Ahmed Hulusi
Necm'e (bölüm bölüm açığa çıkararak tüm hakikati anlatana) yemin olsun ki,
53. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Necm suresi, 1. ayet. وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
vennecmi iẕâ hevâ.
Necm'e (bölüm bölüm açığa çıkararak tüm hakikati anlatana) yemin olsun ki,
Necm suresi, 2. ayet. مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
mâ ḍalle ṣâḥibüküm vemâ gavâ.
Arkadaşınız ne saptı ne de azdı!
Necm suresi, 3. ayet. وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ
vemâ yenṭiḳu `ani-lhevâ.
(O), hevasından (hayali şeyleri) konuşmaz!
Necm suresi, 4. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ
in hüve illâ vaḥyüy yûḥâ.
O yalnızca vahyolunan bir vahiydir!
Necm suresi, 5. ayet. عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ
`allemehû şedîdü-lḳuvâ.
O'na kuvveleri şiddetli olan talim etti!
Necm suresi, 6. ayet. ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ
ẕû mirrah. festevâ.
O (kuvve) kendini fark ettirdi, böylece de istiva etti (böylece de vahye açık hale geldi)!
Necm suresi, 7. ayet. وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ
vehüve bil'üfüḳi-l'a`lâ.
O, Ufuk-u Ala (tüm dışsallığı kaplamış - afakta) olduğu halde!
Necm suresi, 8. ayet. ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
ŝümme denâ fetedellâ.
Sonra yaklaştı, tedelli etti (afaktan enfüse dönüştü müşahedesi).
Necm suresi, 9. ayet. فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
fekâne ḳâbe ḳavseyni ev ednâ.
İki yayın birleşimi (kab-ı kavseyn) veya Edna (daha da yakın) oldu!
Necm suresi, 10. ayet. فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ
feevḥâ ilâ `abdihî mâ evḥâ.
Böylece kuluna vahyettiğini vahyetti.
Necm suresi, 11. ayet. مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ
mâ keẕebe-lfüâdü mâ raâ.
FUAD (Kalbindeki nöronların beyinde açtığı gerçeklikle bütünleşti dıştan gelen bilgi) yalanlamadı (inkar etmedi) gördüğünü!
Necm suresi, 12. ayet. أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
efetümârûnehû `alâ mâ yerâ.
Gördüğü hakkında O'nunla tartışıyor musunuz?
Necm suresi, 13. ayet. وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
veleḳad raâhü nezleten uḫrâ.
Andolsun ki Onu bir daha gördü (hakikatin bilincine inişiyle fark edilmesinde).
Necm suresi, 14. ayet. عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ
`inde sidrati-lmüntehâ.
Sidret-ül Münteha (şuur olarak sonsuz yaşam hissedişi) indinde.
Necm suresi, 15. ayet. عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ
`indehâ cennetü-lme'vâ.
Cennet-ül Me'va da Onun (Sidret-ül Münteha'nın) indinde yaşanır!
Necm suresi, 16. ayet. إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
iẕ yagşe-ssidrate mâ yagşâ.
O an ki, Sidre'yi (varlığını) bürüyen (hakikat nuru) bürüyordu (beden hissi kaybolmuş bir halde)!
Necm suresi, 17. ayet. مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
mâ zâga-lbeṣaru vemâ ṭagâ.
Görüşü ne kaydı (gayrı kavramına); ne de haddi aştı (hakikati müşahededen dolayı tanrılık davasına düşüp, Firavunlaştı)!
Necm suresi, 18. ayet. لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ
leḳad raâ min âyâti rabbihi-lkübrâ.
Andolsun ki, Rabbinin (Hakikatini var kılan Esma özelliklerinin) işaretlerinden en büyüğünü gördü!
Necm suresi, 19. ayet. أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ
eferaeytümü-llâte vel`uzzâ.
Gördünüz mü Lat'ı, Uzza'yı?
Necm suresi, 20. ayet. وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ
vemenâte-ŝŝâliŝete-l'uḫrâ.
Diğer üçüncüleri Menat'ı (böyle bir mi'rac yaşatabilirler mi)?
Necm suresi, 21. ayet. أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ
elekümü-ẕẕekeru velehü-l'ünŝâ.
Erkek sizin, dişi O'nun mu?
Necm suresi, 22. ayet. تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ
tilke iẕen ḳismetün ḍîzâ.
Öyle ise bu insafsız paylaşmadır!
Necm suresi, 23. ayet. إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ
in hiye illâ esmâün semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzele-llâhü bihâ min sülṭân. iy yettebi`ûne ille-żżanne vemâ tehve-l'enfüs. veleḳad câehüm mir rabbihimü-lhüdâ.
Onlar ancak sizin ve atalarınızın isimlendirdiği, Allah'ın hiçbir delil inzal etmediği (arkası - müsemması olmayan yalnızca) isimlerden ibarettirler! Onlar, ancak zanna ve nefslerin hoşlandığı kuruntulara uyarlar. . . Andolsun ki kendilerine Rablerinden hakikat ilmi gelmiştir!
Necm suresi, 24. ayet. أَمْ لِلْإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ
em lil'insâni mâ temennâ.
Yoksa insanın her dilediği olacak diye bir kural mı var?
Necm suresi, 25. ayet. فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ
felillâhi-l'âḫiratü vel'ûlâ.
Allah (Esma'sının özelliklerinin açığa çıkması) içindir sonsuz gelecek yaşam da dünya da!
Necm suresi, 26. ayet. وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ
vekem mim melekin fi-ssemâvâti lâ tugnî şefâ`atühüm şey'en illâ mim ba`di ey ye'ẕene-llâhü limey yeşâü veyerḍâ.
Semalarda nice melek vardır ki, Allah'ın dilediği ve razı olduğu için verdiği izin dışında, onların şefaati hiçbir fayda vermez!
Necm suresi, 27. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ
inne-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati leyüsemmûne-lmelâikete tesmiyete-l'ünŝâ.
Muhakkak ki sonsuz geleceklerine iman etmeyenler, melekleri elbette dişi olarak tanımlarlar.
Necm suresi, 28. ayet. وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا
vemâ lehüm bihî min `ilm. iy yettebi`ûne ille-żżanne. veinne-żżanne lâ yugnî mine-lḥaḳḳi şey'â.
Oysa bu hususta onların bir ilmi (delilleri) yoktur. . . Onlar ancak zanna uyuyorlar! Muhakkak ki zan, gerçeği yansıtmaz!
Necm suresi, 29. ayet. فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
fea`riḍ `am men tevellâ `an ẕikrinâ velem yürid ille-lḥayâte-ddünyâ.
Bizim zikrimize (hatırlattığımız hakikate) sırtını dönen ve dünya hayatının zevklerinden başka bir şey istemeyenden yüz çevir!
Necm suresi, 30. ayet. ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ
ẕâlike mebleguhüm mine-l`ilm. inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlihî vehüve a`lemü bimeni-htedâ.
Bilgilerinin onları ulaştıracağı son nokta işte budur (dünya zevkleriyle yaşayıp vefat etmek, başkasını düşünemezler)! Muhakkak ki Rabbin "HU" yolundan sapanı daha iyi bilir! "HU" daha iyi bilir hakikate ereni!
Necm suresi, 31. ayet. وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi liyecziye-lleẕîne esâü bimâ `amilû veyecziye-lleẕîne aḥsenû bilḥusnâ.
Semalarda her ne varsa ve arzda her ne varsa Allah (Esma'sının işaret ettiği özelliklerin açığa çıkması) içindir! (Bu) kötü fiilleri açığa çıkaranlara yaptıklarının sonuçlarını yaşatması, güzel davrananları da en güzeli ile cezalandırması içindir!
Necm suresi, 32. ayet. ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِى بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ
elleẕîne yectenibûne kebâira-l'iŝmi velfevâḥişe ille-llemem. inne rabbeke vâsi`u-lmagfirah. hüve a`lemü biküm iẕ enşeeküm mine-l'arḍi veiẕ entüm ecinnetün fî büṭûni ümmehâtiküm. felâ tüzekkû enfüseküm. hüve a`lemü bimeni-tteḳâ.
Onlar ki, büyük suçlardan (şirk, iftira, öldürmek vb. gibi) ve fevahişten (zina vb. gibi) uzak dururlar; beşeriyetin sonucu ufak suçlar dışında. . . Muhakkak ki Rabbinin mağfireti geniştir! O varlığınızı Esma'sıyla oluşturan olarak sizi daha iyi bilir; arzdan (bedeniniz) sizi inşa ettiğinde ve analarınızın karınlarında ceninler halindeyken! O halde nefslerinizi (benliğinizi) temize çıkarmaya çalışmayın! O, korunanın kim olduğunu (Esma'sıyla yaratanı olarak) bilendir!
Necm suresi, 33. ayet. أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ
eferaeyte-lleẕî tevellâ.
Yüz çevirip geri döneni gördün mü?
Necm suresi, 34. ayet. وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰٓ
vea`ṭâ ḳalîlev veekdâ.
Az (bir şey) verip, (sonra vermeyi - infakı kesip) sımsıkı tutanı!
Necm suresi, 35. ayet. أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ
e`indehû `ilmü-lgaybi fehüve yerâ.
Gaybın ilmi onun indinde de, o mu görüyor?
Necm suresi, 36. ayet. أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ
em lem yünebbe' bimâ fî ṣuḥufi mûsâ.
Yoksa Musa'nın sayfalarında olanlar (bilgiler - hükümler) haber verilmedi mi?
Necm suresi, 37. ayet. وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ
veibrâhime-lleẕî veffâ.
O çok vefalı İbrahim (-in sayfalarında olanlar)?
Necm suresi, 38. ayet. أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ
ellâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ.
Hiçbir günahkar bir başkasının günahını yüklenmez!
Necm suresi, 39. ayet. وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
veel leyse lil'insâni illâ mâ se`â.
İnsan için yalnızca çalışmalarının (kendisinden açığa çıkanların) sonucu oluşacaktır!
Necm suresi, 40. ayet. وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ
veenne sa`yehû sevfe yürâ.
Onun çalışmasının sonucu da yakında görülecektir!
Necm suresi, 41. ayet. ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ
ŝümme yüczâhü-lcezâe-l'evfâ.
Sonra ona tastamam (yaptıklarının) sonuçları yaşatılacaktır!
Necm suresi, 42. ayet. وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ
veenne ilâ rabbike-lmüntehâ.
Muhakkak ki gidişin sonu rabbinedir!
Necm suresi, 43. ayet. وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ
veennehû hüve aḍḥake veebkâ.
Muhakkak ki "HU"dur, güldüren de ağlatan da!
Necm suresi, 44. ayet. وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
veennehû hüve emâte veaḥyâ.
Muhakkak ki "HU"dur, ölümü tattıran da (ilimle) dirilten (ba's eden) de!
Necm suresi, 45. ayet. وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ
veennehû ḫaleḳa-zzevceyni-ẕẕekera vel'ünŝâ.
Muhakkak ki "HU", iki cinsi erkek ve dişi yaratan. . .
Necm suresi, 46. ayet. مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ
min nuṭfetin iẕâ tümnâ.
Sperm olarak atıldığında (Rahime)!
Necm suresi, 47. ayet. وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ
veenne `aleyhi-nneş'ete-l'uḫrâ.
Muhakkak ki neş'e-i uhra (ikinci yaşam) O'nadır!
Necm suresi, 48. ayet. وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ
veennehû hüve agnâ veaḳnâ.
Muhakkak ki "HU"dur, gani eden de fakir kılan da.
Necm suresi, 49. ayet. وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ
veennehû hüve rabbü-şşi`râ.
Muhakkak ki "HU"dur, Rabbüş Şi'ra (Sirius yıldızının Rabbi)!
Necm suresi, 50. ayet. وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ
veennehû ehleke `âden-l'ûlâ.
Muhakkak ki "HU"dur, önceki Ad'ı helak eden.
Necm suresi, 51. ayet. وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ
veŝemûde femâ ebḳâ.
Semud'u da. . . (Öyle ki) geriye (onlardan kimse) bırakmadı!
Necm suresi, 52. ayet. وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ
veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû hüm ażleme veaṭgâ.
Daha önce de Nuh kavmini. . . Muhakkak ki onlar, evet onlar daha zalim ve nefsani yaşamda daha beterdiler.
Necm suresi, 53. ayet. وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ
velmü'tefikete ehvâ.
Mü'tefikat'ı (helak olmuş şehirleri; Sodom ve Gomore'yi) yerin dibine batırdı!
Necm suresi, 54. ayet. فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ
fegaşşâhâ mâ gaşşâ.
Böylece bürüdü onları, bürüdükleriyle (suçlarının karşılığı olarak)!
Necm suresi, 55. ayet. فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
febieyyi âlâi rabbike tetemârâ.
Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinden kuşku duyarsın!
Necm suresi, 56. ayet. هَٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ
hâẕâ neẕîrum mine-nnüẕüri-l'ûlâ.
İşte bu da önceki uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır!
Necm suresi, 57. ayet. أَزِفَتِ ٱلْـَٔازِفَةُ
ezifeti-l'âzifeh.
O yaklaşan (ölüm) yaklaştı!
Necm suresi, 58. ayet. لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ
leyse lehâ min dûni-llâhi kâşifeh.
Onu Allah dununda (ölüm sıkıntısını) açacak biri yoktur.
Necm suresi, 59. ayet. أَفَمِنْ هَٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
efemin hâẕe-lḥadîŝi ta`cebûn.
Şimdi siz bu olayı (ölümle başlayan ölümsüz hayatı) acayip mi buluyorsunuz?
Necm suresi, 60. ayet. وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
vetaḍḥakûne velâ tebkûn.
Gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz!
Necm suresi, 61. ayet. وَأَنتُمْ سَٰمِدُونَ
veentüm sâmidûn.
Siz keyfinize bakıp oyalanıyorsunuz!
Necm suresi, 62. ayet. فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ secde ayeti
fescüdû lillâhi va`büdû.
Secde edin (Esma'sıyla hakikatınız olan) Allah'a (indindeki "yok"luğunuzu fark edin) ve kulluğunuza devam edin. (62. ayet secde ayetidir. )