Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
Zuhruf suresi · 81–89. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Zuhruf suresi, 81. ayet. قُلْ إِن كَانَ لِلرَّحْمَٰنِ وَلَدٌ فَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْعَٰبِدِينَ
(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
De ki: "Rahmân'ın herhangi bir çocuğu olsa(ydı), elbette (ona) kulluk edenlerin ilki ben olur(d)um!"
De ki (ey peygamber): "Eğer Rahman bir erkek çocuğu sahibi olsaydı, ona ilk ben ibadet ederdim.
De ki (ey Muhammed): "Eğer Rahman (gerçekten) bir erkek çocuk sahibi olsaydı, ben ona tapanların ilki olurdum!"
De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona ibadet edenlerin ilki bendim!"
De ki: "Eğer Rahman (olan Allah)'ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum."
De ki: Eğer Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, elbette ben (ona) kulluk edenlerin ilki olurdum!
De ki: "Bağışlayanın çocuğu olsaydı, ona hizmet edenlerin öncüsü ben olurdum!" dipnot 425
De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
De ki: "Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona hizmet edenlerin ilki ben olurdum."
De ki; 'Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum.'
De ki: "Rahman'ın bir oğlu olsaydı, ben ona tapanların ilki olurdum."
De ki: Rahmanın bir veledi olsa ben ona tapanların birincisi olurdum
De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı, ona ilk ben kulluk ederdim. dipnot 1 "
De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı, ona ilk ben kulluk ederdim." dipnot 1
De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı, ona ilk ben kulluk ederdim." dipnot 1
De ki: "Eğer Rahmanın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum."
(Habibim) de ki: "O çok esirgeyen (Allah) ın (bilfarz) bir evladı olsaydı ben (ona) tapanların ilki olurdum"!
De ki: Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı; o takdirde ben, kulluk edenlerin ilkiydim.
(78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)
De ki: "Eğer Rahman’ın bir oğlu olsaydı, ona ibadet edenlerin ilki ben olurdum."
De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı (O'na) tapanların ilki ben olurdum."
De ki: "Rahman'ın bir çocuğu olsa dipnot 1 ona kulluk edenlerin ilki ben olurum.
De ki "Rahman'ın çocuğu olsa ona, herkesten önce ben kulluk ederim.
De ki: Eğer Rahman’ın bir oğlu olsaydı, ona ibadet edenlerin ilki ben olurdum.
De ki: -Eğer Rahman'ın bir oğlu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum.
De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
Zuhruf suresi, 82. ayet. سُبْحَٰنَ رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah, onların nitelendirmelerinden uzaktır.
Göklerin ve yerin Rabbi, arşın da Rabbi olan (Allah) onların yakıştırdıklarından yücedir.
Göklerin ve yerin Rabbi -yüce hükümranlık makamının Rabbi- onların yakıştırdığı her şeyden münezzeh ve beridir."
Göklerin ve yerin Rabbi -kudret ve egemenlik tahtının sahibi Rabb- onların isnad ettikleri her türlü sıfattan kesinlikle münezzehtir!
Semalar ve arzın Rabbi, arşın Rabbi onların tanımlamalarından münezzehtir!
Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi (olan Allah), onların nitelendirdiklerinden yücedir.
Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah onların vasıflandırmalarından yücedir, münezzehtir.
Göklerin ve Yeryüzünün Efendisi; Egemen Erkin Efendisi, onların yakıştırmalarından ayrıktır.
Göklerin ve yerin Rabbi, egemenlik tahtının sahibi olan Allah, onların bu tür nitelendirmelerinden uzaktır.
Göklerin ve yerin Efendisi, Yönetimin Efendisi, onların nitelemelerinden çok yücedir.
Göklerin ve yerin Rabbi, Yönetimin Rabbi, onların nitelemelerinden çok yücedir.
Münezzehtir, yücedir o göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi onların nitelendirdiklerinden.
Tenzih o sübhana o Göklerin ve Yerin rabbı, rabbül'arşe onların vasıflarından
Göklerin ve yerin Rabb'i; arşın Rabb'i onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.
Göklerin ve yerin Rabb'i; arşın Rabb'i onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.
Göklerin ve yerin Rabb'i; arşın Rabb'i onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.
Göklerin ve yerin rabbi, Arşın rabbi (olan Tanrı), onların nitelendirdiklerinden yücedir.
Hem göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi, onların vasfedegeldiklerinden münezzehdir.
Göklerin ve yerin Rabbı, Arş'ın Rabbı onların tavsiflerinden münezzehtir.
(78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)
Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi onların nitelendirmelerinden yücedir, münezzehtir.
Hem göklerin ve yerin Rabbi /Sahibi hem de arşın /yönetimin dipnot 1 sahibi olan Allah, onların yaptıkları nitelemelerden uzaktır dipnot 2 ."
Hem göklerin ve yerin Sahibi hem de arşın (yönetimin) Sahibi olan Allah, onların yaptığı nitelemelerden uzaktır."
Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi onların nitelemelerinden uzaktır.
Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi onların nitelendirmelerinden arınmıştır, yücedir.
Zuhruf suresi, 83. ayet. فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.
Sen (şimdilik) bırak da kendilerine vadedilen günlerine kavuşuncaya kadar (boş işlere) dalsınlar, oynasınlar.
Artık onları bırak, geleceği vaad olunan günlerine kavuşuncaya kadar lafazanlıkla oyalansınlar ve (kelimelerle) oynamayı sürdürsünler.
Onları bırak da vaad edilen (Hesap) Günü ile karşılaşıncaya kadar beyhude konuşmalarla oyalansınlar ve (kelimelerle) oynayıp dursunlar!
Bırak onları, vadolundukları sürece kavuşuncaya kadar (dünyalarına) dalsınlar ve oynasınlar!
Artık onları bırak; onlara vadedilen günlerine kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar.
Sen bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar bâtıla dalsınlar, oynaya dursunlar.
Artık, onlara aldırış etme. Kendilerine sözü verilen güne kavuşuncaya dek, aymazlık içinde oyalansınlar.
Uyarıldıkları güne kavuşuncaya kadar bırak onları; eğlenceye dalsınlar, oynasınlar!
Bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynasınlar.
Bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynasınlar.
Şimdi bırak onları dalsınlar, oynaya dursunlar, va'dolunduklan günleri (gelip) çatasıya kadar!
Şimdi bırak onları dalsınlar, oynıya dursunlar ta va'dolundukları günlerine çatasıya kadar
Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.
Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.
Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.
Artık onları bırak; onlara vadedilen günlerine kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.
(Şimdilik) sen bırak onları, (baatılın içine) dalsınlar, (dünyalarında) oynaya dursunlar. Nihayet (azab ile) tehdid edilmekde oldukları günlerine kavuşdurulacaklardır.
Bırak onları, kendilerine vaadedilen güne ulaşıncaya kadar dalsınlar, oyalanıp dursunlar.
(78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)
Bırak onları, kendilerine vadedilen güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.
Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.
Artık onları bırak da tehdit edildikleri günle yüzleşinceye dek boş işlere dalsın, oynayıp dursunlar dipnot 1 .
Onları kendi hallerine bırak, boş işlere dalsınlar da tehdit edildikleri azap günüyle yüzleştirilinceye dek oyalanıp dursunlar.
Bırak onları, kendilerine vadedilen güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.
Bırak onları, kendilerine vaat edilen güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.
Bırak onları, kendilerine vaat edilen günlerine kavuşuncaya değin dalıp gitsinler; oynayıp oyalansınlar!
Zuhruf suresi, 84. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى فِى ٱلسَّمَآءِ إِلَٰهٌ وَفِى ٱلْأَرْضِ إِلَٰهٌ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
O, gökte de ilah olandır, yerde de ilah olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
Gökteki ilah da O'dur; yerdeki ilah da. O, doğru hüküm verendir, bilendir.
Zira gökte de ilah olan yerde de ilah olan yalnızca O'dur; ve O her hükmünde tam isabet sahibidir, her şeyi bilendir.
çünkü (o zaman anlayacaklardır ki) gökte ve yerde Allah (yalnız) O'dur ve yalnız O'dur hikmet sahibi olan, her şeyi bilen.
"HU"dur (Esma'sıyla) semada da ilah (olarak düşünülen), arzda da ilah (olarak düşünülen)! "HU"; Hakiym'dir, Aliym'dir.
Göklerde ilah ve yerde ilah O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
Gökte de yerde de ilah O'dur; O, hikmet sahibidir; her şeyi hakkıyla bilendir.
O, gökte de Tanrıdır; yeryüzünde de Tanrıdır. Çünkü O, Bilgelik ve Adaletle Yönetendir; Bilendir.
Gökte de Tanrı O'dur, yerde de Tanrı O'dur. O'nun her işinde hikmet vardır; her şeyi bilir.
Gökte de tanrı, yerde de tanrı O'dur. O Bilgedir, Bilendir.
Gökte de tanrı, yerde de tanrı O'dur. O Bilgedir, Bilendir.
O gökte de ilah, yerde de ilahtır. Hikmet sahibi O'dur, herşeyi bilen O'dur.
Hem o odur ki Gökte de ilah Yerde de ilahdır ve hakim odur alim o
Gökte de yerde de İlah olan O'dur. Ve O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyi Bilen'dir.
Gökte de yerde de İlah olan O'dur. Ve O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyi Bilen'dir.
Gökte de yerde de İlah olan O'dur. Ve O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyi Bilen'dir.
Göklerde tanrı ve yerde tanrı O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
O, gökde de Tanrı, yerde de Tanrı olan (bir Allah) dır. O, yegane hukum ve hikmet saahibidir; (her şey'i) hakkıyle bilendir.
Gökte de ilah, yerde de ilah O'dur. Ve O; Hakim'dir, Alim'dir.
(78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)
O gökte de ilâh olandır/ibadet olunandır, yerde de ilâhtır/ibadet olunandır. O Hakîmdir, Alîmdir.
O'dur ki gökte de Tanrı'dır, yerde de Tanrı'dır. O, hakimdir, bilendir.
O, hem gökte ilah dipnot 1 hem de yeryüzünde ilahtır. O, bütün kararları doğru olan ve daima bilendir dipnot 2 .
Göklerdeki ilah O'dur, yerdeki ilah da O'dur. Doğru kararlar veren ve her şeyi bilen O'dur.
(O) Gökte ilah/ibadet olunan olduğu gibi yerde de ilah/ibadet olunan O’dur. O, hakimdir, alimdir.
Gökte ilah O olduğu gibi yerde de ilah O'dur. O, hakimdir, alimdir.
Göklerde ilah olan da O, yerde ilah olan da O. O'dur Hakim, O'dur Alim.
Zuhruf suresi, 85. ayet. وَتَبَارَكَ ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir! Kıyametin bilgisi de yalnız O'nun katındadır ve yalnızca O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin otoritesi sadece kendisine ait olan (Allah) ne yücedir! O (Son) Saat'in bilgisi, yalnızca O'nun katındadır. dipnot 1 Hepiniz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mülkü kendisine ait olan Allah ne yüce bir bereket kaynağıdır: Son Saat'in bilgisi sadece O'nun katındadır ve dönüş yalnızca O'nadır.
Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin mülkünün kendisine ait olduğu, Son Saat bilgisinin Sahibi ve hepinizin O'na döneceği (Allah)ın şanı ne yücedir!
Semaların, arzın ve ikisi arasındakilerin mülkü kendisi için olan ne yüce mübarektir! O'nun indindedir, o saatin (ölüm - kıyamet) ilmi. . . O'na döndürüleceksiniz!
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine ait olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek de O'na mahsustur. Siz O'na döndürüleceksiniz.
Ne yücedir ki, göklerin, yeryüzünün ve ikisi arasındakilerin yönetimi, O'na özgüdür. Evrenlerin sonunun bilgisi, O'nun katındadır. Zaten O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti kendisine ait olan Allah en yücedir! Kıyametin bilgisi de O'nun katındadır. Sizler yalnız O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve aralarındakilerin yönetimine sahip olan çok yücedir. O anın bilgisi O'nun yanındadır ve siz O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve aralarındakilerin yönetimine sahip olan çok yücedir. Saat'in (dünyanın sonunun) bilgisi O'nun yanındadır ve siz O'na döndürüleceksiniz.
Ve O ne yücedir ki, göklerin, yerin ve aralarındakilerin hükümranlığı O'nundur. Kıyamete dair bilgi de O'nun yanındadır. Ve hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz.
Ve ne yücedir o ki Göklerin Yerin ve bütün aralarındakilerin mülkü onun, saate ılim de onun nezdindedir ve hep döndürülüp ona götürüleceksiniz
Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkiyeti dipnot 1 kendisinin olan Zat ne kutludur. O Sa'at'in bilgisi yalnızca O'nun yanındadır. O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkiyeti dipnot 1 kendisinin olan Zat ne kutludur. O Sa'at'in bilgisi yalnızca O'nun yanındadır. O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkiyeti dipnot 1 kendisinin olan Zat ne kutludur. O Sa'at'in bilgisi yalnızca O'nun yanındadır. O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Tanrı) ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin mülk (ve tasarruf) u kendisinin olan (Allah) ın (şanı) ne kadar yücedir! Saatin ilmi Onun nezdindedir. (Hepiniz) ancak Ona döndürü (lüb götürü) leceksiniz.
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisine ait olan ne yücedir. Kıyamet saatının bilgisi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.
(78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)
Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü kendisine ait olan ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O’nun katındadır ve O’na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine aidolan (Allah) ne yücedir! (Kıyametin kopacağı) Sa'ati bilmek de O'nun yanındadır ve siz O'na döndürülüp götürüleceksiniz.
Göklerde, yerde ve ikisinin arasında, tüm yetkilerin sahibi olan Allah dipnot 1 , pek yüce bir bereket kaynağıdır dipnot 2 ! O saatin /yeniden diriliş saatinin bilgisi onun katındadır dipnot 3 . Siz, onun huzuruna çıkarılacaksınız.
Göklerin, yerin ve bu ikisinin arasında olanların yönetimi elinde olan Allah pek yücedir. Kıyamet saatinin bilgisi O'nun yanındadır. Yeniden yaratılıp O'nun huzuruna çıkarılacaksınız.
Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü kendisine ait olan ne yücedir! Kıyamet saatinin ilmi O’nun katındadır ve O’na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hakimiyeti kendisine ait olan ne yücedir! Kıyametin bilgisi O'nun yanındadır ve O'na döndürüleceksiniz.
Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin mülkü/yönetimi kendine ait olan o Allah'ın şanı yücedir. Kıyamet saatine ilişkin bilgi O'nun katındadır. Siz de O'na döndürüleceksiniz.
Zuhruf suresi, 86. ayet. وَلَا يَمْلِكُ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
O'nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefaat edebilirler.
O'nun peşi sıra yalvardıkları varlıklar, şefaat (yetkisine) sahip olamazlar. Ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden (melek)ler hariç! dipnot 1
O'ndan başka, yalvarıp yakardıkları varlıklar (yaşarken) hakikate şahitlik yapmış ve (Allah'ın eşsiz ve benzersiz) olduğunu bilenler dışında (Hesap Günü) hiç kimseye şefaat edecek güce sahip değiller.
Bazılarının Allah'tan başka sığınıp yalvardıkları bu (varlık)lar, (hayatlarında) hakikate şahitlik yapmış ve (Allah'ın tek ve benzersiz olduğunun) farkına varmış olanlar dışında (Hesap Günü) hiç kimseye şefaat etme gücüne sahip değiller.
O'nun dununda olarak yöneldikleri şefaate sahip olamazlar; ancak bilerek Hak olarak şahit olanlar müstesna!
O'nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.
Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefâat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.
Gerçek için bilerek tanıklık edenler başkadır. O'ndan başka bir de ayrıca yakarışlarda bulundukları, hiç kimseye ara buluculuk yapamazlar.
Allah'tan başka yalvardıklarının, şefaat etmeye güçleri yoktur. Ancak bilerek gerçeğe tanıklık edenler hariç.
Onların O'nun dışında çağırdıkları şefaat edemezler. Ancak bilerek gerçeğe tanıklık edenler hariç. dipnot 1
Onların O'nun dışında çağırdıkları şefaat edemezler. Ancak bilerek gerçeğe tanıklık edenler hariç
O'ndan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler; ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden kimseler başka !
Ondan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler ancak bilerek hakka şehadet eden kimseler müstesna
Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri kimseler şefaate dipnot 1 güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar dipnot 2 .
Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar.[2]
Onların, O'ndan başka dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar. dipnot 1
O'nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.
Allahı bırakıb da tapar oldukları (putlar hiçbir kimseye) şefaat etmek (salahiyyetine) malik değildir. Hakka, bizzat (kalbleriyle) bilerek şehadet edenler müstesna.
O'ndan başka tapındıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hak ile şehadet edenler bunun dışındadır ve onlar bilirler.
(78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)
Allah'ı bırakıp da dua/ibadet ettikleri (ilahlar) şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.
O'ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler şefa'at (yetkisin)e sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahidlik edenler (bildiklerini doğru anlatanlar) bunun dışındadır.
(O zaman) bunların Allah ile aralarına koyup yardıma çağırdıkları, şefaat hakkına sahip olamayacaklar ama bilerek doğruya şahitlik edenler hariç dipnot 1 .
Allah ile aralarına koyduklarını yardıma çağıranlar, şefaatten yararlanamazlar; oysa bilerek doğruya şahitlik edenler öyle değildir dipnot 1 .
Allah'ı bırakıp da dua/ibadet ettikleri (ilahlar) şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.
Bilerek hakka şahitlik edenler dışında, Allah'tan başka dua ettiklerinin, şefaat güçleri yoktur.
O'nun berisinden yakardıkları, şefaate sahip olamaz! Hakka tanık olanlar müstesna. Onlar, ilimden nasiplenmekteler.
Zuhruf suresi, 87. ayet. وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, "Allah" derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?
Onlara "kendilerini kimin yarattığını." sorsan elbette "Allah." derler. Nasıl da (gerçeklerden) döndürülüyorlar! dipnot 1
Ve eğer onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, hiç tereddütsüz "Allah" derler: Şu halde, nasıl da savruluyorlar!
Eğer onlara, (Allah'tan başka varlıklara tapanlara,) kendilerini kimin yarattığını sorsan hiç tereddütsüz "Allah!" derler. Peki, neden bu (apaçık gerçekten) sapıyorlar!
Yemin olsun ki eğer onlara: "Kendilerini kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allah" diyecekler. . . (Hak'tan) nasıl çevriliyorlar peki?
Andolsun, onlara: "Kendilerini kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette: "Allah" diyecekler. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorlar?
Andolsun onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette «Allah» derler. O halde nasıl (Allah'a kulluktan) çeviriliyorlar?
Ve kendilerini kimin yarattığını onlara sorarsan, kesinlikle, şöyle diyecekler: "Allah!" Öyleyse nasıl çevriliyorlar?
Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Buna rağmen nasıl da döndürülüyorlar!
Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, "ALLAH" diyeceklerdir. Öyleyse neden çevriliyorlar?
Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, 'ALLAH' diyeceklerdir. Öyleyse neden çevriliyorlar?
Andolsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: "Allah" derler. O halde (haktan) nasıl çevrilirler.
Celalım hakkı için sorsan onlara: kendilerini kim yarattı elbette Allah derler, o halde nasıl çevrilirler?
Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Buna rağmen nasıl başka ilahlara yöneliyorlar.
Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Buna rağmen nasıl başka ilahlara yöneliyorlar.
Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Buna rağmen nasıl başka ilahlara yöneliyorlar.
Andolsun onlara: "Kendilerini kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette: "Tanrı" diyecekler. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorlar?
Andolsun ki kendilerini kimin yaratdığını onlara sorarsan elbette "Allah" derler. O halde nasıl olub da (Allaha ibadetden) çevriliyorlar?
Andolsun ki; onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette; Allah, diyeceklerdir. O halde neye çevriliyorlar?
(78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)
Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, elbette “Allah” derler. Buna rağmen (haktan) nasıl çeviriliyorlar?
Andolsun onlara, "Kendilerini kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allah," derler. O halde nasıl (haktan) çevriliyorlar?
Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan kesinlikle "Allah!" derler. Öyleyse yalana nasıl sürükleniyorlar dipnot 1 ?
Onlara (müşriklere), kendilerini kimin yarattığını sorarsan kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse nereden o yalana sarılıyorlar?
Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, elbette “Allah” derler. Buna rağmen (haktan) nasıl çeviriliyorlar?
Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, elbette "Allah" derler. Buna rağmen nasıl saptırılıyorlar?
Kendilerini kim yarattı diye onlara sorsan, yemin olsun, "Allah!" diyeceklerdir. Peki, nasıl döndürülüyorlar!
Zuhruf suresi, 88. ayet. وَقِيلِهِۦ يَٰرَبِّ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ لَّا يُؤْمِنُونَ
Onun (Muhammed'in), "Ya Rabbi!" demesine andolsun ki, şüphesiz bunlar iman etmeyen bir kavimdir.
(Peygamber'in:) "Ey Rabbim!" demesine yemin olsun ki şüphesiz ki bunlar iman etmeyen bir toplumdur. dipnot 1
Ve (O Elçi'sinin) şöyle diyeceğini de (bilir): "Ya Rabbi! İşte bunlar, inanmamakta direnen bir kavimdi."
(Ama Allah gerçek müminleri hakkıyla bilir) ve onun (ümitsiz) feryadı(nı): "Ey Rabbim! Bunlar inanmayacak bir kavimdir!"
Onun sözü: "Ya Rabbi, bunlar iman etmeyen bir toplumdur!"
Onun: "Ya Rab" demesi hakkı için şüphesiz onlar imana gelmez bir kavimdirler.
(Rasûlullah'ın:) Yâ Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir, demesine karşı Allah:
Yemin olsun; Onun haykırışına: "Ey Efendim! Bunlar, inanmayacak bir toplumdur!" dipnot 426
Peygamber'in, "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir toplumdur" sözüne Allah şöyle karşılık verir:
"Efendim bunlar gerçeği onaylamayan bir topluluktur" denmişti.
'Rabbim bunlar inanmıyan bir topluluktur,' denmişti.
Onun (peygamberin) "Ey Rabbim, bunlar muhakkak imana gelmez bir kavimdir." demesi hakkı için söylerim ki:
Onun ya rab! demesi hakkı için her halde onlar iymana gelmez bir kavımdırlar
Nebi'nin sözü: "Ey Rabb'im! Bunlar, inanmayan bir halktır."
Nebi'nin sözü: "Ey Rabb'im! Bunlar, iman etmeyen bir halktır."
Nebi'nin sözü: "Ey Rabb'im! Bunlar, iman etmeyen bir toplumdur."
Onun: "Ya rab" demesi hakkı için şüphesiz onlar inanmaz bir kavimdirler.
Onun "Yarab" demesi hakkı için muhakkak ki onlar imana gelmezler güruhudur.
Onun: Ey Rabbım, demesi hakkı için, muhakkak ki bunlar inanmayan bir kavimdir.
(78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)
(Rasûlullah'ın:) "Ya Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir." demesini de (Allah biliyor).
Ve Elçinin: "Ya Rab, bunlar inanmayan bir kavimdir," demesini de (Allah biliyor).
Elçinin: "Ey Rabbim!" diye yalvarmasına andolsun ki bunlar inanmayacak bir topluluktur dipnot 1 .
Nebilerine niye şunu söyletiyorlar: "Rabbim (Sahibim)! Bunlar inanmayan bir topluluktur."
(Rasûlullah'ın:) "Ya Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir" demesini de (Allah biliyor).
Onun "Ey Rabbim" deyişine yemin olsun ki, onlar gerçekten iman etmeyen bir toplumdur.
Onun "Ey Rabbim" deyişine yemin olsun ki, bunlar iman etmez bir topluluktur.
Zuhruf suresi, 89. ayet. فَٱصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَٰمٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Şimdilik sen onları hoş gör ve "size selam olsun" de. Yakında bilecekler.
(Şimdilik) onlardan yüz çevir ve (onlara) "Selam!" de! İleride (gerçeği) bilecekler!
Fakat sen (verdikleri selamı) güzel bir karşılıkla al, yani "(Size de) selam olsun!" de. Nasıl olsa zamanı geldiğinde (gerçeği) öğrenecekler.
Ama sen onlar(ın yaptıkların)a dayan ve de ki: "Selam (olsun size)!" Çünkü onlar zamanı geldiğinde (hakikati) anlayacaklar.
(Rasulüm!) Sen onlara aldırma ve: "Selam" de! Yakında bilecekler (işin hakikatini)!
Şimdi sen, 'aldırış etmeksizin onlardan yüz çevir' ve: "Selam" de. Artık onlar bileceklerdir.
Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve size selam olsun de. Yakında bilecekler! buyurdu.
Artık, onlara aldırış etme. Ve de ki: "Selam!" Madem öyle, yakında öğrenecekler.
"Onlara karşı dikkatli ol ve "selam" size de! İleride gerçeği anlayacaklardır."
Onlara aldırma ve "Selam" (barış ve esenlik) de; yakında bilecekler.
Onlara aldırma ve 'Selam' (barış ve esenlik), de; yakında bilecekler.
Şimdi sen onlardan vazgeç de "Selam!" de! Artık ilerde bileceklerdir.
Şimdi sen onlardan sarfı nazar et de 'selam!' de, artık ileride bileceklerdir!
Onları kendi hallerine bırak: "Selam olsun." de. Yakında gerçeği görecekler.
Onları kendi hallerine bırak: "Selam olsun." de. Yakında gerçeği görecekler.
Onları kendi hallerine bırak: "Selam olsun." de. Yakında gerçeği görecekler.
Şimdi sen 'aldırış etmeksizin onlardan yüz çevir' ve "selam" de. Artık onlar bileceklerdir.
Şimdilik sen (Habibim) onlardan yüz çevir, "Selam" de. Artık yakında bileceklerdir.
Şimdilik sen, onlardan yüz çevir ve; selam, de. Yakında bileceklerdir.
(78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)
Şimdilik sen onlara aldırma/yüz çevir ve selam de. Yakında bilecekler.
Şimdi sen onlardan geç ve "Size esenlik (dilerim)" de. Yakında bileceklerdir.
Artık onlara aldırma, "Selam!" de (geç) dipnot 1 ! Zaten ileride öğrenecekler dipnot 2 .
Onlara göz yum da "selam" deyip geçiver; nasıl olsa yakında öğrenecekler.
Şimdilik sen onlara aldırma/yüz çevir ve selam de. Yakında bilecekler!
Öyleyse onları boş ver ve "selam" de, nasıl olsa öğrenecekler.
Artık sen onlara aldırma, "Selam!" deyiver. Yakında bilecekler.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.