İbni Kesir
Kıyamet koptuğu zaman,
56. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Vâkıa suresi, 1. ayet. إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.
Kıyamet koptuğu zaman,
Vâkıa suresi, 2. ayet. لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.
Onun vukuunu hiç bir yalanlayıcı yoktur.
Vâkıa suresi, 3. ayet. خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ
ḫâfiḍatür râfi`ah.
O; alçaltıcı, yükselticidir.
Vâkıa suresi, 4. ayet. إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا
iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.
Yer; sarsıldıkça sarsıldığı;
Vâkıa suresi, 5. ayet. وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا
vebüsseti-lcibâlü bessâ.
Dağlar, ufalandıkça ufalandığı;
Vâkıa suresi, 6. ayet. فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا
fekânet hebâem mümbeŝŝâ.
Dağılmış toz haline geldiği zaman;
Vâkıa suresi, 7. ayet. وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَٰثَةً
veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.
Siz üç sınıf olmuşsunuzdur:
Vâkıa suresi, 8. ayet. فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.
Sağcılar; o sağcılar ne mutludurlar.
Vâkıa suresi, 9. ayet. وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.
Solcular; o solcular ne bahtsızdırlar.
Vâkıa suresi, 10. ayet. وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.
Önde olanlar da öncüdürler.
Vâkıa suresi, 11. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
ülâike-lmüḳarrabûn.
İşte onlar en çok gözde olanlardır.
Vâkıa suresi, 12. ayet. فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm.
Naim cennetlerindedirler.
Vâkıa suresi, 13. ayet. ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Bir çoğu öncekilerden,
Vâkıa suresi, 14. ayet. وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.
Birazı da sonrakilerden.
Vâkıa suresi, 15. ayet. عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ
`alâ sürurim mevḍûneh.
Murassa tahtlar üzerindedirler.
Vâkıa suresi, 16. ayet. مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.
Karşılıklı olarak üzerinde yaslanırlar.
Vâkıa suresi, 17. ayet. يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ
yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.
Ölümsüz civanlar etraflarında dolaşırlar.
Vâkıa suresi, 18. ayet. بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ
biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.
Main'den büyük kaplarla, ibrikler ve kadehlerle.
Vâkıa suresi, 19. ayet. لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.
Ondan baş ağrısına uğratılmayacakları gibi, akılları da giderilmez.
Vâkıa suresi, 20. ayet. وَفَٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
Beğenecekleri meyveler,
Vâkıa suresi, 21. ayet. وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.
Kuş eti, içlerinin çektiğinden.
Vâkıa suresi, 22. ayet. وَحُورٌ عِينٌ
veḥûrun `în.
Şahin gözlü huriler de;
Vâkıa suresi, 23. ayet. كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.
Saklı inci misali.
Vâkıa suresi, 24. ayet. جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
cezâem bimâ kânû ya`melûn.
Yapmakta olduklarına karşılık olarak.
Vâkıa suresi, 25. ayet. لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.
Orada ne boş bir laf, ne de günaha sokacak birşey işitmezler.
Vâkıa suresi, 26. ayet. إِلَّا قِيلًا سَلَٰمًا سَلَٰمًا
illâ ḳîlen selâmen selâmâ.
Yalnız selama karşılık; selam, denir.
Vâkıa suresi, 27. ayet. وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.
Sağcılar; ne bahtiyardır o sağcılar.
Vâkıa suresi, 28. ayet. فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ
fî sidrim maḫḍûd.
Dikensiz kiraz,
Vâkıa suresi, 29. ayet. وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ
veṭalḥim menḍûd.
Salkımları sarkmış muz ağaçları,
Vâkıa suresi, 30. ayet. وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ
veżillim memdûd.
Yayılmış gölge,
Vâkıa suresi, 31. ayet. وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ
vemâim meskûb.
Çağlayan su,
Vâkıa suresi, 32. ayet. وَفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ
vefâkihetin keŝîrah.
Bir çok meyve,
Vâkıa suresi, 33. ayet. لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ
lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.
Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan.
Vâkıa suresi, 34. ayet. وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ
vefüruşim merfû`ah.
Yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
Vâkıa suresi, 35. ayet. إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءً
innâ enşe'nâhünne inşââ.
Gerçekten Biz; onları, yeni bir yaratılışla yarattık.
Vâkıa suresi, 36. ayet. فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
fece`alnâhünne ebkârâ.
Ve onları el değmemişler kıldık.
Vâkıa suresi, 37. ayet. عُرُبًا أَتْرَابًا
`uruben etrâbâ.
Eşlerine düşkün hep bir yaşıtlar.
Vâkıa suresi, 38. ayet. لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
liaṣḥâbi-lyemîn.
Sağcılar için.
Vâkıa suresi, 39. ayet. ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Bir çoğu öncekilerden,
Vâkıa suresi, 40. ayet. وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
veŝülletüm mine-l'âḫirîn.
Bir çoğu da sonrakilerdendir.
Vâkıa suresi, 41. ayet. وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.
Solcular da. Solcular kimlerdir?
Vâkıa suresi, 42. ayet. فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ
fî semûmiv veḥamîm.
Kızgın ateşte, kaynar sulardadırlar.
Vâkıa suresi, 43. ayet. وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ
veżillim miy yaḥmûm.
Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler.
Vâkıa suresi, 44. ayet. لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ
lâ bâridiv velâ kerîm.
Ne serindir, ne de hoştur.
Vâkıa suresi, 45. ayet. إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.
Çünkü onlar; bundan önce refahla şımarmışlardı.
Vâkıa suresi, 46. ayet. وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.
Ve büyük günah işlemekte direnip dururlardı.
Vâkıa suresi, 47. ayet. وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Ve derlerdi ki: Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, gerçekten biz mi yeniden diriltileceğiz?
Vâkıa suresi, 48. ayet. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn.
Önce gelmiş geçmiş atalarımız da mı?
Vâkıa suresi, 49. ayet. قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ
ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.
De ki: Şüphesiz hem öncekiler, hem sonrakiler,
Vâkıa suresi, 50. ayet. لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.
Belli bir günün belli bir vaktinde mutlaka toplanacaklardır.
Vâkıa suresi, 51. ayet. ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
Sonra gerçekten siz ey sapıklar, yalanlayıcılar;
Vâkıa suresi, 52. ayet. لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ
leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
Muhakkak ki yiyeceksiniz zakkum ağacından.
Vâkıa suresi, 53. ayet. فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
femâliûne minhe-lbüṭûn.
Karınlarınızı dolduracaksınız hep ondan.
Vâkıa suresi, 54. ayet. فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.
Üstüne de içeceksiniz o kaynar sudan.
Vâkıa suresi, 55. ayet. فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
feşâribûne şürbe-lhîm.
Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
Vâkıa suresi, 56. ayet. هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
İşte ceza günü onlara sunulacak ziyafet budur.
Vâkıa suresi, 57. ayet. نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
Sizi; Biz, yarattık. Hala tasdik etmez misiniz?
Vâkıa suresi, 58. ayet. أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
eferaeytüm mâ tümnûn.
Söyleyin öyleyse; dökmekte olduğunuz meni nedir?
Vâkıa suresi, 59. ayet. ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratanlar Biz miyiz?
Vâkıa suresi, 60. ayet. نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Biz, takdir ettik aranızda ölümü. Ve Biz, önüne geçilecekler de değiliz.
Vâkıa suresi, 61. ayet. عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.
Yerinize benzerlerinizi getirmekte ve sizi bilemeyeceğiniz bir yaratılışla tekrar var etmekte.
Vâkıa suresi, 62. ayet. وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.
Andolsun ki; ilk yaratılışınızı bildiniz. İyice düşünmeli değil misiniz?
Vâkıa suresi, 63. ayet. أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
eferaeytüm mâ taḥruŝûn.
Şimdi Bana; ekmekte olduğunuzu haber verin.
Vâkıa suresi, 64. ayet. ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.
Onu, siz mi bitiriyorsunuz, yoksa Biz miyiz, bitirenler?
Vâkıa suresi, 65. ayet. لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
Dilersek Biz, onu çörçöp yaparız da şaşar kalırsınız.
Vâkıa suresi, 66. ayet. إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
innâ lemugramûn.
Doğrusu borç altına girdik,
Vâkıa suresi, 67. ayet. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
Daha doğrusu biz mahrumlarız.
Vâkıa suresi, 68. ayet. أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
Söyleyin Bana şimdi, içmekte olduğunuz suyu;
Vâkıa suresi, 69. ayet. ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa Biz miyiz indirenler?
Vâkıa suresi, 70. ayet. لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
İsteseydik onu tuzlu bir su kılardık. Öyleyse şükretmeli değil misiniz?
Vâkıa suresi, 71. ayet. أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
Söyleyin bana, şimdi çakmakta olduğunuz ateşi,
Vâkıa suresi, 72. ayet. ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa Biz miyiz yaratanlar?
Vâkıa suresi, 73. ayet. نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَٰعًا لِّلْمُقْوِينَ
naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.
Biz, onu bir ibret ve konaklayanlar için faydalı kıldık.
Vâkıa suresi, 74. ayet. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse Rabbını o büyük adıyla tesbih et.
Vâkıa suresi, 75. ayet. فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.
Hayır yıldızların yerleri üzerine yemin ederim;
Vâkıa suresi, 76. ayet. وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.
Gerçekten bilseniz bu, büyük bir yemindir.
Vâkıa suresi, 77. ayet. إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ
innehû leḳur'ânün kerîm.
Şüphesiz o; şerefli bir Kur'an'dır.
Vâkıa suresi, 78. ayet. فِى كِتَٰبٍ مَّكْنُونٍ
fî kitâbim meknûn.
Korunmuş bir kitabdadır.
Vâkıa suresi, 79. ayet. لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.
Ona arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
Vâkıa suresi, 80. ayet. تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
Alemlerin Rabbından indirilmedir.
Vâkıa suresi, 81. ayet. أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.
Siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Vâkıa suresi, 82. ayet. وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.
Rızkınızı yalanlamakla mı çıkarıyorsunuz?
Vâkıa suresi, 83. ayet. فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.
Hele can boğaza gelince;
Vâkıa suresi, 84. ayet. وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ
veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.
O vakit görürsünüz siz.
Vâkıa suresi, 85. ayet. وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.
Biz ona sizden daha yakınız, ama görmezsiniz.
Vâkıa suresi, 86. ayet. فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
felevlâ in küntüm gayra medînîn.
Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,
Vâkıa suresi, 87. ayet. تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.
Onu geri çevirsenize. Şayet sadıklar iseniz.
Vâkıa suresi, 88. ayet. فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.
Eğer o kişi gözdelerden ise;
Vâkıa suresi, 89. ayet. فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ
feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.
Rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti.
Vâkıa suresi, 90. ayet. وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.
Şayet sağcılardan ise;
Vâkıa suresi, 91. ayet. فَسَلَٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.
Selem sana sağcılardan.
Vâkıa suresi, 92. ayet. وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.
Eğer sapık yalanlayıcılardan ise;
Vâkıa suresi, 93. ayet. فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
fenüzülüm min ḥamîm.
İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet,
Vâkıa suresi, 94. ayet. وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
vetaṣliyetü ceḥîm.
Ve cehenneme atılış.
Vâkıa suresi, 95. ayet. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.
Şüphesiz ki bu; kesin gerçeğin kendisidir.
Vâkıa suresi, 96. ayet. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse Rabbını büyük adıyla tesbih et.