İbni Kesir
Boğulmuş olanları söküp alanlara andolsun.
79. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Naziât suresi, 1. ayet. وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًا
vennâzi`âti garḳâ.
Boğulmuş olanları söküp alanlara andolsun.
Naziât suresi, 2. ayet. وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًا
vennâşiṭâti neşṭâ.
Canları kolaylıkla alanlara,
Naziât suresi, 3. ayet. وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًا
vessâbiḥâti sebḥâ.
Yüzüp yüzüp gidenlere,
Naziât suresi, 4. ayet. فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًا
fessâbiḳâti sebḳâ.
Yarıştıkça yarışanlara,
Naziât suresi, 5. ayet. فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا
felmüdebbirâti emrâ.
Ve işleri yönetenlere,
Naziât suresi, 6. ayet. يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
yevme tercüfü-rrâcifeh.
O gün; bir sarsıntı sarsar,
Naziât suresi, 7. ayet. تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
tetbe`uhe-rrâdifeh.
Ve peşinden bie başkası gelir.
Naziât suresi, 8. ayet. قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.
O gün kalbler titrer,
Naziât suresi, 9. ayet. أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ
ebṣâruhâ ḫâşi`ah.
Gözler yere döner.
Naziât suresi, 10. ayet. يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.
Biz, eski halimize mi döndürüleceğiz? derler.
Naziât suresi, 11. ayet. أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا نَّخِرَةً
eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.
Ufalanmış kemikler olduğumuz vakit mi?
Naziât suresi, 12. ayet. قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.
O takdirde bu, zararlı bir dönüştür, derler.
Naziât suresi, 13. ayet. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ
feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.
Doğrusu o, bir tek çığlıktır.
Naziât suresi, 14. ayet. فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
feiẕâ hüm bissâhirah.
Ki o zaman, hepsi toprağın yüzüne dökülecektir.
Naziât suresi, 15. ayet. هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
hel etâke ḥadîŝü mûsâ.
Musa'nın haberi geldi mi sana?
Naziât suresi, 16. ayet. إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.
Hani Rabbı ona; mukaddes vadide, Tuva'da şöyle seslenmişti:
Naziât suresi, 17. ayet. ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.
Firavun'a git; çünkü o, çok azmıştır.
Naziât suresi, 18. ayet. فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.
De ki: temizlenmeye meylin var mı senin.
Naziât suresi, 19. ayet. وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.
Rabbına giden yolu göstereyim de O'ndan korkasın.
Naziât suresi, 20. ayet. فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
feerâhü-l'âyete-lkübrâ.
Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi.
Naziât suresi, 21. ayet. فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
fekeẕẕebe ve`aṣâ.
Ama o, yalanlayıp isyan etti.
Naziât suresi, 22. ayet. ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
ŝümme edbera yes`â.
Sonra arkasını döndü, koşmaya başladı.
Naziât suresi, 23. ayet. فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
feḥaşera fenâdâ.
Toplayıp seslendi:
Naziât suresi, 24. ayet. فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.
Ve sizin en yüce Rabbınız benim, dedi.
Naziât suresi, 25. ayet. فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.
Bunu üzerine Allah, onu dünya ve ahiret azabıyla yakaladı.
Naziât suresi, 26. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ
inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.
Şüphesiz ki bunda, korkan kimseler için ibret vardır.
Naziât suresi, 27. ayet. ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ بَنَىٰهَا
eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.
Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü mü? Onu bina etmiştir.
Naziât suresi, 28. ayet. رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
rafe`a semkehâ fesevvâhâ.
Boynu yükseltmiş ve ona bir şekil vermiştir.
Naziât suresi, 29. ayet. وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.
Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü ortaya çıkarmıştır.
Naziât suresi, 30. ayet. وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.
Bundan sonra yeri döşemiştir.
Naziât suresi, 31. ayet. أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.
Ondan suyunu ve otlağını çıkarmıştır.
Naziât suresi, 32. ayet. وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
velcibâle ersâhâ.
Dağları dikmiştir.
Naziât suresi, 33. ayet. مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
metâ`al leküm velien`âmiküm.
Sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için.
Naziât suresi, 34. ayet. فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.
Fakat o en büyük bela geldiği zaman;
Naziât suresi, 35. ayet. يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ
yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.
O gün insan, neye çalıştığını anlar.
Naziât suresi, 36. ayet. وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.
Cehennem, bakan herkese apaçık gösterilir.
Naziât suresi, 37. ayet. فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
feemmâ men ṭagâ.
Artık kim haddini aşmışsa.
Naziât suresi, 38. ayet. وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.
Ve kim dünya hayatını tercih etmişse;
Naziât suresi, 39. ayet. فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.
Şüphesiz ki onun varacağı yer; cehennemdir.
Naziât suresi, 40. ayet. وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.
Kim de Rabbının makamından korkup da nefsini heveslerden alıkoyduysa;
Naziât suresi, 41. ayet. فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
Şüphesiz ki onun varacağı yer, cennettir.
Naziât suresi, 42. ayet. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar.
Naziât suresi, 43. ayet. فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
fîme ente min ẕikrâhâ.
Senin neyine onun zamanını bildirmek.
Naziât suresi, 44. ayet. إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
ilâ rabbike müntehâhâ.
En sonunda o, ancak Rabbına aittir.
Naziât suresi, 45. ayet. إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.
Sen, ancak O'ndan korkanı uyaransın.
Naziât suresi, 46. ayet. كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.
Ve onlar onu gördükleri gün; sadece bir akşam veya bir kuşluk vakti kalmış gibi olurlar.