm ṣârimîn.
Mahsullerinizi devşirecekseniz erkence çıkın, diye.
Kalem suresi, 23. ayet. فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ
fenṭaleḳû vehüm yeteḫâfetûn.
Ve gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
Kalem suresi, 24. ayet. أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
el lâ yedḫulennehe-lyevme `aleyküm miskîn.
Sakın bugün hiç bir yoksul çıkmasın karşınıza ve oraya girmesin, diye.
Kalem suresi, 25. ayet. وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ
vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn.
Güçleri yetermiş gibi erkenden gittiler.
Kalem suresi, 26. ayet. فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
felemmâ raevhâ ḳâlû innâ leḍâllûn.
Onu gördüklerinde dediler ki: Herhalde biz yanlış geldik.
Kalem suresi, 27. ayet. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
Hayır, belki de biz mahrum bırakıldık.
Kalem suresi, 28. ayet. قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
ḳâle evseṭuhüm elem eḳul leküm levlâ tüsebbiḥûn.
Ortancaları dedi ki: Ben size demedim mi? Tesbih etmeli değil miydiniz?
Kalem suresi, 29. ayet. قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ḳâlû sübḥâne rabbinâ innâ künnâ żâlimîn.
Dediler ki: Tesbih ederiz Seni Rabbımız, gerçekten biz, zalimlerden olmuşuz.
Kalem suresi, 30. ayet. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَٰوَمُونَ
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetelâvemûn.
Şimdi birbirlerini yermeye başladılar.
Kalem suresi, 31. ayet. قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ ṭâgîn.
Dediler ki: Yazıklar olsun bize, doğrusu biz; azgınlardanmışız.
Kalem suresi, 32. ayet. عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
`asâ rabbünâ ey yübdilenâ ḫayram minhâ innâ ilâ rabbinâ râgibûn.
Belki Rabbımız bize bundan daha iyisini verir. Doğrusu biz; artık Rabbımızdan dilemekteyiz.
Kalem suresi, 33. ayet. كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
keẕâlike-l`aẕâb. vele`aẕâbü-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.
Azab işte böyledir. Fakat ahiret azabı elbet daha büyüktür. Keşki bilmiş olsalardı.
Kalem suresi, 34. ayet. إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
inne lilmütteḳîne `inde rabbihim cennâti-nne`îm.
Muhakkak ki müttakiler için, Rabbları katında Naim cennetleri vardır.
Kalem suresi, 35. ayet. أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
efenec`alü-lmüslimîne kelmücrimîn.
Biz; müslümanları suçlular gibi tutar mıyız hiç?
Kalem suresi, 36. ayet. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
Ne oluyor size, nasıl hükmediyorsunuz?
Kalem suresi, 37. ayet. أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ
em leküm kitâbün fîhi tedrusûn.
Yoksa size mahsus bir kitab var da ondan mı okuyorsunuz?
Kalem suresi, 38. ayet. إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
inne leküm fîhi lemâ teḫayyerûn.
Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.
Kalem suresi, 39. ayet. أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
em leküm eymânün `aleynâ bâligatün ilâ yevmi-lḳiyâmeti inne leküm lemâ taḥkümûn.
Yoksa kıyamet gününe kadar sürüp gidecek ahidler mi var aleyhimizde? Muhakkak ki hükmettikleriniz sizin olacaktır.
Kalem suresi, 40. ayet. سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
selhüm eyyühüm biẕâlike za`îm.
Sor onlara; hangisi bunu üzerine alacak?
Kalem suresi, 41. ayet. أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
em lehüm şürakâ'. felye'tû bişürakâihim in kânû ṣâdiḳîn.
Yoksa onların ortakları mı var? Öyleyse ortaklarını da getirsinler. Eğer sadıklardan iseler.
Kalem suresi, 42. ayet. يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
yevme yükşefü `an sâḳiv veyüd`avne ile-ssücûdi felâ yesteṭî`ûn.
O gün; baldırlar açılır ve secdeye çağrılırlar. Ama buna güç yetiremezler.
Kalem suresi, 43. ayet. خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ
ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. veḳad kânû yüd`avne ile-ssücûdi vehüm sâlimûn.
Gözleri dönmüş olarak, yğzlerini zillet bürür. Halbuki kendileri sapa* sağlam oldukları vakit secdeye çağırılmışlardı.
Kalem suresi, 44. ayet. فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
feẕernî vemey yükeẕẕibü bihâẕe-lḥadîŝ. senestedricühüm min ḥayŝü lâ ya`lemûn.
Bu sözü yalanlayanları Bana bırak. Biz; onları, kendilerinin bilmeyecekleri bir yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.
Kalem suresi, 45. ayet. وَأُمْلِى لَهُمْ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
veümlî lehüm. inne keydî metîn.
Ben; onlara mühlet veriyorum. Benim tuzağım muhakkak sağlamdır.
Kalem suresi, 46. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.
Yoksa sen, onlardan bir ücret istiyorsun da ağır bir borç altında mı kalmışlardır?
Kalem suresi, 47. ayet. أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.
Yoksa gayb kendilerinin katında mıdır da ondan yazıyorlar?
Kalem suresi, 48. ayet. فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ
faṣbir liḥukmi rabbike velâ tekün keṣâḥibi-lḥût. iẕ nâdâ vehüve mekżûm.
Sen; Rabbının hükmüne sabret ve balık sahibi gibi olma. Hani o; gamla dolu olarak, Rabbına seslenmişti.
Kalem suresi, 49. ayet. لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ
levlâ en tedârakehû ni`metüm mir rabbihî lenübiẕe bil`arâi vehüve meẕmûm.
Rabbının katında ona bir nimet erişmiş olmasaydı; mutlaka o, kınanmış olarak çıplak bir yere atılacaktı.
Kalem suresi, 50. ayet. فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
fectebâhü rabbühû fece`alehû mine-ṣṣâliḥîn.
Rabbı, onu seçti de salihlerden kıldı.
Kalem suresi, 51. ayet. وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ
veiy yekâdü-lleẕîne keferû leyüzliḳûneke biebṣârihim lemmâ semi`ü-ẕẕikra veyeḳûlûne innehû lemecnûn.
Doğrusu o küfredenler, zikri işittiklerinde, az kalsın seni gözleriyle yiyeceklerdi. Ve o, mutlaka bir delidir, diyorlardı.
Kalem suresi, 52. ayet. وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ
vemâ hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
Halbuki o, alemler için öğütten başka bir şey değildir.