Tevbe suresi · 60–72. ayetler

Zekâtın sarf yerleri; münafık erkekler ve kadınlar

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Tevbe suresi, 60. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 60. ayet. إِنَّمَا ٱلصَّدَقَٰتُ لِلْفُقَرَآءِ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱلْعَٰمِلِينَ عَلَيْهَا وَٱلْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَٱلْغَٰرِمِينَ وَفِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ فَرِيضَةً مِّنَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Sadakalar (zekatlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekat toplayan memurlar, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Mehmet Okuyan

    Sadakalar Allah'tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, kalpleri (İslam'a) ısındırılmış olanlara, (özgürleşmek isteyen) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara, yolcuya mahsustur. Allah bilendir, doğru hüküm verendir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet "sadaka" özelinde bütün infak türlerinin farz olduğunu ve sekiz grup insana verilmesi gerektiğini hükme bağlamaktadır. Sadaka vermek sanıldığı gibi sünnet değil, farzdır. Sadaka da zekât da Tevbe 9:103, İsrâ 17:26, Rûm 30:38, Zâriyât 50:19 ve Me‘âric 70:24-25'te belirtildiği gibi "maldan" verilmelidir; konunun sadece "kâra" indirgenmesi doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü "infak bir iman kurumudur; imkanla sınırlı değildir." İmanı olan herkesin infakı da olur, olmalıdır. Unutulmamalıdır ki "sadaka, bir müminin imanındaki sadakatinin görüntüsüdür;" asla ve asla hafife alınmamalı, geçiştirilmemeli ve görmezlikten gelinmemelidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Zekatlar yalnızca yoksullara ve düşkünlere, bu işi yapan görevlilere ve kalpleri kazanılacak kimselere, özgürlükleri elinden alınanlar ve borç yükü altında ezilenler için, Allah yolunda gösterilen her türlü faaliyet ve yolda kalmışlar için verilir: bu Allah'ın koyduğu bir kuraldır. Ve Allah her şeyi bilir, her hükmünde tam isabet sahibidir.

    Muhammed Esed

    Allah için sunulan şeyler, yalnızca yoksul ve düşkünler, bu konuyla ilgilenen görevliler, kalpleri kazanılacak olan kimseler içindir; ve insanları boyunduruklarından kurtarmak için; ve borçlarını ödeyemeyecek durumda olanlar için; ve Allah uğruna girişilebilecek her türlü çaba için ve yolda kalmış kimseler için: bu, Allahtan (uyulması zorunlu) bir yönergedir; çünkü Allah, doğru hüküm ve hikmetle yön gösteren mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir.

    Ahmed Hulusi

    Sadakalar Allah'tan bir farz olarak; ancak yoksullar, düşkünler, sadaka işleri ile ilgili çalışanlar, İslam'a yönlendirilmek istenenler, köleler, borçlular, Allah yolunda (harcama) ve yolcular içindir. . . Allah Aliym'dir, Hakiym'dir.

    Ali Bulaç

    Sadakalar, -Allah'tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Ali Özek ve heyeti

    Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.

    Ali Rıza Safa

    Karşılıksız yardımlar, Allah'tan bir yükümlülük olarak; yoksullar, düşkünler, bu konuda çalışan görevliler, yürekleri ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmişler, borçlular, Allah'ın yolunda olanlar ve yolda kalmışlar içindir. Çünkü Allah, Bilendir; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.

    Bayraktar Bayraklı

    Sadakalar/zekatlar Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, zekat memurlarına, gönülleri ısındırılmış olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolda kalana/toplumun bitirilemeyen işlerine aittir. Allah hakkıyla bilen, işini yerli yerince yapandır.

    Edip Yüksel

    Sadakalar, ALLAH'tan bir yükümlülük olarak, yoksullara, düşkünlere, bu konuda çalışan görevlilere, sempatizanlara, kölelerin özgürlüğü için, borçlulara, ALLAH yoluna ve yolda kalmışlara verilmeli. ALLAH Bilendir, Bilgedir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sadakalar, ALLAH'tan bir yükümlülük olarak, yoksullara, düşkünlere, bu konuda çalışan görevlilere, sempatizanlara, kölelerin özgürlüğü için, borçlulara, ALLAH yoluna ve yolda kalmışlara verilmeli. ALLAH Bilendir, Bilgedir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sadakalar, ancak fakirler, miskinler, zekat toplama görevlileri, kalpleri islamiyete ısındırılmak istenenler, köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar içindir. Allah tarafından kesin olarak böyle farz edildi. Allah, herşeyi bilendir, hikmet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sadakalar ancak şunlar içindir: fukara, mesakin, onun üzerine me'mur olanlar, müellefetülkulub, rakabeler hakkında borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar, Allah tarafından kat'i olarak böyle farz buyuruldu, ve Allah alimdir, hakimdir

    Erhan Aktaş

    Sadakalar dipnot 1 , Allah'tan bir farz olarak dipnot 2 ; ancak yoksullara, düşkünlere, bununla ilgili görevlilere, dipnot 3 kalpleri kazanılacak kimselere, dipnot 4 rikab olanlara, dipnot 5 borçlulara, Allah yoluna ve yol oğluna dipnot 6 aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hak gözetirlik; sahip olduğumuz mal üzerinde başkasının hakkını gözetmek. Yardım etmek. Sadaka, başkalarının sahip olduğumuz mal üzerindeki hakkıdır. Sadaka, malın şükrüdür. Allah'ın bize verdiklerine şükretmek, sözle değil, sadaka vermekle olur. Bu ayete göre sadaka vermek farzdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Zorunlu yükümlülük.
    3. metne dön, dipnot 3
      Sadaka işi ile görevli olanlara.
    4. metne dön, dipnot 4
      Gönülleri İslam'dan yana olduğu halde ekonomik sıkıntılar nedeniyle çıkmazda olanlara.
    5. metne dön, dipnot 5
      Boyunduruk altında bulunan köle ve cariyelerden özgürlüğüne kavuşmak isteyenlere. Rekabe, boyun demektir; özgürlüğü kısıtlı (köle) olan kimseler için kullanılmaktadır.
    6. metne dön, dipnot 6
      "İbnu's-sebil," deyim olarak "yol oğlu" demektir. Bu deyime, "yolda kalanlar" anlamı verilmesi doğru değildir. Zira sebil, kara yolu anlamında "yol" demek değildir. Sebil, bir konuda seçim yapmak anlamında "iki yol" dan birini seçmektir, yani "tercih edilen yol" demektir. Hakk veya Batıl yollardan birini tercih etmektir. Bu deyimin anlamı, "yolda kalanlar" değil, bütün varlığı ile "Allah yolunda" çalışmayı seçmiş ve bundan dolayı yardıma muhtaç duruma düşmüş olanlar anlamındadır. Diğer bir anlamı da yaptığı herhangi bir şeyi imkansızlık nedeni ile yarım kalan kimselerdir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sadakalar dipnot 1 , Allah'tan bir farz olarak dipnot 2 ; ancak yoksullara, düşkünlere, bununla ilgili görevlilere dipnot 3 , kalpleri kazanılacak kimselere dipnot 4 , rikab olanlara dipnot 5 , borçlulara, Allah yoluna ve yol oğluna dipnot 6 aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hak gözetirlik; sahip olunan malda başkasının hakkını gözetmek. Yardım etmek. Sadaka, kişinin sahip olduğu mal üzerinde, başkalarına ait olan haklardır. Maldan çıkarılan, verilen şey demektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Zorunlu yükümlülük.
    3. metne dön, dipnot 3
      Sadaka işi ile görevlendirilmişlere.
    4. metne dön, dipnot 4
      Gönülleri İslam'dan yana olduğu halde ekonomik sıkıntılar nedeniyle çıkmazda olanlara.
    5. metne dön, dipnot 5
      Boyunduruk altında bulunan ve özgürlüğüne kavuşmak isteyen kimse. Rekabe, boyun demektir; özgürlüğü kısıtlı olan kimseler için kullanılmaktadır. Sözcük anlamı olarak; gözetlenmek, gözetlemek, korumak, korunmak anlamlarına gelmektedir.
    6. metne dön, dipnot 6
      "İbnu's-sebili, " deyim olarak "yol oğlu" demektir. Bu deyime, "yolda kalanlar" anlamı verilmesi doğru değildir. Zira sebil, karayolu anlamında "yol" demek değildir. Sebil, bir konuda seçim yapmak anlamında "iki yol" dan birini seçmek yani "tercih edilen yol" demektir. Hakk veya Batıl yoldan birini tercih etmektir. Bu deyimin anlamı "yolda kalanlar" değil, büyün varlığı ile "Allah yolunda" çalışma yolunu tercih etmiş ve bundan dolayı yardıma muhtaç duruma düşmüş olanlar anlamındadır. Ayrıca yaptığı bir şeyi imkansızlık nedeni yarım kalmış kimselere de denmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sadakalar dipnot 1 , Allah'tan bir farz olarak; ancak yoksullara, düşkünlere, bununla ilgili görevlilere dipnot 2 , kalpleri kazanılacak kimselere dipnot 3 , kölelere dipnot 4 , borçlulara, Allah yoluna ve yolda kalmışlara dipnot 5 aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hak gözetirlik; sahip olunan mal üzerinde başkasının hakkını gözetmek. Yardım etmek. Sadaka, başkalarının, sahip olunan mal üzerindeki haklarıdır. Maldan çıkarılan, verilen şey demektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Sadaka işi ile görevlendirilmişlere.
    3. metne dön, dipnot 3
      Gönülleri İslam'dan yana olduğu halde ekonomik sıkıntılar nedeniyle çıkmazda olanlara.
    4. metne dön, dipnot 4
      Kölenin, özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak için, ona yardım etmek.
    5. metne dön, dipnot 5
      Yaptığı işi yarım kalmışlara. Bütün benliği ve varlığı ile kendilerini Allah yoluna adamış olanlara.

    Gültekin Onan

    Sadakalar, -Tanrı'dan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Tanrı yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Tanrı bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Hasan Basri Çantay

    Sadakalar, Allahdan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, (sadakaların) üzerine me'mur olanlara, kalbleri (müslümanlığa) alışdırılmak istenenlere, kölelere, esirlere, (borcundan fazla nisaabı olmayan) borçlulara, Allah yolunda (harcamıya) ve yol oğluna (ya'ni memleketinde zengin bile olsa meşru' bir maksadla seyr-ü sefer ederken muhtac kalmış olan yolculara) mahsusdur. Allah hakkıyle bilendir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.

    İbni Kesir

    Sadakalar, Allah'tan bir farz olarak; ancak fakirler, miskinler, sadaka üzerinde memur olanlar, kalbleri ısındırılanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğruna sarfedilir. Ve Allah; Alim' dir, Hakim'dir.

    Mehmet Alagaş

    (53-60) De ki gönüllü yahut zorlanarak harcayın / infak edin, sizden asla kabul edilmeyecektir, siz kesinlikle yoldan çıkmış topluluk oldunuz , o nların infaklarının kabul edilmesine engel olan şey , Allah’ı ve Resul’ünü örtbas etmeleri / yok saymaları, namazı tembellik etmeden / üşenmeden yerine getirmemeleri ve hoşlanarak infak etmemeleri nedenleriyledir. Onların malları ve evlatları seni cezbetmesin / imrendirmesin, muhakkak ki Allah, onlarla (mal ve evlatlarla) onlara dünya hayatında azap etmek istiyor, kafir olarak kendi ruhlarının çıkmasını istiyor. Sizden olduklarına dair yemin ediyorlar, onlar sizden değiller, onlar ödlek / korkak toplulukturlar, şayet bir sığınak veya mağara veya bir delik bulurlarsa topluca oraya yönelirler. Onlardan birileri de sadakalar konusunu dillerine doluyorlar, O sadakalar verilirse hoşlanırlar, eğer verilmezse de öfkelenir kızarlar , keşke, Allah’ın ve Resul’ünün verdiklerine razı olsalardı ve Allah bize yeterli gelir, ilerde Allah ve O’nun Resulü O’nun maddi ve manevi hazinesinden bize verecektir, kesinlikle bizim rağbetimiz / talebimizin yönü Allah’adır deselerdi , s adakalar Allah’ın farziyeti gereği olarak, fakirlerindir, miskinlerindir, sadakaların elde edilmesi için çalışanlarındır, kalpleri ısındırılacak olanlarındır, boyunduruk altındakilerin / köle olanlarındır, borçlu olanlarındır, Allah yolu içindir, yolda olanlar (göçmenler) içindir, Allah bilendir hâkimdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sadakalar/zekâtlar, Allah’tan bir farz olarak fakirler, miskinler, onu toplayan memurlar, kalpleri (İslam’a) ısındırılanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda (cihad edenler) ve yolda kalanlar içindir. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.

    Süleyman Ateş

    Sadakalar, (zekatlar) Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan (zekat toplayan) memurlara, kalbleri (İslam'a) ısındırılacak olanlara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allah yoluna ve yolcuya mahsustur (toplanan zekat, ancak bu sayılanlara verilir). Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Süleymaniye Vakfı

    Sadakalar dipnot 1 sadece fakirlere, miskinlere dipnot 2 , sadaka işinde çalışanlara dipnot 3 ve müellefe-i kuluba /kalpleri ısındırılacak olanlara dipnot 4 verilir. Bir de boyunduruk altındakilere dipnot 5 , borçlulara dipnot 6 , Allah yolunda dipnot 7 ve yolculara dipnot 8 harcanmak üzere ayrılır. Bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah, daima bilen ve kararları doğru olandır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sadaka, sadakati gösteren bir vergidir. Müslüman olsun olmasın, nisap miktarı malı olan her vatandaştan alınır (Tevbe 9/103). Müslüman onu, Allah'ın emrine sadakatini göstermek için verdiğinden onun açısından zekat olur.
    2. metne dön, dipnot 2
      Fakir muhtaç durumda olan, miskin ise işsiz ve çaresiz kalan kişidir. Nebimiz şöyle demiştir: "Miskin bir parça, iki parça yiyecek ile yetinen değil, ihtiyacını karşılayamadığı halde utanan veya ısrarla kimseden bir şey isteyemeyen kişidir." (Buhari, "Zekat", 53; Müslim, "Zekat", 101; Ebu Davud, "Zekat", 23; Nesai, "Zekat", 78)
    3. metne dön, dipnot 3
      Bunlar, vergi işinde çalışanlardır. Sadece vergiyi toplayanlar değil, güven ve tatmin ortamının oluşması için çalışan kamu görevlileri de bu kapsama girer (Tevbe 9/103). Onların maaşları da sadakadan verilir.
    4. metne dön, dipnot 4
      "Müellefe-i kulub" gönülleri ısındırılan kişilerdir. Nebimiz Huneyn Savaşından sonra Mekke'nin liderlerinden Safvan b. Ümeyye'ye bir miktar mal vermişti. Safvan dedi ki: O benim en fazla kin duyduğum kişiydi ama bana mal vermeye devam etti ve en çok sevdiğim kişi oldu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 153)
    5. metne dön, dipnot 5
      Rikab, hürriyetini kaybetmiş kişilerdir (Müfredat). Esir düşen kişiler savaşa katılanlara ganimetten bir pay olarak dağıtılırlar ki savaşa katılanlar onlardan fidyelerini alıp serbest bıraksınlar. Fidye alınmadan da serbest bırakılabilirler (Muhammed 47/4). Elindeki esiri fidyesiz serbest bırakmak istemeyenlere bu fondan ödeme yapılarak esirler hürriyetlerine kavuşturulurlar. Esir veya başka ülkelerde hapse düşmüş ama elinde imkanı olmayanlara da bu fondan ödeme yapılarak kurtulmaları sağlanır.
    6. metne dön, dipnot 6
      Bu, fakir olmadıkları halde borçlarını ödeyemeyenler için kurulan fondur. Mesela birinin bir işletmesi vardır, borçlanmıştır. Orayı satsa borcunu ödeyebilir ama o zaman da işsiz kalır. Bu gibi kimselerin ödeme gücünün olmadığı tespit edilirse borçları bu fondan ödenir ki işleri bozulmasın.
    7. metne dön, dipnot 7
      Bu, savaş başta olmak üzere Allah'ın emrine uygun olarak onun yolunda yapılacak bütün kamu harcamaları için kurulan fondur (Bakara 2/190 ve 195, Enfal 8/60).
    8. metne dön, dipnot 8
      İnsani ilişkilerin ve ticari hayatın gelişmesi için yolların yapılmasına ve oralarda güvenle hareket etmeye ihtiyaç olur (Nahl 16/112). Yolcuların ihtiyaçları, yol yapımı ve yol güvenliği için yapılan harcamalar bu fondan karşılanır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Zekatlar (Sadakalar) sadece fakirler, çaresizler, bu işte çalışanlar dipnot 1 ve kalpleri ısındırılanlar dipnot 2 içindir. Bir de esirler, borçlular, Allah yolunda çalışanlar ve yolda kalanlar uğrunda harcanır. Bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah bilir, doğru kararlar verir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sadaka toplama ve dağıtma işini meslek edinmiş müminler, kamu görevlilieri
    2. metne dön, dipnot 2
      İslam dinine kalpleri ısındırılanlar

    Şaban Britch

    Sadakalar/zekatlar, Allah’tan bir farz olarak fakirler, miskinler, onu toplayan memurlar, kalpleri (İslam’a) ısındırılanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda (cihad edenler) ve yolda kalanlar içindir. Allah Alim'dir, Hakim'dir.

    Şaban Piriş

    Sadakalar, Allah'tan bir farz olarak fakirler, düşkünler, onu toplayan memurlar, kalpleri (İslam'a) ısındırılanlar, köle ve esirler, borçlular, Allah yolunda ve yolda kalanlar içindir. Allah alimdir, hakimdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sadakalar/zekat malları Allah'tan bir farz olarak sadece şunlar içindir: Fakirler, düşkünler, sadakalarla ilgilenmeye memur edilenler, kalpleri yakınlaştırılıp ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmiş olanlar, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış kişi. Allah Alim'dir, Hakim'dir.

  2. Tevbe suresi, 61. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 61. ayet. وَمِنْهُمُ ٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ ٱلنَّبِىَّ وَيَقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لَّكُمْ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Yine onlardan peygamberi inciten ve "O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır" diyen kimseler de vardır. De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah'a inanır, mü'minlere inanır (güvenir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah'ın Resulünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır."

    Mehmet Okuyan

    (Münafıklardan:) "O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir kulaktır." diyerek Peygamber'i incitenler de vardır. De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır. dipnot 1 (Çünkü) o Allah'a inanır, müminlere güvenir dipnot 2 ve o sizden iman edenler için de bir rahmettir. dipnot 3 Allah'ın Elçisine eziyet edenler için elem verici bir azap vardır."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hz. Muhammed'e "hayır kulağı" denmesinin gerekçesi, onun "Yüce Allah'a iman etmesi", beraberinde "müminlere, onların sözlerine inanıp güvenmesi" ve muhatapların içinden "iman edenler" için de bir rahmet ve merhamet vesilesi olması"dır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayette geçen [yu'minu] fiillerinin ilki Yüce Allah'a "iman etmeyi", ikincisi ise müminlere "güvenmeyi" içermekte, imanın hem inanç boyutunu hem de ahlâki boyutunu ortaya koymaktadır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Benzer mesaj: Tevbe 9:128.

    Mustafa İslamoğlu

    Yine o (ikiyüzlüler) arasında, "O (her sözü dinleyen) som bir 'kulak'tır" diyerek Peygamber'i rencide eden kimseler var. De ki: (Öyle ama), sizin için hayırlı bir 'kulak'tır: Allah'a iman eder, mü'minlere ise güvenir; üstelik içinizden imanda sebat edenler için bir rahmettir. Allah'ın Elçisi'ni rencide edenlere gelince: onları pek acı bir azap beklemektedir.

    Muhammed Esed

    (Hakkın düşmanları) arasında "O her söze kulak veriyor" diyerek Peygamberi yerip kınayanlar var. De ki: "(Evet,) o, hakkınızda hayırlı olanı (duyup dinlemek için) kulaklarını açık tutuyor. Allaha inanıp müminlere güveniyor; (çünkü) içinizde imana erişenler için (Allahın) rahmeti(nin bir tecellisi)dir o. Ve Allahın Elçisini yerip kınayan o kimselere gelince, (öte dünyada) pek çetin bir azap bekliyor böylelerini.

    Ahmed Hulusi

    Onlardan bazıları da En Nebi'ye (Hz. Rasulullah'a) eziyet ederler ve: "O, her duyduğuna (aldığı vahye) inanan biri" derler. . . De ki: "Size hayır ulaşsın diye (vahye) kulak verendir! Esma'sıyla onların hakikati olarak Allah'a iman eder, iman edenlere inanır ve sizden iman etmişlere de bir rahmettir". . . Allah Rasulünü incitenlere gelince, onlar için acı bir azap vardır.

    Ali Bulaç

    İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, mü'minlere inanıp güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azab vardır."

    Ali Özek ve heyeti

    (Yine o münafıklardan:) O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir kulaktır, diyerek peygamberi incitenler de vardır. De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o Allah'a inanır, müminlere güvenir ve o, sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah'ın Rasûlüne eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır.

    Ali Rıza Safa

    Aralarında, "O, bir kulak!" diyerek peygamberi tedirgin edenler vardır. De ki: "Sizin için, iyilik kulağıdır!" Allah'a inanır ve inananlara güvenir; aranızdaki inananlar için rahmettir. Allah'ın elçisini tedirgin edenler için acı bir ceza vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    İçlerinden bazıları da Peygamberi incitirler ve şöyle derler: "O, her şeye kulak kesilir." De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o, Allah'a inanır, müminlere güvenir ve o, sizden iman edenler için de bir rahmettir." Allah'ın Peygamberine eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır.

    Edip Yüksel

    Onlardan kimi de, "O (haber toplayan) bir kulaktır" diyerek peygamberi incitiyorlar. De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır. O, ALLAH'ı onaylar ve iman edenlere güvenir. İçiniz-deki iman edenler için de bir rahmettir. ALLAH'ın elçisini incitenler için acı bir azap vardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlardan kimi de, 'O (haber toplayan) bir kulaktır,' diyerek peygamberi incitiyorlar. De ki: 'O, sizin için bir hayır kulağıdır. O, ALLAH'a inanır ve inananlara güvenir. İçinizdeki inananlar için de bir rahmettir. ALLAH'ın elçisini incitenler için acı bir azap vardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yine içlerinden peygamberi inciten ve: "O, her söyleneni dinler bir kulaktır." diyenler vardır. De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır, Allah'a inanır, mü'minlere inanır ve iman edenleriniz için bir rahmettir." Allah'ın peygamberini incitenler için de acı bir azap vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yine içlerinden öyleleri var ki Peygamberi incidiyorlar ve "o her söyleneni dinler bir kulak" diyorlar, de ki: sizin için bir hayır kulağıdır, Allaha inanır, mü'minlere inanır ve iyman edenleriniz için bir rahmettir, Allahın Resulünü incidenler için ise elim bir azab vardır

    Erhan Aktaş

    Onlardan bir kısmı, "O, bir kulaktır. dipnot 1 " diyerek, Nebi'yi incitiyorlar. De ki: "O, sizin için hayır kulağıdır." O, Allah'a inanır ve Mü'minlere inanır. İman Edenler için bir rahmettir. Allah'ın Resul'ünü incitenler için can yakıcı bir azap vardır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Başkalarının aklıyla hareket eden, herkesin dediğine inanan, kimden ne duyduysa onu yapan, saf bir kimsedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlardan bir kısmı, "O, bir kulaktır." dipnot 1 diyerek, nebiyi incitiyorlar. De ki: "O, sizin için hayır kulağıdır." O, Allah'a inanır ve mü'minlere inanır. İman edenler için bir rahmettir. Allah'ın Resulünü incitenler için can yakıcı bir azap vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Başkalarının aklıyla hareket eden, herkesin dediğine inanan kimden ne duyduysa onu yapan, saf bir kimsedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlardan bir kısmı, "O, bir kulaktır." dipnot 1 diyerek, nebileri incitiyorlar. De ki: "O, sizin için hayır kulağıdır." O, Allah'a inanır ve mü'minlerin sözüne inanır. İçinizdeki iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın Rasul'ünü incitenler için can yakıcı bir azap vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Başkalarının aklıyla hareket eden, herkesin dediğine inanan kimden ne duyduysa onu yapan, saf bir kimsedir.

    Gültekin Onan

    İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Tanrı'ya inanır, inançlılara güvenir (yüminü) ve sizden inananlar için bir rahmettir. Tanrı'nın elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azab vardır."

    Hasan Basri Çantay

    (Yine o münafıkların) içlerinde öyle kimseler vardır ki peygambere eza ederler (onu incitirler) ve: "O, (her söyleyeni dinleyen) bir kulakdır" derler. De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır, Allaha inanır, mü'minler (in sözün) e inanır. İçinizden iman edenler için de bir rahmetdir o. Allahın Resulünü incitenler (yok mu? İşte) en acıklı azab onlarındır.

    İbni Kesir

    Onlardan kimileri de; o, her şeye kulak kesiliyor, diyerek peygambere eziyyet ederler. De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a inanır, mü'minlere inanır. Ve aranızda iman etmiş olanlara rahmettir. Allah'ın Rasulüne eziyyet verenler için elem verici bir azab vardır.

    Mehmet Alagaş

    (61-66) Onlardan kimileri de O bir kulaktır (işittiğini beyine aktaran bir organ) diyerek nebiyi incitiyorlar, de ki o kulak sizin hayrınızadır, Allah’a iman eder, müminlere iman eder, sizden iman edenler için de bir rahmettir, Allah’ın Resulünü incitenler için acıtıcı bir azap vardır. Sizin hoşnutluğunuzu / rızanızı kazanmak için yemin ederler, eğer iman ediyorlarsa Allah’ın ve Resulünün rızası daha gerçektir. (Sizi razı etmelerinden daha gerçekçidir) Bilmiyorlar mı? O kişi ki Allah’a ve Resulüne karşı koyarsa muh akkak ki onun için içinde kalıcı olacağı cehennem vardır, bu çok büyük bir rezilliktir. Münafıklar, aleyhlerine bir sûre indirilmesinden ve kalplerinde olanların haber verilmesinden ürkerler de ki dalga geçin, muhakkak ki Allah, o ürktüğünüz şeyleri çıkaracak olandır. Sorgularsan da diyecekler ki biz şaka ediyorduk, oyu n oynuyorduk (Ciddi değildik) De ki Allah’ın ayetleri ve O’nun Resulü ile mi dalga geçiyordunuz / eğleniyorsunuz? Özür dilemeyin / mazeret sunmayın, imanınızdan sonra kesin bir şekilde küfret tiniz, sizden bir grubu affetsek bile bir gruba suçlu olmalarından dolayı azap edeceğiz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onların içinde: "O, bir kulaktır (her duyduğuna inanıyor), diyerek onu üzenler vardır." De ki: "O, sizin için hayrı (dinleyip, inanan) bir kulaktır. Allah'a iman eder, Müminlere inanıp güvenir ve sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah’ın Rasûlünü üzenlere acıklı bir azap vardır."

    Süleyman Ateş

    İçlerinden bazıları da Peygamberi incitirler: "O, (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır." derler. De ki: "(O), sizin için hayır kulağıdır. Allah'a inanır, mü'minlere inanır. Sizden inananlar için de (O), bir rahmettir, Allah'ın Elçisini incitenlere acı bir azab vardır."

    Süleymaniye Vakfı

    İçlerinde "Her söze kulak veriyor!" diyerek nebiyi incitenler vardır. De ki: "O sizin için iyi olana kulak verir. Allah'a inanıp güvenir, müminlere de inanır. Ayrıca o, sizden inanıp güvenenler için bir lütuftur dipnot 1 ." Allah'ın elçisini inciten kişilere acıklı bir azap vardır dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Başta geçen "nebiyi incitmek" ifadesi ayetin sonunda "Resulullah'ı incitmek" şekline dönmüştür. Çünkü nebiyi incitme ile resulü incitme arasında sonuca etki eden önemli bir fark vardır. Kur'an'da nebi ve resul kavramları birbirleriyle irtibatlı ama farklı anlamlarda kullanılır. Nebi, kendisine risaletle ilgili vahiy indirildiği için değeri yükseltilmiş kişidir. Bu yönüyle nebilik ünvandır ve beşeri özellikleri de kapsar. Resul ise kendisine indirilen vahyi tebliğ etme görevini ve tebliğ edilen şeyi ifade eder. Kişi nebilik ünvanını, verildiği andan ölümüne dek hayatının her anında taşır ama resullük sadece tebliğ faaliyetini sürdürdüğü anlar için söz konusudur. Bu sebepledir ki Kur'an'da nebiye mutlak itaatten bahsedilmezken (Mümtehine 60/12) resule mutlak surette itaat istenir ve bunun Allah'a itaat anlamına geldiği bildirilir (Nisa 4/80). Bunun uzantısı olarak bu ayette görüldüğü gibi nebiyi incitenler kınanır yahut en fazla uyarılırken resulü incitenler acıklı bir azapla tehdit edilir. Çünkü nebiyi incitme beşeri münasebetlere dair bir eksikliğin tezahürü iken resulü incitme onun tebliğ ettiği şeyi, dolayısıyla Allah'ı hedef alan bir karşı koyuş anlamına gelir. Bu sebeple Muhammed aleyhisselamın etrafındaki insanlar, onunla konuşur yahut tartışırken onun hangi sıfatla konuştuğuna dikkat etmeleri konusunda uyarılmışlardır (Hucurat 49/2). Zira nebiyle polemiğe girmek en fazla nezaketsizlik olarak değerlendirilebilecek iken (Ahzab 33/53) resul vasfıyla tebliğ ettiği şeye karşı çıkmak, kişiyi Allah'ın yolundan çıkaracaktır (Ahzab 33/57).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İçlerinde, o kulaktır, diyerek Nebiyi üzenler vardır. De ki "O kulak, sizin için iyi kulaktır. Allah'a güvenir ve müminlere güvenir. İçinizden inanıp güvenmiş olanlar için de bir ikramdır. Kim Allah'ın Elçisini üzerse onun için acıklı bir azap vardır."

    Şaban Britch

    Onların içinde: O, bir kulaktır (her duyduğuna inanıyor), diyerek onu üzenler vardır. De ki: ‘O, sizin için hayrı (dinleyip, inanan) bir kulaktır. Allah'a iman eder, müminlere inanıp güvenir ve sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah’ın Rasûlü’nü üzenlere acıklı bir azap vardır.

    Şaban Piriş

    Onların içinde: -O, her şeye kulak veriyor, diyerek onu (Peygamberi) üzenler vardır. De ki: 'O, Allah'a iman eden ve müminlere inanan, sizin için hayırlı olan, içinizden iman edenlere rahmet olan bir kulaktır.' Allah'ın Resulü'nü üzenlere can yakıcı bir azap vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İçlerinden bazıları da o Peygamber'i incitirler ve şöyle derler: "O, her şeye kulak kesilir." De ki: "Hayır kulağıdır sizin için o; Allah'a iman eder, müminlere güvenir. İnananlarınız için de bir rahmettir o." Allah'ın resulüne eza edenler için korkunç bir azap öngörülmüştür.

  3. Tevbe suresi, 62. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 62. ayet. يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ أَحَقُّ أَن يُرْضُوهُ إِن كَانُوا۟ مُؤْمِنِينَ

    Diyanet İşleri

    Sizi razı etmek için, Allah'a yemin ederler. Eğer gerçekten mü'min iseler (bilsinler ki), Allah ve Resulü'nü razı etmeleri daha önceliklidir.

    Mehmet Okuyan

    Sizi memnun etmek için (gelip) Allah'a (yalan yere) yemin ederler. Mümin iseler Allah ve Elçisi razı edilmeye daha layıktır. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: "Mümin iseler Allah'ı ve Elçisini yani onu (Allah'ı) razı etmeleri daha doğrudur (önceliklidir)." Buradaki [yurdûhu] ifadesindeki [hu] zamiri, Elçinin razı edilmesinin aslında Yüce Allah'ın razı edilmesi olduğunu gösterir. Benzer bir kullanım için bkz. Enfâl 8:24.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar, sizi hoşnut etmek için size Allah adına yeminler ederler. Oysa ki daha öncelikli bir görevleri var: Allah'ı hoşnut etmek, O'nun Elçisi'ni de... Tabi ki yürekten inanmışlarsa eğer!

    Muhammed Esed

    (O ikiyüzlüler) sizi hoşnut bırakmak için (iyi niyetle edip eyledikleri konusunda) yüzünüze karşı Allaha yemin ederler. Oysa, eğer gerçekten inanmış olsalardı, başka herkesten önce Allahı ve Onun Elçisini hoşnut etmeye çalışmaları gerekirdi!

    Ahmed Hulusi

    Gönlünüzü hoş etmek için, Esma'sıyla onların hakikati olan Allah namına yemin ederler. . . Eğer iman edenler olsalardı, (bilirlerdi ki) razı edilmesi gereken (Esma'sıyla hakikatleri olan) Allah ve Rasulü'dür!

    Ali Bulaç

    Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa mü'min iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır.

    Ali Özek ve heyeti

    Rızanızı almak için size (gelip) Allah'a and içerler. Eğer mümin iseler Allah ve Rasûlünü razı etmeleri daha doğrudur.

    Ali Rıza Safa

    Sizi hoşnut etmek için, Allah'ın üzerine yemin ediyorlar. Oysa inanmış olsalardı, Allah'ı ve O'nun elçisini hoşnut etmeleri gerekirdi.

    Bayraktar Bayraklı

    Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer gerçekten iman etmiş olsalardı, Allah'ı ve Peygamberini hoşnut etmek için çalışırlardı.

    Edip Yüksel

    Sizi hoşnut etmek için ALLAH'a yemin edip dururlar. Gerçekten onaylıyorlarsa bilmelidirler ki ALLAH ve elçisi hoşnut edilmeye daha layıktır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sizi hoşnud etmek için ALLAH'a yemin edip dururlar. Gerçekten inanıyorlarsa bilmelidirler ki ALLAH ve elçisi hoşnud edilmeye daha layıktır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Size gelir hoşnutluğunuzu kazanmak için Allah'a yemin ederler, oysa eğer bunlar mü'minseler, daha önce Allah'ın ve peygamberinin rızasını düşünmeleri gerekir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Size gelirler rızanızı celbetmek için Allaha yemin ederler, eğer bunlar mü'min iseler daha evvel Allahın ve Resulünün rızasını düşünmeleri iycab eder

    Erhan Aktaş

    Sizi hoşnut etmek için, Allah'a yemin ediyorlar. Oysaki gerçekten inanıyorlarsa, Allah ve Resul'ü hoşnut edilmeye daha layıktır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sizi hoşnut etmek için, Allah'a yemin ediyorlar. Oysaki gerçekten inanıyorlarsa, Allah ve Resulü hoşnut edilmeye daha layıktır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sizi hoşnut etmek için, Allah'a yemin ediyorlar. Oysaki gerçekten inanıyorlarsa, Allah ve Rasul'ü, hoşnut edilmeye daha layıktır.

    Gültekin Onan

    Sizi hoşnut kılmak için Tanrı'ya yemin ederler; oysa inançlı iseler, hoşnut kılınmaya Tanrı ve elçisi daha layıktır.

    Hasan Basri Çantay

    Size (gelirler) gönlünüzü hoş etmek için Allaha andederler. Eğer bunlar mü'min iseler Allahı ve Resulünü raazi etmeleri daha doğrudur.

    İbni Kesir

    Sizi hoşnud etmek için Allah'a yemin ederler. Halbuki Allah ve Rasulü hoşnud etmeye daha layıktır. Eğer mü'min idiyseler.

    Mehmet Alagaş

    (61-66) Onlardan kimileri de O bir kulaktır (işittiğini beyine aktaran bir organ) diyerek nebiyi incitiyorlar, de ki o kulak sizin hayrınızadır, Allah’a iman eder, müminlere iman eder, sizden iman edenler için de bir rahmettir, Allah’ın Resulünü incitenler için acıtıcı bir azap vardır. Sizin hoşnutluğunuzu / rızanızı kazanmak için yemin ederler, eğer iman ediyorlarsa Allah’ın ve Resulünün rızası daha gerçektir. (Sizi razı etmelerinden daha gerçekçidir) Bilmiyorlar mı? O kişi ki Allah’a ve Resulüne karşı koyarsa muh akkak ki onun için içinde kalıcı olacağı cehennem vardır, bu çok büyük bir rezilliktir. Münafıklar, aleyhlerine bir sûre indirilmesinden ve kalplerinde olanların haber verilmesinden ürkerler de ki dalga geçin, muhakkak ki Allah, o ürktüğünüz şeyleri çıkaracak olandır. Sorgularsan da diyecekler ki biz şaka ediyorduk, oyu n oynuyorduk (Ciddi değildik) De ki Allah’ın ayetleri ve O’nun Resulü ile mi dalga geçiyordunuz / eğleniyorsunuz? Özür dilemeyin / mazeret sunmayın, imanınızdan sonra kesin bir şekilde küfret tiniz, sizden bir grubu affetsek bile bir gruba suçlu olmalarından dolayı azap edeceğiz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sizi razı etmek için Allah’a yemin ederler. Eğer Mümin iseler Allah’ı ve Rasûlünü razı etmeleri daha gereklidir.

    Süleyman Ateş

    Gönlünüzü hoş etmek için size (gelip) Allah'a yemin ederler. Halbuki inanmış olsalardı, Allah'ı ve Resulünü hoşnud etmeleri daha uygundu.

    Süleymaniye Vakfı

    Sizi razı etmek için Allah'ın adıyla yemin ederler. Eğer mümin iseler, asıl razı etmeleri gereken Allah ve resulüdür dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın rızasının kazanılması onun emir ve yasaklarının yerine getirilmesine bağlıdır. Onun emir ve yasaklarını da bize resuller iletir. Bu sebeple Allah'a itaat etmenin yolu resule itaatten geçer (Nisa 4/80, Nur 24/54). Nebi olan resullerin ulaşamadıkları yerlerde yahut vefatlarından sonra resulluk görevi, Allah'ın indirdiği kitabın tebliğ edilmesiyle yerine getirilir. Nitekim, ayetteki (يرضوه) onu razı etmeniz" ifadesinde geçen zamir "Allah ve resulü" ifadesini gösterdiği halde (هما) şeklinde tesniye/ikil değil, (هُ) şeklinde müfred/tekil gelmiştir. Bu da "Allah ve resulü" ifadesiyle iki ayrı hüküm koyucudan değil tek bir otoriteden bahsedildiğini gösterir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sizi memnun etmek için "Biz de sizdeniz" diye Allah'a yemin ederler. Eğer inanıp güvenmiş kimseler iseler, Allah ve elçisi, onların memnun etmelerini daha çok hak eder.

    Şaban Britch

    Sizi razı etmek için Allah’a yemin ederler. Eğer mümin iseler Allah’ı ve Rasûlünü razı etmeleri daha gereklidir.

    Şaban Piriş

    Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer mümin iseler Allah'ı ve resulünü hoşnut etmeleri daha gereklidir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sizin gönlünüzü hoş etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer bunlar inanmış iseler Allah'ın ve resulünün hoşnutluğunu öne almaları daha uygun düşer.

  4. Tevbe suresi, 63. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 63. ayet. أَلَمْ يَعْلَمُوٓا۟ أَنَّهُۥ مَن يُحَادِدِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَأَنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدًا فِيهَا ذَٰلِكَ ٱلْخِزْىُ ٱلْعَظِيمُ

    Diyanet İşleri

    Allah'a ve Resulüne karşı gelen kimseye, içinde ebedi kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir.

    Mehmet Okuyan

    (Hâlâ) bilmediler mi ki kim Allah'a ve Elçisine karşı çıkarsa, onun için içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu büyük rezilliktir.

    Mustafa İslamoğlu

    Yoksa onlar şunu bilmiyorlar mı: kim Allah'a ve O'nun Elçisi'ne meydan okursa, işte o içinde daimi kalmak üzere cehennem ateşine atılır; en dehşet onursuzluk da budur.

    Muhammed Esed

    Hem bilmiyorlar mı ki, Allaha ve Onun Elçisine karşı koyan kimseyi, içinde ebediyyen kalacağı cehennem ateşi beklemektedir? En vahim alçalma da budur zaten.

    Ahmed Hulusi

    Hala bilmediler mi ki, kim Allah ve Rasulüyle zıtlaşırsa, onun için sonsuza dek yaşayacağı cehennem ateşi vardır. . . İşte aziym rüsvalık budur!

    Ali Bulaç

    Bilmiyorlar mı, kim Allah'a ve elçisine karşı koymaya çalışırsa, gerçekten onun için, onda ebedi kalmak üzere cehennem ateşi vardır? İşte en büyük aşağılanma budur.

    Ali Özek ve heyeti

    (Hâla) bilmediler mi ki, kim Allah ve Rasûlüne karşı koyarsa elbette onun için, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu büyük rüsvalıktır.

    Ali Rıza Safa

    Allah'a ve O'nun elçisine karşı gelen kimse için, sürekli içinde kalacağı cehennem ateşi olduğunu bilmiyorlar mı? Büyük aşağılanma, işte budur.

    Bayraktar Bayraklı

    Bilmezler mi ki, Allah'a ve Peygamberine kim karşı koymaya kalkışırsa, ona süreli kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu, büyük rezilliktir.

    Edip Yüksel

    Bilmediler mi ki, kim ALLAH ve elçisine karşı gelirse, içinde ebedî kalacağı cehenneme mahkûm olur. Bu büyük bir aşağılanmadır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bilmediler mi ki, kim ALLAH ve elçisine karşı gelirse, içinde ebedi kalacağı cehenneme mahkum olur. Bu büyük bir aşağılanmadır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yoksa onlar hala bilmediler mi ki, kim Allah ve peygamberiyle yarış etmeye kalkarsa, ona kesinlikle sonsuza dek kalmak üzere cehennem ateşi vardır. İşte rezilliğin büyüğü odur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya, henüz şunu bilmediler mi?. Her kim Allah ve Resulüne yarış etmeğe kalkarsa ona muhakkak Cehennem ateşi var ebeda onda kalmak üzere, işte rüsvalığın büyüğü o

    Erhan Aktaş

    Bilmediler mi ki: Kim Allah'a ve Resul'üne karşı haddi aşarsa, onun için, içinde sürekli kalacağı Cehennem ateşi vardır. İşte bu, büyük rezilliktir dipnot 1 .

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Alçaklık, aşağılık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bilmediler mi ki: Kim Allah'a ve Resulüne karşı haddi aşarsa, onun için, içinde sürekli kalacağı Cehennem ateşi vardır. İşte bu, büyük rezilliktir. dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Alçaklık, aşağılık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bilmediler mi ki: Kim Allah'a ve Rasul'üne karşı haddi aşarsa, onun için, içinde sürekli kalacağı Cehennem ateşi vardır. İşte bu, en büyük rezilliktir. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Alçaklık, aşağılık.

    Gültekin Onan

    Bilmiyorlar mı, kim Tanrı'ya ve elçisine karşı koymaya çalışırsa gerçekten onun için, onda ebedi kalmak üzere cehennem ateşi vardır? İşte en büyük aşağılanma budur.

    Hasan Basri Çantay

    Haala şu hakıykatı anlamadılar mı ki: Kim Allaha ve Resulüne karşı yan çizerse ona, içinde ebedi kalıcı olmak üzere, cehennem ateşi vardır. Bu (ebedi kalış) ise en büyük rüsvaylıkdır.

    İbni Kesir

    Bilmezler mi ki: Kim, Allah'a ve Rasulüne karşı koymaya kalkışırsa; muhakkak ona, içinde ebedi kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu, en büyük rüsvaylıktır.

    Mehmet Alagaş

    (61-66) Onlardan kimileri de O bir kulaktır (işittiğini beyine aktaran bir organ) diyerek nebiyi incitiyorlar, de ki o kulak sizin hayrınızadır, Allah’a iman eder, müminlere iman eder, sizden iman edenler için de bir rahmettir, Allah’ın Resulünü incitenler için acıtıcı bir azap vardır. Sizin hoşnutluğunuzu / rızanızı kazanmak için yemin ederler, eğer iman ediyorlarsa Allah’ın ve Resulünün rızası daha gerçektir. (Sizi razı etmelerinden daha gerçekçidir) Bilmiyorlar mı? O kişi ki Allah’a ve Resulüne karşı koyarsa muh akkak ki onun için içinde kalıcı olacağı cehennem vardır, bu çok büyük bir rezilliktir. Münafıklar, aleyhlerine bir sûre indirilmesinden ve kalplerinde olanların haber verilmesinden ürkerler de ki dalga geçin, muhakkak ki Allah, o ürktüğünüz şeyleri çıkaracak olandır. Sorgularsan da diyecekler ki biz şaka ediyorduk, oyu n oynuyorduk (Ciddi değildik) De ki Allah’ın ayetleri ve O’nun Resulü ile mi dalga geçiyordunuz / eğleniyorsunuz? Özür dilemeyin / mazeret sunmayın, imanınızdan sonra kesin bir şekilde küfret tiniz, sizden bir grubu affetsek bile bir gruba suçlu olmalarından dolayı azap edeceğiz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah'a ve Peygamberine karşı gelmeye kalkan için içinde sonsuza kadar kalacağı cehennem olduğunu bilmediler mi? En büyük rüsvaylık işte budur!

    Süleyman Ateş

    Bilmediler mi ki kim Allah'a ve Elçisine karşı koymağa kalkarsa onun için sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte, büyük rezillik budur.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar şunu hala öğrenmediler mi! Kim Allah'a ve elçisine sınır çizmeye kalkarsa dipnot 1 ona içinde ölümsüz olarak kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu büyük bir rezilliktir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mücadele 58/5-6, 20-22. Bu ve önceki ayetlerde, Allah ve resulünün ayrı ayrı zikredilmiş olması itaate ya da isyana konu olan iki ayrı otoritenin varlığını göstermez. Allah'a itaat nasıl ki onun isteklerini tebliğ eden resule/kitaba itaat ile mümkün oluyorsa (Nisa 4/80), ona karşı başkaldırı yahut ona sınır çizme de yine onun ayetlerine karşı gösterilen tavırla mümkün olacaktır (Al-i İmran 3/32).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah'a ve elçisine sınır çizenlerin dipnot 1 payına, içinde sürekli kalacakları alevli ateşin düştüğünü henüz öğrenmediler mi? İşte bu, büyük bir yıkımdır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın ve Elçisinin her konuda söz sahibi olamayacağını söyleyen.

    Şaban Britch

    Allah’a ve Rasûlüne karşı muhalefette bulunursa içinde ebedi kalacağı Cehennem'in olduğunu bilmiyorlar mı? İşte büyük rezillik budur.

    Şaban Piriş

    Allah'a ve Resulüne karşı isyan edene içinde ebedi kalacağı cehennemin olduğunu bilmiyorlar mı? İşte büyük rezillik budur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bilmediler mi ki, her kim Allah'a ve resulüne kafa tutarsa ona, içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır. Büyük rezillik işte budur.

  5. Tevbe suresi, 64. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 64. ayet. يَحْذَرُ ٱلْمُنَٰفِقُونَ أَن تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُم بِمَا فِى قُلُوبِهِمْ قُلِ ٱسْتَهْزِءُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ مُخْرِجٌ مَّا تَحْذَرُونَ

    Diyanet İşleri

    Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir surenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: "Siz alay ede durun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır."

    Mehmet Okuyan

    O münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine bildirecek bir surenin onlara (müminlere) indirilmesinden çekinirler. De ki: "Siz alay edin (bakalım)! Şüphesiz ki Allah çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır."

    Mustafa İslamoğlu

    İkiyüzlüler kendileri hakkında, kalplerinde olanı sana haber veren bir sure inmesinden endişe ediyorlar. De ki: "Alay edin bakalım! Nasıl olsa Allah korktuğunuzu başınıza getirecektir."

    Muhammed Esed

    Münafıklar(dan bazıları), kendilerine karşı (bir delil olmak üzere), kalplerinde gizleyip durdukları (gerçek) niyeti açığa vuracak (yeni) bir surenin indirilmesinden tasalanıyorlar. De ki: "Siz alay ededurun bakalım! Nasıl olsa Allah, tasalandığınız asıl şeyi er geç açığa vuracak!"

    Ahmed Hulusi

    Münafıklar, kalplerinde olanı onlara haber veren bir surenin üzerlerine inmesinden çekinirler! De ki: "Eğlenin bakalım! Muhakkak ki Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkartır. "

    Ali Bulaç

    Münafıklar, kalblerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır."

    Ali Özek ve heyeti

    Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin! Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.

    Ali Rıza Safa

    İkiyüzlüler, yüreklerinde olanı açıklayacak bir surenin indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Siz, alay edin. Allah, çekindiğiniz şeyi kesinlikle açığa çıkaracaktır!"

    Bayraktar Bayraklı

    İki yüzlüler, kalplerinde olanı haber verecek bir surenin aleyhlerinde ineceğinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım, Allah çekindiğiniz şeyleri ortaya çıkaracaktır."

    Edip Yüksel

    İkiyüzlüler, kalplerindekini kendilerine haber verecek bir surenin inmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım, ALLAH korktuğunuz şeyi açığa çıkaracak."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İkiyüzlüler, kalplerindekini kendilerine haber verecek bir surenin inmesinden çekiniyorlar. De ki: 'Alay edin bakalım, ALLAH korktuğunuz şeyi açığa çıkaracak.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Münafıklar, kalplerinde olanı bütünüyle kendilerine haber verecek bir surenin tepelerine indirilmesinden çekinirler. De ki: "Alay edin bakalım; çünkü Allah, o çekindiklerinizi meydana çıkaracaktır!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Münafıklar bütün kalblerindekilerle kendilerini haber verecek bir surenin tepelerine inmesinden çekinirler, de ki eğlenin bakalım çünkü Allah o sizin çekindiklerinizi meydana çıkaracak

    Erhan Aktaş

    Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı haber verecek bir surenin indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım! Kuşkusuz Allah, çekindiğiniz şeyi açığa çıkaracaktır."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı haber verecek bir surenin indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım! Kuşkusuz Allah, çekindiğiniz şeyi açığa çıkaracaktır."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı haber verecek bir surenin indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım! Kuşkusuz Allah, çekindiğiniz şeyi açığa çıkaracaktır."

    Gültekin Onan

    Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Tanrı kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır."

    Hasan Basri Çantay

    Münafıklar, kalblerinde olanı kendilerine açıkça haber verecek bir surenin tepelerine indirilmesinden daima endişe ederler. De ki: "Siz maskaralık yapadurun, Allah kocunageldiğiniz şey'i (zaten) meydana çıkarandır".

    İbni Kesir

    Münafıklar; üzerlerine kalblerinde olanı haber verecek bir surenin indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: Siz alay edin bakalım, Allah çekindiğinizi ortaya çıkarandır.

    Mehmet Alagaş

    (61-66) Onlardan kimileri de O bir kulaktır (işittiğini beyine aktaran bir organ) diyerek nebiyi incitiyorlar, de ki o kulak sizin hayrınızadır, Allah’a iman eder, müminlere iman eder, sizden iman edenler için de bir rahmettir, Allah’ın Resulünü incitenler için acıtıcı bir azap vardır. Sizin hoşnutluğunuzu / rızanızı kazanmak için yemin ederler, eğer iman ediyorlarsa Allah’ın ve Resulünün rızası daha gerçektir. (Sizi razı etmelerinden daha gerçekçidir) Bilmiyorlar mı? O kişi ki Allah’a ve Resulüne karşı koyarsa muh akkak ki onun için içinde kalıcı olacağı cehennem vardır, bu çok büyük bir rezilliktir. Münafıklar, aleyhlerine bir sûre indirilmesinden ve kalplerinde olanların haber verilmesinden ürkerler de ki dalga geçin, muhakkak ki Allah, o ürktüğünüz şeyleri çıkaracak olandır. Sorgularsan da diyecekler ki biz şaka ediyorduk, oyu n oynuyorduk (Ciddi değildik) De ki Allah’ın ayetleri ve O’nun Resulü ile mi dalga geçiyordunuz / eğleniyorsunuz? Özür dilemeyin / mazeret sunmayın, imanınızdan sonra kesin bir şekilde küfret tiniz, sizden bir grubu affetsek bile bir gruba suçlu olmalarından dolayı azap edeceğiz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde bulunanı kendilerine haber verecek bir surenin indirileceğinden çekiniyorlar. De ki: “Alay edin bakalım. Allah, çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.”

    Süleyman Ateş

    Münafıklar, kendileri hakkında, kalblerinde bulunanı kendilerine haber verecek bir surenin indirileceğinden çekiniyorlar. De ki; "Siz alay edin, Allah çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.

    Süleymaniye Vakfı

    Münafıklar /ikiyüzlüler dipnot 1 , kalplerinde olanı haber verecek bir sure dipnot 2 indirilecek diye çekiniyorlar dipnot 3 . De ki: "Siz alay edin bakalım! Allah, çekindiğiniz şeyi nasıl olsa ortaya çıkaracaktır."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Münafık (ikiyüzlü) kavramını daha iyi anlamak için bkz Bakara 2/8-21 ve Münafikun suresi.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayette geçen "sure" kelimesinin kök anlamı "çevreleme ve yükselme"dir. "Şehrin etrafını çeviren duvar" için aynı kökten "sur" kelimesi kullanılır (Hadid 57/13). İki ucu birleşmiş ve sınır ifade eden bir yapıda olduğu için bileziğe "sivar" denir (İnsan 76/21). "Sure" de, bir şeyi diğerlerinden ayırmak için çizilen sınırı ifade eder. Ayırma ölçütleri yerine göre değişebilir. Nitekim Kur'an'ın 114 bölümünden her birini diğerinden ayıran çeşitli ölçütler vardır. Mesela Fatiha suresi, Allah'ın dininin temel ilkelerini en öz biçimde bildirir. Yusuf suresi bir kıssayı tüm ayrıntılarıyla baştan sona anlatır. Ancak sure kelimesi Kur'an'da daha kapsamlı bir kullanıma sahiptir. "Herhangi bir konudaki ayetlerden oluşan anlam kümesi" olarak tanımlayabileceğimiz "kur'an" kavramı ile sure kavramı arasında bir irtibat vardır. Ayetlerdeki kullanımlara bakılırsa surenin, "herhangi bir konudaki ardışık ayetler topluluğu" olduğu söylenebilir. Bu yönüyle her sure bir kur'andır ancak her kur'an sure değildir. Çünkü kur'anın oluşması için ardışık ayetler şart değildir. Herhangi bir konuda farklı yerlerden seçilen ayetler kur'anı oluşturur ancak mushaftaki yerleri açısından ardışık ayetler olmadığı için bunlara sure denmez. Ardışık ayetlerden oluşan bir surenin herhangi bir ayeti, bir başka anlam kümesinin ayeti de olabilir.
    3. metne dön, dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Münafıklar(ikiyüzlüler) dipnot 1 , içlerindekini kendilerine bildirecek bir surenin indirilmesinden endişe duyarlar. De ki "Siz hafife alın bakalım. Allah, endişelendiğiniz her şeyi ortaya koyacaktır."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Münafık(ikiyüzlü) kavramını daha iyi anlamak için bkz (Bakara 2/8-21), (Münafikun 63/1)

    Şaban Britch

    Münafıklar kendileri hakkında kalplerinde bulunanı kendilerine haber verecek bir sûrenin indirileceğinden çekiniyorlar. De ki: “Alay edin bakalım. Allah, çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır”

    Şaban Piriş

    Münafıklar kendileri hakkında kalplerinde bulunanı kendilerine haber verecek bir surenin indirileceğinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım, Allah, çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır".

    Yaşar Nuri Öztürk

    İkiyüzlüler, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin tepelerine inmesinden çekinir dururlar. De ki: "Siz alay edin. Allah, o çekinip durduklarınızı ortaya çıkaracaktır."

  6. Tevbe suresi, 65. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 65. ayet. وَلَئِن سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ أَبِٱللَّهِ وَءَايَٰتِهِۦ وَرَسُولِهِۦ كُنتُمْ تَسْتَهْزِءُونَ

    Diyanet İşleri

    Şayet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, "Biz sadece lafa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk", derler. De ki: "Allah'la, O'nun ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?"

    Mehmet Okuyan

    Onlara (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette "Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk." derler. De ki: "Allah ile, O'nun ayetleri ile ve Elçisi ile mi alay ediyordunuz?"

    Mustafa İslamoğlu

    Dönüp kendilerine sorsan, elbet şöyle diyecekler: "Kendimizi lafa kaptırmıştık, eğleniyorduk, hepsi bu!" de ki: "Allah'la, O'nun ayetleriyle ve O'nun Elçisi'yle mi eğlenip duruyordunuz?

    Muhammed Esed

    Yine de, onlara soracak olsan mutlaka şöyle cevap verirler: "Yarenliğe kaptırmıştık kendimizi, (kelime) oyun(u) yapıyorduk, hepsi bu". De ki: "Allahla, Onun ayetleriyle, Onun Elçisiyle mi alay edip eğleniyordunuz siz?"

    Ahmed Hulusi

    Kendilerine sorarsan kesinlikle şöyle derler: "Biz yalnızca lafa dalmış, şakalaşıp eğleniyorduk!" De ki: "Esma'sıyla hakikatiniz olan Allah ile; O'nun işaretleri ve O'nun Rasulü ile mi alay edip duruyordunuz!"

    Ali Bulaç

    Onlara sorarsan, andolsun: 'Biz dalmış, oyalanıyorduk' derler. De ki: 'Allah ile, O'nun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?'

    Ali Özek ve heyeti

    Eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan; «Elbette, biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk.» derler. De ki: «Allah ile, O'nun âyetleriyle ve O'nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz?»

    Ali Rıza Safa

    Onlara sorarsan, kesinlikle, şöyle derler: "Yalnızca, söze dalmış oyalanıyorduk!" De ki: "Allah'la, O'nun ayetleriyle ve O'nun elçisiyle alay ediyordunuz; öyle mi?"

    Bayraktar Bayraklı

    Onlara sorsan derler ki: "Biz ancak şakalaşıp eğleniyorduk." De ki: "Allah ile, ilkeleri ve peygamberiyle mi alay ediyorsunuz?"

    Edip Yüksel

    Kendilerine sorarsan, "Biz sadece şakalaşıp oynuyorduk" derler. De ki: "Siz, ALLAH ile, ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyorsunuz?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kendilerine sorarsan, 'Biz sadece şakalaşıp oynuyorduk,' derler. De ki: 'Siz, ALLAH ile, ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyorsunuz?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şayet kendilerine sorsan "Biz, sadece lafa dalmış, şakalaşıyorduk." derler. De ki: "Siz Allah ile, ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şayed kendilerine sorsan "biz, sırf lafa dalmış şakalaşıyorduk" derler, de ki: "Siz, Allah ile, ayetleriyle Peygamberiyle mi eğleniyordunuz?"

    Erhan Aktaş

    Eğer onlara soracak olsan, "Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk." derler. De ki: "Allah ile mi, O'nun ayetleri ve Resul'ü ile mi alay ediyordunuz?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Eğer onlara soracak olsan, "Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk." derler. De ki: "Allah ile mi, O'nun ayetleri ve Resulü ile mi alay ediyordunuz?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Eğer onlara soracak olsan, "Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk." derler. De ki: "Allah ile mi, O'nun ayetleri ve Rasul'ü ile mi alay ediyordunuz?"

    Gültekin Onan

    Onlara sorarsan, andolsun: "Biz dalmış oyalanıyorduk" derler. De ki: "Tanrı ile O'nun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?"

    Hasan Basri Çantay

    Şayet onlara (seninle birlikde "Tebük" e giderlerken niçin alay etdiklerini) sorsan, andolsun ki, "Biz ancak (yol zahmetini hissetmemek için lafa) dalmış bulunuyor, şakalaşıyorduk" derler. De ki: "Allah ile, Onun ayetleriyle, Onun Resulü ile mi eğleniyordunuz"?

    İbni Kesir

    Şayet onlara soracak olursan, diyeceklerdir ki: Andolsun ki biz, dalmış oyalanıyorduk. De ki: Allah ile, O'nun ayetleri ve peygamberleri ile mi alay ediyorsunuz?

    Mehmet Alagaş

    (61-66) Onlardan kimileri de O bir kulaktır (işittiğini beyine aktaran bir organ) diyerek nebiyi incitiyorlar, de ki o kulak sizin hayrınızadır, Allah’a iman eder, müminlere iman eder, sizden iman edenler için de bir rahmettir, Allah’ın Resulünü incitenler için acıtıcı bir azap vardır. Sizin hoşnutluğunuzu / rızanızı kazanmak için yemin ederler, eğer iman ediyorlarsa Allah’ın ve Resulünün rızası daha gerçektir. (Sizi razı etmelerinden daha gerçekçidir) Bilmiyorlar mı? O kişi ki Allah’a ve Resulüne karşı koyarsa muh akkak ki onun için içinde kalıcı olacağı cehennem vardır, bu çok büyük bir rezilliktir. Münafıklar, aleyhlerine bir sûre indirilmesinden ve kalplerinde olanların haber verilmesinden ürkerler de ki dalga geçin, muhakkak ki Allah, o ürktüğünüz şeyleri çıkaracak olandır. Sorgularsan da diyecekler ki biz şaka ediyorduk, oyu n oynuyorduk (Ciddi değildik) De ki Allah’ın ayetleri ve O’nun Resulü ile mi dalga geçiyordunuz / eğleniyorsunuz? Özür dilemeyin / mazeret sunmayın, imanınızdan sonra kesin bir şekilde küfret tiniz, sizden bir grubu affetsek bile bir gruba suçlu olmalarından dolayı azap edeceğiz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlara soracak olursan: "Sadece biz eğlenip oynuyorduk." diyecekler. De ki: "Allah ile ayetleriyle ve Rasûlüyle mi eğleniyordunuz?"

    Süleyman Ateş

    Eğer onlara sorsan: "Biz sadece lafa dalmış, şakalaşıyorduk!" derler. De ki: "Allah ile, O'nun ayetleriyle ve O'nun Elçisi ile mi alay ediyordunuz?"

    Süleymaniye Vakfı

    Onlara sorsan "Lafa dalmış, eğleniyorduk" derler. De ki: "Siz, Allah ile ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyorsunuz?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ne yaptıklarını öğrenmek istesen "Dalıp gitmişiz, eğleniyoruz işte," derler. De ki "Allah'ı mı, ayetlerini mi, yoksa elçisini mi hafife alıyorsunuz?"

    Şaban Britch

    Onlara soracak olursan, "Sadece biz eğlenip oynuyorduk." diyecekler. De ki: Allah ile ayetleriyle ve Rasûlüyle mi eğleniyordunuz?

    Şaban Piriş

    Onlara soracak olursan, 'Sadece biz eğlenip oynuyorduk.' diyecekler. De ki: 'Allah ile ayetleriyle ve Peygamberiyle mi eğleniyordunuz?'

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onlara sorarsan elbette şöyle diyeceklerdir: "Lakırdıya dalmış, şakalaşıyorduk, hepsi bu!" De ki: "Allah ile, O'nun ayetleriyle, O'nun resulüyle mi eğleniyordunuz?"

  7. Tevbe suresi, 66. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 66. ayet. لَا تَعْتَذِرُوا۟ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَٰنِكُمْ إِن نَّعْفُ عَن طَآئِفَةٍ مِّنكُمْ نُعَذِّبْ طَآئِفَةًۢ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ

    Diyanet İşleri

    Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz.

    Mehmet Okuyan

    (Boşuna) özür dilemeyin! (Çünkü) siz iman ettikten sonra elbette kâfir oldunuz. Sizden (tevbe eden) bir grubu bağışlasak bile suçlu olduklarından dolayı bir gruba da azap edeceğiz. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet dinden dönenlerin öldürülmemesi gerektiğinin en önemli delillerinden birisidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Bahane üretmeyin! Doğrusu siz, inandığınızı (açıkladıktan) sonra da küfre saptınız. Bir kısmınızı suçu savunmalarından dolayı cezalandıracağız.

    Muhammed Esed

    (Boşuna anlamsız) mazeretler ileri sürmeyin! Böylece sizler düpedüz hakkı inkar etmiş oldunuz, hem de (ondan yana) inancınız(ı açıkladık)dan sonra!" (Bu olayla ilgi derecesine göre) içinizden bir kısmınızın günahını bağışlasak bile, suça gömülüp gitmelerinden ötürü, ötekileri azaba uğratacağız.

    Ahmed Hulusi

    Mazeret beyan etmeyin! İmanınızdan sonra gerçekten hakikat bilgisini inkar eden oldunuz! Bir kısmınızı affetsek bile, suçlarında ısrarlı olmaları sebebiyle diğerlerine azabımızı yaşatacağız.

    Ali Bulaç

    Özür belirtmeyiniz. Siz, imanınızdan sonra inkara saptınız. Sizden bir topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu günahkar olmaları nedeniyle azablandıracağız.

    Ali Özek ve heyeti

    (Boşuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden (tevbe eden) bir grubu bağışlasak bile, bir gruba da suçlu olduklarından dolayı azap edeceğiz.

    Ali Rıza Safa

    Özür dilemeyin; inandıktan sonra nankörlük ettiniz. Aranızdan bir bölümünü bağışlasak bile, suça batmış olmaları yüzünden, bir bölümünüzü cezalandıracağız.

    Bayraktar Bayraklı

    Özür dilemeyiniz!Şüphesiz, inandıktan sonra inkar ettiniz. İçinizden bir grubu affetsek bile, bir gruba da suç işlemekte olduklarından dolayı azap ederiz.

    Edip Yüksel

    Özür dilemeyiniz. Siz onayladıktan sonra inkar ettiniz. Sizden bir kısmını affetsek bile, suç işlemiş oldukları için bir kısmını cezalandıracağız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Özür dilemeyiniz. Siz inandıktan sonra inkar ettiniz. Sizden bir kısmını affetsek bile, suç işlemiş oldukları için bir kısmını cezalandıracağız.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sakın boşuna özür dilemeyin, siz iman ettiğinizi söyledikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmınızı bağışlasak da, bir kısmına suçlarında ısrar etmelerinden dolayı azap edeceğiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Biyhude i'tizar etmeyin, iyman ettiğinizi söyledikten sonra küfürünüzü açığa vurdunuz, içinizden bir kısmını afvedersek bir kısmını cürümlerinde ısrar ettiklerinden dolayı azabımıza uğratacağız

    Erhan Aktaş

    Hiç özür dilemeyin! Ant olsun siz iman ettikten sonra kafirlik ettiniz. Sizden bir kısmınızı affetsek bile, suç işlemelerinden dolayı bir kısmınıza da azap edeceğiz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hiç özür dilemeyin! Ant olsun siz inandıktan sonra Kafirlik ettiniz. Sizden bir kısmınızı affetsek bile, suç işlemelerinden dolayı bir kısmınıza da azap edeceğiz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hiç özür dilemeyin! Ant olsun siz inandıktan sonra gerçeği yalanlayarak nankörlük ettiniz. Sizden bir kısmınızı affetsek bile, suç işlemelerinden dolayı bir kısmınıza da azap edeceğiz.

    Gültekin Onan

    Özür belirtmeyin. Siz inandıktan sonra küfrettiniz. Sizden bir topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu, günahkar olmaları nedeniyle azablandıracağız.

    Hasan Basri Çantay

    (Bihude) özür dilemiye kalkmayın. Siz iman (etdiğinizi ikramdan sonra küfretdiniz. içinizden bir zümreyi afvetsek bile (diğer) bir güruhunu — onlar mücrim (cürümlerinde musir) kimseler oldukları için — azablandıracağız.

    İbni Kesir

    Mazeret beyan etmeyin, gerçekten siz, inanmanızdan sonra küfrettiniz. İçinizden bir topluluğu affetsek bile, mücrimler oldukları için bir topluluğa azab ederiz.

    Mehmet Alagaş

    (61-66) Onlardan kimileri de O bir kulaktır (işittiğini beyine aktaran bir organ) diyerek nebiyi incitiyorlar, de ki o kulak sizin hayrınızadır, Allah’a iman eder, müminlere iman eder, sizden iman edenler için de bir rahmettir, Allah’ın Resulünü incitenler için acıtıcı bir azap vardır. Sizin hoşnutluğunuzu / rızanızı kazanmak için yemin ederler, eğer iman ediyorlarsa Allah’ın ve Resulünün rızası daha gerçektir. (Sizi razı etmelerinden daha gerçekçidir) Bilmiyorlar mı? O kişi ki Allah’a ve Resulüne karşı koyarsa muh akkak ki onun için içinde kalıcı olacağı cehennem vardır, bu çok büyük bir rezilliktir. Münafıklar, aleyhlerine bir sûre indirilmesinden ve kalplerinde olanların haber verilmesinden ürkerler de ki dalga geçin, muhakkak ki Allah, o ürktüğünüz şeyleri çıkaracak olandır. Sorgularsan da diyecekler ki biz şaka ediyorduk, oyu n oynuyorduk (Ciddi değildik) De ki Allah’ın ayetleri ve O’nun Resulü ile mi dalga geçiyordunuz / eğleniyorsunuz? Özür dilemeyin / mazeret sunmayın, imanınızdan sonra kesin bir şekilde küfret tiniz, sizden bir grubu affetsek bile bir gruba suçlu olmalarından dolayı azap edeceğiz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Özür beyan etmeyin. İman ettikten sonra kâfir oldunuz. İçinizden (af dileyen) bir kısmınızı bağışlasak bile, suçlu oldukları için bir kısmınıza azap edeceğiz.

    Süleyman Ateş

    Hiç özür dilemeyin, siz inandıktan sonra inkar ettiniz. Sizden bir kısmını affetsek bile suç işlediklerinden dolayı bir kısmına da azab edeceğiz.

    Süleymaniye Vakfı

    (Ey münafıklar) Hiç mazeret üretmeyin! Siz inanıp güvendikten sonra kafir oldunuz / ayetleri görmezden geldiniz. İçinizden (tövbe edecek /dönüş yapacak) bir kesimi affetsek bile, diğer kesime azap edeceğiz. Çünkü onlar suça batmış kimselerdir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sakın bahane üretmeyin; siz inanıp güvendikten sonra kafir oldunuz. İçinizden bir kesimini bağışlasak bile, bir kesimini cezalandıracağız. Çünkü onlar suçludurlar.

    Şaban Britch

    Özür beyan etmeyin. İman ettikten sonra kâfir oldunuz. İçinizden (af dileyen) bir kısmınızı bağışlasak bile, suçlu oldukları için bir kısmınıza azap edeceğiz.

    Şaban Piriş

    Özür beyan etmeyin. İnandıktan sonra inkar ettiniz. İçinizden bir kısmınızı bağışlasak bile; suçlu oldukları için bir kısmınızı cezalandıracağız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Özür beyan etmeyin; imanınızdan sona küfre saptınız. İçinizden bir grubu affetsek bile diğer bir grubu, günaha batmış kişiler oldukları için azaba uğratacağız.

  8. Tevbe suresi, 67. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 67. ayet. ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتُ بَعْضُهُم مِّنۢ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِٱلْمُنكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ نَسُوا۟ ٱللَّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ

    Diyanet İşleri

    Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan

    Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir. dipnot 1 Kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve ellerini kısarlar (cimrilik ederler). Onlar Allah'ı unuttular. (Allah da) onları (kendi hallerinde) unuttu (terk etti)! dipnot 2 Şüphesiz ki münafıklar, yoldan çıkanların ta kendileridir. dipnot 3

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Mâide 5:51; Enfâl 8:73.
    2. metne dön, dipnot 2
      Meryem 19:64 ve Tâhâ 20:52'de Yüce Allah'ın unutmayacağı açık bir şekilde ifade edildiğinden, bu ayetteki unutma fiili "kendi hallerine terk etme" şeklinde anlaşılmalıdır. Benzer mesajlar: A‘râf 7:51; Tâhâ 20:126; Secde 32:14; Câsiye 45:34; Haşr 59:19.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bu ayette 71. ayette geçen "müminlerin" özelliklerinin zıddına "münafıkların" bazı özelliklerinden söz edilmektedir. Münafıkların özellikleriyle ilgili bkz. Münâfikûn 63:4, dipnot 5.

    Mustafa İslamoğlu

    İkiyüzlü erkekler ve ikiyüzlü kadınlar; hepsi birbirine benzerler: Kötü ve yanlış olanı teklif eder, iyi ve doğru olanı önlerler; ve (iyilik için) ellerini oynatmazlar. Onlar Allah'ı unuttular, bu yüzden Allah da onları hatırlanmaya değer bulmadı. Gerçekte sapık olan işte bunlar, bu münafıklardır.

    Muhammed Esed

    İkiyüzlülerin, erkek-kadın, hepsi aynı türden, aynı yapıda kimselerdir: kötü/eğri olanın yapılmasını öğütler, iyi/doğru olanın yapılmasını önlerler. Ve (iyi olanı yapmaya) asla yanaşmazlar. Allaha karşı umursamazdırlar; bu yüzden Allah da onları gözden çıkarır. Gerçekten günaha gömülüp gitmiş olanlar da işte bunlar, bu ikiyüzlü kimselerdir!

    Ahmed Hulusi

    Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. . . Allah hükmüne göre olumsuz şeyleri emrederler, olumlu olanları da engellerler; cimrilik yaparlar. . . Allah'ı unuttular; bunun sonucu onları unuttu! Muhakkak ki münafıklar, fasıkların (inançları bozulmuşların) ta kendileridirler.

    Ali Bulaç

    Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar fâsıkların kendileridir.

    Ali Rıza Safa

    İkiyüzlü erkekler ve ikiyüzlü kadınlar birbirlerinin tıpkısıdır. Kötülüğü öğütlerler, iyilikten alıkoyarlar ve ellerini sıkı tutarlar. Allah'ı unuttular; sonunda, onları unuttu. Aslında, ikiyüzlüler, yoldan çıkanlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Münafıkların erkekleri de kadınları da birbirinin aynıdır. Kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sıkarak cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttu, Allah da onları unuttu. Münafıklar fasıkların ta kendileridir.

    Edip Yüksel

    İkiyüzlü erkekler ve ikiyüzlü kadınlar birbirlerindendir. Onlar, kötülüğü öğütlerler, iyilikten menederler. Elleri sıkıdır. Onlar ALLAH'ı unuttular, O da onları unuttu. İkiyüzlüler, iyice yoldan çıkmış olanlardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İkiyüzlü erkekler ve ikiyüzlü kadınlar birbirlerindendir. Onlar, kötülüğü öğütlerler, iyilikten menederler. Elleri sıkıdır. Onlar ALLAH'ı unuttular, O da onları unuttu. İkiyüzlüler, iyice yoldan çıkmış olanlardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Münafıkların erkekleri de kadınları da birbirlerinin tıpkısıdırlar; kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyarlar ve ellerini sıkı tutarlar. Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu. Gerçekten münafıklar, yoldan çıkmışların ta kendileridir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Münafıkların erkekleri de, kadınları da birbirlerinin tıbkıdırlar, münkeri emir, ma'ruftan nehyederler ve ellerini sıkı tutarlar, Allahı unuttular da Allah da onları unuttu, hakikat münafıklar hep fasıktırlar

    Erhan Aktaş

    Münafık dipnot 1 erkekler ve Münafık kadınlar birbirlerindendirler; kötülüğü buyururlar, iyilikten alıkoyarlar. Ellerini sıkı tutarlar. dipnot 2 Onlar, Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu. dipnot 3 Münafıklar, fasıkların dipnot 4 ta kendileridir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Münafık, içten "bitmiş, tükenmiş ve imanı kalmamış, omurgasız, onursuz ve iki -yüzlü kimse demektir. Münafık, iman konusunda dürüst ve samimi olmayan, tıpkı tarla faresinin yuva değiştirdiği gibi, yer değiştiren: işlerine gelince Mü'min, işlerine gelince Kafir olan kimse.
    2. metne dön, dipnot 2
      Çok cimridirler.
    3. metne dön, dipnot 3
      Onlar, Allah'ın gösterdiği yoldan gitmediler, Allah da girdikleri yanlış yolda, onları kendileri ile baş başa bıraktı.
    4. metne dön, dipnot 4
      Günaha sapan. Günahta ısrar eden. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan. İnandığı halde, yaşantı olarak Kafir olan.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Münafık dipnot 1 erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendirler; kötülüğü buyururlar, iyilikten alıkoyarlar. Ellerini sıkı tutarlar. dipnot 2 Onlar, Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu. dipnot 3 Münafıklar, fasıkların dipnot 4 ta kendileridir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Münafık, içten "bitmiş, " " tükenmiş" ve imanı "kalmamış, " omurgasız, onursuz ve iki yüzlü kimse demektir. Münafık, İman konusunda dürüst ve samimi olmayan, tıpkı tarla faresinin yuva değiştirdiği gibi, yer değiştiren: işlerine gelince mümin, işlerine gelince Kafir olan kimsedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Çok cimridirler.
    3. metne dön, dipnot 3
      Onlar, Allah'ın gösterdiği yoldan gitmediler, Allah da girdikleri yanlış yolda, onları kendileri ile baş başa bıraktı.
    4. metne dön, dipnot 4
      Günaha sapan. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan. İnanç olarak inanan, yaşantı olarak Kafir olan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendirler; kötülüğü buyururlar, iyilikten alıkoyarlar. Ellerini sıkı tutarlar. dipnot 1 Onlar, Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu. dipnot 2 Münafıklar, fasıkların dipnot 3 ta kendileridir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çok cimridirler.
    2. metne dön, dipnot 2
      Onlar, Allah'ın gösterdiği yoldan gitmediler, Allah da girdikleri yanlış yolda, onları kendileri ile baş başa bıraktı.
    3. metne dön, dipnot 3
      Günaha sapan. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan.

    Gültekin Onan

    Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; münkeri buyururlar, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Tanrı'yı unuttular, O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fasıktır.

    Hasan Basri Çantay

    Münafık erkekler de, münafık kadınlar da birbirinin (tamamlayıcı) parçasıdırlar (hepsi birbirine benzer). Onlar kötülüğü (küfrü, meaasiyi) emrederler, iyilikden (imandan, taatden) vaz geçirmiye uğraşırlar, ellerini (cimrilikle sımsıkı) yumarlar. Onlar Allahı unutdular (Ona taati bırakdılar), O da onları unutdu (onlara lutfünü terketdi). Şübhesiz ki münafıklar faasıkların ta kendileridir.

    İbni Kesir

    Münafık erkeklerle, münafık kadınlar birbirlerindendirler. Münkeri emreder ve ma'rufu nehyederler. Ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Muhakkak ki münafıklar; fasıkların kendileridir.

    Mehmet Alagaş

    (67-70) Erkek münafıklar ve kadın münafıklar birbirlerindendir, tanınmayanı / münkeri emrederler, tanınır olanı / maruf olandan men ederler, ellerini sıkı tutarlar / cimri tutarlar, Allah’ı unuttular, onları da O unuttu. Muhakkak ki münafıklar, işte onlar, yoldan çıkmış olanlardır , Allah erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere içinde kalıcı olacakları cehennem ateşini vaat etti, O / cehennem onlara yeterli gelir, Allah onları lanetledi, onlar için devamlı bir azap vardır. Kuvvetçe sizden daha şiddetli, mallar ve evlatlar olarak sizden daha çok olan öncekiler gibisiniz, onlar paylarına düşen kadarıyla geçim sürdüler. Siz de sizden öncekilerin paylarına düşen kadarıyla geçimlerini sürdürmeleri gibi payınıza düşenler kadar geç im sürdünüz, o nların hazlanmaları gibi siz de hazlandınız / zevklendiniz, işte onların faaliyetleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir, işte onlar hasara uğrayanlardır. Onlardan öncekilerden Nuh topluluğu, Ad, Semud ve İbrahim topluluğu ve Medyen halkının ve alt üst olmuş şehirlerin / Mü’tefikatların haberleri onlara gelmedi mi? Onlara Resulleri, açıklamalarla gelmişti, Allah onlara zulüm etmiş değildi, velakin onlar, kendilerine zulmediyorlardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Münafık erkekler ve kadınlar birbirlerinin aynıdır. Kötülüğü emrederler, iyiliğe engel olurlar. Elleri de (infak etmede) sıkıdır. Allah’ı unuttular. Allah da onları unuttu. Gerçekten münafıklar, fasıkların ta kendisidir.

    Süleyman Ateş

    Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emrederler, iyilikten meneder ve ellerini sıkı tutarlar. Allah'ı unuttular, O da onları unuttu. Münafıklar; işte yoldan çıkanlar onlardır.

    Süleymaniye Vakfı

    Münafık erkeklerle münafık kadınların birbirlerinden farkı yoktur. Onlar münkeri /kötü şeyleri emreder, marufu /iyi şeyleri de yasaklarlar. Eli sıkı davranırlar. Onlar Allah'ı unuttular dipnot 1 , Allah da onları unuttu. Münafıklar tam anlamıyla yoldan çıkmış kimselerdir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada kastedilen unutma, Allah'ın emirlerini önemsememektir. Bu nedenle Allah da onları önemsemeyecektir, Taha 20/126, Secde 32/14, Casiye 45/34.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Münafık erkekler ile münafık kadınların biri neyse diğeri de odur. Kötülüğü ister, iyiliği engellerler. Elleri sıkı mı sıkıdır. Onlar, Allah ile ilgilenmediler Allah da onlarla ilgilenmedi. Münafıklar, yoldan çıkmış fasık kimselerdir.

    Şaban Britch

    Münafık erkekler ve kadınlar birbirlerinin aynıdır. Kötülüğü emrederler; iyiliğe engel olurlar. Elleri de (infak etmede) sıkıdır. Allah’ı unuttular. Allah da onları unuttu. Gerçekten münafıklar, fasıkların ta kendisidir.

    Şaban Piriş

    Münafık erkekler ve kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emrederler; iyiliğe engel olurlar. Elleri de sıkıdır. Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu. Gerçekten münafıklar, fasıktırlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İkiyüzlülerin erkekleri de kadınları da birbirinin aynıdır: Kötülüğe özendirirler, iyilikten alıkoyarlar, harcamamak için ellerini sıkarlar. Onlar Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu. İkiyüzlüler, yoldan sapmışların ta kendileridir.

  9. Tevbe suresi, 68. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 68. ayet. وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَا هِىَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ ٱللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini va'detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lanet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.

    Mehmet Okuyan

    Allah münafık erkeklere de münafık kadınlara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vadetmiştir. O (cehennem) onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir! Onlar için kalıcı bir azap vardır. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Cehennemin ebedî oluşuyla ilgili bkz. Bakara 2:39, 81, 162, 217, 257, 275; Al-i İmrân 3:88, 116; Nisâ 4:14, 56, 93, 169; Mâide 5:37, 80; En‘âm 6:128; A‘râf 7:36; Tevbe 9:17, 63; Yûnus 10:27, 52; Hûd 11:8, 107; Ra‘d 13:5; Nahl 16:29; Tâhâ 20:101; Enbiyâ 21:99; Mü'minûn 23:103; Furkân 25:69; Secde 32:14; Ahzâb 33:65; Sâffât 37:9; Zümer 39:72; Mü'min 40:76; Fussilet 41:28; Zuhruf 43:74; Muhammed 47:15; Mücâdele 58:17; Haşr 59:17; Teğâbun 64:10; Cinn 72:23; Müddessir 74:28; Nebe' 78:23; İnfitâr 82:16; Beyyine 98:6.

    Mustafa İslamoğlu

    Allah, ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlara ve inkarını açıkça ortaya koyanlara, içinde daimi kalmak üzere cehennem ateşini vaad etmiştir: odur onların payına düşen; zira Allah onları rahmetinden dışlamıştır; dolayısıyla onlar sürekli bir azaba mahkum olacaklardır.

    Muhammed Esed

    Hem erkek ve kadın münafıklara, hem de hakkı açıktan açığa inkar edenlere Allah, içinde yerleşip kalacakları cehennem ateşi vaad etmiştir; onların payına düşecek olan budur. Çünkü Allah onları lanetlemiştir; ve sürüp gidecek bir azap beklemektedir onları.

    Ahmed Hulusi

    Allah, erkek ve kadın münafıklara da, hakikat bilgisini inkar edenlere de, onda sonsuza dek yaşamak için cehennem ateşini vadetmiştir. . . Bu onlara yeterlidir. . . Allah onlara lanet etmiştir (Esma bileşimlerindeki Rahıymiyetten mahrumdurlar). . . Onlara aralıksız yaşayacakları bir azap vardır.

    Ali Bulaç

    Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azab vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vâdetti. O, onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır.

    Ali Rıza Safa

    Allah, ikiyüzlü erkeklere, ikiyüzlü kadınlara ve nankörlük edenlere, sürekli içinde kalacakları cehennem ateşinin sözünü vermiştir; bu onlara yeter. Allah, onları lanetlemiştir. Üstelik onlar için, bitmeyecek bir ceza vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah, erkek münafıklara da kadın münafıklara da, kafirlere de süreli kalacakları cehennem ateşini vaad etti. O, onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır.

    Edip Yüksel

    ALLAH, ikiyüzlü erkeklere, ikiyüzlü kadınlara ve kafirlere ebedî kalacakları cehennem ateşini söz verir. O onlara yeter. ALLAH onları lanetlemiştir ve onlar için tükenmez bir azap vardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH, ikiyüzlü erkeklere, ikiyüzlü kadınlara ve kafirlere ebedi kalacakları cehennem ateşini söz verir. O onlara yeter. ALLAH onları lanetlemiştir ve onlar için tükenmez bir azap vardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah, münafıkların erkeklerine, kadınlarına ve bütün kafirlere sonsuza dek olmak üzere cehennem ateşini va'detti. O, onlara yeter. Allah, onları rahmet alanından uzaklaştırdı. Onlara sürekli bir azap vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Allah, Münafıkların erkeğine, dişisine ve bütün kafirlere ebedi olarak Cehennem ateşini va'd buyurdu o onlara yeter, Allah onları rahmeti sahasından uzaklaştırdı ve onlar için mukim bir azab var

    Erhan Aktaş

    Allah, Münafık erkeklere ve Münafık kadınlara ve Kafirlere, Cehennem ateşini vadetmiştir. Orada sürekli kalıcıdırlar. Bu, onlara yeter. Allah, onları lanetlemiştir ve onlar için kalıcı bir azap vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve Kafirlere, cehennem ateşini vadetmiştir. Orada sürekli kalıcıdırlar. Bu, onlara yeter. Allah, onları lanetlemiştir ve onlar için kalıcı bir azap vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah, münafık dipnot 1 erkeklere ve münafık kadınlara ve gerçeği yalanlayan nankörlere, cehennem ateşini vadetmiştir. Orada sürekli kalıcıdırlar. Bu, onlara yeter. Allah, onları lanetlemiştir ve onlar için kalıcı bir azap vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İkiyüzlü, içten pazarlıklı, inanmadığı halde inanıyormuş gibi görünen.

    Gültekin Onan

    Tanrı, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vaadetti. Bu, onlara yeter. Tanrı onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azab vardır.

    Hasan Basri Çantay

    Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da, kafirlere de — kendileri için ebedi kalıcı olmak üzere — cehennem ateşini va'd etdi. Bu, onlara yeter. Allah, onları rahmetinden koğdu. Onlara bitib tükenmeyen bir azab vardır.

    İbni Kesir

    Allah; münafık erkeklerle, münafık kadınlara ve kafirlere cehennem ateşini vaadetmiştir. Orada temelli kalıcıdırlar. Bu, onlara yeter. Ve Allah; onlara la'net etmiştir. Onlara, sürekli bir azab vardır.

    Mehmet Alagaş

    (67-70) Erkek münafıklar ve kadın münafıklar birbirlerindendir, tanınmayanı / münkeri emrederler, tanınır olanı / maruf olandan men ederler, ellerini sıkı tutarlar / cimri tutarlar, Allah’ı unuttular, onları da O unuttu. Muhakkak ki münafıklar, işte onlar, yoldan çıkmış olanlardır , Allah erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere içinde kalıcı olacakları cehennem ateşini vaat etti, O / cehennem onlara yeterli gelir, Allah onları lanetledi, onlar için devamlı bir azap vardır. Kuvvetçe sizden daha şiddetli, mallar ve evlatlar olarak sizden daha çok olan öncekiler gibisiniz, onlar paylarına düşen kadarıyla geçim sürdüler. Siz de sizden öncekilerin paylarına düşen kadarıyla geçimlerini sürdürmeleri gibi payınıza düşenler kadar geç im sürdünüz, o nların hazlanmaları gibi siz de hazlandınız / zevklendiniz, işte onların faaliyetleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir, işte onlar hasara uğrayanlardır. Onlardan öncekilerden Nuh topluluğu, Ad, Semud ve İbrahim topluluğu ve Medyen halkının ve alt üst olmuş şehirlerin / Mü’tefikatların haberleri onlara gelmedi mi? Onlara Resulleri, açıklamalarla gelmişti, Allah onlara zulüm etmiş değildi, velakin onlar, kendilerine zulmediyorlardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve tüm kâfirlere, içinde ebedî kalacakları Cehennem'i vadetti. Bu onlara yeter. Allah, onları lanetlemiştir. Onlara kalıcı bir azap vardır.

    Süleyman Ateş

    Allah münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kafirlere içinde ebedi kalacakları cehennem ateşini va'detmiştir. O, onlara yeter. Allah, onları la'netlemiştir. Onlar için sürekli bir azab vardır.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah münafık erkeklere, münafık kadınlara ve bütün kafirlere, içinde ölümsüz olarak kalacakları cehennem ateşini vaat etmiştir. Orası onlara yeter. Allah onları dışlamıştır dipnot 1 . Onların hakkı kalıcı bir azaptır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Lanetlemek; dışlamak, ikramından mahrum, yoksun bırakmaktır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah, ikiyüzlü(münafık) erkekler ile ikiyüzlü kadınlara ve kafirlere Cehennem ateşini vaat etmiştir. Orada ölümsüz olacaklardır. Onların hakkından orası gelir. Allah onları dışlamıştır (lanetlemiştir) dipnot 1 . Onların hak ettiği kalıcı bir azaptır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Lanetlemek: Dışlamak, ikramından mahrum, yoksun bırakmaktır.

    Şaban Britch

    Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve tüm kâfirlere içinde ebedi kalacakları Cehennem'i vaat etti. Bu onlara yeter. Allah, onları lanetlemiştir. Onlara kalıcı bir azap vardır.

    Şaban Piriş

    Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve tüm kafirlere içinde ebedi kalacakları cehennemi vaat etti. Bu onlara yeter. Allah, onları lanetlemiştir. Onlara kalıcı bir azap vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah, erkek münafıklara da kadın münafıklara da küfre sapanlara da içinde sürekli kalacakları cehennem ateşini vaat etmiştir. O yeter onlara. Allah lanet etmiştir onlara. Sonu gelmez bir azap var onlar için.

  10. Tevbe suresi, 69. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 69. ayet. كَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ كَانُوٓا۟ أَشَدَّ مِنكُمْ قُوَّةً وَأَكْثَرَ أَمْوَٰلًا وَأَوْلَٰدًا فَٱسْتَمْتَعُوا۟ بِخَلَٰقِهِمْ فَٱسْتَمْتَعْتُم بِخَلَٰقِكُمْ كَمَا ٱسْتَمْتَعَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُم بِخَلَٰقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَٱلَّذِى خَاضُوٓا۟ أُو۟لَٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    Diyanet İşleri

    (Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan

    (Ey münafıklar! Siz de) sizden kuvvetçe daha üstün, mal ve evlatça daha çok olan sizden öncekiler gibi (yaptınız). dipnot 1 Onlar (dünya malından) paylarına düşenden yararlanmışlardı. Sizden öncekiler nasıl paylarına düşenden yararlandıysalar siz de payınıza düşenden yararlandınız ve (yanlışa) dalanlar gibi siz de daldınız. dipnot 2 İşte onların işleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. dipnot 3 Onlar kaybedenlerin ta kendileridir. dipnot 4

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yüce Allah münafıkları, kendilerinden önce geçmiş olan kâfirlere benzetmekte o kâfirlerin, bu münafıklardan daha güçlü, mal ve çocuk bakımından daha kalabalık olmakla nitelendirmiştir. Anlaşılıyor ki dünya lezzetini isteyip elde etmek amacıyla kendisine itaatten yüz çevirmiş olmaları hususunda bu benzetmeyi yapmıştır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesajlar: Nisâ' 4:140; En‘âm 6:68; Müddessir 74:45.
    3. metne dön, dipnot 3
      Ahzâb 33:19 ve Muhammed 47:9, 28 ve 32'de de geçen [ahbeta/tuhbitu] fiilleri "silip yok etmek", "boşa çıkarmak", "iptal etmek" gibi anlamlar içermektedir. Ayrıca yine aynı konuyla ilgili olmak üzere çeşitli ayetlerde kullanılmakta olan [habita], [habitat], [tahbeta] ve [yahbeta] fiilleri de "(amellerin) silinmesi" manasına gelmektedir. Bu fiillerin çoğunlukla geçmiş zaman kalıbında getirilmesinin nedeni, olayın mutlak surette gerçekleşeceğini muhataplara öğretmektir ki bu bir Kur'an üslubudur.
    4. metne dön, dipnot 4
      Önceki daha güçlü ve çok daha kalabalık olanları cezalandıran iradenin beriki münafıkları haydi haydi cezalandıracağı haber verilmekte, bir anlamda kendilerine çeki düzen vermeleri gerektiğine dikkat çekilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    (De ki onlara): "(Siz de) tıpkı sizden önceki (ikiyüzlüler) gibisiniz. Onlar kuvvet bakımından sizden daha güçlüydüler, servet ve sayıca daha fazlaydılar; fakat bu dünyadan paylarına düşenle safa sürmeyi seçtiler; siz de kendi payınıza düşenle safa sürmeyi seçtiniz; tıpkı sizden öncekilerin kendi paylarına düşenle safa sürmeyi seçtikleri gibi: sonunda siz de aynı onlar gibi batılın bataklığına saplandınız. Önünde de sonunda da, bu tür kimselerin çabaları boşa gidecektir; sonunda kaybedecek olan da bunlardır.

    Muhammed Esed

    (Onlara de ki: "sizler de) sizden önce yaşayıp gitmiş (münafık) kimseler gibisiniz. Onlar kuvvetçe sizden daha güçlü, servetçe daha zengin ve sayıca daha kalabalıktılar; onlar (bu dünyadan) kendi paylarını aldılar; siz de kendi payınızı alıp yararlandınız; tıpkı sizden öncekilerin kendi paylarını aldıkları gibi: Ve işte siz de, tıpkı onlar gibi, çürük ve asılsız davalara dalıp gittiniz. (Geçmişte de, gelecekte de) işte bu tür kimselerdir, yapıp ettikleri bu dünya hayatında da öte dünyada da boşa gitmiş olanlar; ve işte böyleleridir, kaybedenler!

    Ahmed Hulusi

    Sizden önceki kimseler gibi (tıpkı). . . Onlar kuvvet olarak sizden çok daha güçlüydüler. . . Zenginlik ve evlatlar itibarıyla (sizden) daha çoktular. . . Nasipleri kadarıyla dünya nimetlerinden faydalandılar. . . Sizden öncekilerin kendi nasipleriyle faydalandıkları gibi; siz de kendi nasibinizle faydalandınız; onların daldıkları gibi siz de daldınız! İşte bunların dünyada da, gelecekte de yaptıkları boşa gitmiştir. . . İşte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

    Ali Bulaç

    Sizden önceki (münafıklar ve kafirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.

    Ali Özek ve heyeti

    (Ey münafıklar! Siz de) sizden öncekiler gibi (yaptınız). Onlar sizden kuvvetçe daha üstün, mal ve evlâtça daha çok idiler. Onlar (dünya malından) paylarına düşenden faydalandılar. İşte sizden öncekiler nasıl paylarına düşenden faydalandıysalar, siz de payınıza düşenden faydalandınız ve (bâtıla) dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onların amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Ve onlar ziyana uğrayanların kendileridir.

    Ali Rıza Safa

    Sizden öncekiler gibi. Üstelik onlar, sizden daha güçlüydü, malları ve çocukları daha çoktu; paylarına düşenden yararlandılar. Siz de sizden öncekilerin kendi paylarına düşenden yararlandığı gibi, kendi payınıza düşenden yararlandınız ve dalanlar gibi dalıp gittiniz. Onların yaptıkları boşa gitmiştir; yitime uğrayanlar, işte onlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Ey münafıklar, siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz. Onlar kuvvetçe sizden daha zorlu, mal ve çocuklar bakımından daha zengindiler. Onlar kendi nasipleriyle zevk sürdüler. Tıpkı sizden öncekilerin kendi nasipleriyle zevklendikleri gibi, siz de kendi payınıza düşenle zevk sürdünüz. Tıpkı onların zevke dalıp gittiği gibi, siz de zevke dalıp gittiniz. İşte böylelerinin amelleri dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır. Asıl ziyana uğrayanlar da onlardır.

    Edip Yüksel

    Tıpkı sizden öncekilere benziyorsunuz; sizden daha güçlüydüler, sizden daha çok mal ve çocuklara sahiptiler. Kendilerine düşen paydan hoşlandılar, sizden öncekilerin kendi paylarından hoşlanmaları gibi siz de kendi payınızdan hoşlandınız. Kendilerini kaptıranlar gibi siz de kaptırdınız. Onlar, işleri dünya ve ahirette boşa çıkmış kimselerdir. Onlar, kaybedenlerdir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Tıpkı sizden öncekilere benziyorsunuz; sizden daha güçlüydüler, sizden daha çok mal ve çocuklara sahiptiler. Kendilerine düşen paydan hoşlandılar, sizden öncekilerin kendi paylarından hoşlanmaları gibi siz de kendi payınızdan hoşlandınız. Kendilerini kaptıranlar gibi siz de kaptırdınız. Onlar, işleri dünya ve ahirette boşa çıkmış kimselerdir. Onlar, kaybedenlerdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sizden öncekiler gibisiniz, onlar kuvvetçe sizden daha çetindiler, malları ve çocukları daha çoktu; dünya hayatından paylarına düşenlerle zevk sürmeye bakmışlardı. Sizden öncekiler paylarına düşenlerle nasıl zevk sürmek istedilerse siz de aynı şekilde payınıza düşenle zevk sürmeye baktınız ve o batağa dalanlar gibi siz de daldınız. İşte bunların dünyada da ahirette de bütün yaptıkları boşa gitti. İşte bunlar, hep hüsran içinde kalanlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sizden evvelkiler gibi ki kuvvetce sizden daha çetin, mal ve evladca sizden daha çok idiler de dünya hayatından kısmetleriyle zevk sürmeğe bakmışlardı, o sizden evvelkiler kısmetleriyle nasıl zevk sürmek istedilerse siz de öyle kısmetinizle zevk sürmeğe baktınız, siz de o batağa dalan gibi daldınız, işte bunların Dünya ve Ahırette bütün amelleri heder oldu ve işte bunlar hep o husran içinde kalanlardır

    Erhan Aktaş

    Tıpkı sizden öncekiler gibisiniz. Onlar; kuvvetçe sizden daha güçlü, mal ve evlat bakımından sizden daha çoktular. Onlar, payları kadar bundan yararlandılar. Sizden öncekilerin paylarınca yararlandıkları gibi siz de payınızca yararlandınız. Ve onların daldığı dipnot 1 gibi siz de daldınız. İşte onların yaptıkları dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Onlar hüsrana uğrayanlardır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Dünyaya bağlandıkları gibi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Tıpkı sizden öncekiler gibisiniz. Onlar; kuvvetçe sizden daha güçlü, mal ve evlat bakımından sizden daha çoktular. Onlar, payları kadar bundan yararlandılar. Sizden öncekilerin paylarınca yararlandıkları gibi siz de payınızca yararlandınız. Ve onların daldığı dipnot 1 gibi siz de daldınız. İşte onların yaptıkları dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Onlar hüsrana uğrayanlardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Dünyaya bağlandıkları gibi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Tıpkı sizden öncekiler gibisiniz. Onlar; kuvvetçe sizden daha güçlü, mal ve evlat bakımından sizden daha çoktular. Onlar, payları kadar bundan yararlandılar. Sizden öncekilerin paylarınca yararlandıkları gibi siz de payınızca yararlandınız. Ve onların daldığı dipnot 1 gibi siz de daldınız. İşte onların yaptıkları dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Onlar hüsrana uğrayanlardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Dünyaya bağlandıkları gibi.

    Gültekin Onan

    Sizden önceki (münafıklar ve kafirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.

    Hasan Basri Çantay

    (Ey münafıklar) siz de tıbkı kendinizden evvelkiler gibisiniz. (Halbuki) onlar kuvvetçe sizden daha yamandı, malları, evladları daha çokdu. (Bu dünyadaki) nasıybleri kadar (zevkden) faidelenmek istediler. İşte sizden evvelkiler nasıl öyle nasıyblerince yaşamak istedilerse siz de yine kısmetinizce (zevkden) faide aradınız. Siz de (o batağa) dalanlar gibi daldınız. Onların dünyada da, ahiretde de yapdıkları boşa gitdi. İşte bunlar da husran içinde kalanların ta kendileridir.

    İbni Kesir

    Sizden öncekiler gibi. Onlar kuvvet bakımından sizden daha yaman, mallar ve çocuklar bakımından çoktular. Onlar hisselerince bundan faydalandılar. Sizden öncekiler hisselerince faydalandıkları gibi, siz de hissenizce ondan faydalandınız ve onların daldığı gibi siz de daldınız. İşte onların yaptıkları dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Ve onlar, hüsrana uğrayanların kendileridir.

    Mehmet Alagaş

    (67-70) Erkek münafıklar ve kadın münafıklar birbirlerindendir, tanınmayanı / münkeri emrederler, tanınır olanı / maruf olandan men ederler, ellerini sıkı tutarlar / cimri tutarlar, Allah’ı unuttular, onları da O unuttu. Muhakkak ki münafıklar, işte onlar, yoldan çıkmış olanlardır , Allah erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere içinde kalıcı olacakları cehennem ateşini vaat etti, O / cehennem onlara yeterli gelir, Allah onları lanetledi, onlar için devamlı bir azap vardır. Kuvvetçe sizden daha şiddetli, mallar ve evlatlar olarak sizden daha çok olan öncekiler gibisiniz, onlar paylarına düşen kadarıyla geçim sürdüler. Siz de sizden öncekilerin paylarına düşen kadarıyla geçimlerini sürdürmeleri gibi payınıza düşenler kadar geç im sürdünüz, o nların hazlanmaları gibi siz de hazlandınız / zevklendiniz, işte onların faaliyetleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir, işte onlar hasara uğrayanlardır. Onlardan öncekilerden Nuh topluluğu, Ad, Semud ve İbrahim topluluğu ve Medyen halkının ve alt üst olmuş şehirlerin / Mü’tefikatların haberleri onlara gelmedi mi? Onlara Resulleri, açıklamalarla gelmişti, Allah onlara zulüm etmiş değildi, velakin onlar, kendilerine zulmediyorlardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Ey münafıklar!) Siz de kendinizden öncekiler gibisiniz. Onlar sizden daha kuvvetliydiler, malları ve evlatları da daha çoktu. Nasiplerine düşenin tadını çıkardılar. Sizden öncekilerin nasiplerinden faydalandıkları gibi siz de nasibinize düşenden yararlandınız. Onların daldıkları gibi siz de (batıla) daldınız. İşte bunlar, dünyada ve ahirette yaptıkları amelleri boşa gidenlerdir. İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.

    Süleyman Ateş

    (Siz de), sizden öncekiler gibi (yaptınız). Onlar kuvvetçe sizden daha yaman, mal ve evladça sizden daha çok idiler. Onlar, (dünya malından) kendi paylarına düşenle zevklerine baktılar, sizden öncekilerin, (dünyadan) kendi paylarına düşenle zevklerine baktıkları gibi, siz de kendi payınıza düşenle zevkinize baktınız ve (batıla) dalanlar gibi siz de(batıla) daldınız. Onlar, eylemleri, dünya ve ahirette boşa gitmiş kimselerdir ve ziyana uğrayanlar da onlardır.

    Süleymaniye Vakfı

    (Ey münafıklar) Siz de öncekiler gibisiniz! Ama onlar sizden güçlüydüler. Malları ve evlatları daha çoktu. İmkanlarını kullandılar. Öncekiler imkanlarını nasıl kullandılarsa siz de imkanlarınızı öyle kullandınız. Onların dünyalıklara dalıp gittikleri gibi siz de dalıp gittiniz. Onlar, dünyada da ahirette de yaptıkları boşa gitmiş kimselerdir. Kaybedenler işte onlardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Siz de öncekiler gibisiniz. Ama onlar sizden güçlüydüler. Malları ve evlatları daha çoktu. Kendi paylarından yararlanmaya baktılar. Öncekiler kendi paylarından nasıl yararlandılarsa sizde kendi payınızdan o şekilde yararlanmaya baktınız. Onların dalıp gittikleri gibi siz de dalıp gittiniz. Yaptıkları, dünyada da ahirette de boşa gitti. Umduğunu bulamayacaklar. Zarar edenler işte onlardır.

    Şaban Britch

    (Ey münafıklar! Durumunuz) sizden önceki (münafıklarla) aynıdır. Onlar sizden daha kuvvetliydiler, malları ve evlatları da daha çoktu. Nasiplerine düşenin tadını çıkardılar. Sizden öncekilerin nasiplerinden faydalandıkları gibi siz de nasibinize düşenden yararlandınız. Onların daldıkları gibi siz de (batıla) daldınız. İşte bunlar dünyada ve ahirette yaptıkları amelleri boşa gidenlerdir. İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır.

    Şaban Piriş

    Sizden daha kuvvetli malları ve evlatları daha çok olanlar gibi... Nasipleri kadar yaşadılar. Siz, öncekilerin nasiplerinden istifade ettikleri gibi siz de nasibinize düşenden yararlandınız. Onların daldıkları gibi siz de daldınız. İşte bunlar dünyada ve ahirette yaptıkları boşa gidenlerdir. İşte bunlar mahvolanlardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Tıpkı sizden öncekiler gibi. Onlar kuvvetçe sizden daha zorlu, mallar ve çocuklar bakımından daha zengindiler. Kendi nasipleriyle zevk sürdüler. Siz de kendi payınıza düşenle zevk sürdünüz. Tıpkı sizden öncekilerin kendi nasipleriyle zevklendikleri gibi. Tıpkı onların dalıp gittiği gibi siz de dalıp gittiniz. İşte böylelerinin amelleri dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır. İşte böyleleri hüsrana batmıştır.

  11. Tevbe suresi, 70. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 70. ayet. أَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَأُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ إِبْرَٰهِيمَ وَأَصْحَٰبِ مَدْيَنَ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتِ أَتَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin; İbrahim'in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.

    Mehmet Okuyan

    Onlara kendilerinden öncekilerin, Nuh kavminin, Âd'in, Semûd'un, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Elçileri onlara apaçık deliller getirmişti. dipnot 1 Allah onlara haksızlık edecek değildi fakat onlar kendi kendilerine haksızlık etmekteydiler. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayette eski kavimlerin içerisinden sadece bir kısmının adı verilmekte, örneklendirme yapılarak aslında bütün azgın ve sapkın kavimler bu kapsamda kastedilmektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesajlar: Bakara 2:57; Al-i İmrân 3:117; A‘râf 7:160, 177; Yûnus 10:44; Hûd 11:101; Nahl 16:33, 118; Kehf 18:49; ‘Ankebût 29:40; Rûm 30:9; Zuhruf 43:76.

    Mustafa İslamoğlu

    Yoksa kendilerinden önce geçip gidenlerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud'un, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve bütün o altı üstüne gelmiş kentlerin (felaket) haberleri onlara ulaşmadı mı? Öncekilere (de) elçileri hakikatin apaçık delilleriyle gelmişlerdi (fakat inkar ettiler). Sonuçta, Allah onlara kıymış değildi; fakat onlar asıl kendi kendilerine kıydılar.

    Muhammed Esed

    O halde, hiç göz önüne almazlar mı, kendilerinden öncekilerin başına gelenleri? Nuh toplumunun (başına gelenleri), 'Ad ve Semud toplumlarının, İbrahim toplumunun, Medyen halkının ve yıkılıp giden bütün o şehirlerin (başına gelenleri)? Bunların hepsine, kendi (içlerinden çıkarılan) elçiler, hakkı ortaya koyan apaçık delillerle gelmişlerdi, (fakat bu toplumlar onlara karşı çıktılar:) dolayısıyla, Allah değildi (azabıyla) onlara zulmeden; onların bizzat kendileriydi kendilerine zulmeden.

    Ahmed Hulusi

    Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh toplumunun, Ad'ın, Semud'un, İbrahim kavminin, Ashabı Medyen'in ve Lut toplumunun haberi gelmedi mi? Onların Rasulleri açık deliller olarak gelmişti! Allah onlara zulmediyor değildi; fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.

    Ali Bulaç

    Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

    Ali Özek ve heyeti

    Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Peygamberi onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki, Allah onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekte idiler.

    Ali Rıza Safa

    Onlardan öncekilerin; Nuh, Âd ve Semud toplumları, İbrahim toplumu, Medyen yoldaşları ve yerle bir olmuş kentlerin haberleri onlara gelmedi mi? Elçiler, onlara açık kanıtlar getirdiler. Sonunda, Allah, onlara haksızlık etmedi. Tam tersine, onlar, kendilerine yazık ettiler.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlara kendilerinden öncekilerin, Nuh, 'Ad ve Semud kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve alt-üst olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler.

    Edip Yüksel

    Nuh'un halkı, Ad, Semud, İbrahim'in halkı, Medyen sakinleri ve altüst olmuş ülkelerin (Sadom ve Gomore) halkları gibi kendilerinden öncekilerin haberleri onlara ulaşmadı mı? Elçileri kendilerine apaçık belgelerle gitmişlerdi. ALLAH onlara zulmediyor değildi, aksine onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Nuh'un halkı, Ad, Semud, İbrahim'in halkı, Medyen sakinleri ve altüst olmuş ülkelerin (Sadom ve Gomore) halkları gibi kendilerinden öncekilerin haberleri onlara ulaşmadı mı? Elçileri kendilerine apaçık belgelerle gitmişlerdi. ALLAH onlara zulmediyor değildi, aksine onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlara kendilerinden öncekilerin: Nuh, Ad ve Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve alt üst olmuş şehirlerin haberi gelmedi mi? Bunların hepsine peygamberleri apaçık delillerle gelmişti. Demek ki Allah, onlara zulmetmiş değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bunlara o kendilerinden evvelkilerin: kavmı Nuhun, Adın, Semudün, kavmı İbrahimin, Eshabı medyenin, Mü'tefikelerin haberi gelmedi mi? Hep bunlara Peygamberleri beyyinelerle gelmişlerdi, demek ki Allah onlara zulmetmiş değil idi ve lakin kendileri kendilerine zulmediyorlardı

    Erhan Aktaş

    Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad ve Semud halklarının, İbrahim halkının ve Medyen sahiplerinin ve mutefikelerin dipnot 1 haberi gelmedi mi? Resulleri onlara açık kanıtlar getirmişti. Allah, onlara haksızlık etmiş değildi. Fakat onlar kendi kendilerine haksızlık yapıyorlardı.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Lut kavminin helak olduğu yerler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Âd ve Semud halklarının, İbrahim halkının ve Medyen sahiplerinin ve mutefikelerin dipnot 1 haberi gelmedi mi? Resulleri onlara açık kanıtlar getirmişti. Allah, onlara haksızlık etmiş değildi. Fakat onlar kendi kendilerine haksızlık yapıyorlardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Lut kavminin helak olduğu yerler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad ve Semud halklarının, İbrahim halkının ve Medyen sahiplerinin ve mutefikelerin dipnot 1 haberi gelmedi mi? Rasulleri onlara açık kanıtlar getirmişti. Allah, onlara haksızlık etmiş değildi. Fakat onlar kendi kendilerine haksızlık yapıyorlardı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Lut kavminin helak olduğu yerler.

    Gültekin Onan

    Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Tanrı onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

    Hasan Basri Çantay

    Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Ad, Semud kavm (lerinin, Ibrahim kavminin, Medyen saahiblerinin, Mü'tefikelerin haberi de gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık mu'cizeler getirmişdi. (İnanmadıkları için tamamen helak oldular). Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

    İbni Kesir

    Onlara kendilerinden öncekilerin, Nuh, Ad ve Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ve altüst olmuş şehirler halkının haberleri gelmedi mi? Peygamberi onlara apaçık delillerle gelmişlerdi. Allah, onlara zulmediyor değildi. Ama onlar, kendilerine zulmediyorlardı.

    Mehmet Alagaş

    (67-70) Erkek münafıklar ve kadın münafıklar birbirlerindendir, tanınmayanı / münkeri emrederler, tanınır olanı / maruf olandan men ederler, ellerini sıkı tutarlar / cimri tutarlar, Allah’ı unuttular, onları da O unuttu. Muhakkak ki münafıklar, işte onlar, yoldan çıkmış olanlardır , Allah erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere içinde kalıcı olacakları cehennem ateşini vaat etti, O / cehennem onlara yeterli gelir, Allah onları lanetledi, onlar için devamlı bir azap vardır. Kuvvetçe sizden daha şiddetli, mallar ve evlatlar olarak sizden daha çok olan öncekiler gibisiniz, onlar paylarına düşen kadarıyla geçim sürdüler. Siz de sizden öncekilerin paylarına düşen kadarıyla geçimlerini sürdürmeleri gibi payınıza düşenler kadar geç im sürdünüz, o nların hazlanmaları gibi siz de hazlandınız / zevklendiniz, işte onların faaliyetleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir, işte onlar hasara uğrayanlardır. Onlardan öncekilerden Nuh topluluğu, Ad, Semud ve İbrahim topluluğu ve Medyen halkının ve alt üst olmuş şehirlerin / Mü’tefikatların haberleri onlara gelmedi mi? Onlara Resulleri, açıklamalarla gelmişti, Allah onlara zulüm etmiş değildi, velakin onlar, kendilerine zulmediyorlardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlara, kendilerinden önce geçen Nûh, Âd, Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve alt üst olmuş (Lût kavmi) şehirlerinin haberleri gelmedi mi? Rasûlleri, onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara zulmetmemiş; fakat onlar kendi nefislerine zulmetmişlerdi.

    Süleyman Ateş

    Onlara kendilerinden öncekilerin, Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve başları üstüne ters dönen şehirlerin haberi gelmedi mi? Elçileri, onlara açık deliller getirmişti (Ama inanmadılar, bundan dolayı Allah'ın gazabına uğradılar). Allah onlara zulmediyor değildi, onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

    Süleymaniye Vakfı

    Bu münafıklara kendilerinden önce gelmiş olan Nuh'un halkının, Ad'ın, Semud'un dipnot 1 , İbrahim'in halkının, Medyen ahalisinin ve altı üstüne getirilmiş yerlerin haberi ulaşmadı mı dipnot 2 ? Elçileri onlara açık belgelerle gelmişlerdi. Allah onlara asla yanlış yapmadı; yanlışı onlar kendilerine yapıyorlardı.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ad Hud aleyhisselamın (A'raf 7/65), Semud da Salih aleyhisselamın (A'raf 7/73) kavmidir.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Öncekilerin haberleri; Nuh'un, Ad'ın, Semud'un halkının, İbrahim halkının, Meyden'lilerin ve altı üstüne getirilmiş yerlerin haberleri size ulaşmadı mı? Elçileri onlara o açık belgelerle(mucizelerle) gelmişlerdi. Allah onlara yanlış yapmış değildir ama onlar yanlışı kendilerine yapmışlardı.

    Şaban Britch

    Onlara, kendilerinden önce geçen Nuh, Ad, Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve alt üst olmuş (Lut kavmi) şehirlerinin haberleri gelmedi mi? Rasûlleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara zulmetmemiş; fakat onlar kendi nefislerine zulmetmişlerdi.

    Şaban Piriş

    Onlara, kendilerinden önce geçen Nuh, Ad, Semud kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen ve alt üst olmuş şehirlerin halklarının haberleri gelmedi mi? Resulleri onlara belgeler getirmişlerdi. Allah, onlara zulmetmemiş fakat onlar, kendi kendilerine zulmetmişlerdi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Gelmedi mi onlara kendilerinden öncekilerin haberi: Nuh kavminin, Ad'ın, Semud'un, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altı üstüne gelmiş kentlerin. Resulleri onlara açık seçik ayetler getirmişti. Allah onlara zulmediyor değildi; aksine, öz benliklerine onlar zulmediyorlardı.

  12. Tevbe suresi, 71. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 71. ayet. وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَيُطِيعُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ أُو۟لَٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ ٱللَّهُ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekatı verirler. Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Mehmet Okuyan

    Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostudurlar. dipnot 1 (Birbirlerine) iyiliği emreder (öğütler), kötülükten engeller (sakındırır); dipnot 2 namazı kılar, zekâtı verir; Allah'a ve Elçisine itaat ederler. İşte Allah onlara merhamet edecektir. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, doğru hüküm verendir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Mâide 5:55-56; Enfâl 8:72.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesajlar: Al-i İmrân 3:104, 110; Mâide 5:79; A‘râf 7:164, 199; Hûd 11:116.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama inanan erkekler ve inanan kadınlar (da) birbirlerinin dostu, koruyucusudurlar: İyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olanı önlerler; ve namazı içtenlikle kılarlar, zekatı da seve seve verirler; Allah'a ve O'nun Elçisi'ne uyarlar: işte onlardır Allah'ın rahmetini bahşedeceği kimseler; çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca Allah'tır.

    Muhammed Esed

    Erkek ve kadın müminlere gelince, onlar birbirlerinin yakınlarıdırlar: (hep) iyi ve doğru olanın yapılmasını özendirir, kötü ve zararlı olanın yapılmasına engel olurlar; ve onlar namazlarında kararlı ve devamlıdırlar, arındırıcı yükümlülüklerini yerine getirir, Allaha ve Onun elçisine yürekten bağlılık gösterirler. İşte bunlardır, Allahın rahmetiyle kuşatacağı kimseler: muhakkak ki, doğru hüküm ve hikmetle yargılayan en yüce iktidar sahibidir Allah!

    Ahmed Hulusi

    İman eden erkekler ve kadınlar birbirlerinin velileridirler. . . Olumlu olanları hakikatin gereği olarak emrederler, olumsuzlardan da birbirlerini engellerler; salatı ikame ederler ve zekatı verirler; Allah'a ve Rasulüne itaat ederler. . . İşte bunlara Allah, rahmet edecektir. . . Muhakkak ki Allah Aziyz'dir, Hakiym'dir.

    Ali Bulaç

    Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Ali Özek ve heyeti

    Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Rasûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.

    Ali Rıza Safa

    İnanan erkekler ve inanan kadınlar birbirlerinin dostudur; iyiliği öğütlerler, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Allah'a ve O'nun elçisine bağlılık gösterirler. Allah, işte böylelerine merhamet edecektir. Kuşkusuz, Allah, Üstündür; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.

    Bayraktar Bayraklı

    İnanmış erkekler ve inanmış kadınlar da birbirlerinin samimi dostlarıdır/birbirlerini desteklerler. İyiyi emreder, kötülükten sakındırırlar. Namazı kılar, zekatı verir, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Kuşkusuz Allah, mülkünde galiptir; hikmet sahibidir.

    Edip Yüksel

    Gerçeği onaylayan erkekler ve gerçeği onaylayan kadınlar birbirlerinin dostudur. İyiliği emrederler, kötülükten menederler, salatı gözetirler, zekatı verirler, ALLAH'a ve elçisine uyarlar. İşte onlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH Üstündür, Bilgedir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İnanan erkekler ve inanan kadınlar birbirlerinin dostudur. İyiliği emrederler, kötülükten menederler, namazı gözetirler, zekatı verirler, ALLAH'a ve elçisine uyarlar. İşte onlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH Üstündür, Bilgedir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Erkek ve dişi bütün inananlar, birbirlerinin dostudurlar; iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar; namazı dürüst kılar, zekatı verirler; Allah'a ve peygamberine itaat ederler. İşte bunları, Allah yarın rahmeti ile bağışlayacaktır. Çünkü Allah, güçlüdür, hikmet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Erkek, dişi bütün Mü'minler ise birbirlerinin velileridirler: ma'rufu emir, münkerden nehyederler, namazı dürüst kılarlar, zekatı verirler, Allah ve Resulüne itaat eylerler, işte bunları Allah yarın rahmetiyle yarlıgayacak, çünkü Allah aziz, hakimdir

    Erhan Aktaş

    Mü'min erkekler ve Mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. dipnot 1 Ma'ruf olanı yaparlar, münkerden sakındırırlar. dipnot 2 Salatı ikame ederler, zekatı yaparlar. dipnot 3 Allah'a ve Resul'üne itaat ederler. dipnot 4 İşte bunlara, Allah rahmet edecektir. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici. Bkz. 9:23. ayetin 1. dipnotu.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kelimesi kelimesine, "Emr-i b'il-ma'ruf nehy-i ani'l munker." Bu terkip, İyiliği yap ve telkin et, kötülükten sakındır ve engel ol demektir." Ma'ruf: İyi, doğru, yararlı, güzel olan, toplumsal değer yargılarına göre ve toplumsal uzlaşı ile doğru olduğu kabul edilen ve Vahye uygun olan demektir. Munker ise; kötü, eğri, zararlı, çirkin olan şey demektir. "Emr" fiilinin asıl anlamı iş yapmaktır. Bu anlam bağlamında ayetteki "Emr-i b'il-ma'ruf terkibine "iyiliği emret" şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. Bu terkip: İyi olan şeyleri yapmayı kendine iş edin, ahlak edin; kötü olan şeylerden uzak dur, kötülüklerden sakın; kötülüklerden uzak durmayı ve iyi olan şeyleri yapmayı ilke edin; iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlenmesi için çaba göster demektir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bkz. 9:11. ayetin dipnotu.
    4. metne dön, dipnot 4
      5:12. ayetin 1. dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. dipnot 1 Ma'ruf olanı yaparlar, munkerden sakındırırlar. dipnot 2 Salatı ikame ederler, zekatı yaparlar. dipnot 3 Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara, Allah rahmet edecektir. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş.
    2. metne dön, dipnot 2
      "Emr-i b'il-ma'ruf nehy-i ani'l munker" terkip olarak: İyiliği yap ve telkin et, kötülükten sakındır ve engel ol demektir. Ma'ruf: İyi, doğru, yararlı, güzel olan, toplumsal değer yargılarına göre ve toplumsal uzlaşı ile doğru olduğu kabul edilen ve Vahye uygun olan demektir. Munker ise; kötü, eğri, zararlı, çirkin olan şey demektir. "Emr" fiilinin asıl anlamı iş yapmaktır. Bu anlam bağlamında ayetteki "Emr-i b'il-ma'ruf" terkibine "iyiliği emret" şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. Bu terkip: İyi olan şeyleri yapmayı kendine iş edin, ahlak edin; kötü olan şeylerden uzak dur, kötülüklerden sakın; kötülüklerden uzak durmayı ve iyi olan şeyleri yapmayı ilke edin; iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlenmesi için çaba göster demektir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bkz. 9:11. Ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. dipnot 1 Ma'rufu dipnot 2 buyurur, munkerden dipnot 3 sakındırırlar. Salatı ikame ederler, zekatı verirler. dipnot 4 Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederler. İşte bunlara, Allah rahmet edecektir. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş.
    2. metne dön, dipnot 2
      İyiliği.
    3. metne dön, dipnot 3
      Kötülükten.
    4. metne dön, dipnot 4
      Çevirilerde ayette ki salat sözcüğüne namaz anlamı verilmektedir. Oysaki burada ki salat namaz değildir: ibadete layık yegane ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Salat, sözcük olarak namazın yanısıra Allah'a yönelmek, ibadet, dua, rahmet, destek, dayanışma, yardımlaşma, yakından ilgilenme ve din gibi anlamlara gelmektedir.

    Gültekin Onan

    İnançlı(erkek)ler ve inançlı(kadın)lar birbirlerinin velileridirler. İyiliği buyurur, münkerden sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Tanrı'ya ve Resülü'ne itaat ederler. İşte Tanrı'nın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Tanrı üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Hasan Basri Çantay

    Mü'min erkekler de, mü'min kadınlar da birbirinin velileri (dostları ve yardımcıları) dir. Bunlar (insanlara) iyiliği emrederler, (onları) kötülükten vaz geçirmeye çalışırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allaha ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlar. Allah onları rahmetiyle yarlığayacakdır. Çünkü azizdir (va'd ve vaidini yerine getirmekden hiç bir şey Onu acze düşüremez), hakimdir (her şey'i yerli yerinde, hikmetle yapandır).

    İbni Kesir

    Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar; birbirlerinin velileridirler. Ma'rufu emreder, münkerden nehyederler. Namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve Rasulüne itaat ederler. İşte Allah, bunlara rahmet edecektir. Muhakkak ki Allah; Aziz'dir, Hakim'dir.

    Mehmet Alagaş

    (71-72) Erkek Müminler, Kadın Müminler, bazısı bazısına dosttur, tanınır olanı / normal olanı emrederler, tanımadıklarını / normal olmayandan menederler, namazı kalkar kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulüne itaat ederler, işte onları Allah ilerde esirgeyecektir, muhakkak ki Allah saygı değerdir, hâkimdir. Allah erkek müminlere ve kadın müminlere altlarından nehirler akan içinde kalıcı olacakları cennetler ve adn cennetlerinde hoş evler / meskenler ve de Allah’ın büyük rızasını vaat etti, işte bu çok büyük başarıdır / zaferdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Mümin erkekler ve Mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namazı ikame ederler, zekât verirler, Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz Aziz'dir, Hakîm'dir.

    Süleyman Ateş

    İnanan erkekler ve inanan kadınlar, birbirlerinin velisidirler. İyiliği emrederler, kötülükten men'ederler, namazı kılarlar, zekatı verirler, Allah'a ve Elçisine ita'at ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Süleymaniye Vakfı

    Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisi dipnot 1 / en yakınıdırlar dipnot 2 . Onlar, marufu /iyi şeyleri emreder, münkeri /kötü şeyleri yasaklarlar[3*). Namazı özenle ve sürekli kılar, zekatı verir, Allah'a ve elçisine gönülden boyun eğerler. Allah, işte onlara ikramda bulunacaktır dipnot 4 . Muhakkak ki Allah daima üstün olan ve bütün kararları doğru olandır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Aralarına başka bir şey girmeyecek şekilde birbirine yakın olan iki kişi veya şeyden her birine veli denir. Kişiye akrabalık, dostluk, yardım ve inanç bakımından yakın olanlar da mecazen bu kelimeyle ifade edilir (Müfredat). Allah, her insana sinir uçlarından daha yakındır (Kaf 50/16). Dolayısıyla müminler, sadece Allah'a kulluk eder ve tüm isteklerini ona sunarlar (Fatiha 1/4). Böylece onlar Allah'ın velileri /evliyası, Allah da onların velisi olur (Bakara 2/257, Al-i İmran 3/68, Yunus 10/62-63). Buna rağmen tasavvufta farklı bir velilik /evliyalık makamı olduğuna inanılır, veli veya evliya diye nitelenen kişiler o makama yerleştirilerek birer vesile /aracı konumuna getirilir. Böylece Allah ikinci sıraya konur ve tövbe edilmediği takdirde asla affedilmeyecek şirk günahına girilir (Nisa 4/48, 116, A'raf 7/3, 30, Enfal 8/73, Ahkaf 46/4-6).
    2. metne dön, dipnot 2
    3. metne dön, dipnot 3
    4. metne dön, dipnot 4

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İnanıp güvenen (mümin) erkeklerle inanıp güvenen (mümin) kadınlardan her biri diğerinin yakın dostudur(velisidir). Marufa (Kur'an ölçülerine) uygun olanı ister, münkere dipnot 1 (Kur'an ölçülerine uymayana) engel olurlar. Namazı tam kılar, zekatı verirler. Allah'a ve Elçisine de boyun eğerler. Allah, işte bunlara ikramda bulunacaktır. Allah güçlüdür, doğru kararlar verir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Münker: Kur'an'a uymayan. Bakınız Al-i İmran 3/104 ve dipnotu

    Şaban Britch

    Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namazı ikame ederler, zekat verirler, Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz Aziz'dir, Hakim'dir.

    Şaban Piriş

    Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyilik ve güzelliği belirlenene özendirirler, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındırırlar. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Allah'a ve resulüne itaat ederler. Allah bunlara rahmet edecektir. Allah Aziz'dir, Hakim'dir.

  13. Tevbe suresi, 72. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 72. ayet. وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَمَسَٰكِنَ طَيِّبَةً فِى جَنَّٰتِ عَدْنٍ وَرِضْوَٰنٌ مِّنَ ٱللَّهِ أَكْبَرُ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    Diyanet İşleri

    Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, ebedi olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va'detti. Allah'ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.

    Mehmet Okuyan

    Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetler ve durmaya değer cennetlerde dipnot 1 güzel meskenler vadetmiştir. Allah'ın rızası ise (hepsinden) büyüktür. Asıl büyük kurtuluş işte budur.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Durulmaya değer cennetler" anlamı verdiğimiz "‘Adn cennetleri" ifadesi Kur'an'da 11 kez yer almaktadır. Bkz. Tevbe 9:72; Ra‘d 13:23; Nahl 16:31; Kehf 18:31; Meryem 19:61; Tâhâ 20:76; Fâtır 35:33; Sâd 38:50; Mü'min 40:8; Saff 61:12; Beyyine 98:8.

    Mustafa İslamoğlu

    Allah, inanan erkeklere ve inanan kadınlara zemininden ırmaklar çağlayan cennetler vaad etti; orada daimi kalıcıdırlar; hele bir de Allah'tan gelen tarifi imkansız hoşnutluk, bu (mutlulukların) en büyüğü olacaktır; bu, işte budur muhteşem zafer.

    Muhammed Esed

    İnanan erkeklere ve kadınlara, içinde yerleşip kalacakları, içlerinde derelerin, ırmakların çağıldadığı hasbahçeler vaat etmiştir O; ve o esenlik dolu ebedi bahçelerde güzel ve ferah evler: Ve hepsinden daha üstünü de: Allahın hoşnutluğu, hoşça kabulü, işte budur, en büyük/en yüce bahtiyarlık!

    Ahmed Hulusi

    Allah, iman etmiş erkeklere de iman etmiş kadınlara da, içinde sonsuza dek yaşamak üzere, altlarından nehirler akan cennetler vadetmiştir. . . (Bir de) Adn cennetlerinde tertemiz yaşam ortamları ve (bu nimetlerin) en muhteşemi olarak Rıdvan'ı! Aziym mutluluk budur işte!

    Ali Bulaç

    Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vâdetti. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.

    Ali Rıza Safa

    Allah, inanan erkeklere ve inanan kadınlara, altlarından ırmaklar akan, sürekli kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel evlerin sözünü vermiştir. Allah'ın hoşnutluğu ise daha büyüktür. Büyük kurtuluş, işte budur.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah inanmış erkeklere ve inanmış kadınlara, içlerinden ırmaklar akan, içinde süreli kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde hoş meskenler söz vermiştir. Allah'ın rızası hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur.

    Edip Yüksel

    ALLAH, gerçeği onaylayan erkeklere ve gerçeği onaylayan kadınlara içinden ırmaklar akan ebedî kalacakları bahçeler ve Adn bahçelerinde güzel evler söz vermiştir. ALLAH'ın hoşnut olması ise hepsinden daha büyük bir şeydir. İşte en büyük kurtuluş budur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH, inanan erkeklere ve inanan kadınlara içinden ırmaklar akan ebedi kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel evler söz vermiştir. ALLAH'ın hoşnud olması ise hepsinden daha büyük bir şeydir. İşte en büyük kurtuluş budur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah, inanan erkeklere ve dişilere, sonsuza dek kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn Cennetlerinde güzel güzel meskenler va'detti. Allah'ın bir hoşnutluğu ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük mutluluk da budur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Allah, mü'minlerin erkeğine, dişisine altından ırmaklar akar Cennetler va'd buyurdu, içlerinde muhalled kalacaklar hem Adin Cennetlerinde hoş hoş meskenler, Allahın bir rıdvanı ise hepsinden büyük, işte asıl fevzi azim de budur

    Erhan Aktaş

    Allah, Mü'min erkeklere ve Mü'min kadınlara, içinden ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları Cennetler ve Adn Cennetleri'nde temiz yerleşim yerleri söz verdi. Allah'ın razı olması ise daha büyüktür. dipnot 1 İşte büyük başarı budur.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Daha büyük ödüldür.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, içinden ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları Cennetler ve Adn Cennetlerinde temiz yerleşim yerleri söz verdi. Allah'ın razı olması ise daha büyüktür. dipnot 1 İşte büyük başarı budur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Daha büyük ödüldür.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, içinden ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları Cennetler ve Adn Cennetlerinde temiz yerleşim yerleri söz verdi. Allah'ın razı olması ise daha büyüktür. dipnot 1 İşte büyük başarı budur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Daha büyük ödüldür.

    Gültekin Onan

    Tanrı, inançlı(erkek)lere ve inançlı(kadın)lara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Tanrı'dan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.

    Hasan Basri Çantay

    Allah, mü'min erkeklere de, mü'min kadınlara da — kendileri içinde ebedi kalıcı olmak üzere — altından ırmaklar akan Adn cennetlerini ve çok güzel meskenler va'detdi. Allahın bir rıdvaanı (rızaası) ise daha büyükdür. İşte bu, asıl bu, en büyük seadetdir.

    İbni Kesir

    Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, içinde temelli kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetleri vaadetti. Ve Adn cennetlerinde çok güzel meskenler de. Allah tarafından bir hoşnudluk ise daha büyüktür. En büyük kurtuluş işte budur.

    Mehmet Alagaş

    (71-72) Erkek Müminler, Kadın Müminler, bazısı bazısına dosttur, tanınır olanı / normal olanı emrederler, tanımadıklarını / normal olmayandan menederler, namazı kalkar kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulüne itaat ederler, işte onları Allah ilerde esirgeyecektir, muhakkak ki Allah saygı değerdir, hâkimdir. Allah erkek müminlere ve kadın müminlere altlarından nehirler akan içinde kalıcı olacakları cennetler ve adn cennetlerinde hoş evler / meskenler ve de Allah’ın büyük rızasını vaat etti, işte bu çok büyük başarıdır / zaferdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah, Mümin erkeklere ve Mümin kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan Cennetler ve Adn Cennetlerinde çok güzel köşkler vadetti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.

    Süleyman Ateş

    Allah inanan erkeklere ve inanan kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler va'detmiştir. Allah'ın (onlardan) razı olması ise hepsinden büyüktür. İşte büyük başarı budur.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara Adn cennetlerinde dipnot 1 , ölümsüz olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan bahçeler ve güzel konaklar vaat etmiştir. Allah'ın rızası ise en büyük nimettir. İşte bu, büyük bir başarıdır dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ahiretteki Cennet, "Adn cennetleri" olarak nitelenir (Meryem 19/60-63). Bir diğer niteleme biçimi de "Firdevs"tir (Kehf 18/107-108, Müminun 23/11).
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah mümin erkeklerle mümin kadınlara söz vermiştir; içinden ırmaklar akan cennetler, kalıcı cennetlerdeki güzel konaklar onlarındır. Orada ölümsüz olacaklardır. Hepsinden önemlisi Allah'ın rızasıdır. Büyük kurtuluş işte budur.

    Şaban Britch

    Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vaat etmiştir. Allah’ın rızası ise (hepsinden) büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur.

    Şaban Piriş

    Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vaat etmiştir. Allah'ın hoşnutluğu ise en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah, mümin erkeklerle mümin kadınlara, altından ırmaklar akan cennetler vaat etmiştir. Sürekli kalacaklardır orada. Adn cennetlerinde de tertemiz barınaklar vaat etmiştir. Allah'ın bir hoşnutluğu ise hepsinden büyüktür. İşte budur o büyük başarı/o büyük kurtuluş.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.