Hasan Basri Çantay
Andolsun "Tuur" a,
52. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Tûr suresi, 1. ayet. وَٱلطُّورِ
veṭṭûr.
Andolsun "Tuur" a,
Tûr suresi, 2. ayet. وَكِتَٰبٍ مَّسْطُورٍ
vekitâbim mesṭûr.
(2-3) Neşredilmiş kağıd (lar) içinde yazılı kitaba,
Tûr suresi, 3. ayet. فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ
fî raḳḳim menşûr.
(2-3) Neşredilmiş kağıd (lar) içinde yazılı kitaba,
Tûr suresi, 4. ayet. وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ
velbeyti-lma`mûr.
Ma'muur eve,
Tûr suresi, 5. ayet. وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ
vessaḳfi-lmerfû`.
Yükseltilmiş tavana,
Tûr suresi, 6. ayet. وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ
velbaḥri-lmescûr.
Dolan denize,
Tûr suresi, 7. ayet. إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ
inne `aẕâbe rabbike levâḳi`.
Ki Rabbinin azabı hiç şübhesiz vaaki'dir (inecekdir),
Tûr suresi, 8. ayet. مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ
mâ lehû min dâfi`.
Onu defedecek (hiçbir şey de) yokdur.
Tûr suresi, 9. ayet. يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا
yevme temûru-ssemâü mevrâ.
O gün gök sallanıb çalkanır,
Tûr suresi, 10. ayet. وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا
vetesîru-lcibâlü seyrâ.
Dağlar (yerinden kopub) yürür.
Tûr suresi, 11. ayet. فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
feveylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay artık o gün (peygamberleri önce) tekzib edenlere!
Tûr suresi, 12. ayet. ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ
elleẕîne hüm fî ḫavḍiy yel`abûn.
Ki onlar daldıkları baatıl içinde oynayıb duranlardır.
Tûr suresi, 13. ayet. يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا
yevme yüde``ûne ilâ nâri cehenneme da``â.
O gün onlar cehennem ateşine itilib kakılırlar.
Tûr suresi, 14. ayet. هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
hâẕihi-nnâru-lletî küntüm bihâ tükeẕẕibûn.
(Şöyle denilecek:) "İşte sizin yalan saymakda idiğiniz ateş budur".
Tûr suresi, 15. ayet. أَفَسِحْرٌ هَٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
efesiḥrun hâẕâ em entüm lâ tübṣirûn.
"(Peki) bu da mı sihir?! Yoksa siz (yine büyülendiniz de) görmüyor musunuz"?!
Tûr suresi, 16. ayet. ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
iṣlevhâ faṣbirû ev lâ taṣbirû. sevâün `aleyküm. innemâ tüczevne mâ küntüm ta`melûn.
Girin oraya! İster dayanın, ister dayanmayın, sizce birdir. Siz ancak yapageldiklerinizin cezasına çarpılıyorsunuz".
Tûr suresi, 17. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَعِيمٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv vene`îm.
Şübhesiz ki (fenalıkdan) sakınanlar cennetler, ni'met (ler) içindedirler,
Tûr suresi, 18. ayet. فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
fâkihîne bimâ âtâhüm rabbühüm. veveḳâhüm rabbühüm `aẕâbe-lceḥîm.
Rablerinin kendilerine verdiği ile zevkyab olarak. Rableri onları o çılgın cehennemin azabından korumuşdur.
Tûr suresi, 19. ayet. كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.
(Şöyle denilir:) "(İyi) amel (ve hareket) etmiş olduğunuz için aafiyetle yeyin, için".
Tûr suresi, 20. ayet. مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍ
müttekiîne `alâ sürurim maṣfûfeh. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.
"Sıra sıra dizilmiş tahtlara yaslananlar olarak". Biz onlara şahin gözlü huurileri eş yapdık.
Tûr suresi, 21. ayet. وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ
velleẕîne âmenû vettebe`athüm ẕürriyyetühüm biîmânin elḥaḳnâ bihim ẕürriyyetehüm vemâ eletnâhüm min `amelihim min şey'. küllü-mriim bimâ kesebe rahîn.
İman edib de zürriyyetleri de iman ile kendilerine ta'bi olanlar (yok mu?) biz onların nesillerini de kendilerine katdık. Kendilerinin amelinden bir şey de eksiltmedik. Herkes kazancı mukaabilinde bir rehindir.
Tûr suresi, 22. ayet. وَأَمْدَدْنَٰهُم بِفَٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
veemdednâhüm bifâkihetiv velaḥmim mimmâ yeştehûn.
Onlara canlarının isteyeceği meyve (ler) i, et (ler) i de bol bol verdik.
Tûr suresi, 23. ayet. يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ
yetenâza`ûne fîhâ ke'sel lâ lagvun fîhâ velâ te'ŝîm.
Orada birbirleriyle öyle kadeh çekişirler ki! Onda ne bir saçmalama, ne de bir günaha sokma yokdur.
Tûr suresi, 24. ayet. وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ
veyeṭûfü `aleyhim gilmânül lehüm keennehüm lü'lüüm meknûn.
O sadefleri içinde gizlenmiş inci gibi civanlar da kendilerine (hizmet için) etraflarında döner (ler).
Tûr suresi, 25. ayet. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
(Ehl-i cennet) birbirine yönelib (hallerini ve amellerini) soruşdururlar,
Tûr suresi, 26. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ
ḳâlû innâ künnâ ḳablü fî ehlinâ müşfiḳîn.
(Şöyle) diyerek: "Biz hakıykat bundan evvel (dünyada) ailelerimiz içinde (aakıbetimizden) korkanlardık".
Tûr suresi, 27. ayet. فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ
femenne-llâhü `aleynâ veveḳânâ `aẕâbe-ssemûm.
"İşte Allah bize (mağfiret ve rahmetini) lutfetdi. Bizi sam yeli azabından korudu".
Tûr suresi, 28. ayet. إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ
innâ künnâ min ḳablü ned`ûh. innehû hüve-lberru-rraḥîm.
"Gerçek biz bundan evvel (müvahhid olarak) Ona ibadet ediyorduk. Şübhesiz ki O, (evet) O, (va'dinde saadık) ihsanı bol, çok esirgeyicidir".
Tûr suresi, 29. ayet. فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ
feẕekkir femâ ente bini`meti rabbike bikâhiniv velâ mecnûn.
(Habibim) sen hemen öğüt vermekde devam et. Öyle ya, sen Rabbinin ni'meti sayesinde ne bir kahin, ne de bir mecnun değilsin.
Tûr suresi, 30. ayet. أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ
em yeḳûlûne şâ`irun neterabbeṣu bihî raybe-lmenûn.
Yoksa "(O), bir şairdir, biz onun, zamanın felaketli haadiseleri (ne çarpılması) nı gözetliyoruz" mu diyorlar?
Tûr suresi, 31. ayet. قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ
ḳul terabbeṣû feinnî me`aküm mine-lmüterabbiṣîn.
De ki: "Bekleyin. Çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim".
Tûr suresi, 32. ayet. أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَٰمُهُم بِهَٰذَآ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
em te'müruhüm aḥlâmühüm bihâẕâ em hüm ḳavmün ṭâgûn.
Yahud bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgınlar güruhu mudur?
Tûr suresi, 33. ayet. أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ
em yeḳûlûne teḳavveleh. bel lâ yü'minûn.
Yahud onu kendisi mi uydurub söyledi diyorlar? Hayır, onlar iman etmezler.
Tûr suresi, 34. ayet. فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
felye'tû biḥadîŝim miŝlihî in kânû ṣâdiḳîn.
Öyleyse onlar da, eğer doğru söyleyenlerse, onun gibi (velev uydurma) bir söz getirsinler!
Tûr suresi, 35. ayet. أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَٰلِقُونَ
em ḫuliḳû min gayri şey'in em hümü-lḫâliḳûn.
Yoksa onlar bir şeysiz olarak mı yaratdılar? Yahud (kendilerinin) yaratıcıları kendileri midir?!
Tûr suresi, 36. ayet. أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بَل لَّا يُوقِنُونَ
em ḫaleḳu-ssemâvâti vel'arḍ. bel lâ yûḳinûn.
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yaratdılar? Hayır, onlar (Allahın birliğini, kudretini) iyi bilmiyorlar.
Tûr suresi, 37. ayet. أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ
em `indehüm ḫazâinü rabbike em hümü-lmüṣayṭirûn.
Yahud Rabbinin hazineleri onların yanında mı? Veya onlar (eşyayi diledikleri gibi tedbire) haakim ve gaalib kimseler mi?
Tûr suresi, 38. ayet. أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
em lehüm süllemüy yestemi`ûne fîh. felye'ti müstemi`uhüm bisülṭânim mübîn.
Yoksa onlara haas bir merdiven vardır da onun üstünden mi dinliyorlar Öyleyse dinleyicileri açık bir bürhan getirsin (ler)!
Tûr suresi, 39. ayet. أَمْ لَهُ ٱلْبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ
em lehü-lbenâtü velekümü-lbenûn.
Yahud kızlar Onun, oğullar sizin mi?
Tûr suresi, 40. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.
Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da onlar (bundan mütevellid) borcdan dolayı ağır bir yük altına mı girmişlerdir?
Tûr suresi, 41. ayet. أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.
Yahud gayb (ın ilmi) kendilerinin yanındadır da (bunu) onlar mı yazıyorlar?
Tûr suresi, 42. ayet. أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ
em yürîdûne keydâ. felleẕîne keferû hümü-lmekîdûn.
Yoksa (sana) bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenler (kurduklara o) tuzağa kendileri düşüb mağlub olmuşlardır (olacaklardır).
Tûr suresi, 43. ayet. أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
em lehüm ilâhün gayru-llâh. sübḥâne-llâhi `ammâ yüşrikûn.
Yahud onların Allahdan başka bir Tanrıları mı var? Allah onların katmakda oldukları ortaklardan münezzehdir.
Tûr suresi, 44. ayet. وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ
veiy yerav kisfem mine-ssemâi sâḳiṭay yeḳûlû seḥâbüm merkûm.
Eğer gökden bir parça düşer görseler "(Bu), derler, birbiri üstüne yığılmış bir bulutdur".
Tûr suresi, 45. ayet. فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ
feẕerhüm ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî fîhi yuṣ`aḳûn.
Artık onları çarpılacakları günlerine kadar (hallerine) bırak.
Tûr suresi, 46. ayet. يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
yevme lâ yugnî `anhüm keydühüm şey'ev velâ hüm yünṣarûn.
O gün tuzakları hiçbir şeyle kendilerine faide vermeyecek, onlara yardım da edilmeyecekdir.
Tûr suresi, 47. ayet. وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
veinne lilleẕîne żalemû `aẕâben dûne ẕâlike velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.
Muhakkak ki o zulmedenlere bundan evvel de bir azab var. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
Tûr suresi, 48. ayet. وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
vaṣbir liḥukmi rabbike feinneke bia`yüninâ vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḥîne teḳûm.
Sen Rabbinin hükmüne (rızaa ile) sabret. Çünkü muhakkak sen bizim gözlerimiz (önün) desin. Kalkacağın zaman da Rabbine hamd ile tesbih (ve tenzih) et.
Tûr suresi, 49. ayet. وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَٰرَ ٱلنُّجُومِ
vemine-lleyli fesebbiḥhü veidbâra-nnücûm.
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra dahi tesbih et.