Ali Rıza Safa
H. M.
44. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Duhân suresi, 2. ayet. وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
velkitâbi-lmübîn.
Yemin olsun; Apaçık Kitap'a!
Duhân suresi, 3. ayet. إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍ مُّبَٰرَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
innâ enzelnâhü fî leyletim mübâraketin innâ künnâ münẕirîn.
Kuşkusuz, Onu, Kutsal Gece'de indirdik. Aslında, her zaman uyarıyoruz.
Duhân suresi, 4. ayet. فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
fîhâ yüfraḳu küllü emrin ḥakîm.
Her olgu, bilgelikle Onda ayırt edilmiştir.
Duhân suresi, 5. ayet. أَمْرًا مِّنْ عِندِنَآ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
emram min `indinâ. innâ künnâ mürsilîn.
Kendi katımızdan buyrukla. Kuşkusuz, Biz, gönderenleriz.
Duhân suresi, 6. ayet. رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
raḥmetem mir rabbik. innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
Efendinden rahmetle. Kuşkusuz, O, Duyandır; Bilendir.
Duhân suresi, 7. ayet. رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
Göklerin, Yeryüzünün ve İkisi Arasındaki Her Şeyin Efendisidir; eğer kesin inancınız varsa?
Duhân suresi, 8. ayet. لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.
O'ndan başka Tanrı yoktur. Yaşam verir ve öldürür. Hem sizin Efendiniz hem de önceki atalarınızın Efendisidir.
Duhân suresi, 9. ayet. بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ يَلْعَبُونَ
bel hüm fî şekkiy yel`abûn.
Hayır, onlar, kuşku içinde oyalanıyorlar.
Duhân suresi, 10. ayet. فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍ مُّبِينٍ
ferteḳib yevme te'ti-ssemâü bidüḫânim mübîn.
Artık, gökyüzünde apaçık bir Büyük Duman belireceği günü gözle.
Duhân suresi, 11. ayet. يَغْشَى ٱلنَّاسَ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
yagşe-nnâs. hâẕâ `aẕâbün elîm.
İnsanları çepeçevre saracaktır. Acı ceza, işte böyledir.
Duhân suresi, 12. ayet. رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
rabbene-kşif `anne-l`aẕâbe innâ mü'minûn.
"Efendimiz! Cezayı bizden kaldır; kuşkusuz inandık!"
Duhân suresi, 13. ayet. أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ
ennâ lehümü-ẕẕikrâ veḳad câehüm rasûlüm mübîn.
Nasıl öğüt alacaklar? Üstelik onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.
Duhân suresi, 14. ayet. ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ
ŝümme tevellev `anhü veḳâlû mü`allemüm mecnûn.
Sonra, Ondan yüz çevirdiler ve şöyle dediler: "Öğretilmiş bir deli!"
Duhân suresi, 15. ayet. إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ
innâ kâşifü-l`aẕâbi ḳalîlen inneküm `âidûn.
Aslında, cezayı biraz kaldırsak, kesinlikle yine döneceksiniz.
Duhân suresi, 16. ayet. يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.
Yaman bir yakalayışla yakalayacağımız gün, hak ettikleri cezayı kesinlikle vereceğiz.
Duhân suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ
veleḳad fetennâ ḳablehüm ḳavme fir`avne vecâehüm rasûlün kerîm.
Gerçek şu ki, onlardan önce Firavun toplumunu da sınamıştık. Onurlu bir elçi onlara gelmişti.
Duhân suresi, 18. ayet. أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
en eddû ileyye `ibâde-llâh. innî leküm rasûlün emîn.
"Allah'ın kullarını benimle gönderin! Aslında, ben, sizin için, güvenilir bir elçiyim!"
Duhân suresi, 19. ayet. وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
veel lâ ta`lû `ale-llâh. innî âtîküm bisülṭânim mübîn.
"Ve Allah'a karşı büyüklük taslamayın! Aslında, size açık bir kanıt getiriyorum!"
Duhân suresi, 20. ayet. وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ
veinnî `uẕtü birabbî verabbiküm en tercümûn.
"Kuşkusuz, beni taşlamanızdan, sizin de Efendiniz olan Efendime sığınırım!"
Duhân suresi, 21. ayet. وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ
veil lem tü'minû lî fa`tezilûn.
"Bana güvenmiyorsanız, benden uzak durun!"
Duhân suresi, 22. ayet. فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ
fede`â rabbehû enne hâülâi ḳavmüm mücrimûn.
Sonra, Efendisine yakarışta bulundu: "Bunlar, suçlu bir toplumdur!"
Duhân suresi, 23. ayet. فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
feesri bi`ibâdî leylen inneküm müttebe`ûn.
"Madem öyle, kullarımı, geceleyin yola çıkar; kesinlikle peşinize düşecekler!"
Duhân suresi, 24. ayet. وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ
vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.
"Denizi açık olarak bırak; onların ordusu kesinlikle boğulacaktır!"
Duhân suresi, 25. ayet. كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
kem terakû min cennâtiv ve`uyûn.
Nice bahçelerini ve pınarlarını arkada bıraktılar.
Duhân suresi, 26. ayet. وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
vezürû`iv vemeḳâmin kerîm.
Ekinleri ve sunulmuş konumları.
Duhân suresi, 27. ayet. وَنَعْمَةٍ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ
vena`metin kânû fîhâ fâkihîn.
Ve hoşluk içinde yaşadıkları nimetleri.
Duhân suresi, 28. ayet. كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ
keẕâlik. veevraŝnâhâ ḳavmen âḫarîn.
İşte böyle oldu. Ve tüm bunlara, başka bir toplumu kalıtçı yaptık.
Duhân suresi, 29. ayet. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ
femâ beket `aleyhimü-ssemâü vel'arḍu vemâ kânû münżarîn.
Onlar için, gök ve yeryüzü ağlamadı; süre de verilmedi.
Duhân suresi, 30. ayet. وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ
veleḳad necceynâ benî isrâîle mine-l`aẕâbi-lmühîn.
Üstelik gerçek şu ki, İsrailoğullarını, aşağılayıcı bir ezinçten kurtardık.
Duhân suresi, 31. ayet. مِن فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ
min fir`avn. innehû kâne `âliyem mine-lmüsrifîn.
Firavun'dan. Kuşkusuz, büyüklük taslayarak ölçüyü aşanlar arasındaydı.
Duhân suresi, 32. ayet. وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
veleḳadi-ḫternâhüm `alâ `ilmin `ale-l`âlemîn.
Üstelik gerçek şu ki, onları, evrenlere bilgiyle üstün kılmıştık.
Duhân suresi, 33. ayet. وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْـَٔايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌا۟ مُّبِينٌ
veâteynâhüm mine-l'âyâti mâ fîhi belâüm mübîn.
Açık bir sınav olarak mucizeler de vermiştik.
Duhân suresi, 34. ayet. إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
inne hâülâi leyeḳûlûn.
Aslında, bunlar, kesinlikle, şöyle diyecekler:
Duhân suresi, 35. ayet. إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ
in hiye illâ mevtetüne-l'ûlâ vemâ naḥnü bimünşerîn.
"Ancak bir kez ölürüz. Yeniden yaşama döndürülecek de değiliz!"
Duhân suresi, 36. ayet. فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
fe'tû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.
"Madem öyle, atalarımızı getirin; eğer doğruyu söylüyorsanız?"
Duhân suresi, 37. ayet. أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ أَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
ehüm ḫayrun em ḳavmü tübbe`iv velleẕîne min ḳablihim. ehleknâhüm. innehüm kânû mücrimîn.
Onlar mı daha iyi; Tubba toplumu ve onlardan öncekiler mi? Suçlu oldukları için, onları yıkıma uğrattık.
Duhân suresi, 38. ayet. وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ
vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ lâ`ibîn.
Gökleri, yeryüzünü ve ikisi arasındakileri oyun için yaratmadık.
Duhân suresi, 39. ayet. مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
mâ ḫalaḳnâhümâ illâ bilḥaḳḳi velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.
Yalnızca, gerçek olarak yarattık. Fakat onların çoğu bilmez.
Duhân suresi, 40. ayet. إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ
inne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecme`în.
Aslında, Ayrım Günü, tümünün buluşma zamanıdır.
Duhân suresi, 41. ayet. يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
yevme lâ yugnî mevlen `am mevlen şey'ev velâ hüm yünṣarûn.
O gün, dostun dosta hiçbir yararı olmaz; onlara yardım da edilmez.
Duhân suresi, 42. ayet. إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
illâ mer raḥime-llâh. innehû hüve-l`azîzü-rraḥîm.
Allah'ın merhamet ettiği kimse başkadır. Kuşkusuz, O, Üstündür; Merhametlidir.
Duhân suresi, 43. ayet. إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
inne şecerate-zzeḳḳûm.
Aslında zakkum ağacı.
Duhân suresi, 44. ayet. طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ
ṭa`âmü-l'eŝîm.
Suçluların yemeğidir.
Duhân suresi, 45. ayet. كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ
kelmühl. yaglî fi-lbüṭûn.
Karınlarda kaynayan erimiş maden gibi.
Duhân suresi, 46. ayet. كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ
kegalyi-lḥamîm.
Kaynar suyun kaynaması gibi.
Duhân suresi, 47. ayet. خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
ḫuẕûhü fa`tilûhü ilâ sevâi-lceḥîm.
"Onu yakalayın; hemen cehennemin ortasına sürükleyin!"
Duhân suresi, 48. ayet. ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ
ŝümme ṣubbû fevḳa ra'sihî min `aẕâbi-lḥamîm.
"Sonra, başının üstüne kaynar su cezasından dökün!"
Duhân suresi, 49. ayet. ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ
ẕuḳ. inneke ente-l`azîzü-lkerîm.
"Tat! Hani sen üstündün, onurluydun?"
Duhân suresi, 50. ayet. إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ
inne hâẕâ mâ küntüm bihî temterûn.
"Kuşkulanıp durduğunuz şey, işte budur!"
Duhân suresi, 51. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍ
inne-lmütteḳîne fî meḳâmin emîn.
Sorumluluk bilinci taşıyanlar, kesinlikle güvenilir konumlardadır.
Duhân suresi, 52. ayet. فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
fî cennâtiv ve`uyûn.
Cennetlerde, pınar başlarında.
Duhân suresi, 53. ayet. يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
yelbesûne min sündüsiv veistebraḳim müteḳâbilîn.
İnce ipekten ve işlenmiş atlastan giysiler giyinirler; karşılıklı.
Duhân suresi, 54. ayet. كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍ
keẕâlik. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.
İşte böyle. Güzel gözlü eşlerle de onları birleştiririz.
Duhân suresi, 55. ayet. يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ
yed`ûne fîhâ bikülli fâkihetin âminîn.
Güven içindedirler; her meyveyi isterler.
Duhân suresi, 56. ayet. لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
lâ yeẕûḳûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-l'ûlâ. veveḳâhüm `aẕâbe-lceḥîm.
İlk ölümden başka ölüm tatmazlar. Cehennem cezasından da onları korumuştur.
Duhân suresi, 57. ayet. فَضْلًا مِّن رَّبِّكَ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
faḍlem mir rabbik. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.
Efendinden bir lütuf olarak. En büyük başarı, işte budur.
Duhân suresi, 58. ayet. فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
feinnemâ yessernâhü bilisânike le`allehüm yeteẕekkerûn.
İşte, Onu, senin dilinle kolaylaştırdık; belki öğüt alırlar diye.
Duhân suresi, 59. ayet. فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ
ferteḳib innehüm mürteḳibûn.
Artık, bekle. Aslında, onlar da bekliyorlar.