Zuhruf suresi · 81–89. ayetler

Rahmân'ın çocuğu yoktur; "hoş gör ve selam de"

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Zuhruf suresi, 81. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 81. ayet. قُلْ إِن كَانَ لِلرَّحْمَٰنِ وَلَدٌ فَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْعَٰبِدِينَ

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum."

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Rahmân'ın herhangi bir çocuğu olsa(ydı), elbette (ona) kulluk edenlerin ilki ben olur(d)um!"

    Mustafa İslamoğlu

    De ki (ey peygamber): "Eğer Rahman bir erkek çocuğu sahibi olsaydı, ona ilk ben ibadet ederdim.

    Muhammed Esed

    De ki (ey Muhammed): "Eğer Rahman (gerçekten) bir erkek çocuk sahibi olsaydı, ben ona tapanların ilki olurdum!"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona ibadet edenlerin ilki bendim!"

    Ali Bulaç

    De ki: "Eğer Rahman (olan Allah)'ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum."

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: Eğer Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, elbette ben (ona) kulluk edenlerin ilki olurdum!

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Bağışlayanın çocuğu olsaydı, ona hizmet edenlerin öncüsü ben olurdum!" dipnot 425

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 425
      Kur'an çevirilerinin çoğunluğunda, yukarıdaki anlamda çevrilen tümce, kimi çevirilerde, "Bağışlayanın çocuğu olsaydı, onu inkar edenlerin öncüsü ben olurdum!" biçiminde çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, kulluk edenlerin ilki ben olurdum."

    Edip Yüksel

    De ki: "Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona hizmet edenlerin ilki ben olurdum."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki; 'Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Rahman'ın bir oğlu olsaydı, ben ona tapanların ilki olurdum."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: Rahmanın bir veledi olsa ben ona tapanların birincisi olurdum

    Erhan Aktaş

    De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı, ona ilk ben kulluk ederdim. dipnot 1 "

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rahman'ın çocuğu olduğu iddiası, ironi yapılarak yalanlanmaktadır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı, ona ilk ben kulluk ederdim." dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rahman'ın çocuğu olduğu iddiası, ironi yapılarak yalanlanmaktadır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı, ona ilk ben kulluk ederdim." dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rahman'ın çocuğu olduğu iddiası, ironi yapılarak yalanlanmaktadır.

    Gültekin Onan

    De ki: "Eğer Rahmanın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum."

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim) de ki: "O çok esirgeyen (Allah) ın (bilfarz) bir evladı olsaydı ben (ona) tapanların ilki olurdum"!

    İbni Kesir

    De ki: Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı; o takdirde ben, kulluk edenlerin ilkiydim.

    Mehmet Alagaş

    (78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: "Eğer Rahman’ın bir oğlu olsaydı, ona ibadet edenlerin ilki ben olurdum."

    Süleyman Ateş

    De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı (O'na) tapanların ilki ben olurdum."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Rahman'ın çocuğu olsa ona, herkesten önce ben kulluk ederim.

    Şaban Britch

    De ki: Eğer Rahman’ın bir oğlu olsaydı, ona ibadet edenlerin ilki ben olurdum.

    Şaban Piriş

    De ki: -Eğer Rahman'ın bir oğlu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum."

  2. Zuhruf suresi, 82. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 82. ayet. سُبْحَٰنَ رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

    Diyanet İşleri

    Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah, onların nitelendirmelerinden uzaktır.

    Mehmet Okuyan

    Göklerin ve yerin Rabbi, arşın da Rabbi olan (Allah) onların yakıştırdıklarından yücedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Göklerin ve yerin Rabbi -yüce hükümranlık makamının Rabbi- onların yakıştırdığı her şeyden münezzeh ve beridir."

    Muhammed Esed

    Göklerin ve yerin Rabbi -kudret ve egemenlik tahtının sahibi Rabb- onların isnad ettikleri her türlü sıfattan kesinlikle münezzehtir!

    Ahmed Hulusi

    Semalar ve arzın Rabbi, arşın Rabbi onların tanımlamalarından münezzehtir!

    Ali Bulaç

    Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi (olan Allah), onların nitelendirdiklerinden yücedir.

    Ali Özek ve heyeti

    Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah onların vasıflandırmalarından yücedir, münezzehtir.

    Ali Rıza Safa

    Göklerin ve Yeryüzünün Efendisi; Egemen Erkin Efendisi, onların yakıştırmalarından ayrıktır.

    Bayraktar Bayraklı

    Göklerin ve yerin Rabbi, egemenlik tahtının sahibi olan Allah, onların bu tür nitelendirmelerinden uzaktır.

    Edip Yüksel

    Göklerin ve yerin Efendisi, Yönetimin Efendisi, onların nitelemelerinden çok yücedir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Göklerin ve yerin Rabbi, Yönetimin Rabbi, onların nitelemelerinden çok yücedir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Münezzehtir, yücedir o göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi onların nitelendirdiklerinden.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Tenzih o sübhana o Göklerin ve Yerin rabbı, rabbül'arşe onların vasıflarından

    Erhan Aktaş

    Göklerin ve yerin Rabb'i; arşın Rabb'i onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Göklerin ve yerin Rabb'i; arşın Rabb'i onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Göklerin ve yerin Rabb'i; arşın Rabb'i onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.

    Gültekin Onan

    Göklerin ve yerin rabbi, Arşın rabbi (olan Tanrı), onların nitelendirdiklerinden yücedir.

    Hasan Basri Çantay

    Hem göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi, onların vasfedegeldiklerinden münezzehdir.

    İbni Kesir

    Göklerin ve yerin Rabbı, Arş'ın Rabbı onların tavsiflerinden münezzehtir.

    Mehmet Alagaş

    (78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

    Süleyman Ateş

    Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi onların nitelendirmelerinden yücedir, münezzehtir.

    Süleymaniye Vakfı

    Hem göklerin ve yerin Rabbi /Sahibi hem de arşın /yönetimin dipnot 1 sahibi olan Allah, onların yaptıkları nitelemelerden uzaktır dipnot 2 ."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Arş, "saltanat koltuğu"dur (Yusuf 12/100, Neml 27/23). Göklerde ve yerde arşın sahibi olan Allah, bütün yetkileri elinde tutandır (Yunus 10/3, Ra'd 13/2, Taha 20/5, Furkan 25/59, Secde 32/4, Hadid 57/4).
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hem göklerin ve yerin Sahibi hem de arşın (yönetimin) Sahibi olan Allah, onların yaptığı nitelemelerden uzaktır."

    Şaban Britch

    Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

    Şaban Piriş

    Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi onların nitelemelerinden uzaktır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi onların nitelendirmelerinden arınmıştır, yücedir.

  3. Zuhruf suresi, 83. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 83. ayet. فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

    Diyanet İşleri

    Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.

    Mehmet Okuyan

    Sen (şimdilik) bırak da kendilerine vadedilen günlerine kavuşuncaya kadar (boş işlere) dalsınlar, oynasınlar.

    Mustafa İslamoğlu

    Artık onları bırak, geleceği vaad olunan günlerine kavuşuncaya kadar lafazanlıkla oyalansınlar ve (kelimelerle) oynamayı sürdürsünler.

    Muhammed Esed

    Onları bırak da vaad edilen (Hesap) Günü ile karşılaşıncaya kadar beyhude konuşmalarla oyalansınlar ve (kelimelerle) oynayıp dursunlar!

    Ahmed Hulusi

    Bırak onları, vadolundukları sürece kavuşuncaya kadar (dünyalarına) dalsınlar ve oynasınlar!

    Ali Bulaç

    Artık onları bırak; onlara vadedilen günlerine kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Sen bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar bâtıla dalsınlar, oynaya dursunlar.

    Ali Rıza Safa

    Artık, onlara aldırış etme. Kendilerine sözü verilen güne kavuşuncaya dek, aymazlık içinde oyalansınlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Uyarıldıkları güne kavuşuncaya kadar bırak onları; eğlenceye dalsınlar, oynasınlar!

    Edip Yüksel

    Bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynasınlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynasınlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şimdi bırak onları dalsınlar, oynaya dursunlar, va'dolunduklan günleri (gelip) çatasıya kadar!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şimdi bırak onları dalsınlar, oynıya dursunlar ta va'dolundukları günlerine çatasıya kadar

    Erhan Aktaş

    Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.

    Gültekin Onan

    Artık onları bırak; onlara vadedilen günlerine kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.

    Hasan Basri Çantay

    (Şimdilik) sen bırak onları, (baatılın içine) dalsınlar, (dünyalarında) oynaya dursunlar. Nihayet (azab ile) tehdid edilmekde oldukları günlerine kavuşdurulacaklardır.

    İbni Kesir

    Bırak onları, kendilerine vaadedilen güne ulaşıncaya kadar dalsınlar, oyalanıp dursunlar.

    Mehmet Alagaş

    (78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bırak onları, kendilerine vadedilen güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.

    Süleyman Ateş

    Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onları kendi hallerine bırak, boş işlere dalsınlar da tehdit edildikleri azap günüyle yüzleştirilinceye dek oyalanıp dursunlar.

    Şaban Britch

    Bırak onları, kendilerine vadedilen güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.

    Şaban Piriş

    Bırak onları, kendilerine vaat edilen güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bırak onları, kendilerine vaat edilen günlerine kavuşuncaya değin dalıp gitsinler; oynayıp oyalansınlar!

  4. Zuhruf suresi, 84. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 84. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى فِى ٱلسَّمَآءِ إِلَٰهٌ وَفِى ٱلْأَرْضِ إِلَٰهٌ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ

    Diyanet İşleri

    O, gökte de ilah olandır, yerde de ilah olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

    Mehmet Okuyan

    Gökteki ilah da O'dur; yerdeki ilah da. O, doğru hüküm verendir, bilendir.

    Mustafa İslamoğlu

    Zira gökte de ilah olan yerde de ilah olan yalnızca O'dur; ve O her hükmünde tam isabet sahibidir, her şeyi bilendir.

    Muhammed Esed

    çünkü (o zaman anlayacaklardır ki) gökte ve yerde Allah (yalnız) O'dur ve yalnız O'dur hikmet sahibi olan, her şeyi bilen.

    Ahmed Hulusi

    "HU"dur (Esma'sıyla) semada da ilah (olarak düşünülen), arzda da ilah (olarak düşünülen)! "HU"; Hakiym'dir, Aliym'dir.

    Ali Bulaç

    Göklerde ilah ve yerde ilah O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.

    Ali Özek ve heyeti

    Gökte de yerde de ilah O'dur; O, hikmet sahibidir; her şeyi hakkıyla bilendir.

    Ali Rıza Safa

    O, gökte de Tanrıdır; yeryüzünde de Tanrıdır. Çünkü O, Bilgelik ve Adaletle Yönetendir; Bilendir.

    Bayraktar Bayraklı

    Gökte de Tanrı O'dur, yerde de Tanrı O'dur. O'nun her işinde hikmet vardır; her şeyi bilir.

    Edip Yüksel

    Gökte de tanrı, yerde de tanrı O'dur. O Bilgedir, Bilendir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gökte de tanrı, yerde de tanrı O'dur. O Bilgedir, Bilendir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gökte de ilah, yerde de ilahtır. Hikmet sahibi O'dur, herşeyi bilen O'dur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem o odur ki Gökte de ilah Yerde de ilahdır ve hakim odur alim o

    Erhan Aktaş

    Gökte de yerde de İlah olan O'dur. Ve O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyi Bilen'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gökte de yerde de İlah olan O'dur. Ve O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyi Bilen'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gökte de yerde de İlah olan O'dur. Ve O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyi Bilen'dir.

    Gültekin Onan

    Göklerde tanrı ve yerde tanrı O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.

    Hasan Basri Çantay

    O, gökde de Tanrı, yerde de Tanrı olan (bir Allah) dır. O, yegane hukum ve hikmet saahibidir; (her şey'i) hakkıyle bilendir.

    İbni Kesir

    Gökte de ilah, yerde de ilah O'dur. Ve O; Hakim'dir, Alim'dir.

    Mehmet Alagaş

    (78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gökte de ilâh olandır/ibadet olunandır, yerde de ilâhtır/ibadet olunandır. O Hakîmdir, Alîmdir.

    Süleyman Ateş

    O'dur ki gökte de Tanrı'dır, yerde de Tanrı'dır. O, hakimdir, bilendir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Göklerdeki ilah O'dur, yerdeki ilah da O'dur. Doğru kararlar veren ve her şeyi bilen O'dur.

    Şaban Britch

    (O) Gökte ilah/ibadet olunan olduğu gibi yerde de ilah/ibadet olunan O’dur. O, hakimdir, alimdir.

    Şaban Piriş

    Gökte ilah O olduğu gibi yerde de ilah O'dur. O, hakimdir, alimdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Göklerde ilah olan da O, yerde ilah olan da O. O'dur Hakim, O'dur Alim.

  5. Zuhruf suresi, 85. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 85. ayet. وَتَبَارَكَ ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    Diyanet İşleri

    Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir! Kıyametin bilgisi de yalnız O'nun katındadır ve yalnızca O'na döndürüleceksiniz.

    Mehmet Okuyan

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin otoritesi sadece kendisine ait olan (Allah) ne yücedir! O (Son) Saat'in bilgisi, yalnızca O'nun katındadır. dipnot 1 Hepiniz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: A‘râf 7:187; Tâhâ 20:15; Enbiyâ 21:109; Lokmân 31:34; Ahzâb 33:63; Fussilet 41:47; Şûrâ 42:17; Muhammed 47:18; Mülk 67:26; Nâzi‘ât 79:42-46.

    Mustafa İslamoğlu

    Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mülkü kendisine ait olan Allah ne yüce bir bereket kaynağıdır: Son Saat'in bilgisi sadece O'nun katındadır ve dönüş yalnızca O'nadır.

    Muhammed Esed

    Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin mülkünün kendisine ait olduğu, Son Saat bilgisinin Sahibi ve hepinizin O'na döneceği (Allah)ın şanı ne yücedir!

    Ahmed Hulusi

    Semaların, arzın ve ikisi arasındakilerin mülkü kendisi için olan ne yüce mübarektir! O'nun indindedir, o saatin (ölüm - kıyamet) ilmi. . . O'na döndürüleceksiniz!

    Ali Bulaç

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.

    Ali Özek ve heyeti

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine ait olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek de O'na mahsustur. Siz O'na döndürüleceksiniz.

    Ali Rıza Safa

    Ne yücedir ki, göklerin, yeryüzünün ve ikisi arasındakilerin yönetimi, O'na özgüdür. Evrenlerin sonunun bilgisi, O'nun katındadır. Zaten O'na döndürüleceksiniz.

    Bayraktar Bayraklı

    Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti kendisine ait olan Allah en yücedir! Kıyametin bilgisi de O'nun katındadır. Sizler yalnız O'na döndürüleceksiniz.

    Edip Yüksel

    Göklerin, yerin ve aralarındakilerin yönetimine sahip olan çok yücedir. O anın bilgisi O'nun yanındadır ve siz O'na döndürüleceksiniz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Göklerin, yerin ve aralarındakilerin yönetimine sahip olan çok yücedir. Saat'in (dünyanın sonunun) bilgisi O'nun yanındadır ve siz O'na döndürüleceksiniz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve O ne yücedir ki, göklerin, yerin ve aralarındakilerin hükümranlığı O'nundur. Kıyamete dair bilgi de O'nun yanındadır. Ve hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve ne yücedir o ki Göklerin Yerin ve bütün aralarındakilerin mülkü onun, saate ılim de onun nezdindedir ve hep döndürülüp ona götürüleceksiniz

    Erhan Aktaş

    Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkiyeti dipnot 1 kendisinin olan Zat ne kutludur. O Sa'at'in bilgisi yalnızca O'nun yanındadır. O'na döndürüleceksiniz.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sahipliği, egemenliği.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkiyeti dipnot 1 kendisinin olan Zat ne kutludur. O Sa'at'in bilgisi yalnızca O'nun yanındadır. O'na döndürüleceksiniz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sahipliği, egemenliği.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkiyeti dipnot 1 kendisinin olan Zat ne kutludur. O Sa'at'in bilgisi yalnızca O'nun yanındadır. O'na döndürüleceksiniz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sahipliği, egemenliği.

    Gültekin Onan

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Tanrı) ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.

    Hasan Basri Çantay

    Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin mülk (ve tasarruf) u kendisinin olan (Allah) ın (şanı) ne kadar yücedir! Saatin ilmi Onun nezdindedir. (Hepiniz) ancak Ona döndürü (lüb götürü) leceksiniz.

    İbni Kesir

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisine ait olan ne yücedir. Kıyamet saatının bilgisi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.

    Mehmet Alagaş

    (78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü kendisine ait olan ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O’nun katındadır ve O’na döndürüleceksiniz.

    Süleyman Ateş

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine aidolan (Allah) ne yücedir! (Kıyametin kopacağı) Sa'ati bilmek de O'nun yanındadır ve siz O'na döndürülüp götürüleceksiniz.

    Süleymaniye Vakfı

    Göklerde, yerde ve ikisinin arasında, tüm yetkilerin sahibi olan Allah dipnot 1 , pek yüce bir bereket kaynağıdır dipnot 2 ! O saatin /yeniden diriliş saatinin bilgisi onun katındadır dipnot 3 . Siz, onun huzuruna çıkarılacaksınız.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Göklerin, yerin ve bu ikisinin arasında olanların yönetimi elinde olan Allah pek yücedir. Kıyamet saatinin bilgisi O'nun yanındadır. Yeniden yaratılıp O'nun huzuruna çıkarılacaksınız.

    Şaban Britch

    Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü kendisine ait olan ne yücedir! Kıyamet saatinin ilmi O’nun katındadır ve O’na döndürüleceksiniz.

    Şaban Piriş

    Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hakimiyeti kendisine ait olan ne yücedir! Kıyametin bilgisi O'nun yanındadır ve O'na döndürüleceksiniz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin mülkü/yönetimi kendine ait olan o Allah'ın şanı yücedir. Kıyamet saatine ilişkin bilgi O'nun katındadır. Siz de O'na döndürüleceksiniz.

  6. Zuhruf suresi, 86. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 86. ayet. وَلَا يَمْلِكُ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    O'nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefaat edebilirler.

    Mehmet Okuyan

    O'nun peşi sıra yalvardıkları varlıklar, şefaat (yetkisine) sahip olamazlar. Ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden (melek)ler hariç! dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Enbiyâ 21:27, Zümer 39:44 ve Necm 53:26. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    O'ndan başka, yalvarıp yakardıkları varlıklar (yaşarken) hakikate şahitlik yapmış ve (Allah'ın eşsiz ve benzersiz) olduğunu bilenler dışında (Hesap Günü) hiç kimseye şefaat edecek güce sahip değiller.

    Muhammed Esed

    Bazılarının Allah'tan başka sığınıp yalvardıkları bu (varlık)lar, (hayatlarında) hakikate şahitlik yapmış ve (Allah'ın tek ve benzersiz olduğunun) farkına varmış olanlar dışında (Hesap Günü) hiç kimseye şefaat etme gücüne sahip değiller.

    Ahmed Hulusi

    O'nun dununda olarak yöneldikleri şefaate sahip olamazlar; ancak bilerek Hak olarak şahit olanlar müstesna!

    Ali Bulaç

    O'nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefâat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek için bilerek tanıklık edenler başkadır. O'ndan başka bir de ayrıca yakarışlarda bulundukları, hiç kimseye ara buluculuk yapamazlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah'tan başka yalvardıklarının, şefaat etmeye güçleri yoktur. Ancak bilerek gerçeğe tanıklık edenler hariç.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onların O'nun dışında çağırdıkları şefaat edemezler. Ancak bilerek gerçeğe tanıklık edenler hariç

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O'ndan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler; ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden kimseler başka !

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ondan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler ancak bilerek hakka şehadet eden kimseler müstesna

    Erhan Aktaş

    Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri kimseler şefaate dipnot 1 güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar dipnot 2 .

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şefaat, kelime anlamı olarak yardım etmek demektir. Kur'an, Allah'ın yanı sıra başka birilerinin "şefaat" edebileceği anlayış ve inancını kesin ve açık bir şekilde reddetmektedir. Nebiler de dahil hiç kimsenin şefaat etme hakkı yoktur. Kur'an'a göre Allah'ın yanı sıra başka birilerinin "şefaat etme" inancı kesinlikle şirktir (2:48, 123). Şefaatin olduğunu iddia etmek Allah'ın haksızlık yapacağını, torpil yapacağını söylemekle eş anlamlı bir iddiadır. Bu Allah'a atılan büyük bir iftiradır. Yüzlerce ayette, herkese sadece ve sadece yaptıklarının karşılığının verileceğini ve şefaatin olmadığını açıkça söylenmesine rağmen, şefaatin olduğuna inanmak, Allah'ın sözüne itibar etmemektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Birçok çeviride, ayetin son cümlesine, "gerçeğe tanıklık edenler hariç," yani bu kimseler şefaat edecekler şeklinde yanlış anlam verilerek; Kur'an'ın şirk saydığı "şefaat inancı" meşru gösterilmektedir. Oysaki ayet, "gerçeğe tanıklık eden kimselerin, Allah'ın dışında dua edilenlerin kimseye şefaat edemeyeceklerini bildiklerini, onların bu gerçeği kavradıklarını" söylemektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar.[2]

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Birçok çeviride, ayetin son cümlesine, "gerçeğe tanıklık edenler hariç, " yani bu kimseler şefaat edecekler şeklinde yanlış anlam verilerek; Kur'an'ın şirk saydığı "şefaat inancı" meşru gösterilmektedir. Oysaki ayet, "gerçeğe tanıklık eden kimselerin, Allah'ın dışında dua edilenlerin kimseye şefaat edemeyeceklerini bildiklerini, onların bu gerçeği kavradıklarını söylemektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onların, O'ndan başka dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Birçok çeviride, ayetin son cümlesine, "gerçeğe tanıklık edenler hariç," yani bu kimseler şefaat edecekler şeklinde yanlış anlam verilerek; Kur'an'ın şirk saydığı "şefaat inancı" meşru gösterilmektedir. Oysaki ayet, "gerçeğe tanıklık eden kimselerin, Allah'ın dışında dua edilenlerin kimseye şefaat edemeyeceklerini bildiklerini, onların bu gerçeği kavradıklarını söylemektedir.

    Gültekin Onan

    O'nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.

    Hasan Basri Çantay

    Allahı bırakıb da tapar oldukları (putlar hiçbir kimseye) şefaat etmek (salahiyyetine) malik değildir. Hakka, bizzat (kalbleriyle) bilerek şehadet edenler müstesna.

    İbni Kesir

    O'ndan başka tapındıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hak ile şehadet edenler bunun dışındadır ve onlar bilirler.

    Mehmet Alagaş

    (78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah'ı bırakıp da dua/ibadet ettikleri (ilahlar) şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.

    Süleyman Ateş

    O'ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler şefa'at (yetkisin)e sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahidlik edenler (bildiklerini doğru anlatanlar) bunun dışındadır.

    Süleymaniye Vakfı

    (O zaman) bunların Allah ile aralarına koyup yardıma çağırdıkları, şefaat hakkına sahip olamayacaklar ama bilerek doğruya şahitlik edenler hariç dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şefaat, birine eşlik etmek veya arka çıkmaktır (El-Ayn, Müfredat). Dünyada insanlar birbirlerine şefaat edebilir, yani arka çıkıp destek olabilirler (Nisa 4/85); ama mahşer günü kimse kimseye şefaat edemez (Bakara 2/48, 254; İnfitar 82/17-19). Cennete gitmiş biri, şirk günahı ile değil de diğer günahlarından dolayı cehenneme girip cezasını çekmiş olan bir yakınına, Allah'ın onayıyla şefaat edebilir yani onu yanına alabilir (A'raf 7/46-49, Meryem 19/86-87, Tur 52/21). Çünkü Allah'ın onayı olmadan şefaat olmaz (Bakara 2/255, Taha 20/109, Secde 32/4, Sebe 34/23).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah ile aralarına koyduklarını yardıma çağıranlar, şefaatten yararlanamazlar; oysa bilerek doğruya şahitlik edenler öyle değildir dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah ile arasına aracı koyanlar müşriklerdir. Onlar şefaat yararlanmayacaklar; yani cehennemden çıkarılıp cennette bulunan bir yakınlarının yanına yerleştirilmeyeceklerdir. Allah'ın Elçisinin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir." Hadisi rivayet eden Cabir dedi ki: "Büyük günahı olmayanın şefaate ne ihtiyacı olur!" (Tirmizi, Sünen, Kıyamet 12, (2436) (Orada) Rahman'dan söz almış olanlar dışında kimse şefaat hakkına sahip olamayacaktır.  (Meryem 19/87) "Bilerek doğruya şahitlik edenler" Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik edenlerdir. Böyleleri müşrik olmadıkları için günahlarından dolayı cehenneme sokulsalar da oradan çıkarılıp cennetteki yakınlarının yanına yerleştirileceklerdir. Şefaat budur.

    Şaban Britch

    Allah'ı bırakıp da dua/ibadet ettikleri (ilahlar) şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.

    Şaban Piriş

    Bilerek hakka şahitlik edenler dışında, Allah'tan başka dua ettiklerinin, şefaat güçleri yoktur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O'nun berisinden yakardıkları, şefaate sahip olamaz! Hakka tanık olanlar müstesna. Onlar, ilimden nasiplenmekteler.

  7. Zuhruf suresi, 87. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 87. ayet. وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, "Allah" derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?

    Mustafa İslamoğlu

    Ve eğer onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, hiç tereddütsüz "Allah" derler: Şu halde, nasıl da savruluyorlar!

    Muhammed Esed

    Eğer onlara, (Allah'tan başka varlıklara tapanlara,) kendilerini kimin yarattığını sorsan hiç tereddütsüz "Allah!" derler. Peki, neden bu (apaçık gerçekten) sapıyorlar!

    Ahmed Hulusi

    Yemin olsun ki eğer onlara: "Kendilerini kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allah" diyecekler. . . (Hak'tan) nasıl çevriliyorlar peki?

    Ali Bulaç

    Andolsun, onlara: "Kendilerini kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette: "Allah" diyecekler. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorlar?

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette «Allah» derler. O halde nasıl (Allah'a kulluktan) çeviriliyorlar?

    Ali Rıza Safa

    Ve kendilerini kimin yarattığını onlara sorarsan, kesinlikle, şöyle diyecekler: "Allah!" Öyleyse nasıl çevriliyorlar?

    Bayraktar Bayraklı

    Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Buna rağmen nasıl da döndürülüyorlar!

    Edip Yüksel

    Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, "ALLAH" diyeceklerdir. Öyleyse neden çevriliyorlar?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, 'ALLAH' diyeceklerdir. Öyleyse neden çevriliyorlar?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: "Allah" derler. O halde (haktan) nasıl çevrilirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Celalım hakkı için sorsan onlara: kendilerini kim yarattı elbette Allah derler, o halde nasıl çevrilirler?

    Erhan Aktaş

    Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Buna rağmen nasıl başka ilahlara yöneliyorlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Buna rağmen nasıl başka ilahlara yöneliyorlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Buna rağmen nasıl başka ilahlara yöneliyorlar.

    Gültekin Onan

    Andolsun onlara: "Kendilerini kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette: "Tanrı" diyecekler. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorlar?

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki kendilerini kimin yaratdığını onlara sorarsan elbette "Allah" derler. O halde nasıl olub da (Allaha ibadetden) çevriliyorlar?

    İbni Kesir

    Andolsun ki; onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette; Allah, diyeceklerdir. O halde neye çevriliyorlar?

    Mehmet Alagaş

    (78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, elbette “Allah” derler. Buna rağmen (haktan) nasıl çeviriliyorlar?

    Süleyman Ateş

    Andolsun onlara, "Kendilerini kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allah," derler. O halde nasıl (haktan) çevriliyorlar?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara (müşriklere), kendilerini kimin yarattığını sorarsan kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse nereden o yalana sarılıyorlar?

    Şaban Britch

    Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, elbette “Allah” derler. Buna rağmen (haktan) nasıl çeviriliyorlar?

    Şaban Piriş

    Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, elbette "Allah" derler. Buna rağmen nasıl saptırılıyorlar?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kendilerini kim yarattı diye onlara sorsan, yemin olsun, "Allah!" diyeceklerdir. Peki, nasıl döndürülüyorlar!

  8. Zuhruf suresi, 88. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 88. ayet. وَقِيلِهِۦ يَٰرَبِّ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ لَّا يُؤْمِنُونَ

    Diyanet İşleri

    Onun (Muhammed'in), "Ya Rabbi!" demesine andolsun ki, şüphesiz bunlar iman etmeyen bir kavimdir.

    Mehmet Okuyan

    (Peygamber'in:) "Ey Rabbim!" demesine yemin olsun ki şüphesiz ki bunlar iman etmeyen bir toplumdur. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetteki [kîlihî] ifadesinin bu şekilde yani [mecrûr] (kesra) okunmasının gerekçesi bunun yemin ifadesi olması şeklinde düşünülebilir. Ayrıca ifadenin başında gizli bir [üzkür] [vakte] (zamanını hatırla) ifadesinin var sayılması da mümkündür. Buna göre anlam şöyledir: "Onun (Peygamber'in) ‘Ey Rabbim, bunlar inanmayan bir kavimdir' sözünün vaktini hatırla!" Ayrıca bu kelime Zuhruf 43:85. ayetteki [‘ılm] kelimesine bağlı da kabul edilebilir. Buna göre ayetin anlamı "Son Saat'in ve (Peygamber'in) bu sözünün bilgisi O'nun katındadır" şeklini alır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve (O Elçi'sinin) şöyle diyeceğini de (bilir): "Ya Rabbi! İşte bunlar, inanmamakta direnen bir kavimdi."

    Muhammed Esed

    (Ama Allah gerçek müminleri hakkıyla bilir) ve onun (ümitsiz) feryadı(nı): "Ey Rabbim! Bunlar inanmayacak bir kavimdir!"

    Ahmed Hulusi

    Onun sözü: "Ya Rabbi, bunlar iman etmeyen bir toplumdur!"

    Ali Bulaç

    Onun: "Ya Rab" demesi hakkı için şüphesiz onlar imana gelmez bir kavimdirler.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlullah'ın:) Yâ Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir, demesine karşı Allah:

    Ali Rıza Safa

    Yemin olsun; Onun haykırışına: "Ey Efendim! Bunlar, inanmayacak bir toplumdur!" dipnot 426

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 426
      Allah'ın, yarattığı varlıklara seslenirken kullandığı, "Ey" anlamına gelen "Ya" ünlemi, peygamberlerin, insanların ve diğer varlıkların Allah'a yakarışlarını bildiren ayetlerde, "Ey Allahım!" veya "Ey Efendimiz!" -Ya Allah veya Ya Rabbim- biçiminde yer almaz. Yalnızca bu ayette ve Furkan 25:30 ayetinde, Muhammed peygamberin Allah'a yakarışı "Ey" ünlemiyle bildirilerek, bu ilkenin dışına çıkılmıştır. Ne ilginçtir ki, bu iki ayette de Muhammed peygamber, kendi Müslüman toplumu hakkında Allah'a yakınmaktadır.

    Bayraktar Bayraklı

    Peygamber'in, "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir toplumdur" sözüne Allah şöyle karşılık verir:

    Edip Yüksel

    "Efendim bunlar gerçeği onaylamayan bir topluluktur" denmişti.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Rabbim bunlar inanmıyan bir topluluktur,' denmişti.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onun (peygamberin) "Ey Rabbim, bunlar muhakkak imana gelmez bir kavimdir." demesi hakkı için söylerim ki:

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onun ya rab! demesi hakkı için her halde onlar iymana gelmez bir kavımdırlar

    Erhan Aktaş

    Nebi'nin sözü: "Ey Rabb'im! Bunlar, inanmayan bir halktır."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Nebi'nin sözü: "Ey Rabb'im! Bunlar, iman etmeyen bir halktır."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Nebi'nin sözü: "Ey Rabb'im! Bunlar, iman etmeyen bir toplumdur."

    Gültekin Onan

    Onun: "Ya rab" demesi hakkı için şüphesiz onlar inanmaz bir kavimdirler.

    Hasan Basri Çantay

    Onun "Yarab" demesi hakkı için muhakkak ki onlar imana gelmezler güruhudur.

    İbni Kesir

    Onun: Ey Rabbım, demesi hakkı için, muhakkak ki bunlar inanmayan bir kavimdir.

    Mehmet Alagaş

    (78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Rasûlullah'ın:) "Ya Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir." demesini de (Allah biliyor).

    Süleyman Ateş

    Ve Elçinin: "Ya Rab, bunlar inanmayan bir kavimdir," demesini de (Allah biliyor).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Nebilerine niye şunu söyletiyorlar: "Rabbim (Sahibim)! Bunlar inanmayan bir topluluktur."

    Şaban Britch

    (Rasûlullah'ın:) "Ya Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir" demesini de (Allah biliyor).

    Şaban Piriş

    Onun "Ey Rabbim" deyişine yemin olsun ki, onlar gerçekten iman etmeyen bir toplumdur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onun "Ey Rabbim" deyişine yemin olsun ki, bunlar iman etmez bir topluluktur.

  9. Zuhruf suresi, 89. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 89. ayet. فَٱصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَٰمٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    Şimdilik sen onları hoş gör ve "size selam olsun" de. Yakında bilecekler.

    Mehmet Okuyan

    (Şimdilik) onlardan yüz çevir ve (onlara) "Selam!" de! İleride (gerçeği) bilecekler!

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat sen (verdikleri selamı) güzel bir karşılıkla al, yani "(Size de) selam olsun!" de. Nasıl olsa zamanı geldiğinde (gerçeği) öğrenecekler.

    Muhammed Esed

    Ama sen onlar(ın yaptıkların)a dayan ve de ki: "Selam (olsun size)!" Çünkü onlar zamanı geldiğinde (hakikati) anlayacaklar.

    Ahmed Hulusi

    (Rasulüm!) Sen onlara aldırma ve: "Selam" de! Yakında bilecekler (işin hakikatini)!

    Ali Bulaç

    Şimdi sen, 'aldırış etmeksizin onlardan yüz çevir' ve: "Selam" de. Artık onlar bileceklerdir.

    Ali Özek ve heyeti

    Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve size selam olsun de. Yakında bilecekler! buyurdu.

    Ali Rıza Safa

    Artık, onlara aldırış etme. Ve de ki: "Selam!" Madem öyle, yakında öğrenecekler.

    Bayraktar Bayraklı

    "Onlara karşı dikkatli ol ve "selam" size de! İleride gerçeği anlayacaklardır."

    Edip Yüksel

    Onlara aldırma ve "Selam" (barış ve esenlik) de; yakında bilecekler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlara aldırma ve 'Selam' (barış ve esenlik), de; yakında bilecekler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şimdi sen onlardan vazgeç de "Selam!" de! Artık ilerde bileceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şimdi sen onlardan sarfı nazar et de 'selam!' de, artık ileride bileceklerdir!

    Erhan Aktaş

    Onları kendi hallerine bırak: "Selam olsun." de. Yakında gerçeği görecekler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onları kendi hallerine bırak: "Selam olsun." de. Yakında gerçeği görecekler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onları kendi hallerine bırak: "Selam olsun." de. Yakında gerçeği görecekler.

    Gültekin Onan

    Şimdi sen 'aldırış etmeksizin onlardan yüz çevir' ve "selam" de. Artık onlar bileceklerdir.

    Hasan Basri Çantay

    Şimdilik sen (Habibim) onlardan yüz çevir, "Selam" de. Artık yakında bileceklerdir.

    İbni Kesir

    Şimdilik sen, onlardan yüz çevir ve; selam, de. Yakında bileceklerdir.

    Mehmet Alagaş

    (78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şimdilik sen onlara aldırma/yüz çevir ve selam de. Yakında bilecekler.

    Süleyman Ateş

    Şimdi sen onlardan geç ve "Size esenlik (dilerim)" de. Yakında bileceklerdir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara göz yum da "selam" deyip geçiver; nasıl olsa yakında öğrenecekler.

    Şaban Britch

    Şimdilik sen onlara aldırma/yüz çevir ve selam de. Yakında bilecekler!

    Şaban Piriş

    Öyleyse onları boş ver ve "selam" de, nasıl olsa öğrenecekler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Artık sen onlara aldırma, "Selam!" deyiver. Yakında bilecekler.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.