Muhammed Esed
Düşün Sina Dağı'nı!
52. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Tûr suresi, 1. ayet. وَٱلطُّورِ
veṭṭûr.
Düşün Sina Dağı'nı!
Tûr suresi, 2. ayet. وَكِتَٰبٍ مَّسْطُورٍ
vekitâbim mesṭûr.
Düşün (Allah'ın) vahyi(ni), ki işlenmiştir
Tûr suresi, 3. ayet. فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ
fî raḳḳim menşûr.
açık tomarlar üstüne.
Tûr suresi, 4. ayet. وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ
velbeyti-lma`mûr.
Ayakta kalan (ibadet) evi(ni) düşün!
Tûr suresi, 5. ayet. وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ
vessaḳfi-lmerfû`.
Düşün yüksek (göğün) tavanı(nı)!
Tûr suresi, 6. ayet. وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ
velbaḥri-lmescûr.
Kabaran denizi düşün!
Tûr suresi, 7. ayet. إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ
inne `aẕâbe rabbike levâḳi`.
Gerçek şu ki (ey insanoğlu!) Rabbin tarafından (günahkarlar için) öngörülmüş olan azap, kesinlikle vuku bulacaktır.
Tûr suresi, 8. ayet. مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ
mâ lehû min dâfi`.
ona hiç kimse engel olamaz.
Tûr suresi, 9. ayet. يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا
yevme temûru-ssemâü mevrâ.
Göklerin (büyük) bir sarsıntı ile sarsılacağı o Gün (bu azap gerçekleşecek),
Tûr suresi, 10. ayet. وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا
vetesîru-lcibâlü seyrâ.
ve dağların (korkunç) bir hareketle (yerlerinden oynayıp) harekete geçecekler(i Gün).
Tûr suresi, 11. ayet. فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
feveylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay haline o Gün hakikati yalanlayanların,
Tûr suresi, 12. ayet. ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ
elleẕîne hüm fî ḫavḍiy yel`abûn.
(bütün hayatları boyunca) tamamen boş şeylerle oyalanıp duranların;
Tûr suresi, 13. ayet. يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا
yevme yüde``ûne ilâ nâri cehenneme da``â.
Onlar, o Gün (karşı konulamaz bir) darbe ile cehennem ateşine atılacaklar (ve kendilerine denilecek:)
Tûr suresi, 14. ayet. هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
hâẕihi-nnâru-lletî küntüm bihâ tükeẕẕibûn.
"Bu, sizin yalanlamış olduğunuz ateştir!
Tûr suresi, 15. ayet. أَفَسِحْرٌ هَٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
efesiḥrun hâẕâ em entüm lâ tübṣirûn.
Peki bu, bir yanılsama mıydı yoksa (doğruluğunu) görmek istemediğiniz bir şey mi?
Tûr suresi, 16. ayet. ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
iṣlevhâ faṣbirû ev lâ taṣbirû. sevâün `aleyküm. innemâ tüczevne mâ küntüm ta`melûn.
(İşte şimdi) onu çekin! Ama (ister) sabredin, ister etmeyin, sizin için fark etmez. Siz, yalnızca yapmış olduğunuzun karşılığını görüyorsunuz."
Tûr suresi, 17. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَعِيمٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv vene`îm.
(Ama,) Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar kendilerini (o Gün) bahçelerde ve esenlik içinde bulacaklar,
Tûr suresi, 18. ayet. فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
fâkihîne bimâ âtâhüm rabbühüm. veveḳâhüm rabbühüm `aẕâbe-lceḥîm.
Rablerinin kendilerine bağışlayacağı şeyler ile mutluluk bulacaklar çünkü Rableri onları yakıcı ateşin azabından koruyacaktır.
Tûr suresi, 19. ayet. كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.
(Ve onlara:) "Yapmış olduklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyip için,
Tûr suresi, 20. ayet. مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍ
müttekiîne `alâ sürurim maṣfûfeh. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.
sıra sıra dizilmiş (mutluluk) sedirlerine uzanarak!" (denilecek.) Ve (cennette) saf ve temiz, güzel gözlü eşler ile onları evlendireceğiz.
Tûr suresi, 21. ayet. وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ
velleẕîne âmenû vettebe`athüm ẕürriyyetühüm biîmânin elḥaḳnâ bihim ẕürriyyetehüm vemâ eletnâhüm min `amelihim min şey'. küllü-mriim bimâ kesebe rahîn.
Kendileri iman eden ve soyları bu imanı sürdürecek olanlara gelince, Biz onları soyları ile bütünleştirecek ve işlerini heder ettirmeyeceğiz (ama, sonuçta) herkes kendi kazandığının hesabını verecek.
Tûr suresi, 22. ayet. وَأَمْدَدْنَٰهُم بِفَٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
veemdednâhüm bifâkihetiv velaḥmim mimmâ yeştehûn.
Biz onlara meyveyi ve eti bolca vereceğiz, ne isterlerse hepsini.
Tûr suresi, 23. ayet. يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ
yetenâza`ûne fîhâ ke'sel lâ lagvun fîhâ velâ te'ŝîm.
ve orada, (cennette), birbirlerine, boş konuşturmayan ve günaha sokmayan kaseler uzatacaklar.
Tûr suresi, 24. ayet. وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ
veyeṭûfü `aleyhim gilmânül lehüm keennehüm lü'lüüm meknûn.
Ve onları (ölümsüz) gençlikler bekleyecek, (sanki) kendi kendilerinin (çocuklarıymış gibi), kabuklarının içinde saklanan inciler gibi (saf ve temiz).
Tûr suresi, 25. ayet. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
Ve (böylece nimet tattırılanlar,) birbirlerine dönerek (geçmişte yaşadıkları hakkında) sorular soracaklar.
Tûr suresi, 26. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ
ḳâlû innâ künnâ ḳablü fî ehlinâ müşfiḳîn.
Onlar, "Bakın" diyecekler, "eskiden, çoluk çocuğumuz arasında yaşadığımız sıralarda, (Allah'ın bizden razı olmadığını düşünerek) korku içindeydik;
Tûr suresi, 27. ayet. فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ
femenne-llâhü `aleynâ veveḳânâ `aẕâbe-ssemûm.
ve bu durumdayken Allah bizi lütfuyla inayetlendirdi ve (çaresizliğin) yakıcı fırtınalarının azabından bizi korudu.
Tûr suresi, 28. ayet. إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ
innâ künnâ min ḳablü ned`ûh. innehû hüve-lberru-rraḥîm.
Şüphesiz biz bundan önce (yalnız) O'na yalvarırdık. (Ve O, bize şimdi gösterdi ki) yalnız O'dur gerçekten iyilik eden ve gerçek rahmet kaynağı!"
Tûr suresi, 29. ayet. فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ
feẕekkir femâ ente bini`meti rabbike bikâhiniv velâ mecnûn.
Öyleyse (ey Muhammed! Bütün insanlara) öğüt ver! Çünkü, Rabbinin rahmetiyle, sen ne bir kahinsin, ne de bir deli.
Tûr suresi, 30. ayet. أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ
em yeḳûlûne şâ`irun neterabbeṣu bihî raybe-lmenûn.
Yoksa onlar: "(O, yalnızca) bir şair(dir); bekleyip görelim zaman ona neler yapacak" mı diyorlar?"
Tûr suresi, 31. ayet. قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ
ḳul terabbeṣû feinnî me`aküm mine-lmüterabbiṣîn.
De ki: "(Öyleyse,) ümitle bekleyin! Ben de sizinle birlikte ümitle bekleyeceğim!"
Tûr suresi, 32. ayet. أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَٰمُهُم بِهَٰذَآ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
em te'müruhüm aḥlâmühüm bihâẕâ em hüm ḳavmün ṭâgûn.
Akılları mı onlara bu (tavrı takınmaları)nı telkin ediyor, yoksa (bu hal) (sadece) kaba bir küstahlığın eseri midir?
Tûr suresi, 33. ayet. أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ
em yeḳûlûne teḳavveleh. bel lâ yü'minûn.
Yoksa onlar: "Bu (mesaj)ı kendisi uydurmuştur!" mu diyorlar? Hayır, tersine, onlar (gerçeği biliyor, ama) inanmak istemiyorlar!
Tûr suresi, 34. ayet. فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
felye'tû biḥadîŝim miŝlihî in kânû ṣâdiḳîn.
Ama, (eğer onu basit bir faninin işi olarak görüyorlarsa) ona benzeyen başka bir söylem üretsinler (de görelim!) Söyledikleri doğru mu, değil mi?
Tûr suresi, 35. ayet. أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَٰلِقُونَ
em ḫuliḳû min gayri şey'in em hümü-lḫâliḳûn.
(Yoksa onlar, Allah'ın varlığını inkar mı ediyorlar?) Kendileri, hiçbir (sebep) olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendi kendilerinin mi yaratıcılarıdırlar?
Tûr suresi, 36. ayet. أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بَل لَّا يُوقِنُونَ
em ḫaleḳu-ssemâvâti vel'arḍ. bel lâ yûḳinûn.
(Ve) gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır, ama onlar hiçbir şey hakkında kesin bir inanca sahip değiller!
Tûr suresi, 37. ayet. أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ
em `indehüm ḫazâinü rabbike em hümü-lmüṣayṭirûn.
(Nasıl olabilirler ki?) Rabbinin hazineleri onlarda mı? Onlar mı (kaderden) sorumlular?
Tûr suresi, 38. ayet. أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
em lehüm süllemüy yestemi`ûne fîh. felye'ti müstemi`uhüm bisülṭânim mübîn.
Yoksa onların (nihai hakikatlere yükselecekleri ve insan kavrayışının ötesindekini) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, (onu) dinlemiş olanlardan birisi (bilgisinin) açık bir delilini getirsin!
Tûr suresi, 39. ayet. أَمْ لَهُ ٱلْبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ
em lehü-lbenâtü velekümü-lbenûn.
Yahut, (eğer Allah'a inanıyorsanız), siz (yalnız) erkek çocuk sahibi olurken O(nun) kız çocuk sahibi (olmayı tercih ettiğine nasıl inanırsınız?)
Tûr suresi, 40. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.
Yoksa (ey Muhammed, senin mesajını reddedenler, seni dinlerlerse) onlardan bir karşılık isteyeceğinden ve kendilerini borç altına sokacağ(ından mı korkuyorlar?)
Tûr suresi, 41. ayet. أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.
Yoksa, (bütün mevcudatın) gizli gerçekliğinin, (zamanı geldiğinde) yazabilmeleri için kendi kavrayış alanları içine gireceği(ni mi sanıyorlar)?
Tûr suresi, 42. ayet. أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ
em yürîdûne keydâ. felleẕîne keferû hümü-lmekîdûn.
Yoksa (seni çelişkilerin) tuzağına mı düşürmek istiyorlar? Ama aslında tuzağa düşenler onlardır, o hakikati inkar edenler!
Tûr suresi, 43. ayet. أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
em lehüm ilâhün gayru-llâh. sübḥâne-llâhi `ammâ yüşrikûn.
O halde, Allah'tan başka bir tanrıları mı var? Allah, sınırsız şanıyla insanların O'na yakıştırdığı ortaklardan münezzehtir!
Tûr suresi, 44. ayet. وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ
veiy yerav kisfem mine-ssemâi sâḳiṭay yeḳûlû seḥâbüm merkûm.
Ama onlar, (hakikati) görmeyi reddedenler, gökyüzünde bir parçanın düşmekte olduğunu görselerdi, (yalnızca) "O, bir bulut yığını(ndan ibaret)tir!" derlerdi.
Tûr suresi, 45. ayet. فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ
feẕerhüm ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî fîhi yuṣ`aḳûn.
Bundan böyle, dehşete kapılacakları (Hesap) Günü ile karşılaşıncaya kadar kendi hallerine bırak onları!
Tûr suresi, 46. ayet. يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
yevme lâ yugnî `anhüm keydühüm şey'ev velâ hüm yünṣarûn.
O Gün komplolarının kendilerine hiçbir faydası olmayacak ve hiçbir yardımcı bulamayacaklar...
Tûr suresi, 47. ayet. وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
veinne lilleẕîne żalemû `aẕâben dûne ẕâlike velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.
Gerçek şu ki zulüm işlemeye şartlanmış olanları, (öteki dünyadaki korkunç azaptan) daha yakın bir azap beklemektedir ama çoğu bunun farkında değil.
Tûr suresi, 48. ayet. وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
vaṣbir liḥukmi rabbike feinneke bia`yüninâ vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḥîne teḳûm.
O halde Rabbinin hükmünü sabırla bekle, çünkü sen gözümüzün önündesin; ve her ne zaman ayağa kalkarsan Rabbinin sınırsız şanını hamd ile yücelt!
Tûr suresi, 49. ayet. وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَٰرَ ٱلنُّجُومِ
vemine-lleyli fesebbiḥhü veidbâra-nnücûm.
Gece ve bütün yıldızların çekildiği an O'nun şanını yücelt!