Muhammed Esed
Son saat yaklaşacak ve ay yarılacak!
54. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Kamer suresi, 1. ayet. ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ
iḳterabeti-ssâ`atü venşeḳḳa-lḳamer.
Son saat yaklaşacak ve ay yarılacak!
Kamer suresi, 2. ayet. وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
veiy yerav âyetey yü`riḍû veyeḳûlû siḥrum müstemirr.
Ama eğer onlar, (Son Saat düşüncesini tamamen reddedenler, onun yaklaştığının) işaretini görselerdi, sırtlarını dönerler ve "(Bu,) hep olagelen bir göz yanılmasıdır!" derlerdi,
Kamer suresi, 3. ayet. وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
vekeẕẕebû vettebe`û ehvâehüm veküllü emrim müsteḳirr.
çünkü onlar kendi arzu ve heveslerine uyarak bunu yalanlamaya şartlanmışlardır. Ama her şeyin doğruluğu sonunda ortaya çıkacaktır.
Kamer suresi, 4. ayet. وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
veleḳad câehüm mine-l'embâi mâ fîhi müzdecer.
Ve bakın, onlara (küstahlıklarını) önleyecek birçok haber gelmiştir;
Kamer suresi, 5. ayet. حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ
ḥikmetüm bâligatün femâ tugni-nnüẕür.
(ve onlara aslında) kapsayıcı hikmet (verilmişti) ama bütün uyarılar boşa gitti(ğinden),
Kamer suresi, 6. ayet. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ
fetevelle `anhüm. yevme yed`u-ddâ`i ilâ şey'in nükür.
sen (yine) onlardan uzak dur. Çağrı Sesinin, (insanı) aklın tasavvur edemeyeceği bir şeye çağıracağı Gün,
Kamer suresi, 7. ayet. خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ
ḫuşşe`an ebṣâruhüm yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi keennehüm cerâdüm münteşir.
onlar kederli gözlerle, (rüzgarın) dağıtıp savurduğu çekirgeler gibi mezarlarından kalkacaklar,
Kamer suresi, 8. ayet. مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
mühti`îne ile-ddâ`. yeḳûlü-lkâfirûne hâẕâ yevmün `asir.
Çağrı sesine doğru şaşkınlık içinde koşacaklar; (ve şimdi) hakikati inkar edenler: "Bu ne felaket bir Gün'dür!" diye haykıracaklar.
Kamer suresi, 9. ayet. كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ
keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥin fekeẕẕebû `abdenâ veḳâlû mecnûnüv vezdücira.
Bunlardan, (şimdi yeniden dirilmeyi inkar edenlerden) önce Nuh'un kavmi de O'nu yalanlamıştı; onlar kulumuzu yalanlamışlar ve "O, bir delidir!" demişlerdi (ve bundan dolayı) o kovulup defedilmişti.
Kamer suresi, 10. ayet. فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ
fede`â rabbehû ennî maglûbün fenteṣir.
Bunun üzerine (Nuh,) Rabbine: "Doğrusu ben yenik düştüm, artık Sen gel ve bana yardım et!" şeklinde yalvardı.
Kamer suresi, 11. ayet. فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ
fefetaḥnâ ebvâbe-ssemâi bimâim münhemir.
Biz de seller gibi akan bir su ile göğün kapılarını açtık
Kamer suresi, 12. ayet. وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ
vefeccerne-l'arḍa `uyûnen felteḳe-lmâü `alâ emrin ḳad ḳudir.
ve toprağın pınarlar halinde fışkırmasını sağladık ki sular önceden belirlenmiş bir amaca hizmet etsin
Kamer suresi, 13. ayet. وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ
veḥamelnâhü `alâ ẕâti elvâḥiv vedüsür.
ama o'nu (sadece) tahtalar ve çivilerden yapılmış o (gemi) ile taşıdık,
Kamer suresi, 14. ayet. تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ
tecrî bia`yüninâ. cezâel limen kâne küfira.
ve (gemi), gözlerimizin önünde akıp gitti. (Bu,) nankörce reddedilmiş olan o (Nuh) için bir ödüldü.
Kamer suresi, 15. ayet. وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳat teraknâhâ âyeten fehel mim müddekir.
Ve böyle (yüzen gemi)leri (insana rahmetimizin) ebedi bir işareti kıldık. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?
Kamer suresi, 16. ayet. فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
Ve uyarılarım gözardı edildiğinde verdiğim azap ne şiddetlidir!
Kamer suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Bu nedenle Biz bu Kuran'ı akılda kolay tutulur kıldık. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?
Kamer suresi, 18. ayet. كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
keẕẕebet `âdün fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
Ad (kavmi de) hakikati yalanlamıştı ve uyarılarım gözardı edildiğinde verdiğim azap ne şiddetliydi!
Kamer suresi, 19. ayet. إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ
innâ erselnâ `aleyhim rîḥan ṣarṣaran fî yevmi naḥsim müstemirr.
Biz onların üstüne müthiş uğursuz bir günde şiddetli bir kasırga gönderdik,
Kamer suresi, 20. ayet. تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ
tenzi`u-nnâse keennehüm a`câzü naḫlim münḳa`ir.
(bu kasırga,) insanları köklerinden koparılmış hurma kütükleri gibi savurup attı.
Kamer suresi, 21. ayet. فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
Zaten uyarılarım gözardı edildiğinde verdiğim azap ne şiddetlidir!
Kamer suresi, 22. ayet. وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Bu nedenle Biz bu Kuran'ı akılda kolay tutulur kıldık. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?
Kamer suresi, 23. ayet. كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ
keẕẕebet ŝemûdü binnüẕür.
Semud (kavmi de) bütün uyarılarımızı yalanlamıştı;
Kamer suresi, 24. ayet. فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ
feḳâlû ebeşeram minnâ vâḥiden nettebi`uhû innâ iẕel lefî ḍalâliv vesü`ur.
ve şöyle demişlerdi: "Biz kendi içimizden çıkan bir faniye mi uyacağız? O takdirde biz mutlaka hataya ve ahmaklığa duçar oluruz!
Kamer suresi, 25. ayet. أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ
eülḳiye-ẕẕikru `aleyhi mim beyninâ bel hüve keẕẕâbün eşir.
Neden içimizden bir tek o'na (ilahi) öğüt ve uyarı indirildi? Hayır, o küstah bir yalancıdan başka bir şey değil!"
Kamer suresi, 26. ayet. سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ
seya`lemûne gadem meni-lkeẕẕâbü-l'eşir.
(Allah:) "Onlar yarın kimin küstah ve yalancı olduğunu görecekler!" dedi,
Kamer suresi, 27. ayet. إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ
innâ mürsilü-nnâḳati fitnetel lehüm ferteḳibhüm vaṣṭabir.
"Bak (ey Salih,) Biz bu dişi deveyi onlar için bir sınama olsun diye gönderiyoruz; sen onları sadece seyret ve sabırlı ol.
Kamer suresi, 28. ayet. وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ
venebbi'hüm enne-lmâe ḳismetüm beynehüm. küllü şirbim muḥteḍar.
Onlara (kuyu) sularının aralarında paylaştırılacağını bildir; her birine eşit paylar (şeklinde.)"
Kamer suresi, 29. ayet. فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
fenâdev ṣâḥibehüm fete`âṭâ fe`aḳara.
Ama onlar (en yakın) adamlarını çağırdılar; o (gelir gelmez kötü bir işe) kalkıştı ve (hayvanı) vahşice boğazladı.
Kamer suresi, 30. ayet. فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
uyarım gözardı edildiğinde verdiğim azap ne şiddetlidir!
Kamer suresi, 31. ayet. إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ
innâ erselnâ `aleyhim ṣayḥatev vâḥideten fekânû keheşîmi-lmuḥteżir.
Biz onlara (ceza olarak) bir tek darbe vurduk ve bir çiftliğin kurumuş, kırılmış fidanlarına döndüler.
Kamer suresi, 32. ayet. وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Bu nedenle Biz bu Kuran'ı akılda kolay tutulur kıldık. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?
Kamer suresi, 33. ayet. كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ
keẕẕebet ḳavmü lûṭim binnüẕür.
Lut halkı (da) bütün uyarılar(ımız)ı gözardı etmişti;
Kamer suresi, 34. ayet. إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍ
innâ erselnâ `aleyhim ḥâṣiben illâ âle lûṭ. necceynâhüm biseḥar.
Onların üzerine de öldürücü bir kasırga saldık ve şafak vakti yalnız Lut'un ailesini kurtardık,
Kamer suresi, 35. ayet. نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ
ni`metem min `indinâ. keẕâlike neczî men şekera.
katımızdan bir nimet olarak; işte biz şükredenleri böyle ödüllendiririz.
Kamer suresi, 36. ayet. وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ
veleḳad enẕerahüm baṭşetenâ fetemârav binnüẕür.
Aslında o, Bizim cezalandırma gücümüz konusunda onları uyarmıştı; ama onlar bu uyarılara hep şüpheyle baktılar,
Kamer suresi, 37. ayet. وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
veleḳad râvedûhü `an ḍayfihî feṭamesnâ a`yünehüm feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.
Ve hatta o'ndan misafirlerini (kendilerine) teslim etmesini istediler. Bunun üzerine onları (gerçeği) görmekten yoksun bıraktık. "Uyarılarım gözardı edildiğinde başınıza gelen azabı tadın bakalım!" (diye seslendik.)
Kamer suresi, 38. ayet. وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ
veleḳad ṣabbeḥahüm bükraten `aẕâbüm müsteḳirr.
Nitekim sabahın erken vaktinde (etkileri) kalıcı bir azap onları yakaladı:
Kamer suresi, 39. ayet. فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.
"Uyarılarım gözardı edildiğinde başınıza gelen azabı tadın bakalım!"
Kamer suresi, 40. ayet. وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Bu nedenle, Biz bu Kuran'ı akılda kolay tutulur kıldık. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?
Kamer suresi, 41. ayet. وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ
veleḳad câe âle fir`avne-nnüẕür.
Firavun halkına (da) kesinlikle bu tür uyarılar gelmişti;
Kamer suresi, 42. ayet. كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ
keẕẕebû biâyâtinâ küllihâ feeḫaẕnâhüm aḫẕe `azîzim muḳtedir.
Onlar Bizim bütün mesajlarımızı yalanlamışlardı. Bunun üzerine, yalnızca, her şeyin belirleyicisi olan Kudret Sahibinin hesap soracağı şekilde onlara hesap sorduk.
Kamer suresi, 43. ayet. أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ
eküffâruküm ḫayrum min ülâiküm em leküm berâetün fi-zzübür.
Öyleyse, (şimdi) sizden hakikati inkar edenler diğerlerinden daha mı iyidirler; yoksa (kadim ilahi) hikmet belgelerinde sizin için dokunulmazlık (sözü) mü verildi?
Kamer suresi, 44. ayet. أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ
em yeḳûlûne naḥnü cemî`um münteṣir.
Yoksa onlar, "Biz yek vücut olmuş bir grubuz, (ve bundan dolayı) üstünlük bizim hakkımız!" mı diyorlar?
Kamer suresi, 45. ayet. سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
seyühzemü-lcem`u veyüvellûne-ddübüra.
(Ama hakikati inkar edenlerin) ordusu bozguna uğrayacak, arkalarını dönecek (ve kaçacak)lar!
Kamer suresi, 46. ayet. بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ
beli-ssâ`atü mev`idühüm vessâ`atü edhâ veemerr.
Evet! Son Saat, onların kaderleriyle gerçekten buluşacakları andır; ve o Son Saat en korkunç ve en acı (an) olacaktır;
Kamer suresi, 47. ayet. إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ
inne-lmücrimîne fî ḍalâliv vesü`ur.
çünkü, günaha batmış olanlar (o zaman, görecekler ki) sapıklıkta ve ahmaklıkta kaybolup gitmişler!
Kamer suresi, 48. ayet. يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ
yevme yüsḥabûne fi-nnâri `alâ vucûhihim. ẕûḳû messe seḳara.
Yüzükoyun ateşe sürüklenecekleri o Gün (onlara denilecek:) "Cehennem ateşinin dokunuşunu tadın bakalım şimdi!"
Kamer suresi, 49. ayet. إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍ
innâ külle şey'in ḫalaḳnâhü biḳader.
Bakın, Biz her şeyi gerekli ölçü ve nisbette yarattık;
Kamer suresi, 50. ayet. وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ
vemâ emrunâ illâ vâḥidetün kelemḥim bilbeṣar.
Bizim (bir şeyi) takdir etmemiz ve (onun meydana gelmesi) göz kırpması gibi bir anlık bir (fiil)dir.
Kamer suresi, 51. ayet. وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳad ehleknâ eşyâ`aküm fehel mim müddekir.
Nitekim, (geçmişte) sizin gibi toplumları yok ettik. Öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?
Kamer suresi, 52. ayet. وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ
veküllü şey'in fe`alûhü fi-zzübür.
(Onlar gerçekten suçluydular,) çünkü yaptıkları bütün (kötülükler), (ilahi) hikmetin (kadim) belgelerinde (kendilerine gösterilmiştir);
Kamer suresi, 53. ayet. وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ
veküllü ṣagîriv vekebîrim müsteṭar.
ve (insanın yaptığı) her şey, ister küçük isterse büyük olsun, (Allah'ın nezdinde) kaydedilmektedir.
Kamer suresi, 54. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَهَرٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv veneher.
(Bu nedenle,) Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar, kendilerini bir bahçeler ve akarsular (cennetin)de bulacaklar,
Kamer suresi, 55. ayet. فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ
fî maḳ`adi ṣidḳin `inde melîkim muḳtedir.
her şeyin belirleyicisi olan Kudret Sahibi'nin huzurunda, (saf) gerçeğin tahtı üzerinde...