Diyanet İşleri
Şüphesiz bu Kur'an, alemlerin Rabbi'nin indirmesidir.
Şuarâ suresi · 192–212. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Şuarâ suresi, 192. ayet. وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Şüphesiz bu Kur'an, alemlerin Rabbi'nin indirmesidir.
Şüphesiz ki o (Kur'an), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Şüphe yok ki bu (mesaj) elbet alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir:
İmdi, şüphesiz, bu (ilahi mesaj) alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir;
Muhakkak ki O (Kur'an), Rabb-ül alemin'in tenzilidir (hakikatin olan El Esma mertebesinden şuuruna boyutsal iniştir)!
Gerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir.
Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
Kuşkusuz, O, Evrenlerin Efendisinden indirilmiştir.
Şüphesiz Kur'an, alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Bu, evrenlerin Efendisinin indirdiği vahiydir.
Bu, evrenlerin Rabbinin indirdiği vahiydir.
Ve gerçekten bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Ve hakıkat bu (kur'an) rabbül'aleminin şübhesiz bir tenzilidir
O dipnot 1 , kesinlikle Alemlerin Rabb'inin indirmesidir.
O dipnot 1 , kesinlikle alemlerin Rabb'inin indirmesidir.
O dipnot 1 , kesinlikle alemlerin Rabb'inin indirmesidir.
Gerçekten o (Kuran), alemlerin rabbinin (bir) indirmesidir.
O (Kur'an) muhakkak ve muhakkak aalemlerin Rabbi (canibinden) indirilmedir.
Muhakkak ki o, elbette alemlerin Rabbının indirmesidir.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
"Muhakkak ki bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir."
Muhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Bu Kur'an, elbette Varlıkların Rabbi /Sahibi tarafından indirilmiştir dipnot 1 .
O Kur'an, elbette alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Şüphesiz bu (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Şüphesiz bu, alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Kesin olan şu ki, o alemlerin Rabbi'nden indirilmiştir.
Şuarâ suresi, 193. ayet. نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ
(193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle dipnot 1 Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir. dipnot 2
o Güvenilir Ruh ile birlikte geldi
onunla, mutlak güvenilirlik derecesinde olan vahiy inmiştir
Er Ruh-ul Emin (Fuadına yansıyan Esma ilmi) Onunla (Cibril) indi!
Onu Ruhu'l-emin indirdi.
(Rasûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) indirmiştir.
Onu, Güvenilir Ruh indirmiştir. dipnot 303
- Kur'an'ı, Ruhulemin/Cebrail, uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.
Onu Güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.
Onu Güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.
Onu Ruhu'l-Emin (Cebrail) indirdi.
Onu Ruhı emin indirdi
Onunla er-Ruh'ul Emin dipnot 1 indi.
Onunla er-ruh'ul emin dipnot 1 indi.
Onunla er-ruh'ul emin dipnot 1 indi.
Onu Ruhu'l-Emin indirdi.
(193-194-195) Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nası açık Arabca bir dil ile indirmişdir.
Onu Ruh el-Emin indirmiştir.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
O'nu Rûhu'l-Emîn/Cebrâil indirdi.
Onu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi:
Bunu, güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.
Onu güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.
O'nu Ruhu'l-Emîn/Cebrail indirdi.
Onu Cebrail indirmiştir.
O güvenilir Ruh indirdi onu,
Şuarâ suresi, 194. ayet. عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
(193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle dipnot 1 Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir. dipnot 2
senin kalbine; ki (onunla) uyaran kimselerden biri olasın diye;
senin kalbine, ki (ey Muhammed, onunla) uyaran kimselerden biri olasın
Senin kalbine (şuuruna) ki, (bu bilgiye dayalı olarak) uyarıcılardan olasın!
Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
Uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine
Senin yüreğine; uyarıcılardan olman için.
- Kur'an'ı, Ruhulemin/Cebrail, uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.
Senin kalbine... Uyarıcılardan biri olasın diye.
Senin kalbine... Uyarıcılardan biri olasın diye.
Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın,
Senin kalbin üzerine ki o münzirlerden olasın
Senin kalbine. Uyarıcılardan olman için.
Senin kalbine. Uyarıcılardan olman için.
Senin kalbine. Uyarıcılardan olman için.
Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
(193-194-195) Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nası açık Arabca bir dil ile indirmişdir.
Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Uyaranlardan olman için senin kalbine (indirdi).
Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
Uyarıcılardan olman için senin kalbine indirmiştir dipnot 1 .
Senin kalbine indirmiştir ki, uyarıcılardan olasın.
Uyarıcılardan olman için senin kalbine.
Uyarıcılardan olman için senin kalbine
Senin kalbine ki, uyarıcılardan olasın.
Şuarâ suresi, 195. ayet. بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ
(193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle dipnot 1 Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir. dipnot 2
açık bir Arapça ile...
(ve çevrendekileri) apaçık Arap diliyle (uyarasın).
Apaçık bir Arapça anlatım diliyle!
Apaçık Arapça bir dille.
apaçık Arap diliyle.
Çok kolay anlaşılacak apaçık bir dille.
- Kur'an'ı, Ruhulemin/Cebrail, uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.
Apaçık Arapça bir dille.
Apaçık Arapça bir dille.
açık parlak bir Arapça ile.
Açık parlak bir Arabi lisan ile
Apaçık Arapça bir lisan ile.
Apaçık Arapça bir lisan ile.
Apaçık Arapça bir lisan ile.
Apaçık Arapça bir dille.
(193-194-195) Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nası açık Arabca bir dil ile indirmişdir.
Apaçık arab diliyle.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Apaçık Arapça bir dille.
Apaçık Arapça bir dille.
Apaçık Arap diliyle... dipnot 1
Apaçık Arap diliyledir.
Apaçık Arapça ile…
Apaçık Arapça ile..
Açık seçik Arapça bir dille indirdi.
Şuarâ suresi, 196. ayet. وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ
Şüphesiz bu (Kur'an'ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı.
O (Kur'an'ın ilkeleri), öncekilerin kitaplarında dipnot 1 da vardı. dipnot 2
Yine kuşku yok ki bu (mesaj), öncekilerin hikmet yüklü sayfalarında da yer almakta.
Ve bu (mesaj, temel çizgileriyle), hiç şüphesiz, ilahi hikmetleri bildiren önceki kitaplarda da yer almaktadır.
Şüphesiz ki O (hakikat bilgisi), öncekilerin hikmetli bilgilerinde de vardır.
Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır.
O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
Aslında, O, öncekilerin kitaplarında da vardır.
Kur'an, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
Daha önceki kitaplarda da anılmıştır.
Daha önceki kitaplarda da anılmıştır.
O, şüphesiz öncekilerin kitaplarında da var.
Hem o şübhesiz evvelkilerin kitablarında da var
Kuşkusuz o kesinlikle öncekilerin Zeburlarında dipnot 1 da vardır.
Kuşkusuz o kesinlikle öncekilerin Zebur'larında dipnot 1 da vardır.
Kuşkusuz o kesinlikle öncekilerin Zebur'larında dipnot 1 da vardır.
Ve hiç şüphesiz, o (Kuran), geçmişlerin kitaplarında da vardır.
Şübhe yok ki o (Kur'an) daha evvelkilerin kitablarında da vardır.
O, daha öncekilerin kitablarında vardır.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Şüphesiz bu (Kur’an) öncekilerin kitaplarında da vardı.
O(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır.
Bu, elbette öncekilerin zeburlarında dipnot 1 /kitaplarında vardır.
Kur'an, elbette öncekilerin Kitap'larında da vardı.
O, önceki kitaplarda da (vardır).
O, önceki kitaplarda da (bildirilmiştir)
O, elbette ki öncekilerin kitaplarında da var.
Şuarâ suresi, 197. ayet. أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?
İsrailoğulları âlimlerinin dipnot 1 onu (Kur'an'ı) tanıyıp bilmesi, o (inkârcılar) için bir delil değil midir?
İsrailoğullarına mensup alimlerin bunu bilmeleri onlar için delil olarak yeterli değil miydi?
İsrailoğulları arasındaki (birçok) bilginin bu (gerçeği) bilmeleri onlar için yeterli bir belirti sayılmaz mı?
İsrailoğullarının alimlerinin Onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi?
Benî İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
İsrailoğulları arasında, bilgisi olanların Onu bilmesi, onlar için kanıt değil mi?
İsrailoğullarının bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
İsrail oğullar bilginlerinin onu bilmiş olması onlar için yeterli bir delil oluşturmuyor mu?
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmiş olması onlar için yeterli bir delil oluşturmuyor mu?
Beni İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil mi?
Onu Beni İsrail ulemasının bilmesi de onlara bir ayet (bir delil) değil mi
Ve İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, dipnot 1 onlar için bir ayet dipnot 2 değil mi?
Ve İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi dipnot 1 , onlar için bir ayet dipnot 2 değil mi?
Ve İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi dipnot 1 , onlar için bir ayet dipnot 2 değil mi?
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir ayet değil mi?
İsrail oğulları bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir ayet (bir delil) değil miydi?
İsrailoğullarının bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir ayet değil midir?
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için ispatlayıcı bir delil (ayet) değil midir?
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi?
İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmesi, bunlar için bir ayet /delil değil midir?
İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmesi, onlar için bir belge değil midir?
İsrailoğulları’nın bilginlerinin onu bilmeleri, onlar için bir ayet/delil değil midir?
İsrailoğulları'nın bilginlerinin onu bilmeleri, onlar için bir belge değil midir?
Beni İsrail bilginlerinin de onu bilmesi bunlar için bir belirti/kanıt değil mi?
Şuarâ suresi, 198. ayet. وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ
(198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
(198, 199) Biz Kur'an'ı, Arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine (farklı bir dilde) okusaydık dipnot 1 yine de ona inanmazlardı. dipnot 2
Ve eğer Biz onu yabancı birine indirseydik;
Onu Arap olmayan birine indirseydik,
Eğer Onu Arapça bilmeyen birine inzal etseydik;
Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık.
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,
Onu, yabancı birisine indirseydik.
- Biz, Kur'an'ı Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Onu bir takım yabancılara indirseydik,
Onu bir takım yabancılara indirseydik,
Eğer onu Arapça bilmeyenlerin birine indirseydik de,
Eğer onu Arabca bilmiyenlerin birine indirseydik de
Eğer onu yabancılardan dipnot 1 birisine indirseydik;
Eğer onu yabancılardan dipnot 1 birisine indirseydik;
Eğer onu yabancılardan dipnot 1 birisine indirseydik;
Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık.
Biz onu Arabca bilmeyenlerden birine indirseydik de,
Biz, onu arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Eğer onu Arapça bilmeyen birine de indirmiş olsaydık.
Biz onu yabancılardan birine indirseydik de,
Onu Arap olmayan birine indirseydik dipnot 1 ,
Onu Arap olmayan birine indirseydik
Eğer onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik.
Eğer onu bir yabancıya indirseydik,
Biz onu Arapça konuşmayanlardan birine indirseydik de,
Şuarâ suresi, 199. ayet. فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ
(198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
(198, 199) Biz Kur'an'ı, Arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine (farklı bir dilde) okusaydık dipnot 1 yine de ona inanmazlardı. dipnot 2
o da o (mesajı) kendilerine okusaydı, yine de ona inanmazlardı.
ve bu yabancı onu (kendi diliyle) onlara okusaydı, onlar yine inanacak değillerdi.
Onu, onlara bildirseydi; gene Ona iman etmezlerdi.
Böylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi.
bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Öylece onlara okusaydı; yine de Ona inanmayacaklardı.
- Biz, Kur'an'ı Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Ve onu onlara okusaydı onu onaylamayacaklardı.
Ve onu onlara okusaydı ona inanmıyacaklardı.
O onlara okusaydı, yine iman etmeyeceklerdi.
o kendilerine kıraet etse idi yine iyman etmiyeceklerdi
O da bunu onlara okusaydı, onlar yine de inanmayacaklardı.
O da bunu onlara okusaydı, onlar yine de inanmayacaklardı.
O da bunu onlara okusaydı, onlar yine de inanmayacaklardı.
Böylece onlara okusaydı, yine ona inançlı olmayacaklardı.
onlara karşı bunu okusaydı yine buna iman edici kimseler değillerdi onlar.
Ve o, bunu onlara okusaydı, yine de ona inananlardan olmazlardı.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
O da onlara (Kur'an'ı Arapça) okusaydı, yine de ona iman edecek değillerdi.
Onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı:
o da bunlara okusaydı, ona inanıp güvenmezlerdi.
O da bunlara okusaydı inanmaları söz konusu olmazdı.
O da onlara (Kur'an'ı Arapça) okusaydı, yine de ona inanmazlardı.
O da onlara okusaydı, yine de ona inanmazlardı.
O onu onlara okusaydı, yine de ona inanmayacaklardı.
Şuarâ suresi, 200. ayet. كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.
Biz onu (Kur'an'ı), suçluların kalplerine (gözlerinin içine) böylece soktuk. dipnot 1
İşte Biz vahyin, günaha batmışların kalplerinde (etki etmeden) geçip gitmesini böyle sağlamışızdır.
Biz bu (mesajı)n o günahkarların kalplerinden (bir yankı bulmadan) geçip gitmesine yol açtık:
İşte Onu, (hakikati inkar) suçu işleyenlerin akıllarına bu kadar sokarız!
Biz onu, suçlu günahkarların kalbine işte böyle işlettik.
Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk.
Suçluların yüreğine, Onu, işte böyle kavrattık.
- Onu, günahkarların kalplerine böyle soktuk. Bu yüzden, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.
İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.
Biz onu suçluların kalbine öyle sokmuşuzdur.
Biz onu mücrimlerin kalblerine öyle sokmuşuzdur.
Böylece onu dipnot 1 mücrimlerin dipnot 2 kalplerine soktuk. dipnot 3
Böylece onu dipnot 1 mücrimlerin dipnot 2 kalplerine soktuk. dipnot 3
Böylece onu dipnot 1 mücrimlerin dipnot 2 kalplerine soktuk.
Biz onu, suçlu günahkarların kalbine işte böyle işlettik.
Biz (küfrü) o günahkarların kalbine Öyle bir sokduk ki,
İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
İşte böylece biz onu günahkârların kalbine soktuk.
Biz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk.
Biz suçluların kalplerine dipnot 1 onu (Kur'an'ın gerçek olduğunu) işte böyle işleriz dipnot 2 .
Biz Kur'an'ı suçluların kalplerine kadar işlettik.
İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız da…
İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız da..
Biz onu suçluların kalplerine işte böyle yolladık.
Şuarâ suresi, 201. ayet. لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.
(201, 202) Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın dipnot 1 gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler. dipnot 2
Can yakıcı bir azabı görünceye kadar bu (vahye) iman etmeyecekler;
o can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmayacaklardır.
Feci azabı görünceye kadar Ona iman etmezler.
Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Acı bir cezayı görünceye dek, Ona inanmazlar.
- Onu, günahkarların kalplerine böyle soktuk. Bu yüzden, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Acı azabı görünceye kadar onu onaylamazlar.
Acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Onlar acı azabı görecekleri zamana kadar ona iman etmezler
İyman etmezler ana ta o elim azabı görecekleri deme kadar
Acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.
Acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.
Acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.
Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
o pek çetin azabı görecekleri (ana) kadar onlar (kaabil değil) bu (Kur'ana) inanmazlar.
Elim azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Acı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar.
Buna rağmen onlar, acıklı azabı görünceye kadar ona inanıp güvenmezler.
Bunlar ona inanmıyorlar, sonunda acıklı bir azabı göreceklerdir.
Acıklı azabı görünceye kadar yine de ona iman etmezler.
Acı azabı görünceye kadar yine de ona inanmazlar.
Acıklı azabı görünceye değin ona inanmazlar.
Şuarâ suresi, 202. ayet. فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.
(201, 202) Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın dipnot 1 gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler. dipnot 2
nihayet bu azap kendileri farkında değilken ansızın onları bulacaktır.
O azap ki, sonunda, onların hiç beklemedikleri bir anda ansızın gelip çatacaktır;
(Ölüm azabı) onlara, düşünmedikleri bir anda, ansızın gelir! (Ölüm, en büyük azaptır; çünkü kişi ölümü tadarak hakikatini bizzat müşahede eder ve hakikatinin hakkını veremediğini kavrar; artık bunun gereğini yerine getirme imkanı kalmadığını idrak ederek çok büyük bir pişmanlığın azabı içine düşer. A. H. )
Artık o (azab), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.
İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
Sonunda, beklemedikleri bir sırada ansızın gelecektir.
O azap onlara ansızın gelir. Onlar hiç farkedemezler.
Onlara ansızın, beklemedikleri bir anda gelecektir.
Onlara ansızın, beklemedikleri bir anda gelecektir.
o azap kendilerine ansızın hiç farkında olmadıkları bir anda gelecektir,
Ki geliversin de kendilerine ansızın, hiç farkında değillerken
İşte bu dipnot 1 onlara, onlar farkında olmadan, ansızın gelecektir.
İşte bu dipnot 1 onlara, onlar farkında olmadan, ansızın gelecektir.
İşte bu dipnot 1 onlara, onlar farkında olmadan, ansızın gelecektir.
Artık o (azab), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.
İşte bu (azab) onlara, kendileri de farkında olmayarak, ansızın gelecekdir.
O da kendilerine apansız, haberleri olmadan geliverir.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
İşte (bu azap) onlara ansızın gelecek ve farkında bile olmayacaklar.
Azab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.
O azap onlara ansızın dipnot 1 gelir de farkına bile varamazlar.
Bu azap onlara hiç fark edemedikleri bir sırada, ansızın gelecektir,
O azap, onlara farkında olmadıkları bir anda ansızın gelir.
O azap, onlara farkında olmadıkları bir anda ansızın gelir.
O azap onlara ansızın gelecek, farkında bile olmayacaklar.
Şuarâ suresi, 203. ayet. فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.
(Azabı gördüklerinde) "Bize süre tanınır mı?" diyeceklerdir.
Bunun üzerine onlar "Bize (ilave) bir süre daha tanınamaz mı?" diyecekler.
ve o zaman onlar: "Acaba geri bırakılamaz mıyız?" diye feryad edecekler.
(O vakit) derler ki: "Bize ek süre tanınır mı ki?"
Derler ki: "bize bir süre tanınır mı?"
O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.
O zaman, şöyle derler: "Bize, biraz süre verilir mi?"
"Acaba bize mühlet verilir mi?" derler.
O zaman, "Bize biraz daha süre verilmez mi?" derler.
O zaman, 'Bize biraz daha süre verilmez mi?' derler.
(O zaman) diyecekler: "Acaba bize bir mühlet verilir mi?"
Desinler ki acaba bize bir müsaade edilir mi?
O zaman; "Bize birazcık olsun süre verilir mi acaba?" diyecekler.
O zaman; "Bize birazcık olsun süre verilir mi acaba?" diyecekler.
O zaman; "Bize birazcık olsun süre verilir mi acaba?" diyecekler.
Derler ki: "Bize bir süre tanınır mı?"
(Gelecekdir de "Acaba) bize bir mühlet verilir mi?" diyeceklerdir.
O zaman derler ki: Acaba bekletilemez miyiz?
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Ardından: “Acaba bize mühlet verilir mi” derler.
(Birden onu karşılarında bulunca) "Acaba bize süre verilir mi?" derler.
O zaman "Bize fırsat tanınsa olmaz mı?" derler.
Gelince de: "bize fırsat tanınsa olmaz mı" diyeceklerdir.
İşte o zaman: Acaba bize biraz daha süre tanınır mı? derler.
İşte o zaman: -Acaba bize biraz daha süre tanınır mı? derler.
O zaman şöyle derler: "Acaba bize süre verilir mi?"
Şuarâ suresi, 204. ayet. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Ne! Şimdi onlar azabımızın hemen gelmesini mi istiyorlar?
O halde, azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?
Azabımızın kendilerinde açığa çıkmasını acele mi istiyorlar?
Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
(Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?
Cezamızı, ivedi olarak mı istiyorlar?
Onlar, azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?
Onlar, hala cezamıza karşı meydan mı okuyorlar?
Onlar, hala cezamıza karşı meydan mı okuyorlar?
Acaba azabımızın acele gelmesini mi istiyorlar?
Ya şimdi azabımızı iviyorlar mı?
Yoksa azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
Yoksa azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
Yoksa azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?
Onlar haala azabımızı çabuklatdırmak mı istiyorlar?
Bizim azabımızı mı çabucak istiyorlardı.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Onlar yine de azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?
Hala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdid ettiğin azabı getir mi diyorlar)?
Azabımızın bir an önce gelmesini mi istiyorlar?
Yoksa onlar azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?
Oysa onlar, bir an önce azabımız için acele etmiyorlar mıydı?
Oysa onlar, bir an önce azabımız için acele etmiyorlar mıydı?
Bizim azabımızı acele mi istiyorlar?
Şuarâ suresi, 205. ayet. أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ
Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,
(205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,
Düşünsene bir: onlara yıllarca safa sürmeleri için fırsat versek;
İmdi, düşün, (ey Muhammed): onlara (dünya hayatının) tadını çıkarmaları için yıllarca fırsat vermişsek,
Görüyorsun işte. . . Onları senelerce çeşitli nimetlerle zevklendirsek,
Gördün mü; biz onları yıllarca yararlandırsak,
Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatıp nimetlerden faydalandırsak,
İşte görüyor musun; onları yıllarca geçindirsek?
Hiç düşündün mü; onları yıllarca dünya nimetleri içerisinde yaşatsak,
Gördüğün gibi, biz onları yıllarca yaşatsak
Gördüğün gibi, biz onları yıllarca yaşatsak
Gördün ya, onlara senelerce zevk ettirsek,
Gördün a artık onlara senelerce zevk ettirsek
Gördün mü? Onlara yıllarca yararlanmalarına fırsat versek,
Gördün mü? Onlara yıllarca yararlanmalarına fırsat versek,
Gördün mü? Onlara yıllarca yararlanmalarına fırsat versek,
Gördün mü; biz onları yıllarca yararlandırsak,
(205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) çatıverse o yaşayıb faidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?
Gördün mü, şayet Biz onları yıllarca yararlandırsak;
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
(Ey Muhammed!) Ne dersin? Biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak...
Baksana, biz onları yıllarca yaşatsak,
Hiç düşündün mü, onları yıllarca nimetlerden yararlandırsak,
Hiç düşündün mü, onlara yıllarca nimet versek,
Gördün mü onları senelerce nimetlendirsek,
Gördün mü onları senelerce nimetlendirsek,
Görmedin mi ki, biz onları yıllarca nimetlendirsek de,
Şuarâ suresi, 206. ayet. ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)
(205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,
sonra vaad edilen azap başlarına gelse;
ve sonra vaad edildikleri (azap) başlarına gelmişse;
Sonra, uyarıldıkları başlarına gelse. . .
Sonra kendilerine va'dolunan (azab günü) geliverse,
sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!
Sonra, sözü verilen başlarına gelse?
Sonra da kendilerine uyarıldıkları azap gelse;
Ve sonra kendilerine söz verilen başlarına gelse,
Ve sonra kendilerine söz verilen başlarına gelse,
Sonra kendilerine yapılan tehdit gelip çatsa,
Sonra kendilerine edilen vaid gelip çatarsa
Sonra da onlara yapılan uyarı dipnot 1 gerçekleşse,
Sonra da onlara yapılan uyarı dipnot 1 gerçekleşse,
Sonra da onlara yapılan uyarı dipnot 1 gerçekleşse,
Sonra kendilerine vaadolunan (azab günü) geliverse,
(205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) çatıverse o yaşayıb faidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?
Sonra kendilerine vaadolunan şey başlarına gelse,
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Sonra kendilerine vaadedilen başlarına gelse, (halleri nice olurdu?)
Sonra tehdid edildikleri (azab) kendilerine gelse,
sonra tehdit edildikleri azap onlara gelse,
Sonra tehdit edildikleri azap gelse,
Sonra da onlara vaat edilen azap gelse.
Sonra da onlara vaat edilen azap gelse...
Sonra, tehdit edildikleri şey kendilerine ulaşsa,
Şuarâ suresi, 207. ayet. مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ
(Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı.
Yararlandırıldıkları nimetlerin kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır." dipnot 1
safa sürerek kaçırdıkları bu fırsatın kendilerine bir yararı dokunabilir mi?
kendilerine vaktiyle verilmiş olan fırsatın onlara ne yararı olabilir?
Sahip olduklarıyla yaşadıkları zevkler, onlara hiçbir yarar sağlamaz!
Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azabtan) bağımsız kılamaz.
Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
Yararlandırıldıkları şeylerin, onlara ne yararı olur?
Bekletilmiş olmaları kendilerine ne fayda verecek?
O tattıkları nimetler kendilerine bir yarar sağlamaz.
O tattıkları nimetler kendilerine bir yarar sağlamaz.
o yaşatıldıkları zevkin kendilerine hiç faydası olmayacaktır.
O yaşatıldıkları zevkın kendilerine hiç faidesi olmıyacaktır
Yararlandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamaz.
Yararlandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamaz.
Yararlandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamaz.
Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azabtan) bağımsız kılamaz.
(205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) çatıverse o yaşayıb faidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?
Eğlendirilmiş olmaları onlara bir fayda sağlamaz.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
(Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamayacaktır.
O yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı?
yararlandırıldıkları nimetlerin onlara bir faydası (olur mu,) olmaz!
Kendilerine verilmiş olan nimet onların ne işine yarar?
İçinde bulundukları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
Nimet içinde bulunmaları onlara ne fayda sağlar?
O yararlandıkları nimetler onların hiçbir işine yaramaz.
Şuarâ suresi, 208. ayet. وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.
(208, 209) Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye dipnot 1 haksızlık edici de değildik.
Dahası, Biz bir ülkeyi helak etmeden önce illa ki uyarıp
Kaldı ki, Biz hiçbir toplumu önceden uyarmadan yok etmemişizdir
Biz, uyarıcıları gelmemiş hiçbir bölge halkını helak etmedik.
Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, biz hiç bir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.
Biz hiçbir memleketi, (gönderdiğimiz) uyarıcıları (peygamberleri) olmadan yok etmemişizdir.
Uyarıcıları olmayan hiçbir kenti yıkıma uğratmadık.
Biz hiçbir memleketi, kendilerine uyarıcılar göndermeden yok etmedik.
Biz uyarıcıları olmayan hiçbir kenti yok etmedik.
Biz uyarıcıları olmayan hiç bir kenti yok etmedik.
Bununla birlikte Biz hangi memleketi helak ettikse, muhakkak onun uyarıcıları olmuştur.
Maamafih biz hangi memleketi helak ettikse her halde onu inzar edenler olmuştur
Uyarıcıları olmayan dipnot 1 hiçbir kenti yok etmedik.
Uyarıcıları olmayan dipnot 1 hiçbir kenti yok etmedik.
Uyarıcıları olmayan dipnot 1 hiçbir kenti yok etmedik.
Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın biz hiç bir ülkeyı yıkıma uğratmış değiliz.
(208-209) Biz hiçbir memleketi, ona (halkına) öğüd vermek üzere inzar edici (peygamber) ler (göndermiş) olmadıkça helak etmedik. Biz zulmedenler değiliz.
Uyarıcılar olmaksızın Biz, hiç bir kasabayı helak etmedik.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Biz uyarıcıları olmaksızın hiçbir memleketi helâk etmiş değiliz.
Biz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik).
Uyarıcıları olmayan hiçbir kenti helak etmedik dipnot 1 .
Uyarıcıları olmayan hiçbir yeri yok etmedik.
Biz, hiçbir memleketi uyarıcılar göndermedikçe helâk etmedik.
(208-209) Uyarıcılar göndermediğimiz hiçbir ülkeyi helak etmedik. Hiçbir zaman zulmedici olmadık.
Biz, uyarıcıları olmayan hiçbir kenti/uygarlığı helak etmemişizdir.
Şuarâ suresi, 209. ayet. ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.
(208, 209) Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye dipnot 1 haksızlık edici de değildik.
hatırlatmışızdır; zira Biz, asla zulmeden biri değiliz.
ve hatırlatıcı mesajlar göndermeden; çünkü Biz (hiç kimseye) asla zulmetmeyiz.
(Önce) hatırlatma olur! Biz haksızlık etmeyiz!
(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); biz zulmedici değiliz.
Öğüt vermek üzere, biz zalim değiliz.
Öğretiyi verdik. Çünkü Biz, haksızlık yapmayız.
Bu, bir uyarıdır. Biz, asla hiçbir kimseye haksızlık yapmayız.
Bu bir uyarı ve mesajdır; çünkü biz haksızlık etmeyiz.
Bu bir uyarı ve mesajdır; çünkü biz haksızlık etmeyiz.
(Onlara) ihtar edilmiştir ve Biz haksızlık etmiş değilizdir.
İhtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değilizdir
Bu öğüttür. dipnot 1 Biz, haksızlık yapanlardan olmadık. dipnot 2
Bu öğüttür dipnot 1 . Biz, haksızlık yapanlardan olmadık. dipnot 2
Bu öğüttür dipnot 1 . Biz, haksızlık yapanlardan olmadık. dipnot 2
(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); biz zulmedici değiliz.
(208-209) Biz hiçbir memleketi, ona (halkına) öğüd vermek üzere inzar edici (peygamber) ler (göndermiş) olmadıkça helak etmedik. Biz zulmedenler değiliz.
Öğüt olarak. Ve Biz, zalimler olmadık
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
"Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalimler değiliz."
(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik.
Bilgilendirmek için (uyarıcı göndeririz). Biz yanlış yapmayız dipnot 1 .
Bu bilgileri olsun diyedir; yoksa biz yanlış yapmayız.
Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalimler değiliz.
(208-209) Uyarıcılar göndermediğimiz hiçbir ülkeyi helak etmedik. Hiçbir zaman zulmedici olmadık.
Uyarı/hatırlatma olacak! Biz zalimler değiliz.
Şuarâ suresi, 210. ayet. وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir.
(210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.
Hem bu (vahyi) asla şeytanlar indirmiş değildir.
Ve (bu ilahi mesaj öylesine katıksız vahiy ürünüdür ki) onu asla şeytani güçler indirmemiştir;
Onu (Kuran'ı) şeytanlar oluşturmadı!
Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir.
O'nu (Kur'an’ı) şeytanlar indirmedi.
Onu, şeytanlar indirmedi.
Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir.
Onu sapkınlar indirmemiştir.
Onu şeytanlar indirmemiştir.
Ve bunu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi;
Ve bunu Şeytanlar indirmedi
Onu, şeytanlar indirmedi.
Onu, şeytanlar dipnot 1 indirmedi.
Onu, şeytanlar dipnot 1 indirmedi.
Onu, (Kuran'ı) şeytanlar indirmemiştir.
Onu (Kur'anı) şeytanlar indirmedi.
Onu şeytanlar indirmemiştir.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Kur’an’ı Şeytanlar indirmedi.
O (Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi.
Kur'an'ı şeytanlar indirmedi dipnot 1 .
Kur'an'ı şeytanlar indirmedi.
Kur’an’ı şeytanlar indirmedi.
Kur'an'ı şeytanlar indirmedi.
Onu şeytanlar indirmedi.
Şuarâ suresi, 211. ayet. وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
(210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.
Zira bu hem onların ağzının işi değildir, hem de buna güçleri yetmez:
çünkü bu onların harcı değildir; zaten, buna güçleri de yetmez.
Onların işlevine uymaz! (Zaten) buna yetecek kuvvelere de sahip değillerdir!
Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.
Bu, onlara yakışmaz; zaten güçleri de yetmez.
Bu, ne onlara düşer, ne de ona güç yetirebilirler.
Onlar bunu ne yaparlar, ne de becerirler.
Onlar bunu ne yaparlar, ne de becerirler.
bu onlara hem yaraşmaz, hem güçleri yetmez.
Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez?
Bu onların harcı değil, hem buna güçleri de yetmez.
Bu onların harcı değil, hem buna güçleri de yetmez.
Bu onların harcı değil, hem buna güçleri de yetmez.
Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
Bu, onlara hem yakışmaz, hem onlar (buna esasen) güc yetiremezler.
Bu, onlara düşmez de, buna güçleri de yetmez.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
Bu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da.
Zaten bu, onların yapabileceği bir iş değildir; buna güçleri de yetmez;
Bu onların yapabileceği bir iş değildir; buna güçleri de yetmez.
Bu onlara düşmez, buna güçleri de yetmez.
Bu onlara düşmez, buna güçleri de yetmez.
Onlara yaraşmaz, zaten güçleri de yetmez.
Şuarâ suresi, 212. ayet. إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
Onlar (şeytanlar), vahyi duymaktan kesin olarak uzak tutulmuşlardır. dipnot 1
çünkü onlar (vahyi) işitmekten bile kesinlikle men edilmişlerdir.
Ayrıca, onların onu dinlemeleri (de) kesin olarak engellenmiştir!
Muhakkak ki onlar algılama kapasitesinden yoksundurlar!
Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Aslında, onlar, duymaktan uzaklaştırılmıştır.
Çünkü şeytanlar, kulak hırsızlığından uzak tutulmuşlardır.
Çünkü onlar işitmekten men edilmişlerdir.
Çünkü onlar işitmekten men edilmişlerdir.
Onlar (vahyi) işitmekten kesinlikle mahrum edilmişlerdir.
Onlar işitmekten sureti kat'ıyyede azledilmişlerdir
Çünkü onlar, işitmekten dipnot 1 kesin olarak uzak tutulmuş olanlardır.
Çünkü onlar, işitmekten dipnot 1 kesin olarak uzak tutulmuş olanlardır.
Çünkü onlar, işitmekten dipnot 1 kesin olarak uzak tutulmuş olanlardır.
Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
Şübhe yok ki onlar (meleklerin sözünü) işitmekden kat'i surerde azledilmişlerdir.
Onlar, gerçekten işitmekten uzak tutuldular.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Çünkü onlar (vahyedileni) duymaktan kesinlikle uzak tutulmuşlardır.
Çünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
çünkü onlar, (iniş sırasında vahyi) dinlemekten bile uzak tutulmuşlardır dipnot 1 .
Onlar, (ayetler ininceye kadar) onları dinlemekten engellenmişlerdir dipnot 1 .
Çünkü onlar, vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
Çünkü onlar, vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
Çünkü onlar, dinleyişten azledilmişlerdir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.