İbni Kesir
Ey örtüye bürünen;
74. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Müddessir suresi, 1. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ
yâ eyyühe-lmüddeŝŝir.
Ey örtüye bürünen;
Müddessir suresi, 2. ayet. قُمْ فَأَنذِرْ
ḳum feenẕir.
Kalk ve uyar.
Müddessir suresi, 3. ayet. وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ
verabbeke fekebbir.
Rabbını da tekbir et.
Müddessir suresi, 4. ayet. وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
veŝiyâbeke feṭahhir.
Elbiselerini temiz tut.
Müddessir suresi, 5. ayet. وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ
verrucze fehcür.
Kötü şeylerden ise sakın.
Müddessir suresi, 6. ayet. وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ
velâ temnün testekŝir.
Çok görerek başa kakma.
Müddessir suresi, 7. ayet. وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ
velirabbike faṣbir.
Rabbın için sabret.
Müddessir suresi, 8. ayet. فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ
feiẕâ nüḳira fi-nnâḳûr.
Sur'a üflendiğinde;
Müddessir suresi, 9. ayet. فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ
feẕâlike yevmeiẕiy yevmün `asîr.
İşte o gün, zorlu bir gündür.
Müddessir suresi, 10. ayet. عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ
`ale-lkâfirîne gayru yesîr.
Kafirler için hiç de kolay değildir.
Müddessir suresi, 11. ayet. ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
ẕernî vemen ḫalaḳtü veḥîdâ.
Bırak Beni ve yarattıklarımı tek başına.
Müddessir suresi, 12. ayet. وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا
vece`altü lehû mâlem memdûdâ.
Kendisine bol bol mal verdiğimi,
Müddessir suresi, 13. ayet. وَبَنِينَ شُهُودًا
vebenîne şühûdâ.
Görülen oğullar verdiğimi,
Müddessir suresi, 14. ayet. وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا
vemehhettü lehû temhîdâ.
Ve onun için yaydıkça yaydığımı.
Müddessir suresi, 15. ayet. ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
ŝümme yaṭme`u en ezîd.
Sonra daha da artırmamı umar o.
Müddessir suresi, 16. ayet. كَلَّآ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَٰتِنَا عَنِيدًا
kellâ. innehû kâne liâyâtinâ `anîdâ.
Hayır; çünkü o, ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
Müddessir suresi, 17. ayet. سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا
seürhiḳuhû ṣa`ûdâ.
Ben; onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
Müddessir suresi, 18. ayet. إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
innehû fekkera veḳaddera.
Doğrusu o, düşündü ve ölçüp biçti.
Müddessir suresi, 19. ayet. فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
feḳutile keyfe ḳaddera.
Canı çıkası, nasıl da ölçüp biçti.
Müddessir suresi, 20. ayet. ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
ŝümme ḳutile keyfe ḳaddera.
Sonra yine canı çıkası nasıl da öşçüp biçti.
Müddessir suresi, 21. ayet. ثُمَّ نَظَرَ
ŝümme neżara.
Sonra baktı.
Müddessir suresi, 22. ayet. ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
ŝümme `abese vebesera.
Sonra kaşlarını çattı, suratını astı.
Müddessir suresi, 23. ayet. ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ
ŝümme edbera vestekbera.
Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı.
Müddessir suresi, 24. ayet. فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
feḳâle in hâẕâ illâ siḥruy yü'ŝer.
Ve dedi ki: Bu; sadece öğretilegelen bir büyüdür.
Müddessir suresi, 25. ayet. إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ
in hâẕâ illâ ḳavlü-lbeşer.
Bu; ancak bir insan sözüdür.
Müddessir suresi, 26. ayet. سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
seuṣlîhi seḳara.
Ben, onu Sekar'a yaslayacağım.
Müddessir suresi, 27. ayet. وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ
vemâ edrâke mâ seḳar.
Sekar'ın ne olduğunu bilir misin sen?
Müddessir suresi, 28. ayet. لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ
lâ tübḳî velâ teẕer.
O, ne geri bırakır, ne de azabdan vazgeçer.
Müddessir suresi, 29. ayet. لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ
levvâḥatül lilbeşer.
Deriyi kavurandır.
Müddessir suresi, 30. ayet. عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
`aleyhâ tis`ate `aşer.
Onun üzerinde ondokuz vardır.
Müddessir suresi, 31. ayet. وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًا وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ
vemâ ce`alnâ aṣḥâbe-nnâri illâ melâikeh. vemâ ce`alnâ `iddetehüm illâ fitnetel lilleẕîne keferû liyesteyḳine-lleẕîne ûtü-lkitâbe veyezdâde-lleẕîne âmenû îmânev velâ yertâbe-lleẕîne ûtü-lkitâbe velmü'minûne veliyeḳûle-lleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuv velkâfirûne mâẕâ erâde-llâhü bihâẕâ meŝelâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. vemâ ya`lemü cünûde rabbike illâ hû. vemâ hiye illâ ẕikrâ lilbeşer.
Cehennem bekçilerini yalnız meleklerden kıldık. Onların sayılarını da ancak küfretmiş olanlar için bir fitne kıldık. Ki kendilerine kitab verilmiş olanlar, kesin bilgi sahibi olsunlar. İman edenlerin de imanları artsın. Kendilerine kitab verilmiş olanlar ve mü'minler kuşkuya düşmesinler. Bir de kalblerinde hastalık bulunanlarla kafirler: Bununla Allah neyi kasdetmiş? desinler. İşte böyle Allah, dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Rabbının ordularını ancak kendisi bilir. Bu, ancak insanlara bir öğüttür.
Müddessir suresi, 32. ayet. كَلَّا وَٱلْقَمَرِ
kellâ velḳamer.
Hayır, andolsun aya,
Müddessir suresi, 33. ayet. وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ
velleyli iẕ edbera.
Dönüp geldiğinde geceye,
Müddessir suresi, 34. ayet. وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ
veṣṣubḥi iẕâ esfera.
Ağardığında sabaha,
Müddessir suresi, 35. ayet. إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ
innehâ leiḥde-lküber.
Muhakkak ki o, büyüklerden biridir.
Müddessir suresi, 36. ayet. نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ
neẕîral lilbeşer.
İnsanlar için uyarıcıdır.
Müddessir suresi, 37. ayet. لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
limen şâe minküm ey yeteḳaddeme ev yeteeḫḫar.
İçinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyenler için.
Müddessir suresi, 38. ayet. كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
küllü nefsim bimâ kesebet rahîneh.
Her nefis kazandığı ile bağlıdır.
Müddessir suresi, 39. ayet. إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ
illâ aṣḥâbe-lyemîn.
Ancak sağcılar müstesna.
Müddessir suresi, 40. ayet. فِى جَنَّٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ
fî cennâtin. yetesâelûn.
Cennetlerdedirler. Sorarlar,
Müddessir suresi, 41. ayet. عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ
`ani-lmücrimîn.
Suçlulara;
Müddessir suresi, 42. ayet. مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ
mâ selekeküm fî seḳara.
Nedir sizi Sekar'a sürükleyen?
Müddessir suresi, 43. ayet. قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ
ḳâlû lem nekü mine-lmüṣallîn.
Derler ki: Biz, namaz kılanlardan değildik,
Müddessir suresi, 44. ayet. وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ
velem nekü nuṭ`imü-lmiskîn.
Yoksulu doyurmazdık,
Müddessir suresi, 45. ayet. وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ
vekünnâ neḫûḍu me`a-lḫâiḍîn.
Dalanlarla birlikte biz de dalardık,
Müddessir suresi, 46. ayet. وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
vekünnâ nükeẕẕibü biyevmi-ddîn.
Ve din gününü yalanlardık.
Müddessir suresi, 47. ayet. حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ
ḥattâ etâne-lyeḳîn.
Nihayet ölüm bize gelip çattı.
Müddessir suresi, 48. ayet. فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ
femâ tenfe`uhüm şefâ`atü-şşâfi`în.
Artık onlara, şefaatçıların şefaatı fayda vermez.
Müddessir suresi, 49. ayet. فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
femâ lehüm `ani-tteẕkirati mü`riḍîn.
O halde bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar?
Müddessir suresi, 50. ayet. كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ
keennehüm ḥumürum müstenfirah.
Ürkek yaban eşekleri gibi;
Müddessir suresi, 51. ayet. فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ
ferrat min ḳasverah.
Ürkmüş olan, arslandan.
Müddessir suresi, 52. ayet. بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً
bel yürîdü küllü-mriim minhüm ey yü'tâ ṣuḥufem müneşşerah.
Hayır, onlardan her biri, önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.
Müddessir suresi, 53. ayet. كَلَّا بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ
kellâ. bel lâ yeḫâfûne-l'âḫirah.
Hayır, doğrusu onlar, ahiretten korkmuyorlar.
Müddessir suresi, 54. ayet. كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ
kellâ innehû teẕkirah.
Hayır, muhakkak ki o, bir öğüttür.
Müddessir suresi, 55. ayet. فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
femen şâe ẕekerah.
Kim isterse; ondan öğüt alır.
Müddessir suresi, 56. ayet. وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ
vemâ yeẕkürûne illâ ey yeşâe-llâh. hüve ehlü-ttaḳvâ veehlü-lmagfirah.
Allah dilemedikçe öğüt alamazlar. O, takvaya ehildir, mağfirete ehildir.