Ahmed Hulusi
Şiddetli güç (kuvvesi; Mars);
79. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Naziât suresi, 1. ayet. وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًا
vennâzi`âti garḳâ.
Şiddetli güç (kuvvesi; Mars);
Naziât suresi, 2. ayet. وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًا
vennâşiṭâti neşṭâ.
Yumuşakça götüren (kuvve; Güneş),
Naziât suresi, 3. ayet. وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًا
vessâbiḥâti sebḥâ.
(Yörüngelerinde) yüzüp yüzüp giden (kuvveler; Satürn - Jüpiter),
Naziât suresi, 4. ayet. فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًا
fessâbiḳâti sebḳâ.
Yarışıp öne geçen (kuvveler; Merkür - Venüs),
Naziât suresi, 5. ayet. فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا
felmüdebbirâti emrâ.
Hükmü tedbir edenlere (açığa çıkaran kuvveler; AY), (Bu ayetlerin 'yıldızlara işaret ettiği yorumu' Hasan Basri ve İmam Razi'ye ait olup, paylaştığım anlayıştır. A. H. )
Naziât suresi, 6. ayet. يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
yevme tercüfü-rrâcifeh.
O süreçte Racife (vefat sarsıntısı; zelzele) sarsar.
Naziât suresi, 7. ayet. تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
tetbe`uhe-rrâdifeh.
Onu Radife (ba's; yeni ruh bedenle yaşama başlayış) izler.
Naziât suresi, 8. ayet. قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.
O süreçte (bazı) bilinçler şok olur!
Naziât suresi, 9. ayet. أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ
ebṣâruhâ ḫâşi`ah.
Onların görüşleri şaşkın, eziktir!
Naziât suresi, 10. ayet. يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.
Hala diyorlar: "Gerçekten biz ilk halimize (toprak olduktan sonra hayata) geri döndürülür müyüz; ba's var mı?"
Naziât suresi, 11. ayet. أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا نَّخِرَةً
eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.
"Çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuzda mı?"
Naziât suresi, 12. ayet. قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.
"İşte bu, o takdirde (yaşamın devam etmesi) hüsranlı bir geri dönüştür" dediler.
Naziât suresi, 13. ayet. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ
feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.
Oysa o tek bir komuttur!
Naziât suresi, 14. ayet. فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
feiẕâ hüm bissâhirah.
Bir de bakarsın ki onlar geniş alandadırlar!
Naziât suresi, 15. ayet. هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
hel etâke ḥadîŝü mûsâ.
Musa'nın olayı sana ulaştı mı?
Naziât suresi, 16. ayet. إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.
Hani Onun Rabbi Ona, (Bi-)mukaddes vadi Tuva'da hitap etti:
Naziât suresi, 17. ayet. ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.
"Git Firavun'a! Muhakkak ki o azgınlaştı!"
Naziât suresi, 18. ayet. فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.
"De ki: Arınıp saflaşmaya ne dersin?"
Naziât suresi, 19. ayet. وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.
"Seni Rabbine erdirmeme? (Azameti karşısında) haşyet duyarsın!"
Naziât suresi, 20. ayet. فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
feerâhü-l'âyete-lkübrâ.
Derken ona büyük mucizeyi gösterdi!
Naziât suresi, 21. ayet. فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
fekeẕẕebe ve`aṣâ.
(Firavun) yalanladı ve isyan etti.
Naziât suresi, 22. ayet. ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
ŝümme edbera yes`â.
Sonra koşarak ardına döndü.
Naziât suresi, 23. ayet. فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
feḥaşera fenâdâ.
Akabinde topladı, seslendi:
Naziât suresi, 24. ayet. فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.
"Ben, sizin en ala Rabbinizim!" dedi. (Kadim Hakikat bilgisini elde eden Firavun, bunu şuurun sınırsız kuşatıcılığıyla tüm varlıkta müşahedesi yerine; bilincine yükleyerek bedenselliğine vermiş; bilinç varlığına tanrısallık vermiş ve bedenselliğinde dilediğini yapma noktasına yani nefs-i emmare yaşamına düşmüştü. Bu yüzdendir ki Musa a. s. ona hakikat bilgisini aktarmak yerine, yani Allah'a iman yerine, Rabb-ül alemin'e iman noktasına çekerek uyarı yapmıştı. Yani tüm varlıkta tedbir eden Esma mertebesine dikkatini çekerek hayalindeki vahdeti, bilinç - beden boyutunda yaşayarak birimselliğiyle sınırlamak yerine; şuur boyutunda tüm varlığa yaygın Esma manaları çıkışına iman etmesini teklif etmişti. A. H. )
Naziât suresi, 25. ayet. فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.
Bunun üzerine Allah, onu sonsuz yaşam boyutunun ve öndekinin (dünyanın) ibret verici azabı ile yakaladı.
Naziât suresi, 26. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ
inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.
Muhakkak ki bunda haşyete ermiş kimseler için elbette bir ibret vardır!
Naziât suresi, 27. ayet. ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ بَنَىٰهَا
eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.
Sizin yaratılışınız mı zorlu yoksa Sema mı? (Ki Allah) onu bina etti!
Naziât suresi, 28. ayet. رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
rafe`a semkehâ fesevvâhâ.
Onun sınırlarını yükseltti de onu tesviye etti (işlevini yerine getireceği özelliklere göre oluşturdu)!
Naziât suresi, 29. ayet. وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.
Onun gecesini kararttı, onun gündüzünü aydınlattı.
Naziât suresi, 30. ayet. وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.
İşte bundan sonra arzı yayıp döşedi.
Naziât suresi, 31. ayet. أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.
Ondan onun suyunu ve mer'asını çıkardı(ğı halde).
Naziât suresi, 32. ayet. وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
velcibâle ersâhâ.
Dağlara gelince, onları demir atmış gibi dikip sabitledi.
Naziât suresi, 33. ayet. مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
metâ`al leküm velien`âmiküm.
Sizin ve en'amınızın (hayvanlar) yararlanması için.
Naziât suresi, 34. ayet. فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.
Et Tammet'ül Kübra (karşı konulmaz olay - ölüm tadılıp yeni yaşam) başladığında.
Naziât suresi, 35. ayet. يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ
yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.
O süreçte insan çalışmalarının getirisinin ne olacağını hatırlar!
Naziât suresi, 36. ayet. وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.
Görüşü açılan (göz sınırlaması olmadan gören) için cehennem bariz (apaçık) karşısındadır!
Naziât suresi, 37. ayet. فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
feemmâ men ṭagâ.
Azıp kural tanımayana,
Naziât suresi, 38. ayet. وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.
Dünya zevkleri için yaşamayı seçene gelince;
Naziât suresi, 39. ayet. فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.
Muhakkak ki yakıcı ortam mekanı olur!
Naziât suresi, 40. ayet. وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.
Rabbinin makamından korkan ve nefsini boş geçici sonsuzlukta hiçbir getirisi olmayan davranışlardan koruyana gelince;
Naziât suresi, 41. ayet. فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
Muhakkak ki cennet, barınağın ta kendisidir.
Naziât suresi, 42. ayet. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
Sana O Saat'ten soruyorlar: Onun gelip çatması ne zaman, diye.
Naziât suresi, 43. ayet. فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
fîme ente min ẕikrâhâ.
(Oysa) onun bilgisi sende ne arar!
Naziât suresi, 44. ayet. إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
ilâ rabbike müntehâhâ.
Onun sonu rabbinedir.
Naziât suresi, 45. ayet. إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.
Sen ancak O'ndan haşyet duyan kimsenin uyarıcısısın!
Naziât suresi, 46. ayet. كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.
Onu gördükleri süreçte, sanki onlar (dünyada) hiç kalmamışlardır! Ancak bir Aşiyye (Güneş'in ufukta batma süresi) yahut onun battıktan sonraki kalan aydınlık süresi kadar dünyada yaşamış olduklarını sanırlar.