Erhan Aktaş
Olacak olan o müthiş olay gerçekleştiği zaman.
56. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Vâkıa suresi, 1. ayet. إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.
Olacak olan o müthiş olay gerçekleştiği zaman.
Vâkıa suresi, 2. ayet. لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.
Onun gerçekleşmesini yalanlayan kimse kalmayacak.
Vâkıa suresi, 3. ayet. خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ
ḫâfiḍatür râfi`ah.
Alçaltıcıdır, yükselticidir.
Vâkıa suresi, 4. ayet. إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا
iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.
Yer sarsıldıkça sarsıldığı zaman.
Vâkıa suresi, 5. ayet. وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا
vebüsseti-lcibâlü bessâ.
Dağlar parça parça olup,
Vâkıa suresi, 6. ayet. فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا
fekânet hebâem mümbeŝŝâ.
Toz duman haline gelince,
Vâkıa suresi, 7. ayet. وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَٰثَةً
veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.
Siz o zaman üç sınıfa ayrılacaksınız.
Vâkıa suresi, 8. ayet. فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.
İşte ashabı meymene! dipnot 1 Nedir ashabı meymene?
Vâkıa suresi, 9. ayet. وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.
Ashabı meş'eme! dipnot 1 Nedir ashabı meş'eme?
Vâkıa suresi, 10. ayet. وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.
Ve sabikunlar da sabikunlardır. dipnot 1
Vâkıa suresi, 11. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
ülâike-lmüḳarrabûn.
İşte onlar, dipnot 1 yaklaştırılanlardır. dipnot 2
Vâkıa suresi, 12. ayet. فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm.
Naim dipnot 1 Cennetlerindedirler. dipnot 2
Vâkıa suresi, 13. ayet. ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Birçoğu öncekilerden.
Vâkıa suresi, 14. ayet. وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.
Birazı da sonrakilerden. dipnot 1
Vâkıa suresi, 15. ayet. عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ
`alâ sürurim mevḍûneh.
İşlemeli tahtlar üzerinde.
Vâkıa suresi, 16. ayet. مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.
Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.
Vâkıa suresi, 17. ayet. يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ
yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.
Yaşamları sürekli kılınmış gençler dipnot 1 çevrelerinde dolaşırlar.
Vâkıa suresi, 18. ayet. بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ
biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.
Kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve billur kadehler ile.
Vâkıa suresi, 19. ayet. لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.
Ondan; başları ağrımaz ve sarhoş olmazlar.
Vâkıa suresi, 20. ayet. وَفَٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
Ve beğendikleri meyveler,
Vâkıa suresi, 21. ayet. وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.
Ve canlarının çektiği kuş etleri,
Vâkıa suresi, 22. ayet. وَحُورٌ عِينٌ
veḥûrun `în.
Güzel bakışlı huriler. dipnot 1
Vâkıa suresi, 23. ayet. كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.
Korunmuş inci gibi.
Vâkıa suresi, 24. ayet. جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
cezâem bimâ kânû ya`melûn.
Yaptıkları iyi şeylere karşılık olarak.
Vâkıa suresi, 25. ayet. لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.
Orada boş, anlamsız ve günaha sokan şeyler duymazlar.
Vâkıa suresi, 26. ayet. إِلَّا قِيلًا سَلَٰمًا سَلَٰمًا
illâ ḳîlen selâmen selâmâ.
Söz olarak yalnızca; selam, selam dipnot 1 sözü söylenir.
Vâkıa suresi, 27. ayet. وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.
Sağın adamları! dipnot 1 Nedir sağın adamları?
Vâkıa suresi, 28. ayet. فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ
fî sidrim maḫḍûd.
Dikensiz sedir ağaçları içindedirler.
Vâkıa suresi, 29. ayet. وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ
veṭalḥim menḍûd.
Salkım salkım muz ağaçları,
Vâkıa suresi, 30. ayet. وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ
veżillim memdûd.
Uzamış gölgeler,
Vâkıa suresi, 31. ayet. وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ
vemâim meskûb.
Ve çağlayan sular,
Vâkıa suresi, 32. ayet. وَفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ
vefâkihetin keŝîrah.
Her türden meyveler,
Vâkıa suresi, 33. ayet. لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ
lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.
Tükenmeyen ve yasaklanmayan,
Vâkıa suresi, 34. ayet. وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ
vefüruşim merfû`ah.
Kabartılmış dipnot 1 döşeklerdedirler.
Vâkıa suresi, 35. ayet. إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءً
innâ enşe'nâhünne inşââ.
Biz, onları yeni bir düzenleme ile düzenledik.
Vâkıa suresi, 36. ayet. فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
fece`alnâhünne ebkârâ.
Onları dokunulmamışlar[1] yaptık.
Vâkıa suresi, 37. ayet. عُرُبًا أَتْرَابًا
`uruben etrâbâ.
Sahibini yadırgamayan dipnot 1 .
Vâkıa suresi, 38. ayet. لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
liaṣḥâbi-lyemîn.
Sağın adamları için.
Vâkıa suresi, 39. ayet. ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Bir kısmı öncekilerdendir.
Vâkıa suresi, 40. ayet. وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
veŝülletüm mine-l'âḫirîn.
Bir kısmı sonrakilerdendir.
Vâkıa suresi, 41. ayet. وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.
Ve solun adamları! dipnot 1 Nedir solun adamları?
Vâkıa suresi, 42. ayet. فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ
fî semûmiv veḥamîm.
Kavurucu bir azap ve kaynar su içindedirler.
Vâkıa suresi, 43. ayet. وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ
veżillim miy yaḥmûm.
Ve kara bir dumanın gölgesinde,
Vâkıa suresi, 44. ayet. لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ
lâ bâridiv velâ kerîm.
Serin olmayan, faydası olamayan!
Vâkıa suresi, 45. ayet. إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde zevklerine dalmışlardı.
Vâkıa suresi, 46. ayet. وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.
Büyük ihanette ısrar ediyorlardı.
Vâkıa suresi, 47. ayet. وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Ve "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz?" diyorlardı.
Vâkıa suresi, 48. ayet. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn.
"Bizden önce ölmüş olan atalarımız da mı?"
Vâkıa suresi, 49. ayet. قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ
ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.
De ki: "Öncekiler de sonrakiler de diriltilecekler."
Vâkıa suresi, 50. ayet. لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.
Bilinen günün belli olan zamanında kesinlikle toplanmış olacaklar.
Vâkıa suresi, 51. ayet. ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
Sonra siz, ey gerçekten sapkınlıkta olan yalancılar!
Vâkıa suresi, 52. ayet. لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ
leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
Kesinlikle zakkum ağacından yiyecek olanlarsınız!
Vâkıa suresi, 53. ayet. فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
femâliûne minhe-lbüṭûn.
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız!
Vâkıa suresi, 54. ayet. فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.
Sonra da onun üzerine kaynar sudan içeceksiniz.
Vâkıa suresi, 55. ayet. فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
feşâribûne şürbe-lhîm.
Hem de susuz kalmış develerin içişi gibi içeceksiniz.
Vâkıa suresi, 56. ayet. هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
İşte bu, Din Günü'nde dipnot 1 onların ziyafetleridir.
Vâkıa suresi, 57. ayet. نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
Sizi Biz yarattık. Bu gerçeği hala kabul etmeyecek misiniz?
Vâkıa suresi, 58. ayet. أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
eferaeytüm mâ tümnûn.
Öyleyse akıttığınız şeyin dipnot 1 ne olduğunu hiç düşündünüz mü?
Vâkıa suresi, 59. ayet. ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan Biz miyiz?
Vâkıa suresi, 60. ayet. نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Kimse Bizi engelleyemez.
Vâkıa suresi, 61. ayet. عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.
Yapınızı değiştirip, sizi bilmediğiniz bir şekilde, yeniden yapma gücünden yoksun değiliz.
Vâkıa suresi, 62. ayet. وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.
Ant olsun ki ilk meydana getirmeyi bildiniz. Düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?
Vâkıa suresi, 63. ayet. أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
eferaeytüm mâ taḥruŝûn.
Ektiklerinizi görmüyor musunuz?
Vâkıa suresi, 64. ayet. ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.
Onu siz mi yetiştiriyorsunuz, yoksa Biz mi?
Vâkıa suresi, 65. ayet. لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
Dileseydik kesinlikle onu çer-çöp yapardık da siz şaşırıp kalırdınız.
Vâkıa suresi, 66. ayet. إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
innâ lemugramûn.
"Gerçekten borçlandık;"
Vâkıa suresi, 67. ayet. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
"Doğrusu, yoksun bırakıldık."
Vâkıa suresi, 68. ayet. أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
Peki, içtiğiniz suya hiç baktınız mı? dipnot 1
Vâkıa suresi, 69. ayet. ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
Onu bulutlardan indiren siz misiniz, yoksa indiren Biz miyiz?
Vâkıa suresi, 70. ayet. لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
Eğer dileseydik onu tuzlu yapardık. Buna şükretmeniz gerekmez mi?
Vâkıa suresi, 71. ayet. أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
Yaktığınız o ateşe baktınız mı hiç?
Vâkıa suresi, 72. ayet. ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
Onun ağacını siz mi yetiştirdiniz, yoksa yetiştiren Biz miyiz?
Vâkıa suresi, 73. ayet. نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَٰعًا لِّلْمُقْوِينَ
naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.
Biz, onu bir hatırlatma ve ihtiyaç sahipleri için bir yararlanma kaynağı yaptık.
Vâkıa suresi, 74. ayet. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
O halde Azim dipnot 1 Rabb'inin adını tesbih dipnot 2 et.
Vâkıa suresi, 75. ayet. فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.
Hayır, yıldızların yerleri üzerine yemin ederim;
Vâkıa suresi, 76. ayet. وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.
Eğer bilirseniz bu yüce bir yemindir.
Vâkıa suresi, 77. ayet. إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ
innehû leḳur'ânün kerîm.
Kuşkusuz o, kesinlikle Kerim dipnot 1 bir Kur'an'dır.
Vâkıa suresi, 78. ayet. فِى كِتَٰبٍ مَّكْنُونٍ
fî kitâbim meknûn.
Korunmuş bir Kitap'tadır. dipnot 1
Vâkıa suresi, 79. ayet. لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.
Ona arındırılmış olanlardan başkası dokunamaz. dipnot 1
Vâkıa suresi, 80. ayet. تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
O, Alemlerin Rabb'inden indirilmedir.
Vâkıa suresi, 81. ayet. أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.
Böyle bir hadisi dipnot 1 mi hafife alıyorsunuz?
Vâkıa suresi, 82. ayet. وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.
Verilen rızıklara yalanlayarak mı karşılık veriyorsunuz?
Vâkıa suresi, 83. ayet. فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.
Can boğaza dayandığı zaman;
Vâkıa suresi, 84. ayet. وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ
veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.
O zaman bakınıp durursunuz.
Vâkıa suresi, 85. ayet. وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.
Biz ona sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz.
Vâkıa suresi, 86. ayet. فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
felevlâ in küntüm gayra medînîn.
Mademki hesap sorulacak kimseler değilsiniz,
Vâkıa suresi, 87. ayet. تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.
Eğer doğrulardansanız, onu dipnot 1 geri çevirmeniz gerekmez mi?
Vâkıa suresi, 88. ayet. فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.
Fakat eğer o, yaklaştırılanlardan ise,
Vâkıa suresi, 89. ayet. فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ
feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.
O takdirde, rahat bir hayat, huzur, güzel kokulu rızık ve nimetlerle dolu bir Cennet vardır.
Vâkıa suresi, 90. ayet. وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.
Ve eğer o, sağın adamlarından1 ise,
Vâkıa suresi, 91. ayet. فَسَلَٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.
O zaman sağın adamlarından, "Sana selam olsun."
Vâkıa suresi, 92. ayet. وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.
Ama sapkınlıkta olan yalanlayıcılardan ise,
Vâkıa suresi, 93. ayet. فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
fenüzülüm min ḥamîm.
O zaman kaynar sudan bir ziyafet vardır!
Vâkıa suresi, 94. ayet. وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
vetaṣliyetü ceḥîm.
Ve Cehennem'e atılma vardır.
Vâkıa suresi, 95. ayet. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.
Kuşkusuz bu bildirdiklerimiz kesin olarak gerçektir.
Vâkıa suresi, 96. ayet. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
O halde Azim dipnot 1 Rabb'inin adını tesbih dipnot 2 et.