5. sure

Mâide Suresi المائدة

Bu sureyi dinle — okunan kelime işaretlenir

Konu dizini 15 konu
  1. Akitler; helal ve haram yiyecekler; Kitap ehliyle evlilik 1–5 karşılaştır — Akitler; helal ve haram yiyecekler; Kitap ehliyle evlilik
  2. Abdest ve gusül; adaletle şahitlik 6–11 karşılaştır — Abdest ve gusül; adaletle şahitlik
  3. İsrâiloğullarından ve Hıristiyanlardan alınan söz 12–19 karşılaştır — İsrâiloğullarından ve Hıristiyanlardan alınan söz
  4. Mûsâ ve kutsal toprak 20–26 karşılaştır — Mûsâ ve kutsal toprak
  5. Âdem'in iki oğlu; bir cana kıymak 27–34 karşılaştır — Âdem'in iki oğlu; bir cana kıymak
  6. Vesile aramak; hırsızlık cezası ve tövbe 35–40 karşılaştır — Vesile aramak; hırsızlık cezası ve tövbe
  7. Tevrat, İncil ve Kur'an ile hükmetmek 41–50 karşılaştır — Tevrat, İncil ve Kur'an ile hükmetmek
  8. Dost edinme ve Allah'ın taraftarları 51–56 karşılaştır — Dost edinme ve Allah'ın taraftarları
  9. Dini alaya alanlar; "Allah'ın eli bağlıdır" diyenler 57–66 karşılaştır — Dini alaya alanlar; "Allah'ın eli bağlıdır" diyenler
  10. Tebliğ emri; teslîs ve dinde aşırılık 67–77 karşılaştır — Tebliğ emri; teslîs ve dinde aşırılık
  11. Lânetlenenler ve mü'minlere en yakın olanlar 78–86 karşılaştır — Lânetlenenler ve mü'minlere en yakın olanlar
  12. Helâli haram kılmamak; yemin kefareti; içki ve kumar 87–93 karşılaştır — Helâli haram kılmamak; yemin kefareti; içki ve kumar
  13. İhramda av yasağı ve Kâbe 94–100 karşılaştır — İhramda av yasağı ve Kâbe
  14. Gereksiz soru sormamak; uydurulan adaklar; vasiyette şahitlik 101–108 karşılaştır — Gereksiz soru sormamak; uydurulan adaklar; vasiyette şahitlik
  15. Kıyamet günü Îsâ'ya sorulan ve gökten inen sofra 109–120 karşılaştır — Kıyamet günü Îsâ'ya sorulan ve gökten inen sofra

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Akitler; helal ve haram yiyecekler; Kitap ehliyle evlilik 1–5

  1. Mâide suresi, 1. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 1. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَوْفُوا۟ بِٱلْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ ٱلْأَنْعَٰمِ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّى ٱلصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ إِنَّ ٱللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû evfû bil`uḳûd. üḥillet leküm behîmetü-l'en`âmi illâ mâ yütlâ `aleyküm gayra müḥilli-ṣṣaydi veentüm ḥurum. inne-llâhe yaḥkümü mâ yürîd.

    Mehmet Alagaş

    (1-2) Ey iman edenler, akitlerinize vefalı olun, size okunanlar hariç ve ihramlı iken avlanılanı helal saymamak dışında evcil hayvanlar size helal kılındı, muhakkak ki Allah dilediği hükmü verir, ey iman edenler, Allah’ın ibadetlerin olmazsa olmazlarını ve haram ayları helal hale getirmeyin (zilkade zilhicce muharrem recep) kesilen kurban hediyelerine / hedy, onların kurbanlık olduklarına dair işaretlerine / Galail yine hürmetsizlik etmeyin, Beyt -ül Haramı emniyetli görerek orada Rablerinin maddi ve manevi hazinesini ve hoşnutluğunu arayanlara hürmetsizlik etmeyin, ihramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz, sizi mescid -i haramdan alıkoymaları ve haddi aşmaları, kin duyduğunuz topluluğa karşı sizi cürüm işlemeye sevk etmesin, iyilik ve sakınmak konularında yardımlaşın, kötülük ve düşmanlık konularında yardımlaşmayın, Allah’tan sakının muhakkak ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 1. ayet

  2. Mâide suresi, 2. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 2. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُحِلُّوا۟ شَعَٰٓئِرَ ٱللَّهِ وَلَا ٱلشَّهْرَ ٱلْحَرَامَ وَلَا ٱلْهَدْىَ وَلَا ٱلْقَلَٰٓئِدَ وَلَآ ءَآمِّينَ ٱلْبَيْتَ ٱلْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَٰنًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَٱصْطَادُوا۟ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔانُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ أَن تَعْتَدُوا۟ وَتَعَاوَنُوا۟ عَلَى ٱلْبِرِّ وَٱلتَّقْوَىٰ وَلَا تَعَاوَنُوا۟ عَلَى ٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tüḥillû şe`âira-llâhi vele-şşehra-lḥarâme vele-lhedye vele-lḳalâide velâ âmmîne-lbeyte-lḥarâme yebtegûne faḍlem mir rabbihim veriḍvânâ. veiẕâ ḥaleltüm faṣṭâdû. velâ yecrimenneküm şeneânü ḳavmin en ṣaddûküm `ani-lmescidi-lḥarâmi en ta`tedû. vete`âvenû `ale-lbirri vettaḳvâ. velâ te`âvenû `ale-l'iŝmi vel`udvân. vetteḳu-llâh. inne-llâhe şedîdü-l`iḳâb.

    Mehmet Alagaş

    (1-2) Ey iman edenler, akitlerinize vefalı olun, size okunanlar hariç ve ihramlı iken avlanılanı helal saymamak dışında evcil hayvanlar size helal kılındı, muhakkak ki Allah dilediği hükmü verir, ey iman edenler, Allah’ın ibadetlerin olmazsa olmazlarını ve haram ayları helal hale getirmeyin (zilkade zilhicce muharrem recep) kesilen kurban hediyelerine / hedy, onların kurbanlık olduklarına dair işaretlerine / Galail yine hürmetsizlik etmeyin, Beyt -ül Haramı emniyetli görerek orada Rablerinin maddi ve manevi hazinesini ve hoşnutluğunu arayanlara hürmetsizlik etmeyin, ihramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz, sizi mescid -i haramdan alıkoymaları ve haddi aşmaları, kin duyduğunuz topluluğa karşı sizi cürüm işlemeye sevk etmesin, iyilik ve sakınmak konularında yardımlaşın, kötülük ve düşmanlık konularında yardımlaşmayın, Allah’tan sakının muhakkak ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 2. ayet

  3. Mâide suresi, 3. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 3. ayet. حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةُ وَٱلدَّمُ وَلَحْمُ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيْرِ ٱللَّهِ بِهِۦ وَٱلْمُنْخَنِقَةُ وَٱلْمَوْقُوذَةُ وَٱلْمُتَرَدِّيَةُ وَٱلنَّطِيحَةُ وَمَآ أَكَلَ ٱلسَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى ٱلنُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُوا۟ بِٱلْأَزْلَٰمِ ذَٰلِكُمْ فِسْقٌ ٱلْيَوْمَ يَئِسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَٱخْشَوْنِ ٱلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِى وَرَضِيتُ لَكُمُ ٱلْإِسْلَٰمَ دِينًا فَمَنِ ٱضْطُرَّ فِى مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    ḥurrimet `aleykümü-lmeytetü veddemü velaḥmü-lḫinzîri vemâ ühille ligayri-llâhi bihî velmünḫaniḳatü velmevḳûẕetü velmüteraddiyetü venneṭîḥatü vemâ ekele-ssebü`u illâ mâ ẕekkeytüm vemâ ẕübiḥa `ale-nnüṣubi veen testaḳsimû bil'ezlâm. ẕâliküm fisḳ. elyevme yeise-lleẕîne keferû min dîniküm felâ taḫşevhüm vaḫşevn. elyevme ekmeltü leküm dîneküm veetmemtü `aleyküm ni`metî veraḍîtü lekümü-l'islâme dînâ. femeni-ḍṭurra fî maḫmeṣatin gayra mütecânifil liiŝmin feinne-llâhe gafûrur raḥîm.

    Mehmet Alagaş

    (3-5) Sizlere ölü hayvan, kan, domuz eti, Allah’ın dışında biri için boğazlanan, boğulmuş olan, çarpmayla, yuvarlanarak düşmeyle, boynuz darbesiyle ölen ve yırtıcı hayvanın yediği, sizin ölmelerinden önce yetişip kestikleriniz hariç, (bu durumları yaşasa da ölmeden yetişir keserseniz helaldir) dikili taşlarda putlara kurban edilenler, fal okları ile taksimat edilenler (Yanlış okları çekenlerin kurban bedelini ödediği diğerlerinin bedelsiz elde ettikleri hayvanın etleri) haram edildi, işte bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kafirler dininizden ümitlerini kestiler, onlardan tedirgin olmayın, benden tedirgin olun. Bugün sizin için dininizi mükemmel hale getirdim, üzerinizde ki nimetimi de mükemmel hale getirdim / kemale erdirdim, teslimiyetin / İslam’ın sizin için din olmasından hoşnut oldum. Kim açlık halinde dara düşerse günaha düşmeden / yönelmeden zaruri yerse, muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Sana, onlara neyin haram olduğunu soruyorlar, size hoş olan şeyler / tayyip şeyler helaldir, A llah’ın size öğret tiklerinden onlara da öğrettiğiniz avcı hayvanların yakaladıkları ve tutup size getirdiklerini yiyin, üzerlerine Allah’ın ismini hatırlayıp söyleyin, Allah’tan sakının muhakkak ki Allah, çabuk hesap görendir. Bugün sizlere hoş şeyler helal kılındı, kitap verilmiş olanların yemekleri de helal kılındı, sizin yemekleriniz de onlara helaldir, (Allah’a çocuk edindi diyenlere değil)

    Ayet detayı — Mâide suresi, 3. ayet

  4. Mâide suresi, 4. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 4. ayet. يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَآ أُحِلَّ لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُ وَمَا عَلَّمْتُم مِّنَ ٱلْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ ٱللَّهُ فَكُلُوا۟ مِمَّآ أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَٱذْكُرُوا۟ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَيْهِ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ

    yes'elûneke mâẕâ üḥille lehüm. ḳul üḥille lekümu-ṭṭayyibâtü vemâ `allemtüm mine-lcevâriḥi mükellibîne tü`allimûnehünne mimmâ `allemekümü-llâh. fekülû mimmâ emsekne `aleyküm veẕkürü-sme-llâhi `aleyh. vetteḳu-llâh. inne-llâhe serî`u-lḥisâb.

    Mehmet Alagaş

    (3-5) Sizlere ölü hayvan, kan, domuz eti, Allah’ın dışında biri için boğazlanan, boğulmuş olan, çarpmayla, yuvarlanarak düşmeyle, boynuz darbesiyle ölen ve yırtıcı hayvanın yediği, sizin ölmelerinden önce yetişip kestikleriniz hariç, (bu durumları yaşasa da ölmeden yetişir keserseniz helaldir) dikili taşlarda putlara kurban edilenler, fal okları ile taksimat edilenler (Yanlış okları çekenlerin kurban bedelini ödediği diğerlerinin bedelsiz elde ettikleri hayvanın etleri) haram edildi, işte bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kafirler dininizden ümitlerini kestiler, onlardan tedirgin olmayın, benden tedirgin olun. Bugün sizin için dininizi mükemmel hale getirdim, üzerinizde ki nimetimi de mükemmel hale getirdim / kemale erdirdim, teslimiyetin / İslam’ın sizin için din olmasından hoşnut oldum. Kim açlık halinde dara düşerse günaha düşmeden / yönelmeden zaruri yerse, muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Sana, onlara neyin haram olduğunu soruyorlar, size hoş olan şeyler / tayyip şeyler helaldir, A llah’ın size öğret tiklerinden onlara da öğrettiğiniz avcı hayvanların yakaladıkları ve tutup size getirdiklerini yiyin, üzerlerine Allah’ın ismini hatırlayıp söyleyin, Allah’tan sakının muhakkak ki Allah, çabuk hesap görendir. Bugün sizlere hoş şeyler helal kılındı, kitap verilmiş olanların yemekleri de helal kılındı, sizin yemekleriniz de onlara helaldir, (Allah’a çocuk edindi diyenlere değil)

    Ayet detayı — Mâide suresi, 4. ayet

  5. Mâide suresi, 5. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 5. ayet. ٱلْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُ وَطَعَامُ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ حِلٌّ لَّكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَّهُمْ وَٱلْمُحْصَنَٰتُ مِنَ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَٱلْمُحْصَنَٰتُ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ إِذَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَٰفِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِىٓ أَخْدَانٍ وَمَن يَكْفُرْ بِٱلْإِيمَٰنِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُۥ وَهُوَ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

    elyevme üḥille lekümu-ṭṭayyibât. veṭa`âmü-lleẕîne ûtü-lkitâbe ḥillül leküm. veṭa`âmüküm ḥillül lehüm. velmuḥṣanâtü mine-lmü'minâti velmuḥṣanâtü mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm iẕâ âteytümûhünne ücûrahünne muḥṣinîne gayra müsâfiḥîne velâ mütteḫiẕî aḫdân. vemey yekfür bil'îmâni feḳad ḥabiṭa `amelüh. vehüve fi-l'âḫirati mine-lḫâsirîn.

    Mehmet Alagaş

    (3-5) Sizlere ölü hayvan, kan, domuz eti, Allah’ın dışında biri için boğazlanan, boğulmuş olan, çarpmayla, yuvarlanarak düşmeyle, boynuz darbesiyle ölen ve yırtıcı hayvanın yediği, sizin ölmelerinden önce yetişip kestikleriniz hariç, (bu durumları yaşasa da ölmeden yetişir keserseniz helaldir) dikili taşlarda putlara kurban edilenler, fal okları ile taksimat edilenler (Yanlış okları çekenlerin kurban bedelini ödediği diğerlerinin bedelsiz elde ettikleri hayvanın etleri) haram edildi, işte bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kafirler dininizden ümitlerini kestiler, onlardan tedirgin olmayın, benden tedirgin olun. Bugün sizin için dininizi mükemmel hale getirdim, üzerinizde ki nimetimi de mükemmel hale getirdim / kemale erdirdim, teslimiyetin / İslam’ın sizin için din olmasından hoşnut oldum. Kim açlık halinde dara düşerse günaha düşmeden / yönelmeden zaruri yerse, muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Sana, onlara neyin haram olduğunu soruyorlar, size hoş olan şeyler / tayyip şeyler helaldir, A llah’ın size öğret tiklerinden onlara da öğrettiğiniz avcı hayvanların yakaladıkları ve tutup size getirdiklerini yiyin, üzerlerine Allah’ın ismini hatırlayıp söyleyin, Allah’tan sakının muhakkak ki Allah, çabuk hesap görendir. Bugün sizlere hoş şeyler helal kılındı, kitap verilmiş olanların yemekleri de helal kılındı, sizin yemekleriniz de onlara helaldir, (Allah’a çocuk edindi diyenlere değil)

    Ayet detayı — Mâide suresi, 5. ayet

Abdest ve gusül; adaletle şahitlik 6–11

  1. Mâide suresi, 6. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 6. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ فَٱغْسِلُوا۟ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى ٱلْمَرَافِقِ وَٱمْسَحُوا۟ بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى ٱلْكَعْبَيْنِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَٱطَّهَّرُوا۟ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا۟ مَآءً فَتَيَمَّمُوا۟ صَعِيدًا طَيِّبًا فَٱمْسَحُوا۟ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû iẕâ ḳumtüm ile-ṣṣalâti fagsilû vucûheküm veeydiyeküm ile-lmerâfiḳi vemseḥû biruûsiküm veercüleküm ile-lka`beyn. vein küntüm cünüben feṭṭahherû. vein küntüm merḍâ ev `alâ seferin ev câe eḥadüm minküm mine-lgâiṭi ev lemestümü-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû ṣa`îden ṭayyiben femseḥû bivucûhiküm veeydîküm minh. mâ yürîdü-llâhü liyec`ale `aleyküm min ḥaraciv velâkiy yürîdü liyüṭahhiraküm veliyütimme ni`metehû `aleyküm le`alleküm teşkürûn.

    Mehmet Alagaş

    (6-7) Ey iman edenler, namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklerine kadar ellerinizi tamamen yıkayın / gusledin, başınızı ve topuklarına kadar ayaklarınızı su temas ettirin / mesh edin, eğer ki cünüp iseniz temizlenin, eğer hasta olursanız veya seferde / yolcu lukta iseniz yahut biriniz tuvaletten / gaytalamaktan geldi ise yahut ta kadınla temas etti ise ve su bulamadı ise, temiz bir toprak parçası ile teyemmüm etsin, yüzlerinizi toprak ile temas ettirin ve ellerinizi onunla temas ettirin, Allah sizin için bir z orluk / haraç dilemez / murat etmez ve fakat sizi n temizlenmenizi ve sizin üzerinizdeki nimetini tamamlamayı diler / murat eder, böylelikle belki teşekkür edersiniz. Allah’ın üzerinizdeki nimetini (henüz tamamlanmamış) hatırlayın, sizden aldığı ve sizi onunla bağladığı sözleşmenizi hatırlayın, ki siz işittik ve itaat ettik demiştiniz, Allah’tan sakının, muhakkak ki Allah göğüslerin sahip olduklarını bilir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 6. ayet

  2. Mâide suresi, 7. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 7. ayet. وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَٰقَهُ ٱلَّذِى وَاثَقَكُم بِهِۦٓ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

    veẕkürû ni`mete-llâhi `aleyküm vemîŝâḳahü-lleẕî vâŝeḳaküm bihî iẕ ḳultüm semi`nâ veeṭa`nâ. vetteḳu-llâh. inne-llâhe `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.

    Mehmet Alagaş

    (6-7) Ey iman edenler, namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklerine kadar ellerinizi tamamen yıkayın / gusledin, başınızı ve topuklarına kadar ayaklarınızı su temas ettirin / mesh edin, eğer ki cünüp iseniz temizlenin, eğer hasta olursanız veya seferde / yolcu lukta iseniz yahut biriniz tuvaletten / gaytalamaktan geldi ise yahut ta kadınla temas etti ise ve su bulamadı ise, temiz bir toprak parçası ile teyemmüm etsin, yüzlerinizi toprak ile temas ettirin ve ellerinizi onunla temas ettirin, Allah sizin için bir z orluk / haraç dilemez / murat etmez ve fakat sizi n temizlenmenizi ve sizin üzerinizdeki nimetini tamamlamayı diler / murat eder, böylelikle belki teşekkür edersiniz. Allah’ın üzerinizdeki nimetini (henüz tamamlanmamış) hatırlayın, sizden aldığı ve sizi onunla bağladığı sözleşmenizi hatırlayın, ki siz işittik ve itaat ettik demiştiniz, Allah’tan sakının, muhakkak ki Allah göğüslerin sahip olduklarını bilir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 7. ayet

  3. Mâide suresi, 8. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 8. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ لِلَّهِ شُهَدَآءَ بِٱلْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔانُ قَوْمٍ عَلَىٰٓ أَلَّا تَعْدِلُوا۟ ٱعْدِلُوا۟ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû kûnû ḳavvâmîne lillâhi şühedâe bilḳisṭ. velâ yecrimenneküm şeneânü ḳavmin `alâ ellâ ta`dilû. i`dilû. hüve aḳrabü littaḳvâ. vetteḳu-llâh. inne-llâhe ḫabîrum bimâ ta`melûn.

    Mehmet Alagaş

    (8-11) Ey iman edenler, ölçüleri kullanarak / kıstasları kullanarak şahitliğinizi Allah için ayakta tutun, denklik sağlayıcı / adalet sağlayıcı olmayarak, bir topluluğa olan kininiz / buğzunuz, sizi suça / cürüm işlemeye sürüklemesin , adaletli olun, ki o, sakınmaya / takvaya yakındır, Allah’tan sakının, Allah yaptıklarınızdan haberi olandır . Allah iman edenlere ve düzeltici / salih amel işleyenlere bağışlanmayı ve büyük bir ödülü vaat etmiştir. Ayetlerimizi yalanlayan lar, örtbas edenler / kafirler ise işte onlar c ehennem halkıdırlar, ey iman edenler Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın, hani bir kavim kötü bir niyetle size ellerini uzatmıştı, onların elleriniz sizin üzerinizden çekmişti, Allah’tan sakının, müminler Allah’ı vekil tayin etsinler.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 8. ayet

  4. Mâide suresi, 9. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 9. ayet. وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ

    ve`ade-llâhü-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm magfiratüv veecrun `ażîm.

    Mehmet Alagaş

    (8-11) Ey iman edenler, ölçüleri kullanarak / kıstasları kullanarak şahitliğinizi Allah için ayakta tutun, denklik sağlayıcı / adalet sağlayıcı olmayarak, bir topluluğa olan kininiz / buğzunuz, sizi suça / cürüm işlemeye sürüklemesin , adaletli olun, ki o, sakınmaya / takvaya yakındır, Allah’tan sakının, Allah yaptıklarınızdan haberi olandır . Allah iman edenlere ve düzeltici / salih amel işleyenlere bağışlanmayı ve büyük bir ödülü vaat etmiştir. Ayetlerimizi yalanlayan lar, örtbas edenler / kafirler ise işte onlar c ehennem halkıdırlar, ey iman edenler Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın, hani bir kavim kötü bir niyetle size ellerini uzatmıştı, onların elleriniz sizin üzerinizden çekmişti, Allah’tan sakının, müminler Allah’ı vekil tayin etsinler.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 9. ayet

  5. Mâide suresi, 10. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 10. ayet. وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ

    velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ülâike aṣḥâbü-lceḥîm.

    Mehmet Alagaş

    (8-11) Ey iman edenler, ölçüleri kullanarak / kıstasları kullanarak şahitliğinizi Allah için ayakta tutun, denklik sağlayıcı / adalet sağlayıcı olmayarak, bir topluluğa olan kininiz / buğzunuz, sizi suça / cürüm işlemeye sürüklemesin , adaletli olun, ki o, sakınmaya / takvaya yakındır, Allah’tan sakının, Allah yaptıklarınızdan haberi olandır . Allah iman edenlere ve düzeltici / salih amel işleyenlere bağışlanmayı ve büyük bir ödülü vaat etmiştir. Ayetlerimizi yalanlayan lar, örtbas edenler / kafirler ise işte onlar c ehennem halkıdırlar, ey iman edenler Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın, hani bir kavim kötü bir niyetle size ellerini uzatmıştı, onların elleriniz sizin üzerinizden çekmişti, Allah’tan sakının, müminler Allah’ı vekil tayin etsinler.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 10. ayet

  6. Mâide suresi, 11. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 11. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَن يَبْسُطُوٓا۟ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-ẕkürû ni`mete-llâhi `aleyküm iẕ hemme ḳavmün ey yebsüṭû ileyküm eydiyehüm fekeffe eydiyehüm `anküm. vetteḳu-llâh. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.

    Mehmet Alagaş

    (8-11) Ey iman edenler, ölçüleri kullanarak / kıstasları kullanarak şahitliğinizi Allah için ayakta tutun, denklik sağlayıcı / adalet sağlayıcı olmayarak, bir topluluğa olan kininiz / buğzunuz, sizi suça / cürüm işlemeye sürüklemesin , adaletli olun, ki o, sakınmaya / takvaya yakındır, Allah’tan sakının, Allah yaptıklarınızdan haberi olandır . Allah iman edenlere ve düzeltici / salih amel işleyenlere bağışlanmayı ve büyük bir ödülü vaat etmiştir. Ayetlerimizi yalanlayan lar, örtbas edenler / kafirler ise işte onlar c ehennem halkıdırlar, ey iman edenler Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın, hani bir kavim kötü bir niyetle size ellerini uzatmıştı, onların elleriniz sizin üzerinizden çekmişti, Allah’tan sakının, müminler Allah’ı vekil tayin etsinler.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 11. ayet

İsrâiloğullarından ve Hıristiyanlardan alınan söz 12–19

  1. Mâide suresi, 12. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 12. ayet. وَلَقَدْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ ٱثْنَىْ عَشَرَ نَقِيبًا وَقَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مَعَكُمْ لَئِنْ أَقَمْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَيْتُمُ ٱلزَّكَوٰةَ وَءَامَنتُم بِرُسُلِى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ فَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ

    veleḳad eḫaẕe-llâhü mîŝâḳa benî isrâîl. vebe`aŝnâ minhümü-ŝney `aşera neḳîbâ. veḳâle-llâhü innî me`aküm. lein eḳamtümu-ṣṣalâte veâteytümü-zzekâte veâmentüm birusülî ve`azzertümûhüm veaḳraḍtümü-llâhe ḳarḍan ḥasenel leükeffiranne `anküm seyyiâtiküm veleüdḫilenneküm cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâr. femen kefera ba`de ẕâlike minküm feḳad ḍalle sevâe-ssebîl.

    Mehmet Alagaş

    (12-13) Allah İsrail oğullarından kesin bir şekilde söz almıştı, onlardan on iki adet temsilci / nakip yaratmıştık, Allah dedi ki ben sizle beraberim, eğer ki namazı kalkar kılarsanız, zekâtı verirseniz, elçilerime güvenirseniz / iman ederseniz ve onları saygıyla desteklerseniz, (azzera; Üzeyir ile aynı kökten) Allah’a da güzel bir borcu, borç olarak verirseniz, sizin kötülüklerinizi örtbas ederim, sizi altlarından nehirler akan cennetlere sokarım dedi, bunun ardında da sizden her kim küfrederse artık o da yolun dengesinden sapmıştır. Onları sözlerinden caymaları nedeniyle lanetledik, kalplerini kaskatı yaptık, kelimelerin anlam yerlerini harfleri kullanarak tahrif ediyorlardı, (Hınta yerine Hıtta, Selamu yerine Seamu, ünzurna yerine raina) anılan / zikredilen şeylerden haz almayı da / nasiplenmeyi unuttular, onlardan pek azı hariç onların, sürekli olarak hainlikleri ile karşılaşırsın / muttali olursun, yine de affet onları, aldırış etme, Allah güzel davrananları sever.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 12. ayet

  2. Mâide suresi, 13. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 13. ayet. فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَٰقَهُمْ لَعَنَّٰهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَٰسِيَةً يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَنَسُوا۟ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىٰ خَآئِنَةٍ مِّنْهُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱصْفَحْ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

    febimâ naḳḍihim mîŝâḳahüm le`annâhüm vece`alnâ ḳulûbehüm ḳâsiyeh. yüḥarrifûne-lkelime `am mevâḍi`ihî venesû ḥażżam mimmâ ẕükkirû bih. velâ tezâlü teṭṭali`u `alâ ḫâinetim minhüm illâ ḳalîlem minhüm fa`fü `anhüm vaṣfaḥ. inne-llâhe yüḥibbü-lmuḥsinîn.

    Mehmet Alagaş

    (12-13) Allah İsrail oğullarından kesin bir şekilde söz almıştı, onlardan on iki adet temsilci / nakip yaratmıştık, Allah dedi ki ben sizle beraberim, eğer ki namazı kalkar kılarsanız, zekâtı verirseniz, elçilerime güvenirseniz / iman ederseniz ve onları saygıyla desteklerseniz, (azzera; Üzeyir ile aynı kökten) Allah’a da güzel bir borcu, borç olarak verirseniz, sizin kötülüklerinizi örtbas ederim, sizi altlarından nehirler akan cennetlere sokarım dedi, bunun ardında da sizden her kim küfrederse artık o da yolun dengesinden sapmıştır. Onları sözlerinden caymaları nedeniyle lanetledik, kalplerini kaskatı yaptık, kelimelerin anlam yerlerini harfleri kullanarak tahrif ediyorlardı, (Hınta yerine Hıtta, Selamu yerine Seamu, ünzurna yerine raina) anılan / zikredilen şeylerden haz almayı da / nasiplenmeyi unuttular, onlardan pek azı hariç onların, sürekli olarak hainlikleri ile karşılaşırsın / muttali olursun, yine de affet onları, aldırış etme, Allah güzel davrananları sever.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 13. ayet

  3. Mâide suresi, 14. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 14. ayet. وَمِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَٰرَىٰٓ أَخَذْنَا مِيثَٰقَهُمْ فَنَسُوا۟ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَاوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ ٱللَّهُ بِمَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ

    vemine-lleẕîne ḳâlû innâ neṣârâ eḫaẕnâ mîŝâḳahüm fenesû ḥażżam mimmâ ẕükkirû bih. feagraynâ beynehümü-l`adâvete velbagḍâe ilâ yevmi-lḳiyâmeh. vesevfe yünebbiühümü-llâhü bimâ kânû yaṣne`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (14-17) Yine bizler Hristiyan’ız / nasarayız (Hz. İsa’nın yardımcıları olmaları hasebiyle) diyenlerden de söz almıştık, onlar da anılan / zikredilen şeylerden haz almayı / nasiplenmeyi unuttular, aralarında kıyamete kadar sürecek bir düşmanlık ve kin / buğz meşgul bıraktık, Allah, ilerde onlara ne ürettiklerini haber verecektir. Ey kitap halkı, (Hem yahudiler hem nasaralar) size kesin olarak elçimiz geldi, (Hz. Muhammed) kitaptan sakladığınız şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da açıklamayıp vazgeçiyor, Allah’tan kesin olarak size bir nur ve apaçık bir kitap geldi, Allah onunla yola iletir / yola girmenize rehberlik eder, O ’nun hoşnut olmasına / rızasına uyanlara / tabi olanlara hidayet eder ve izniyle de teslimiyet yollarına iletir, onları düzgün yola sokar. Kesin olan şu ki, Meryem oğlu Mesih Allah’tır diyenler kafir oldular, deki Allah’tan başka kim egemenlik hakkına sahiptir? eğer dilerse, Meryem oğlu Mesihi ve annesini ve de yeryüzünde olan herkesi, toptan yok eder / helak eder, semaların, arzın ve her ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti (onlar hakkında dilediğini yapabilme özgürlüğü) Allah’a aittir, istediğini yaratır, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 14. ayet

  4. Mâide suresi, 15. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 15. ayet. يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَيَعْفُوا۟ عَن كَثِيرٍ قَدْ جَآءَكُم مِّنَ ٱللَّهِ نُورٌ وَكِتَٰبٌ مُّبِينٌ

    yâ ehle-lkitâbi ḳad câeküm rasûlünâ yübeyyinü leküm keŝîram mimmâ küntüm tuḫfûne mine-lkitâbi veya`fû `an keŝîr. ḳad câeküm mine-llâhi nûruv vekitâbüm mübîn.

    Mehmet Alagaş

    (14-17) Yine bizler Hristiyan’ız / nasarayız (Hz. İsa’nın yardımcıları olmaları hasebiyle) diyenlerden de söz almıştık, onlar da anılan / zikredilen şeylerden haz almayı / nasiplenmeyi unuttular, aralarında kıyamete kadar sürecek bir düşmanlık ve kin / buğz meşgul bıraktık, Allah, ilerde onlara ne ürettiklerini haber verecektir. Ey kitap halkı, (Hem yahudiler hem nasaralar) size kesin olarak elçimiz geldi, (Hz. Muhammed) kitaptan sakladığınız şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da açıklamayıp vazgeçiyor, Allah’tan kesin olarak size bir nur ve apaçık bir kitap geldi, Allah onunla yola iletir / yola girmenize rehberlik eder, O ’nun hoşnut olmasına / rızasına uyanlara / tabi olanlara hidayet eder ve izniyle de teslimiyet yollarına iletir, onları düzgün yola sokar. Kesin olan şu ki, Meryem oğlu Mesih Allah’tır diyenler kafir oldular, deki Allah’tan başka kim egemenlik hakkına sahiptir? eğer dilerse, Meryem oğlu Mesihi ve annesini ve de yeryüzünde olan herkesi, toptan yok eder / helak eder, semaların, arzın ve her ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti (onlar hakkında dilediğini yapabilme özgürlüğü) Allah’a aittir, istediğini yaratır, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 15. ayet

  5. Mâide suresi, 16. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 16. ayet. يَهْدِى بِهِ ٱللَّهُ مَنِ ٱتَّبَعَ رِضْوَٰنَهُۥ سُبُلَ ٱلسَّلَٰمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذْنِهِۦ وَيَهْدِيهِمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    yehdî bihi-llâhü meni-ttebe`a riḍvânehû sübüle-sselâmi veyuḫricühüm mine-żżulümâti ile-nnûri biiẕnihî veyehdîhim ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.

    Mehmet Alagaş

    (14-17) Yine bizler Hristiyan’ız / nasarayız (Hz. İsa’nın yardımcıları olmaları hasebiyle) diyenlerden de söz almıştık, onlar da anılan / zikredilen şeylerden haz almayı / nasiplenmeyi unuttular, aralarında kıyamete kadar sürecek bir düşmanlık ve kin / buğz meşgul bıraktık, Allah, ilerde onlara ne ürettiklerini haber verecektir. Ey kitap halkı, (Hem yahudiler hem nasaralar) size kesin olarak elçimiz geldi, (Hz. Muhammed) kitaptan sakladığınız şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da açıklamayıp vazgeçiyor, Allah’tan kesin olarak size bir nur ve apaçık bir kitap geldi, Allah onunla yola iletir / yola girmenize rehberlik eder, O ’nun hoşnut olmasına / rızasına uyanlara / tabi olanlara hidayet eder ve izniyle de teslimiyet yollarına iletir, onları düzgün yola sokar. Kesin olan şu ki, Meryem oğlu Mesih Allah’tır diyenler kafir oldular, deki Allah’tan başka kim egemenlik hakkına sahiptir? eğer dilerse, Meryem oğlu Mesihi ve annesini ve de yeryüzünde olan herkesi, toptan yok eder / helak eder, semaların, arzın ve her ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti (onlar hakkında dilediğini yapabilme özgürlüğü) Allah’a aittir, istediğini yaratır, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 16. ayet

  6. Mâide suresi, 17. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 17. ayet. لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا إِنْ أَرَادَ أَن يُهْلِكَ ٱلْمَسِيحَ ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    leḳad kefera-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe hüve-lmesîḥu-bnü meryem. ḳul femey yemlikü mine-llâhi şey'en in erâde ey yühlike-lmesîḥa-bne meryeme veümmehû vemen fi-l'arḍi cemî`â. velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. yaḫlüḳu mâ yeşâ'. vellâhü `alâ külli şey'in ḳadîr.

    Mehmet Alagaş

    (14-17) Yine bizler Hristiyan’ız / nasarayız (Hz. İsa’nın yardımcıları olmaları hasebiyle) diyenlerden de söz almıştık, onlar da anılan / zikredilen şeylerden haz almayı / nasiplenmeyi unuttular, aralarında kıyamete kadar sürecek bir düşmanlık ve kin / buğz meşgul bıraktık, Allah, ilerde onlara ne ürettiklerini haber verecektir. Ey kitap halkı, (Hem yahudiler hem nasaralar) size kesin olarak elçimiz geldi, (Hz. Muhammed) kitaptan sakladığınız şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da açıklamayıp vazgeçiyor, Allah’tan kesin olarak size bir nur ve apaçık bir kitap geldi, Allah onunla yola iletir / yola girmenize rehberlik eder, O ’nun hoşnut olmasına / rızasına uyanlara / tabi olanlara hidayet eder ve izniyle de teslimiyet yollarına iletir, onları düzgün yola sokar. Kesin olan şu ki, Meryem oğlu Mesih Allah’tır diyenler kafir oldular, deki Allah’tan başka kim egemenlik hakkına sahiptir? eğer dilerse, Meryem oğlu Mesihi ve annesini ve de yeryüzünde olan herkesi, toptan yok eder / helak eder, semaların, arzın ve her ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti (onlar hakkında dilediğini yapabilme özgürlüğü) Allah’a aittir, istediğini yaratır, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 17. ayet

  7. Mâide suresi, 18. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 18. ayet. وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ وَٱلنَّصَٰرَىٰ نَحْنُ أَبْنَٰٓؤُا۟ ٱللَّهِ وَأَحِبَّٰٓؤُهُۥ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُم بِذُنُوبِكُم بَلْ أَنتُم بَشَرٌ مِّمَّنْ خَلَقَ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَإِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ

    veḳâleti-lyehûdü venneṣârâ naḥnü ebnâü-llâhi veeḥibbâüh. ḳul felime yü`aẕẕibüküm biẕünûbiküm. bel entüm beşerum mimmen ḫaleḳ. yagfiru limey yeşâü veyü`aẕẕibü mey yeşâ'. velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. veileyhi-lmeṣîr.

    Mehmet Alagaş

    (18) Yahudi ve / Yardımcılar / Nasaralar / Hristiyanlar dediler ki bizler Allah’ın oğullarıyız, onun sevdikleriyiz , deki peki niye size günahlarınız nedeniyle azap ediyor? Hayır, bilakis siz de yarattıklarından olan birer insansınız, O dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder, semalarda, arzda ve ikisi arasındaki her şeyin egemenliği / mülkiyeti (mülküne istediği gibi davranabilme özgürlüğü) O’nundur, geri dönüş / varış O’nadır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 18. ayet

  8. Mâide suresi, 19. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 19. ayet. يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَىٰ فَتْرَةٍ مِّنَ ٱلرُّسُلِ أَن تَقُولُوا۟ مَا جَآءَنَا مِنۢ بَشِيرٍ وَلَا نَذِيرٍ فَقَدْ جَآءَكُم بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    yâ ehle-lkitâbi ḳad câeküm rasûlünâ yübeyyinü leküm `alâ fetratim mine-rrusüli en teḳûlû mâ câenâ mim beşîriv velâ neẕîr. feḳad câeküm beşîruv veneẕîr. vellâhü `alâ külli şey'in ḳadîr.

    Mehmet Alagaş

    (19) Ey kitap halkı / Ey kitap ehli, Resullerin iniş aralarının kesintiye uğraması nedeniyle, herhangi bir müjdeci ve uyarıcı bize gelmedi demeyesiniz diye kesinlikle size de Resulüm geldi (Hz. Muhammed) ve size açıklıyor, kesinlikle size de müjdeci ve uyarıcı geldi, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 19. ayet

Mûsâ ve kutsal toprak 20–26

  1. Mâide suresi, 20. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 20. ayet. وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكًا وَءَاتَىٰكُم مَّا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ

    veiẕ ḳâle mûsâ liḳavmihî yâ ḳavmi-ẕkürû ni`mete-llâhi `aleyküm iẕ ce`ale fîküm embiyâe vece`aleküm mülûkâ. veâtâküm mâ lem yü'ti eḥadem mine-l`âlemîn.

    Mehmet Alagaş

    (20-26) Musa kavmime dedi ki Ey kavmin, Allah’ın üzerinizde ki nimetlerini hatırlayın, sizin içinizden Resuller yaptı, sizi egemen olanlar / melikler yaptı, alemlerde kimseye verilmemiş olan şeyler size verdi. (İçlerinden resul ve melikler çıkarmanın dışındaki diğer nimetleri; firavundan kurtuldular, denizi onlara yardı, menn ve selva verdi, taştan içilebilir on iki pınardan akan su çıkardı, bulutları onlara gölge etti, alemlere üstün kıldı,) Ey kavmim Allah’ın size yazdığı / farz kıldığı kutsal arza / yere girin, (Filistin, Eriha, Şam, Ürdün) ardınız üzere geri dönmeyin, hasara uğrayanlara dönüşürsünüz. Dediler ki ey Musa muhakkak ki orada zor kullanan / cebbar bir kavim var, oradan onlar çıkana değin oraya girmeyeceğiz, eğer ki onlar oradan çıkarlar, kesinlikle hemen gireriz. (Amelika kavmi) Allah’ın üzerlerinde nimeti olan iki adam dedi ki (Kalib ve Yuşa b. Nun) onların üzerine belirli bir kapıdan girin, oraya girdiğiniz zaman muhakkak ki siz galipsiniz (siz yeter ki şehre girin, ödlek onlar) eğer iman ediyorsanız , Allah’ı vekil tayin edin. Dediler ki ey Musa kesinlikle biz onlar orada kalmaya devam ettikleri sürece ebediyyen oraya girmeyiz, git, sen ve Rabbin her ikiniz savaşın biz işte burada oturup kalacağız. Musa da Ey Rabbim dedi, ben kendim ve kardeşim dışında birine egemen olamıyorum, yoldan çıkmış kavimle bizim aramızı ayır, Allah dedi ki muhakkak ki onlara / İsrail oğullarına kırk sene orası haram edildi. Yer yüzünde sersem vaziyette gezinsinler, yoldan çıkmış kavim için de ümitsizliğe düşme / tasalanma / ye’se düşme.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 20. ayet

  2. Mâide suresi, 21. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 21. ayet. يَٰقَوْمِ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْأَرْضَ ٱلْمُقَدَّسَةَ ٱلَّتِى كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا۟ عَلَىٰٓ أَدْبَارِكُمْ فَتَنقَلِبُوا۟ خَٰسِرِينَ

    yâ ḳavmi-dḫulü-l'arḍa-lmüḳaddesete-lletî ketebe-llâhü leküm velâ terteddû `alâ edbâriküm fetenḳalibû ḫâsirîn.

    Mehmet Alagaş

    (20-26) Musa kavmime dedi ki Ey kavmin, Allah’ın üzerinizde ki nimetlerini hatırlayın, sizin içinizden Resuller yaptı, sizi egemen olanlar / melikler yaptı, alemlerde kimseye verilmemiş olan şeyler size verdi. (İçlerinden resul ve melikler çıkarmanın dışındaki diğer nimetleri; firavundan kurtuldular, denizi onlara yardı, menn ve selva verdi, taştan içilebilir on iki pınardan akan su çıkardı, bulutları onlara gölge etti, alemlere üstün kıldı,) Ey kavmim Allah’ın size yazdığı / farz kıldığı kutsal arza / yere girin, (Filistin, Eriha, Şam, Ürdün) ardınız üzere geri dönmeyin, hasara uğrayanlara dönüşürsünüz. Dediler ki ey Musa muhakkak ki orada zor kullanan / cebbar bir kavim var, oradan onlar çıkana değin oraya girmeyeceğiz, eğer ki onlar oradan çıkarlar, kesinlikle hemen gireriz. (Amelika kavmi) Allah’ın üzerlerinde nimeti olan iki adam dedi ki (Kalib ve Yuşa b. Nun) onların üzerine belirli bir kapıdan girin, oraya girdiğiniz zaman muhakkak ki siz galipsiniz (siz yeter ki şehre girin, ödlek onlar) eğer iman ediyorsanız , Allah’ı vekil tayin edin. Dediler ki ey Musa kesinlikle biz onlar orada kalmaya devam ettikleri sürece ebediyyen oraya girmeyiz, git, sen ve Rabbin her ikiniz savaşın biz işte burada oturup kalacağız. Musa da Ey Rabbim dedi, ben kendim ve kardeşim dışında birine egemen olamıyorum, yoldan çıkmış kavimle bizim aramızı ayır, Allah dedi ki muhakkak ki onlara / İsrail oğullarına kırk sene orası haram edildi. Yer yüzünde sersem vaziyette gezinsinler, yoldan çıkmış kavim için de ümitsizliğe düşme / tasalanma / ye’se düşme.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 21. ayet

  3. Mâide suresi, 22. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 22. ayet. قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ فِيهَا قَوْمًا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَن نَّدْخُلَهَا حَتَّىٰ يَخْرُجُوا۟ مِنْهَا فَإِن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَا فَإِنَّا دَٰخِلُونَ

    ḳâlû yâ mûsâ inne fîhâ ḳavmen cebbârîn. veinnâ len nedḫulehâ ḥattâ yaḫrucû minhâ. feiy yaḫrucû minhâ feinnâ dâḫilûn.

    Mehmet Alagaş

    (20-26) Musa kavmime dedi ki Ey kavmin, Allah’ın üzerinizde ki nimetlerini hatırlayın, sizin içinizden Resuller yaptı, sizi egemen olanlar / melikler yaptı, alemlerde kimseye verilmemiş olan şeyler size verdi. (İçlerinden resul ve melikler çıkarmanın dışındaki diğer nimetleri; firavundan kurtuldular, denizi onlara yardı, menn ve selva verdi, taştan içilebilir on iki pınardan akan su çıkardı, bulutları onlara gölge etti, alemlere üstün kıldı,) Ey kavmim Allah’ın size yazdığı / farz kıldığı kutsal arza / yere girin, (Filistin, Eriha, Şam, Ürdün) ardınız üzere geri dönmeyin, hasara uğrayanlara dönüşürsünüz. Dediler ki ey Musa muhakkak ki orada zor kullanan / cebbar bir kavim var, oradan onlar çıkana değin oraya girmeyeceğiz, eğer ki onlar oradan çıkarlar, kesinlikle hemen gireriz. (Amelika kavmi) Allah’ın üzerlerinde nimeti olan iki adam dedi ki (Kalib ve Yuşa b. Nun) onların üzerine belirli bir kapıdan girin, oraya girdiğiniz zaman muhakkak ki siz galipsiniz (siz yeter ki şehre girin, ödlek onlar) eğer iman ediyorsanız , Allah’ı vekil tayin edin. Dediler ki ey Musa kesinlikle biz onlar orada kalmaya devam ettikleri sürece ebediyyen oraya girmeyiz, git, sen ve Rabbin her ikiniz savaşın biz işte burada oturup kalacağız. Musa da Ey Rabbim dedi, ben kendim ve kardeşim dışında birine egemen olamıyorum, yoldan çıkmış kavimle bizim aramızı ayır, Allah dedi ki muhakkak ki onlara / İsrail oğullarına kırk sene orası haram edildi. Yer yüzünde sersem vaziyette gezinsinler, yoldan çıkmış kavim için de ümitsizliğe düşme / tasalanma / ye’se düşme.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 22. ayet

  4. Mâide suresi, 23. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 23. ayet. قَالَ رَجُلَانِ مِنَ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمَا ٱدْخُلُوا۟ عَلَيْهِمُ ٱلْبَابَ فَإِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَإِنَّكُمْ غَٰلِبُونَ وَعَلَى ٱللَّهِ فَتَوَكَّلُوٓا۟ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    ḳâle racülâni mine-lleẕîne yeḫâfûne en`ame-llâhü `aleyhime-dḫulû `aleyhimü-lbâb. feiẕâ deḫaltümûhü feinneküm gâlibûne ve`ale-llâhi fetevekkelû in küntüm mü'minîn.

    Mehmet Alagaş

    (20-26) Musa kavmime dedi ki Ey kavmin, Allah’ın üzerinizde ki nimetlerini hatırlayın, sizin içinizden Resuller yaptı, sizi egemen olanlar / melikler yaptı, alemlerde kimseye verilmemiş olan şeyler size verdi. (İçlerinden resul ve melikler çıkarmanın dışındaki diğer nimetleri; firavundan kurtuldular, denizi onlara yardı, menn ve selva verdi, taştan içilebilir on iki pınardan akan su çıkardı, bulutları onlara gölge etti, alemlere üstün kıldı,) Ey kavmim Allah’ın size yazdığı / farz kıldığı kutsal arza / yere girin, (Filistin, Eriha, Şam, Ürdün) ardınız üzere geri dönmeyin, hasara uğrayanlara dönüşürsünüz. Dediler ki ey Musa muhakkak ki orada zor kullanan / cebbar bir kavim var, oradan onlar çıkana değin oraya girmeyeceğiz, eğer ki onlar oradan çıkarlar, kesinlikle hemen gireriz. (Amelika kavmi) Allah’ın üzerlerinde nimeti olan iki adam dedi ki (Kalib ve Yuşa b. Nun) onların üzerine belirli bir kapıdan girin, oraya girdiğiniz zaman muhakkak ki siz galipsiniz (siz yeter ki şehre girin, ödlek onlar) eğer iman ediyorsanız , Allah’ı vekil tayin edin. Dediler ki ey Musa kesinlikle biz onlar orada kalmaya devam ettikleri sürece ebediyyen oraya girmeyiz, git, sen ve Rabbin her ikiniz savaşın biz işte burada oturup kalacağız. Musa da Ey Rabbim dedi, ben kendim ve kardeşim dışında birine egemen olamıyorum, yoldan çıkmış kavimle bizim aramızı ayır, Allah dedi ki muhakkak ki onlara / İsrail oğullarına kırk sene orası haram edildi. Yer yüzünde sersem vaziyette gezinsinler, yoldan çıkmış kavim için de ümitsizliğe düşme / tasalanma / ye’se düşme.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 23. ayet

  5. Mâide suresi, 24. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 24. ayet. قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّا لَن نَّدْخُلَهَآ أَبَدًا مَّا دَامُوا۟ فِيهَا فَٱذْهَبْ أَنتَ وَرَبُّكَ فَقَٰتِلَآ إِنَّا هَٰهُنَا قَٰعِدُونَ

    ḳâlû yâ mûsâ innâ len nedḫulehâ ebedem mâ dâmû fîhâ feẕheb ente verabbüke feḳâtilâ innâ hâhünâ ḳâ`idûn.

    Mehmet Alagaş

    (20-26) Musa kavmime dedi ki Ey kavmin, Allah’ın üzerinizde ki nimetlerini hatırlayın, sizin içinizden Resuller yaptı, sizi egemen olanlar / melikler yaptı, alemlerde kimseye verilmemiş olan şeyler size verdi. (İçlerinden resul ve melikler çıkarmanın dışındaki diğer nimetleri; firavundan kurtuldular, denizi onlara yardı, menn ve selva verdi, taştan içilebilir on iki pınardan akan su çıkardı, bulutları onlara gölge etti, alemlere üstün kıldı,) Ey kavmim Allah’ın size yazdığı / farz kıldığı kutsal arza / yere girin, (Filistin, Eriha, Şam, Ürdün) ardınız üzere geri dönmeyin, hasara uğrayanlara dönüşürsünüz. Dediler ki ey Musa muhakkak ki orada zor kullanan / cebbar bir kavim var, oradan onlar çıkana değin oraya girmeyeceğiz, eğer ki onlar oradan çıkarlar, kesinlikle hemen gireriz. (Amelika kavmi) Allah’ın üzerlerinde nimeti olan iki adam dedi ki (Kalib ve Yuşa b. Nun) onların üzerine belirli bir kapıdan girin, oraya girdiğiniz zaman muhakkak ki siz galipsiniz (siz yeter ki şehre girin, ödlek onlar) eğer iman ediyorsanız , Allah’ı vekil tayin edin. Dediler ki ey Musa kesinlikle biz onlar orada kalmaya devam ettikleri sürece ebediyyen oraya girmeyiz, git, sen ve Rabbin her ikiniz savaşın biz işte burada oturup kalacağız. Musa da Ey Rabbim dedi, ben kendim ve kardeşim dışında birine egemen olamıyorum, yoldan çıkmış kavimle bizim aramızı ayır, Allah dedi ki muhakkak ki onlara / İsrail oğullarına kırk sene orası haram edildi. Yer yüzünde sersem vaziyette gezinsinler, yoldan çıkmış kavim için de ümitsizliğe düşme / tasalanma / ye’se düşme.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 24. ayet

  6. Mâide suresi, 25. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 25. ayet. قَالَ رَبِّ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِى وَأَخِى فَٱفْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ

    ḳâle rabbi innî lâ emlikü illâ nefsî veeḫî fefruḳ beynenâ vebeyne-lḳavmi-lfâsiḳîn.

    Mehmet Alagaş

    (20-26) Musa kavmime dedi ki Ey kavmin, Allah’ın üzerinizde ki nimetlerini hatırlayın, sizin içinizden Resuller yaptı, sizi egemen olanlar / melikler yaptı, alemlerde kimseye verilmemiş olan şeyler size verdi. (İçlerinden resul ve melikler çıkarmanın dışındaki diğer nimetleri; firavundan kurtuldular, denizi onlara yardı, menn ve selva verdi, taştan içilebilir on iki pınardan akan su çıkardı, bulutları onlara gölge etti, alemlere üstün kıldı,) Ey kavmim Allah’ın size yazdığı / farz kıldığı kutsal arza / yere girin, (Filistin, Eriha, Şam, Ürdün) ardınız üzere geri dönmeyin, hasara uğrayanlara dönüşürsünüz. Dediler ki ey Musa muhakkak ki orada zor kullanan / cebbar bir kavim var, oradan onlar çıkana değin oraya girmeyeceğiz, eğer ki onlar oradan çıkarlar, kesinlikle hemen gireriz. (Amelika kavmi) Allah’ın üzerlerinde nimeti olan iki adam dedi ki (Kalib ve Yuşa b. Nun) onların üzerine belirli bir kapıdan girin, oraya girdiğiniz zaman muhakkak ki siz galipsiniz (siz yeter ki şehre girin, ödlek onlar) eğer iman ediyorsanız , Allah’ı vekil tayin edin. Dediler ki ey Musa kesinlikle biz onlar orada kalmaya devam ettikleri sürece ebediyyen oraya girmeyiz, git, sen ve Rabbin her ikiniz savaşın biz işte burada oturup kalacağız. Musa da Ey Rabbim dedi, ben kendim ve kardeşim dışında birine egemen olamıyorum, yoldan çıkmış kavimle bizim aramızı ayır, Allah dedi ki muhakkak ki onlara / İsrail oğullarına kırk sene orası haram edildi. Yer yüzünde sersem vaziyette gezinsinler, yoldan çıkmış kavim için de ümitsizliğe düşme / tasalanma / ye’se düşme.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 25. ayet

  7. Mâide suresi, 26. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 26. ayet. قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ أَرْبَعِينَ سَنَةً يَتِيهُونَ فِى ٱلْأَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ

    ḳâle feinnehâ müḥarrametün `aleyhim erbe`îne seneh. yetîhûne fi-l'arḍi felâ te'se `ale-lḳavmi-lfâsiḳîn.

    Mehmet Alagaş

    (20-26) Musa kavmime dedi ki Ey kavmin, Allah’ın üzerinizde ki nimetlerini hatırlayın, sizin içinizden Resuller yaptı, sizi egemen olanlar / melikler yaptı, alemlerde kimseye verilmemiş olan şeyler size verdi. (İçlerinden resul ve melikler çıkarmanın dışındaki diğer nimetleri; firavundan kurtuldular, denizi onlara yardı, menn ve selva verdi, taştan içilebilir on iki pınardan akan su çıkardı, bulutları onlara gölge etti, alemlere üstün kıldı,) Ey kavmim Allah’ın size yazdığı / farz kıldığı kutsal arza / yere girin, (Filistin, Eriha, Şam, Ürdün) ardınız üzere geri dönmeyin, hasara uğrayanlara dönüşürsünüz. Dediler ki ey Musa muhakkak ki orada zor kullanan / cebbar bir kavim var, oradan onlar çıkana değin oraya girmeyeceğiz, eğer ki onlar oradan çıkarlar, kesinlikle hemen gireriz. (Amelika kavmi) Allah’ın üzerlerinde nimeti olan iki adam dedi ki (Kalib ve Yuşa b. Nun) onların üzerine belirli bir kapıdan girin, oraya girdiğiniz zaman muhakkak ki siz galipsiniz (siz yeter ki şehre girin, ödlek onlar) eğer iman ediyorsanız , Allah’ı vekil tayin edin. Dediler ki ey Musa kesinlikle biz onlar orada kalmaya devam ettikleri sürece ebediyyen oraya girmeyiz, git, sen ve Rabbin her ikiniz savaşın biz işte burada oturup kalacağız. Musa da Ey Rabbim dedi, ben kendim ve kardeşim dışında birine egemen olamıyorum, yoldan çıkmış kavimle bizim aramızı ayır, Allah dedi ki muhakkak ki onlara / İsrail oğullarına kırk sene orası haram edildi. Yer yüzünde sersem vaziyette gezinsinler, yoldan çıkmış kavim için de ümitsizliğe düşme / tasalanma / ye’se düşme.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 26. ayet

Âdem'in iki oğlu; bir cana kıymak 27–34

  1. Mâide suresi, 27. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 27. ayet. وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ٱبْنَىْ ءَادَمَ بِٱلْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ ٱلْـَٔاخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلْمُتَّقِينَ

    vetlü `aleyhim nebee-bney âdeme bilḥaḳḳ. iẕ ḳarrabâ ḳurbânen fetüḳubbile min eḥadihimâ velem yüteḳabbel mine-l'âḫar. ḳâle leaḳtülennek. ḳâle innemâ yeteḳabbelü-llâhü mine-lmütteḳîn.

    Mehmet Alagaş

    (27-32) Onlara Hz, Adem’in iki oğlunun haberini sesli okuyarak aktar, her ikisi de birer kurban sundukları vakit, o ikisinden birinin kurbanı kabul edilmiş diğerinin ki kabul edilmemişti, seni öldüreceğim dedi, O da muhakkak ki Allah, sakınanlardan kabul eder, eğer bana katletmek için elini uzatırsan, ben sana karşı öldürmek için elimi uzatmam, çünkü ben alemlerin Rabbi Allah’tan kesinlikle korkarım dedi , kesinlikle dilerim ki günahlarına beni öldürme günahını da katarsın ve (haksız yere birini öldürmekten dolayı) cehennem halkından olursun, işte bu zalimlerin cezasıdır. Nefsi onu kardeşini öldürme konusunda galeyana getirdi / kışkırttı ve o da kardeşini öldürdü, hasara uğramış halde sabahladı. Allah, yeri eşen / çukur açan bir kargayı sırf ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek amacıyla yarattı, dedi ki o kadar aciz miyim ki ben kardeşimin cesedini gömmekte bir karga kadar dahi olamadım, pişman halde / nedamet getirerek sabahladı. İşte bu nedenden dolayı, İsrail oğullarına şunu yazdık, bir başka kişin karşılığı veya arzda fesat nedeniyle olmaksızın birinin kişiyi öldürmesi tıpkı insanların tümünü öldürmesi gibidir, kim de onları yaşatırsa tüm insanları yaşatmış gibidir, onlara Resullerimiz gerçekten açıklamalarla geldiler, sonra da onlardan çokları bunun ardından arzda savurganlar / israf edenler oldular.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 27. ayet

  2. Mâide suresi, 28. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 28. ayet. لَئِنۢ بَسَطتَ إِلَىَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِى مَآ أَنَا۠ بِبَاسِطٍ يَدِىَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ إِنِّىٓ أَخَافُ ٱللَّهَ رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    leim besaṭte ileyye yedeke litaḳtülenî mâ ene bibâsiṭiy yediye ileyke liaḳtülek. innî eḫâfü-llâhe rabbe-l`âlemîn.

    Mehmet Alagaş

    (27-32) Onlara Hz, Adem’in iki oğlunun haberini sesli okuyarak aktar, her ikisi de birer kurban sundukları vakit, o ikisinden birinin kurbanı kabul edilmiş diğerinin ki kabul edilmemişti, seni öldüreceğim dedi, O da muhakkak ki Allah, sakınanlardan kabul eder, eğer bana katletmek için elini uzatırsan, ben sana karşı öldürmek için elimi uzatmam, çünkü ben alemlerin Rabbi Allah’tan kesinlikle korkarım dedi , kesinlikle dilerim ki günahlarına beni öldürme günahını da katarsın ve (haksız yere birini öldürmekten dolayı) cehennem halkından olursun, işte bu zalimlerin cezasıdır. Nefsi onu kardeşini öldürme konusunda galeyana getirdi / kışkırttı ve o da kardeşini öldürdü, hasara uğramış halde sabahladı. Allah, yeri eşen / çukur açan bir kargayı sırf ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek amacıyla yarattı, dedi ki o kadar aciz miyim ki ben kardeşimin cesedini gömmekte bir karga kadar dahi olamadım, pişman halde / nedamet getirerek sabahladı. İşte bu nedenden dolayı, İsrail oğullarına şunu yazdık, bir başka kişin karşılığı veya arzda fesat nedeniyle olmaksızın birinin kişiyi öldürmesi tıpkı insanların tümünü öldürmesi gibidir, kim de onları yaşatırsa tüm insanları yaşatmış gibidir, onlara Resullerimiz gerçekten açıklamalarla geldiler, sonra da onlardan çokları bunun ardından arzda savurganlar / israf edenler oldular.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 28. ayet

  3. Mâide suresi, 29. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 29. ayet. إِنِّىٓ أُرِيدُ أَن تَبُوٓأَ بِإِثْمِى وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ وَذَٰلِكَ جَزَٰٓؤُا۟ ٱلظَّٰلِمِينَ

    innî ürîdü en tebûe biiŝmî veiŝmike fetekûne min aṣḥâbi-nnâr. veẕâlike cezâu-żżâlimîn.

    Mehmet Alagaş

    (27-32) Onlara Hz, Adem’in iki oğlunun haberini sesli okuyarak aktar, her ikisi de birer kurban sundukları vakit, o ikisinden birinin kurbanı kabul edilmiş diğerinin ki kabul edilmemişti, seni öldüreceğim dedi, O da muhakkak ki Allah, sakınanlardan kabul eder, eğer bana katletmek için elini uzatırsan, ben sana karşı öldürmek için elimi uzatmam, çünkü ben alemlerin Rabbi Allah’tan kesinlikle korkarım dedi , kesinlikle dilerim ki günahlarına beni öldürme günahını da katarsın ve (haksız yere birini öldürmekten dolayı) cehennem halkından olursun, işte bu zalimlerin cezasıdır. Nefsi onu kardeşini öldürme konusunda galeyana getirdi / kışkırttı ve o da kardeşini öldürdü, hasara uğramış halde sabahladı. Allah, yeri eşen / çukur açan bir kargayı sırf ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek amacıyla yarattı, dedi ki o kadar aciz miyim ki ben kardeşimin cesedini gömmekte bir karga kadar dahi olamadım, pişman halde / nedamet getirerek sabahladı. İşte bu nedenden dolayı, İsrail oğullarına şunu yazdık, bir başka kişin karşılığı veya arzda fesat nedeniyle olmaksızın birinin kişiyi öldürmesi tıpkı insanların tümünü öldürmesi gibidir, kim de onları yaşatırsa tüm insanları yaşatmış gibidir, onlara Resullerimiz gerçekten açıklamalarla geldiler, sonra da onlardan çokları bunun ardından arzda savurganlar / israf edenler oldular.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 29. ayet

  4. Mâide suresi, 30. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 30. ayet. فَطَوَّعَتْ لَهُۥ نَفْسُهُۥ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُۥ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

    feṭavve`at lehû nefsühû ḳatle eḫîhi feḳatelehû feaṣbeḥa mine-lḫâsirîn.

    Mehmet Alagaş

    (27-32) Onlara Hz, Adem’in iki oğlunun haberini sesli okuyarak aktar, her ikisi de birer kurban sundukları vakit, o ikisinden birinin kurbanı kabul edilmiş diğerinin ki kabul edilmemişti, seni öldüreceğim dedi, O da muhakkak ki Allah, sakınanlardan kabul eder, eğer bana katletmek için elini uzatırsan, ben sana karşı öldürmek için elimi uzatmam, çünkü ben alemlerin Rabbi Allah’tan kesinlikle korkarım dedi , kesinlikle dilerim ki günahlarına beni öldürme günahını da katarsın ve (haksız yere birini öldürmekten dolayı) cehennem halkından olursun, işte bu zalimlerin cezasıdır. Nefsi onu kardeşini öldürme konusunda galeyana getirdi / kışkırttı ve o da kardeşini öldürdü, hasara uğramış halde sabahladı. Allah, yeri eşen / çukur açan bir kargayı sırf ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek amacıyla yarattı, dedi ki o kadar aciz miyim ki ben kardeşimin cesedini gömmekte bir karga kadar dahi olamadım, pişman halde / nedamet getirerek sabahladı. İşte bu nedenden dolayı, İsrail oğullarına şunu yazdık, bir başka kişin karşılığı veya arzda fesat nedeniyle olmaksızın birinin kişiyi öldürmesi tıpkı insanların tümünü öldürmesi gibidir, kim de onları yaşatırsa tüm insanları yaşatmış gibidir, onlara Resullerimiz gerçekten açıklamalarla geldiler, sonra da onlardan çokları bunun ardından arzda savurganlar / israf edenler oldular.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 30. ayet

  5. Mâide suresi, 31. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 31. ayet. فَبَعَثَ ٱللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُرِيَهُۥ كَيْفَ يُوَٰرِى سَوْءَةَ أَخِيهِ قَالَ يَٰوَيْلَتَىٰٓ أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَٰذَا ٱلْغُرَابِ فَأُوَٰرِىَ سَوْءَةَ أَخِى فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلنَّٰدِمِينَ

    febe`aŝe-llâhü gurâbey yebḥaŝü fi-l'arḍi liyüriyehû keyfe yüvârî sev'ete eḫîh. ḳâle yâ veyletâ e`aceztü en ekûne miŝle hâẕe-lgurâbi feüvâriye sev'ete eḫî. feaṣbeḥa mine-nnâdimîn.

    Mehmet Alagaş

    (27-32) Onlara Hz, Adem’in iki oğlunun haberini sesli okuyarak aktar, her ikisi de birer kurban sundukları vakit, o ikisinden birinin kurbanı kabul edilmiş diğerinin ki kabul edilmemişti, seni öldüreceğim dedi, O da muhakkak ki Allah, sakınanlardan kabul eder, eğer bana katletmek için elini uzatırsan, ben sana karşı öldürmek için elimi uzatmam, çünkü ben alemlerin Rabbi Allah’tan kesinlikle korkarım dedi , kesinlikle dilerim ki günahlarına beni öldürme günahını da katarsın ve (haksız yere birini öldürmekten dolayı) cehennem halkından olursun, işte bu zalimlerin cezasıdır. Nefsi onu kardeşini öldürme konusunda galeyana getirdi / kışkırttı ve o da kardeşini öldürdü, hasara uğramış halde sabahladı. Allah, yeri eşen / çukur açan bir kargayı sırf ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek amacıyla yarattı, dedi ki o kadar aciz miyim ki ben kardeşimin cesedini gömmekte bir karga kadar dahi olamadım, pişman halde / nedamet getirerek sabahladı. İşte bu nedenden dolayı, İsrail oğullarına şunu yazdık, bir başka kişin karşılığı veya arzda fesat nedeniyle olmaksızın birinin kişiyi öldürmesi tıpkı insanların tümünü öldürmesi gibidir, kim de onları yaşatırsa tüm insanları yaşatmış gibidir, onlara Resullerimiz gerçekten açıklamalarla geldiler, sonra da onlardan çokları bunun ardından arzda savurganlar / israf edenler oldular.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 31. ayet

  6. Mâide suresi, 32. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 32. ayet. مِنْ أَجْلِ ذَٰلِكَ كَتَبْنَا عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَنَّهُۥ مَن قَتَلَ نَفْسًۢا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِى ٱلْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَآ أَحْيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِٱلْبَيِّنَٰتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم بَعْدَ ذَٰلِكَ فِى ٱلْأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ

    min ecli ẕâlik. ketebnâ `alâ benî isrâîle ennehû men ḳatele nefsem bigayri nefsin ev fesâdin fi-l'arḍi fekeennemâ ḳatele-nnâse cemî`â. vemen aḥyâhâ fekeennemâ aḥye-nnâse cemî`â. veleḳad câethüm rusülünâ bilbeyyinât. ŝümme inne keŝîram minhüm ba`de ẕâlike fi-l'arḍi lemüsrifûn.

    Mehmet Alagaş

    (27-32) Onlara Hz, Adem’in iki oğlunun haberini sesli okuyarak aktar, her ikisi de birer kurban sundukları vakit, o ikisinden birinin kurbanı kabul edilmiş diğerinin ki kabul edilmemişti, seni öldüreceğim dedi, O da muhakkak ki Allah, sakınanlardan kabul eder, eğer bana katletmek için elini uzatırsan, ben sana karşı öldürmek için elimi uzatmam, çünkü ben alemlerin Rabbi Allah’tan kesinlikle korkarım dedi , kesinlikle dilerim ki günahlarına beni öldürme günahını da katarsın ve (haksız yere birini öldürmekten dolayı) cehennem halkından olursun, işte bu zalimlerin cezasıdır. Nefsi onu kardeşini öldürme konusunda galeyana getirdi / kışkırttı ve o da kardeşini öldürdü, hasara uğramış halde sabahladı. Allah, yeri eşen / çukur açan bir kargayı sırf ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek amacıyla yarattı, dedi ki o kadar aciz miyim ki ben kardeşimin cesedini gömmekte bir karga kadar dahi olamadım, pişman halde / nedamet getirerek sabahladı. İşte bu nedenden dolayı, İsrail oğullarına şunu yazdık, bir başka kişin karşılığı veya arzda fesat nedeniyle olmaksızın birinin kişiyi öldürmesi tıpkı insanların tümünü öldürmesi gibidir, kim de onları yaşatırsa tüm insanları yaşatmış gibidir, onlara Resullerimiz gerçekten açıklamalarla geldiler, sonra da onlardan çokları bunun ardından arzda savurganlar / israf edenler oldular.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 32. ayet

  7. Mâide suresi, 33. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 33. ayet. إِنَّمَا جَزَٰٓؤُا۟ ٱلَّذِينَ يُحَارِبُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُوٓا۟ أَوْ يُصَلَّبُوٓا۟ أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلَٰفٍ أَوْ يُنفَوْا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ ذَٰلِكَ لَهُمْ خِزْىٌ فِى ٱلدُّنْيَا وَلَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

    innemâ cezâü-lleẕîne yüḥâribûne-llâhe verasûlehû veyes`avne fi-l'arḍi fesâden ey yüḳattelû ev yüṣallebû ev tüḳaṭṭa`a eydîhim veercülühüm min ḫilâfin ev yünfev mine-l'arḍ. ẕâlike lehüm ḫizyün fi-ddünyâ velehüm fi-l'âḫirati `aẕâbün `ażîm.

    Mehmet Alagaş

    (33-34) Allah’la ve Resulü ile harp edenlerin ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranların karşılığı / cezası, katledilmeleri, asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi veyahut arzda sürgün edilmeleridir, bu onlar için dünyadaki aşağılanmadır, onlar için ahirette de çok büyük bir azap vardır. Aleyhlerine takdir gerçekleşmeden önce tövbe edenler bundan istisnadır, şunu bilin ki kesinlikle Allah bağışlayandır, esirgeyendir,

    Ayet detayı — Mâide suresi, 33. ayet

  8. Mâide suresi, 34. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 34. ayet. إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ مِن قَبْلِ أَن تَقْدِرُوا۟ عَلَيْهِمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    ille-lleẕîne tâbû min ḳabli en taḳdirû `aleyhim. fa`lemû enne-llâhe gafûrur raḥîm.

    Mehmet Alagaş

    (33-34) Allah’la ve Resulü ile harp edenlerin ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranların karşılığı / cezası, katledilmeleri, asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi veyahut arzda sürgün edilmeleridir, bu onlar için dünyadaki aşağılanmadır, onlar için ahirette de çok büyük bir azap vardır. Aleyhlerine takdir gerçekleşmeden önce tövbe edenler bundan istisnadır, şunu bilin ki kesinlikle Allah bağışlayandır, esirgeyendir,

    Ayet detayı — Mâide suresi, 34. ayet

Vesile aramak; hırsızlık cezası ve tövbe 35–40

  1. Mâide suresi, 35. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 35. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱبْتَغُوٓا۟ إِلَيْهِ ٱلْوَسِيلَةَ وَجَٰهِدُوا۟ فِى سَبِيلِهِۦ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe vebtegû ileyhi-lvesîlete vecâhidû fî sebîlihî le`alleküm tüfliḥûn.

    Mehmet Alagaş

    (35-37) Ey iman edenler, Allah’tan sakının, ona ulaştıran vesileler arayın, O’nun yolunda gayret edin / cihat edin, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz. Kafirlere gelince, şayet yeryüzündeki her şey ve bir misli daha / bir o kadarı daha onların olsa, onu da kıyamet günü azabına fidye olarak verseler, onlardan kabul edilmez, onlara acıtıcı bir azap vardır , ateşten çıkabilmeyi dilerler, ama ondan çıkacak değildirler, sürekli bir azap onlarındır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 35. ayet

  2. Mâide suresi, 36. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 36. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لِيَفْتَدُوا۟ بِهِۦ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    inne-lleẕîne keferû lev enne lehüm mâ fi-l'arḍi cemî`av vemiŝlehû me`ahû liyeftedû bihî min `aẕâbi yevmi-lḳiyâmeti mâ tüḳubbile minhüm. velehüm `aẕâbün elîm.

    Mehmet Alagaş

    (35-37) Ey iman edenler, Allah’tan sakının, ona ulaştıran vesileler arayın, O’nun yolunda gayret edin / cihat edin, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz. Kafirlere gelince, şayet yeryüzündeki her şey ve bir misli daha / bir o kadarı daha onların olsa, onu da kıyamet günü azabına fidye olarak verseler, onlardan kabul edilmez, onlara acıtıcı bir azap vardır , ateşten çıkabilmeyi dilerler, ama ondan çıkacak değildirler, sürekli bir azap onlarındır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 36. ayet

  3. Mâide suresi, 37. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 37. ayet. يُرِيدُونَ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ

    yürîdûne ey yaḫrucû mine-nnâri vemâ hüm biḫâricîne minhâ. velehüm `aẕâbüm müḳîm.

    Mehmet Alagaş

    (35-37) Ey iman edenler, Allah’tan sakının, ona ulaştıran vesileler arayın, O’nun yolunda gayret edin / cihat edin, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz. Kafirlere gelince, şayet yeryüzündeki her şey ve bir misli daha / bir o kadarı daha onların olsa, onu da kıyamet günü azabına fidye olarak verseler, onlardan kabul edilmez, onlara acıtıcı bir azap vardır , ateşten çıkabilmeyi dilerler, ama ondan çıkacak değildirler, sürekli bir azap onlarındır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 37. ayet

  4. Mâide suresi, 38. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 38. ayet. وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا جَزَآءًۢ بِمَا كَسَبَا نَكَٰلًا مِّنَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

    vessâriḳu vessâriḳatü faḳṭa`û eydiyehümâ cezâem bimâ kesebâ nekâlem mine-llâh. vellâhü `azîzün ḥakîm.

    Mehmet Alagaş

    (38-40) Erkek hırsızın ve kadın hırsızın her ikisinin de Allah’tan bir gözdağı, kazandıklarının bir cezası olarak ellerini kesin, Allah saygıdeğerdir, hikmetli karar verir , k im de bu zulmünün ardından tövbe ederse ve düzelirse, muhakkak ki Allah’ta ondan vazgeçer / tövbesini kabul eder, muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Bilmez misiniz ki muhakkak ki Allah, semaların ve arzın egemenliği O’nundur, (mülküne istediği gibi davranabilme özgürlüğü) istediğine azap eder, istediği kimseyi de bağışlar, Allah her şeyi gücü yetip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 38. ayet

  5. Mâide suresi, 39. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 39. ayet. فَمَن تَابَ مِنۢ بَعْدِ ظُلْمِهِۦ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    femen tâbe mim ba`di żulmihî veaṣleḥa feinne-llâhe yetûbü `aleyh. inne-llâhe gafûrur raḥîm.

    Mehmet Alagaş

    (38-40) Erkek hırsızın ve kadın hırsızın her ikisinin de Allah’tan bir gözdağı, kazandıklarının bir cezası olarak ellerini kesin, Allah saygıdeğerdir, hikmetli karar verir , k im de bu zulmünün ardından tövbe ederse ve düzelirse, muhakkak ki Allah’ta ondan vazgeçer / tövbesini kabul eder, muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Bilmez misiniz ki muhakkak ki Allah, semaların ve arzın egemenliği O’nundur, (mülküne istediği gibi davranabilme özgürlüğü) istediğine azap eder, istediği kimseyi de bağışlar, Allah her şeyi gücü yetip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 39. ayet

  6. Mâide suresi, 40. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 40. ayet. أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    elem ta`lem enne-llâhe lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍi yü`aẕẕibü mey yeşâü veyagfiru limey yeşâ'. vellâhü `alâ külli şey'in ḳadîr.

    Mehmet Alagaş

    (38-40) Erkek hırsızın ve kadın hırsızın her ikisinin de Allah’tan bir gözdağı, kazandıklarının bir cezası olarak ellerini kesin, Allah saygıdeğerdir, hikmetli karar verir , k im de bu zulmünün ardından tövbe ederse ve düzelirse, muhakkak ki Allah’ta ondan vazgeçer / tövbesini kabul eder, muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Bilmez misiniz ki muhakkak ki Allah, semaların ve arzın egemenliği O’nundur, (mülküne istediği gibi davranabilme özgürlüğü) istediğine azap eder, istediği kimseyi de bağışlar, Allah her şeyi gücü yetip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 40. ayet

Tevrat, İncil ve Kur'an ile hükmetmek 41–50

  1. Mâide suresi, 41. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 41. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ مِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِأَفْوَٰهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ وَمِنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّٰعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ مِنۢ بَعْدِ مَوَاضِعِهِۦ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَٱحْذَرُوا۟ وَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ فِتْنَتَهُۥ فَلَن تَمْلِكَ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَمْ يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

    yâ eyyühe-rrasûlü lâ yaḥzünke-lleẕîne yüsâri`ûne fi-lküfri mine-lleẕîne ḳâlû âmennâ biefvâhihim velem tü'min ḳulûbühüm. vemine-lleẕîne hâdû semmâ`ûne lilkeẕibi semmâ`ûne liḳavmin âḫarîne lem ye'tûk. yüḥarrifûne-lkelime mim ba`di mevâḍi`ih. yeḳûlûne in ûtîtüm hâẕâ feḫuẕûhü veil lem tü'tevhü faḥẕerû. vemey yüridi-llâhü fitnetehû felen temlike lehû mine-llâhi şey'â. ülâike-lleẕîne lem yüridi-llâhü ey yüṭahhira ḳulûbehüm. lehüm fi-ddünyâ ḫizyüv velehüm fi-l'âḫirati `aẕâbün `ażîm.

    Mehmet Alagaş

    (41) Ey Resul, küfür konusunda yarışanlar seni üzmesin, onlar ki ağızları ile iman ettik derler, kalpleri ile iman etmezler, Yahudilerden birileri yalana kulak kabartırlar, sana gelmeyen diğer bir topluluk için kulak kabartırlar, (gidin ne konuşuyor gelin bize anlatın diyen birileri) kelimelerin anlam yerlerini harfleri kullanarak tahrif ediyorlardı, sizin lehinize ise verilen, onu alın, eğer lehinize değilse verilen, ondan sakının / uzak durun, Allah, kimin sınanmasını dilemişse, asla Allah’tan ona gelecek şeye malik olamazsın, işte onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemedikleridir, onlara dünyada aşağılanma ve Ahirette de büyük bir azap vardır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 41. ayet

  2. Mâide suresi, 42. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 42. ayet. سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّٰلُونَ لِلسُّحْتِ فَإِن جَآءُوكَ فَٱحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْـًٔا وَإِنْ حَكَمْتَ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ

    semmâ`ûne lilkeẕibi ekkâlûne lissuḥt. fein câûke faḥküm beynehüm ev a`riḍ `anhüm. vein tü`riḍ `anhüm feley yeḍurrûke şey'â. vein ḥakemte faḥküm beynehüm bilḳisṭ. inne-llâhe yüḥibbü-lmuḳsiṭîn.

    Mehmet Alagaş

    (42-43) Yalana kulak kabartanlar, aynı zamanda rüşveti yiyenlerdir, eğer sana gelirlerse aralarında karar ver veya hiç ilgilenme onlardan yüzünü çevir, eğer onlardan yüzünü çevirirsen, sana asla hiçbir zarar veremezler, eğer hüküm vereceksen de ölçüye / kıstasa dayanarak aralarında hükmet, muhakkak ki Allah ölçülü / kıstaslı / iktisatlı karar verenleri sever. Tevrat yanlarındayken ve onda da Allah’ın hükümleri varken nasıl olur da seni hakem yapıyorlar ki? Sonra da bunun ardından / bu kararın ardından da döneklik ediyorlar, işte onlar güvenen / iman edenler değildirler.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 42. ayet

  3. Mâide suresi, 43. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 43. ayet. وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ ٱلتَّوْرَىٰةُ فِيهَا حُكْمُ ٱللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَمَآ أُو۟لَٰٓئِكَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ

    vekeyfe yüḥakkimûneke ve`indehümü-ttevrâtü fîhâ ḥukmü-llâhi ŝümme yetevellevne mim ba`di ẕâlik. vemâ ülâike bilmü'minîn.

    Mehmet Alagaş

    (42-43) Yalana kulak kabartanlar, aynı zamanda rüşveti yiyenlerdir, eğer sana gelirlerse aralarında karar ver veya hiç ilgilenme onlardan yüzünü çevir, eğer onlardan yüzünü çevirirsen, sana asla hiçbir zarar veremezler, eğer hüküm vereceksen de ölçüye / kıstasa dayanarak aralarında hükmet, muhakkak ki Allah ölçülü / kıstaslı / iktisatlı karar verenleri sever. Tevrat yanlarındayken ve onda da Allah’ın hükümleri varken nasıl olur da seni hakem yapıyorlar ki? Sonra da bunun ardından / bu kararın ardından da döneklik ediyorlar, işte onlar güvenen / iman edenler değildirler.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 43. ayet

  4. Mâide suresi, 44. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 44. ayet. إِنَّآ أَنزَلْنَا ٱلتَّوْرَىٰةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا ٱلنَّبِيُّونَ ٱلَّذِينَ أَسْلَمُوا۟ لِلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ بِمَا ٱسْتُحْفِظُوا۟ مِن كِتَٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُوا۟ عَلَيْهِ شُهَدَآءَ فَلَا تَخْشَوُا۟ ٱلنَّاسَ وَٱخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِى ثَمَنًا قَلِيلًا وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَٰفِرُونَ

    innâ enzelne-ttevrâte fîhâ hüdev venûr. yaḥkümü bihe-nnebiyyûne-lleẕîne eslemû lilleẕîne hâdû verrabbâniyyûne vel'aḥbâru bime-stuḥfiżû min kitâbi-llâhi vekânû `aleyhi şühedâ'. felâ taḫşevu-nnâse vaḫşevni velâ teşterû biâyâtî ŝemenen ḳalîlâ. vemel lem yaḥküm bimâ enzele-llâhü feülâike hümü-lkâfirûn.

    Mehmet Alagaş

    (44-47) HÜKMETMEYENLER KAFİRDİR, ZALİMDİR, FASIKTIR) Muhakkak ki biz Tevrat’ı indirdik, içinde rehberlik var ve nur var, teslim olmuş nebiler, yahudiler, ruhbanlar / rabbaniyyunlar ve alimler Allah’ın kitabını korumaları görevleri nedeniyle onunla karar verirlerdi, bu duruma da şahittiler, insanlardan çekinm eyin, benden çekinin, ayetlerimi az bir dünyalığın müşterisi olarak satmayın, her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendisidir. Onda / Tevrat’ta şöyle yazdık, her bir kişi karşılığında bir kişi, gözün karşılığı göz, burunun karşılığı burun, kulağın karşılığı kulak, dişin karşılığı di ş, yaraların kısası yara, her kim buna bağlı kalırsa / sadık kalırsa, o yaptığı onun için kefarettir (Günahını örtbas ettirir) her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendisidir. Meryem oğlu İsa’yı onların izleri / eserleri üzere artlarından , ellerindeki Tevrat’a bağlı / tasdik edici olarak gönderdik, O’na incili verdik, içinde rehberlik var ve nur var, Tevrat’tan ellerinde olana bağlılık gösterir / tastik eder, rehberdir, sakınanlar için bir öğüttür / vaazdır. İncil halkı Allah’ın onda indirdikleri ile hüküm versin, her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkmışların / fasıkların ta kendisidir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 44. ayet

  5. Mâide suresi, 45. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 45. ayet. وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَآ أَنَّ ٱلنَّفْسَ بِٱلنَّفْسِ وَٱلْعَيْنَ بِٱلْعَيْنِ وَٱلْأَنفَ بِٱلْأَنفِ وَٱلْأُذُنَ بِٱلْأُذُنِ وَٱلسِّنَّ بِٱلسِّنِّ وَٱلْجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِۦ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَّهُۥ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ

    veketebnâ `aleyhim fîhâ enne-nnefse binnefsi vel`ayne bil`ayni vel'enfe bil'enfi vel'üẕüne bil'üẕüni vessinne bissinni velcürûḥa ḳiṣâṣ. femen teṣaddeḳa bihî fehüve keffâratül leh. vemel lem yaḥküm bimâ enzele-llâhü feülâike hümu-żżâlimûn.

    Mehmet Alagaş

    (44-47) HÜKMETMEYENLER KAFİRDİR, ZALİMDİR, FASIKTIR) Muhakkak ki biz Tevrat’ı indirdik, içinde rehberlik var ve nur var, teslim olmuş nebiler, yahudiler, ruhbanlar / rabbaniyyunlar ve alimler Allah’ın kitabını korumaları görevleri nedeniyle onunla karar verirlerdi, bu duruma da şahittiler, insanlardan çekinm eyin, benden çekinin, ayetlerimi az bir dünyalığın müşterisi olarak satmayın, her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendisidir. Onda / Tevrat’ta şöyle yazdık, her bir kişi karşılığında bir kişi, gözün karşılığı göz, burunun karşılığı burun, kulağın karşılığı kulak, dişin karşılığı di ş, yaraların kısası yara, her kim buna bağlı kalırsa / sadık kalırsa, o yaptığı onun için kefarettir (Günahını örtbas ettirir) her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendisidir. Meryem oğlu İsa’yı onların izleri / eserleri üzere artlarından , ellerindeki Tevrat’a bağlı / tasdik edici olarak gönderdik, O’na incili verdik, içinde rehberlik var ve nur var, Tevrat’tan ellerinde olana bağlılık gösterir / tastik eder, rehberdir, sakınanlar için bir öğüttür / vaazdır. İncil halkı Allah’ın onda indirdikleri ile hüküm versin, her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkmışların / fasıkların ta kendisidir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 45. ayet

  6. Mâide suresi, 46. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 46. ayet. وَقَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْإِنجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ

    veḳaffeynâ `alâ âŝârihim bi`îse-bni meryeme müṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi mine-ttevrât. veâteynâhü-l'incîle fîhi hüdev venûruv vemüṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi mine-ttevrâti vehüdev vemev`iżatel lilmütteḳîn.

    Mehmet Alagaş

    (44-47) HÜKMETMEYENLER KAFİRDİR, ZALİMDİR, FASIKTIR) Muhakkak ki biz Tevrat’ı indirdik, içinde rehberlik var ve nur var, teslim olmuş nebiler, yahudiler, ruhbanlar / rabbaniyyunlar ve alimler Allah’ın kitabını korumaları görevleri nedeniyle onunla karar verirlerdi, bu duruma da şahittiler, insanlardan çekinm eyin, benden çekinin, ayetlerimi az bir dünyalığın müşterisi olarak satmayın, her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendisidir. Onda / Tevrat’ta şöyle yazdık, her bir kişi karşılığında bir kişi, gözün karşılığı göz, burunun karşılığı burun, kulağın karşılığı kulak, dişin karşılığı di ş, yaraların kısası yara, her kim buna bağlı kalırsa / sadık kalırsa, o yaptığı onun için kefarettir (Günahını örtbas ettirir) her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendisidir. Meryem oğlu İsa’yı onların izleri / eserleri üzere artlarından , ellerindeki Tevrat’a bağlı / tasdik edici olarak gönderdik, O’na incili verdik, içinde rehberlik var ve nur var, Tevrat’tan ellerinde olana bağlılık gösterir / tastik eder, rehberdir, sakınanlar için bir öğüttür / vaazdır. İncil halkı Allah’ın onda indirdikleri ile hüküm versin, her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkmışların / fasıkların ta kendisidir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 46. ayet

  7. Mâide suresi, 47. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 47. ayet. وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ ٱلْإِنجِيلِ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فِيهِ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ

    velyaḥküm ehlü-l'incîli bimâ enzele-llâhü fîh. vemel lem yaḥküm bimâ enzele-llâhü feülâike hümü-lfâsiḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (44-47) HÜKMETMEYENLER KAFİRDİR, ZALİMDİR, FASIKTIR) Muhakkak ki biz Tevrat’ı indirdik, içinde rehberlik var ve nur var, teslim olmuş nebiler, yahudiler, ruhbanlar / rabbaniyyunlar ve alimler Allah’ın kitabını korumaları görevleri nedeniyle onunla karar verirlerdi, bu duruma da şahittiler, insanlardan çekinm eyin, benden çekinin, ayetlerimi az bir dünyalığın müşterisi olarak satmayın, her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendisidir. Onda / Tevrat’ta şöyle yazdık, her bir kişi karşılığında bir kişi, gözün karşılığı göz, burunun karşılığı burun, kulağın karşılığı kulak, dişin karşılığı di ş, yaraların kısası yara, her kim buna bağlı kalırsa / sadık kalırsa, o yaptığı onun için kefarettir (Günahını örtbas ettirir) her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendisidir. Meryem oğlu İsa’yı onların izleri / eserleri üzere artlarından , ellerindeki Tevrat’a bağlı / tasdik edici olarak gönderdik, O’na incili verdik, içinde rehberlik var ve nur var, Tevrat’tan ellerinde olana bağlılık gösterir / tastik eder, rehberdir, sakınanlar için bir öğüttür / vaazdır. İncil halkı Allah’ın onda indirdikleri ile hüküm versin, her kim Allah’ın indirdikleri ile karar vermezse / hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkmışların / fasıkların ta kendisidir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 47. ayet

  8. Mâide suresi, 48. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 48. ayet. وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ عَمَّا جَآءَكَ مِنَ ٱلْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَلَٰكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِى مَآ ءَاتَىٰكُمْ فَٱسْتَبِقُوا۟ ٱلْخَيْرَٰتِ إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

    veenzelnâ ileyke-lkitâbe bilḥaḳḳi müṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi mine-lkitâbi vemüheyminen `aleyhi faḥküm beynehüm bimâ enzele-llâhü velâ tettebi` ehvâehüm `ammâ câeke mine-lḥaḳḳ. liküllin ce`alnâ minküm şir`atev veminhâcâ. velev şâe-llâhü lece`aleküm ümmetev vâḥidetev velâkil liyeblüveküm fî mâ âtâküm festebiḳu-lḫayrât. ile-llâhi merci`uküm cemî`an feyünebbiüküm bimâ küntüm fîhi taḫtelifûn.

    Mehmet Alagaş

    (48-49) Sana da (Ey Muhammed) kitaptan ellerinde olana bağlılık gösteren / tasdik edici ve kollayıp gözetici / müheymin kitabı da (Kuran-ı kerimi de) gerçek olarak indirdik, onlar arasında Allah’ın indirdiği ile karar ver / hükmet, sana gerçek geldikten sonra onların keyiflerine uyma, Her biriniz için belli bir yol, belli bir program yaptık, şayet Allah isteseydi, sizi tek bir toplum / ümmet yapardı ve fakat size verdiklerimizle sizi sınanmak için farklı yol ve yöntemler uyguladık, İyiliklerde / hayırlarda yarışın, hepinizin geri dönüşü Allah’adır, aranızda karşıtlaştığınız / ihtilafa düştüğünüz şeyler hakkında size haber verilecektir. Aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmet, onların havai keyiflerine uyma, şayet yüz çevirirlerse, şunu bil ki Allah onlara günahlarının bazısının nasip olmasını diliyordur, muhakkak ki insanlardan çoğunluğu yoldan çıkmış haldedir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 48. ayet

  9. Mâide suresi, 49. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 49. ayet. وَأَنِ ٱحْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ وَٱحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَنۢ بَعْضِ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيْكَ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَٱعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلنَّاسِ لَفَٰسِقُونَ

    veeni-ḥküm beynehüm bimâ enzele-llâhü velâ tettebi` ehvâehüm vaḥẕerhüm ey yeftinûke `am ba`ḍi mâ enzele-llâhü ileyk. fein tevellev fa`lem ennemâ yürîdü-llâhü ey yüṣîbehüm biba`ḍi ẕünûbihim. veinne keŝîram mine-nnâsi lefâsiḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (48-49) Sana da (Ey Muhammed) kitaptan ellerinde olana bağlılık gösteren / tasdik edici ve kollayıp gözetici / müheymin kitabı da (Kuran-ı kerimi de) gerçek olarak indirdik, onlar arasında Allah’ın indirdiği ile karar ver / hükmet, sana gerçek geldikten sonra onların keyiflerine uyma, Her biriniz için belli bir yol, belli bir program yaptık, şayet Allah isteseydi, sizi tek bir toplum / ümmet yapardı ve fakat size verdiklerimizle sizi sınanmak için farklı yol ve yöntemler uyguladık, İyiliklerde / hayırlarda yarışın, hepinizin geri dönüşü Allah’adır, aranızda karşıtlaştığınız / ihtilafa düştüğünüz şeyler hakkında size haber verilecektir. Aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmet, onların havai keyiflerine uyma, şayet yüz çevirirlerse, şunu bil ki Allah onlara günahlarının bazısının nasip olmasını diliyordur, muhakkak ki insanlardan çoğunluğu yoldan çıkmış haldedir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 49. ayet

  10. Mâide suresi, 50. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 50. ayet. أَفَحُكْمَ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ ٱللَّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ

    efeḥukme-lcâhiliyyeti yebgûne. vemen aḥsenü mine-llâhi ḥukmel liḳavmiy yûḳinûn.

    Mehmet Alagaş

    (50) Hâlâ, cahiliye hükümlerini mi arıyorlar? kesin ikna olmuş / yakinen iman etmiş kavim için Allah’tan başka kim güzel hüküm verebilir ki?

    Ayet detayı — Mâide suresi, 50. ayet

Dost edinme ve Allah'ın taraftarları 51–56

  1. Mâide suresi, 51. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 51. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلْيَهُودَ وَٱلنَّصَٰرَىٰٓ أَوْلِيَآءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُۥ مِنْهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕü-lyehûde venneṣârâ evliyâ'. ba`ḍuhüm evliyâü ba`ḍ. vemey yetevellehüm minküm feinnehû minhüm. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.

    Mehmet Alagaş

    (51-53) Ey iman edenler, Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin, sizler birbirinizin dostusunuz, her kim sizden yüz çevirirse onlardandır, muhakkak ki Allah, zalim kavmi yola iletmez. Kalpleri hastalıklı olanları onlar içine (karışmak için) koştuklarını görürsün, gün olur başımıza felaketin gelmesinden / tekrar iktidara gelmelerinden çekiniyoruz diyorlar, belki de Allah, bir fetih getirir yahut yanından bir emir verir de içlerinde gizledikleri ortaya çıkar ve pişman olurlar. İman edenler derler ki, Allah’a var güçleri ile sizinle beraber olduklarına dair yemin edenler işte bunlar mı? onların amelleri boşa çıktı, hasara uğramış halde sabahladılar.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 51. ayet

  2. Mâide suresi, 52. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 52. ayet. فَتَرَى ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ يُسَٰرِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَىٰٓ أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةٌ فَعَسَى ٱللَّهُ أَن يَأْتِىَ بِٱلْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِۦ فَيُصْبِحُوا۟ عَلَىٰ مَآ أَسَرُّوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ نَٰدِمِينَ

    fetere-lleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuy yüsâri`ûne fîhim yeḳûlûne naḫşâ en tüṣîbenâ dâirah. fe`ase-llâhü ey ye'tiye bilfetḥi ev emrim min `indihî feyuṣbiḥû `alâ mâ eserrû fî enfüsihim nâdimîn.

    Mehmet Alagaş

    (51-53) Ey iman edenler, Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin, sizler birbirinizin dostusunuz, her kim sizden yüz çevirirse onlardandır, muhakkak ki Allah, zalim kavmi yola iletmez. Kalpleri hastalıklı olanları onlar içine (karışmak için) koştuklarını görürsün, gün olur başımıza felaketin gelmesinden / tekrar iktidara gelmelerinden çekiniyoruz diyorlar, belki de Allah, bir fetih getirir yahut yanından bir emir verir de içlerinde gizledikleri ortaya çıkar ve pişman olurlar. İman edenler derler ki, Allah’a var güçleri ile sizinle beraber olduklarına dair yemin edenler işte bunlar mı? onların amelleri boşa çıktı, hasara uğramış halde sabahladılar.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 52. ayet

  3. Mâide suresi, 53. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 53. ayet. وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَهَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فَأَصْبَحُوا۟ خَٰسِرِينَ

    veyeḳûlü-lleẕîne âmenû ehâülâi-lleẕîne aḳsemû billâhi cehde eymânihim innehüm leme`aküm. ḥabiṭat a`mâlühüm feaṣbeḥû ḫâsirîn.

    Mehmet Alagaş

    (51-53) Ey iman edenler, Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin, sizler birbirinizin dostusunuz, her kim sizden yüz çevirirse onlardandır, muhakkak ki Allah, zalim kavmi yola iletmez. Kalpleri hastalıklı olanları onlar içine (karışmak için) koştuklarını görürsün, gün olur başımıza felaketin gelmesinden / tekrar iktidara gelmelerinden çekiniyoruz diyorlar, belki de Allah, bir fetih getirir yahut yanından bir emir verir de içlerinde gizledikleri ortaya çıkar ve pişman olurlar. İman edenler derler ki, Allah’a var güçleri ile sizinle beraber olduklarına dair yemin edenler işte bunlar mı? onların amelleri boşa çıktı, hasara uğramış halde sabahladılar.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 53. ayet

  4. Mâide suresi, 54. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 54. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَسَوْفَ يَأْتِى ٱللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُۥٓ أَذِلَّةٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ يُجَٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû mey yertedde minküm `an dînihî fesevfe ye'ti-llâhü biḳavmiy yüḥibbühüm veyüḥibbûnehû eẕilletin `ale-lmü'minîne e`izzetin `ale-lkâfirîn. yücâhidûne fî sebîli-llâhi velâ yeḫâfûne levmete lâim. ẕâlike faḍlü-llâhi yü'tîhi mey yeşâ'. vellâhü vâsi`un `alîm.

    Mehmet Alagaş

    (54) Ey iman edenler sizden kim din değiştirirse / mürted olursa ilerde Allah öyle bir topluluk getirir ki , onları sever, onlar da O’nu / Allah’ı severler, müminlere karşı alçalırlar, kafirlere karşı onurlu / izzetli olurlar, Allah’ın yolunda gayret gösterirler / cihat ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar, işte bu Allah’ın maddi ve manevi hazinesidir / erdemidir onu istediği kişiye verir, Allah kapsamı geniştir, bilendir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 54. ayet

  5. Mâide suresi, 55. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 55. ayet. إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُمْ رَٰكِعُونَ

    innemâ veliyyükümü-llâhü verasûlühû velleẕîne âmenü-lleẕîne yüḳîmûne-ṣṣalâte veyü'tûne-zzekâte vehüm râki`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (55-56) Sizin dostlarınız Allah’tır, Resulüdür ve iman edenlerdir, ki onlar namazı kalkar kılarlar, zekâtı verirler, onlar rükû edenlerdir. Her kim Allah’ı Resulünü ve iman edenleri dost edinirse muhakkak ki Allah’ın taraftarları, yeneceklerdir / galip geleceklerdir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 55. ayet

  6. Mâide suresi, 56. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 56. ayet. وَمَن يَتَوَلَّ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَإِنَّ حِزْبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ

    vemey yetevelle-llâhe verasûlehû velleẕîne âmenû feinne ḥizbe-llâhi hümü-lgâlibûn.

    Mehmet Alagaş

    (55-56) Sizin dostlarınız Allah’tır, Resulüdür ve iman edenlerdir, ki onlar namazı kalkar kılarlar, zekâtı verirler, onlar rükû edenlerdir. Her kim Allah’ı Resulünü ve iman edenleri dost edinirse muhakkak ki Allah’ın taraftarları, yeneceklerdir / galip geleceklerdir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 56. ayet

Dini alaya alanlar; "Allah'ın eli bağlıdır" diyenler 57–66

  1. Mâide suresi, 57. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 57. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَٱلْكُفَّارَ أَوْلِيَآءَ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕü-lleẕîne-tteḫaẕû dîneküm hüzüvev vele`ibem mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm velküffâra evliyâ'. vetteḳu-llâhe in küntüm mü'minîn.

    Mehmet Alagaş

    (57-62) Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenler içinden dininizi, eğlence ve oyun haline getirenleri ve kafirleri dost edinmeyin, eğer iman edenler iseniz, Allah’tan sakının. Siz namaza seslendiğinizde, onu eğlence ve oyun haline getiriyorlar, bu onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır. De ki ey kitap ehli, bizden Allah’a iman ettiğimiz, bize indirilene ve bizden önce indirilene iman ettiğimiz için mi nefret ediyorsunuz? Muhakkak ki sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselerdir. De ki Allah katında ceza olarak bundan daha fena / daha şer bir şeyi size haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği ve gazap ettiği kimsedir, onlardan maymunlar, domuzlar ve Tağuta tapanlar oluşturmuştur, mekân olarak ta onlar fena yerdedirler ve yolun orta noktasından sapmışlardır. Si ze geldiklerinde iman ettik derler, kesinlikle aranıza kafir olarak girerler ve o halde de ayrılırlar, onların neyi ağızlarında sakladıklarını en iyi Allah bilir , onların çoğunun günah, kötülük haram yeme / rüşvet yeme üzerine yarış ettiklerini görürsün, yapıyor oldukları şey ne kötüdür.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 57. ayet

  2. Mâide suresi, 58. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 58. ayet. وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ ٱتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْقِلُونَ

    veiẕâ nâdeytüm ile-ṣṣalâti-tteḫaẕûhâ hüzüvev vele`ibâ. ẕâlike biennehüm ḳavmül lâ ya`ḳilûn.

    Mehmet Alagaş

    (57-62) Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenler içinden dininizi, eğlence ve oyun haline getirenleri ve kafirleri dost edinmeyin, eğer iman edenler iseniz, Allah’tan sakının. Siz namaza seslendiğinizde, onu eğlence ve oyun haline getiriyorlar, bu onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır. De ki ey kitap ehli, bizden Allah’a iman ettiğimiz, bize indirilene ve bizden önce indirilene iman ettiğimiz için mi nefret ediyorsunuz? Muhakkak ki sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselerdir. De ki Allah katında ceza olarak bundan daha fena / daha şer bir şeyi size haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği ve gazap ettiği kimsedir, onlardan maymunlar, domuzlar ve Tağuta tapanlar oluşturmuştur, mekân olarak ta onlar fena yerdedirler ve yolun orta noktasından sapmışlardır. Si ze geldiklerinde iman ettik derler, kesinlikle aranıza kafir olarak girerler ve o halde de ayrılırlar, onların neyi ağızlarında sakladıklarını en iyi Allah bilir , onların çoğunun günah, kötülük haram yeme / rüşvet yeme üzerine yarış ettiklerini görürsün, yapıyor oldukları şey ne kötüdür.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 58. ayet

  3. Mâide suresi, 59. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 59. ayet. قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ هَلْ تَنقِمُونَ مِنَّآ إِلَّآ أَنْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلُ وَأَنَّ أَكْثَرَكُمْ فَٰسِقُونَ

    ḳul yâ ehle-lkitâbi hel tenḳimûne minnâ illâ en âmennâ billâhi vemâ ünzile ileynâ vemâ ünzile min ḳablü veenne ekŝeraküm fâsiḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (57-62) Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenler içinden dininizi, eğlence ve oyun haline getirenleri ve kafirleri dost edinmeyin, eğer iman edenler iseniz, Allah’tan sakının. Siz namaza seslendiğinizde, onu eğlence ve oyun haline getiriyorlar, bu onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır. De ki ey kitap ehli, bizden Allah’a iman ettiğimiz, bize indirilene ve bizden önce indirilene iman ettiğimiz için mi nefret ediyorsunuz? Muhakkak ki sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselerdir. De ki Allah katında ceza olarak bundan daha fena / daha şer bir şeyi size haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği ve gazap ettiği kimsedir, onlardan maymunlar, domuzlar ve Tağuta tapanlar oluşturmuştur, mekân olarak ta onlar fena yerdedirler ve yolun orta noktasından sapmışlardır. Si ze geldiklerinde iman ettik derler, kesinlikle aranıza kafir olarak girerler ve o halde de ayrılırlar, onların neyi ağızlarında sakladıklarını en iyi Allah bilir , onların çoğunun günah, kötülük haram yeme / rüşvet yeme üzerine yarış ettiklerini görürsün, yapıyor oldukları şey ne kötüdür.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 59. ayet

  4. Mâide suresi, 60. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 60. ayet. قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَٰلِكَ مَثُوبَةً عِندَ ٱللَّهِ مَن لَّعَنَهُ ٱللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ ٱلْقِرَدَةَ وَٱلْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ ٱلطَّٰغُوتَ أُو۟لَٰٓئِكَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضَلُّ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ

    ḳul hel ünebbiüküm bişerrim min ẕâlike meŝûbeten `inde-llâh. mel le`anehü-llâhü vegaḍibe `aleyhi vece`ale minhümü-lḳiradete velḫanâzîra ve`abede-ṭṭâgût. ülâike şerrum mekânev veeḍallü `an sevâi-ssebîl.

    Mehmet Alagaş

    (57-62) Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenler içinden dininizi, eğlence ve oyun haline getirenleri ve kafirleri dost edinmeyin, eğer iman edenler iseniz, Allah’tan sakının. Siz namaza seslendiğinizde, onu eğlence ve oyun haline getiriyorlar, bu onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır. De ki ey kitap ehli, bizden Allah’a iman ettiğimiz, bize indirilene ve bizden önce indirilene iman ettiğimiz için mi nefret ediyorsunuz? Muhakkak ki sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselerdir. De ki Allah katında ceza olarak bundan daha fena / daha şer bir şeyi size haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği ve gazap ettiği kimsedir, onlardan maymunlar, domuzlar ve Tağuta tapanlar oluşturmuştur, mekân olarak ta onlar fena yerdedirler ve yolun orta noktasından sapmışlardır. Si ze geldiklerinde iman ettik derler, kesinlikle aranıza kafir olarak girerler ve o halde de ayrılırlar, onların neyi ağızlarında sakladıklarını en iyi Allah bilir , onların çoğunun günah, kötülük haram yeme / rüşvet yeme üzerine yarış ettiklerini görürsün, yapıyor oldukları şey ne kötüdür.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 60. ayet

  5. Mâide suresi, 61. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 61. ayet. وَإِذَا جَآءُوكُمْ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَقَد دَّخَلُوا۟ بِٱلْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا۟ بِهِۦ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا۟ يَكْتُمُونَ

    veiẕâ câûküm ḳâlû âmennâ veḳad deḫalû bilküfri vehüm ḳad ḫaracû bih. vellâhü a`lemü bimâ kânû yektümûn.

    Mehmet Alagaş

    (57-62) Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenler içinden dininizi, eğlence ve oyun haline getirenleri ve kafirleri dost edinmeyin, eğer iman edenler iseniz, Allah’tan sakının. Siz namaza seslendiğinizde, onu eğlence ve oyun haline getiriyorlar, bu onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır. De ki ey kitap ehli, bizden Allah’a iman ettiğimiz, bize indirilene ve bizden önce indirilene iman ettiğimiz için mi nefret ediyorsunuz? Muhakkak ki sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselerdir. De ki Allah katında ceza olarak bundan daha fena / daha şer bir şeyi size haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği ve gazap ettiği kimsedir, onlardan maymunlar, domuzlar ve Tağuta tapanlar oluşturmuştur, mekân olarak ta onlar fena yerdedirler ve yolun orta noktasından sapmışlardır. Si ze geldiklerinde iman ettik derler, kesinlikle aranıza kafir olarak girerler ve o halde de ayrılırlar, onların neyi ağızlarında sakladıklarını en iyi Allah bilir , onların çoğunun günah, kötülük haram yeme / rüşvet yeme üzerine yarış ettiklerini görürsün, yapıyor oldukları şey ne kötüdür.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 61. ayet

  6. Mâide suresi, 62. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 62. ayet. وَتَرَىٰ كَثِيرًا مِّنْهُمْ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَأَكْلِهِمُ ٱلسُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    veterâ keŝîram minhüm yüsâri`ûne fi-l'iŝmi vel`udvâni veeklihimü-ssuḥt. lebi'se mâ kânû ya`melûn.

    Mehmet Alagaş

    (57-62) Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenler içinden dininizi, eğlence ve oyun haline getirenleri ve kafirleri dost edinmeyin, eğer iman edenler iseniz, Allah’tan sakının. Siz namaza seslendiğinizde, onu eğlence ve oyun haline getiriyorlar, bu onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır. De ki ey kitap ehli, bizden Allah’a iman ettiğimiz, bize indirilene ve bizden önce indirilene iman ettiğimiz için mi nefret ediyorsunuz? Muhakkak ki sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselerdir. De ki Allah katında ceza olarak bundan daha fena / daha şer bir şeyi size haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği ve gazap ettiği kimsedir, onlardan maymunlar, domuzlar ve Tağuta tapanlar oluşturmuştur, mekân olarak ta onlar fena yerdedirler ve yolun orta noktasından sapmışlardır. Si ze geldiklerinde iman ettik derler, kesinlikle aranıza kafir olarak girerler ve o halde de ayrılırlar, onların neyi ağızlarında sakladıklarını en iyi Allah bilir , onların çoğunun günah, kötülük haram yeme / rüşvet yeme üzerine yarış ettiklerini görürsün, yapıyor oldukları şey ne kötüdür.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 62. ayet

  7. Mâide suresi, 63. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 63. ayet. لَوْلَا يَنْهَىٰهُمُ ٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ عَن قَوْلِهِمُ ٱلْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ ٱلسُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ

    levlâ yenhâhümü-rrabbâniyyûne vel'aḥbâru `an ḳavlihimü-l'iŝme veeklihimü-ssuḥt. lebi'se mâ kânû yaṣne`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (63-64) Keşke, ruhbanlar ve alimler, günah söz söylemelerinden ve rüşvet yemekten onları alıkoysalardı, üretiyor oldukları şey ne kötüdür. Yahudiler Allah’ın eli bağlı / tutuk dediler, asıl onların elleri bağlandı ve dedikleri dolayısıyla lanetlendiler , bilakis O’ nun iki eli de açıktır, istediği şekilde harcama yapar, rabbinden sana indirilen nedeniyle onların çoğunun taşkınlığı ve küfrü artacaktır, onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin bıraktık / buğz bıraktık, her defasında harp için ateşi tutuştursalar Allah o ateşi söndürdü / itfa iye etti. Arzda bozgunculuk için koşuştururlar, Allah bozgunculuk edenleri sevmez.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 63. ayet

  8. Mâide suresi, 64. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 64. ayet. وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ يَدُ ٱللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا۟ بِمَا قَالُوا۟ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيْفَ يَشَآءُ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَٰنًا وَكُفْرًا وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ كُلَّمَآ أَوْقَدُوا۟ نَارًا لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا ٱللَّهُ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْمُفْسِدِينَ

    veḳâleti-lyehûdü yedü-llâhi maglûleh. gullet eydîhim velü`inû bimâ ḳâlû. bel yedâhü mebsûṭatâni yünfiḳu keyfe yeşâ'. veleyezîdenne keŝîram minhüm mâ ünzile ileyke mir rabbike ṭugyânev veküfrâ. veelḳaynâ beynehümü-l`adâvete velbagḍâe ilâ yevmi-lḳiyâmeh. küllemâ evḳadû nâral lilḥarbi aṭfeehe-llâhü veyes`avne fi-l'arḍi fesâdâ. vellâhü lâ yüḥibbü-lmüfsidîn.

    Mehmet Alagaş

    (63-64) Keşke, ruhbanlar ve alimler, günah söz söylemelerinden ve rüşvet yemekten onları alıkoysalardı, üretiyor oldukları şey ne kötüdür. Yahudiler Allah’ın eli bağlı / tutuk dediler, asıl onların elleri bağlandı ve dedikleri dolayısıyla lanetlendiler , bilakis O’ nun iki eli de açıktır, istediği şekilde harcama yapar, rabbinden sana indirilen nedeniyle onların çoğunun taşkınlığı ve küfrü artacaktır, onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin bıraktık / buğz bıraktık, her defasında harp için ateşi tutuştursalar Allah o ateşi söndürdü / itfa iye etti. Arzda bozgunculuk için koşuştururlar, Allah bozgunculuk edenleri sevmez.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 64. ayet

  9. Mâide suresi, 65. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 65. ayet. وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَٰهُمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    velev enne ehle-lkitâbi âmenû vetteḳav lekeffernâ `anhüm seyyiâtihim veleedḫalnâhüm cennâti-nne`îm.

    Mehmet Alagaş

    (65-66) Şayet kitap halkı, iman etse ve sakınsaydı, kesinlikle onların günahlarını (devamlılık içeren günahlar , seyyie) örtbas ederdik, onları naîm cennetlerine sokardık, şayet Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine ne indirildiyse onu, ayakta tutabilselerdi, üstlerinden ve ayaklarının altlarından yerlerdi, onlardan orta yolu tutan bir toplum var, onların çoğunluğu ise ne kötü amel ediyorlar. Ey Resul, sana Rabbinden indirileni bildir, eğer ki yapmazsan, O’nun mesajlarını bildirmemiş olursun, Allah seni insanlardan koruyacaktır, muhakkak ki Allah, kafir topluluğa rehberlik etmez / onları yola iletmez. Deki Ey kitap ha lkı, Tevrat’ı, İncil’i ve size Rabbinizden ne indirildiyse onu ayağa kaldırmadığınız sürece herhangi bir şey üzre değilsiniz, Rabbinden sana indirilen ise onların çoklarının taşkınlığını ve küfrünü artıracaktır / ziyadeleştirecektir, kafir topluluk için tasalanma.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 65. ayet

  10. Mâide suresi, 66. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 66. ayet. وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِم مِّن رَّبِّهِمْ لَأَكَلُوا۟ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِم مِّنْهُمْ أُمَّةٌ مُّقْتَصِدَةٌ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ سَآءَ مَا يَعْمَلُونَ

    velev ennehüm eḳâmü-ttevrâte vel'incîle vemâ ünzile ileyhim mir rabbihim leekelû min fevḳihim vemin taḥti ercülihim. minhüm ümmetüm muḳteṣideh. vekeŝîrum minhüm sâe mâ ya`melûn.

    Mehmet Alagaş

    (65-66) Şayet kitap halkı, iman etse ve sakınsaydı, kesinlikle onların günahlarını (devamlılık içeren günahlar , seyyie) örtbas ederdik, onları naîm cennetlerine sokardık, şayet Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine ne indirildiyse onu, ayakta tutabilselerdi, üstlerinden ve ayaklarının altlarından yerlerdi, onlardan orta yolu tutan bir toplum var, onların çoğunluğu ise ne kötü amel ediyorlar. Ey Resul, sana Rabbinden indirileni bildir, eğer ki yapmazsan, O’nun mesajlarını bildirmemiş olursun, Allah seni insanlardan koruyacaktır, muhakkak ki Allah, kafir topluluğa rehberlik etmez / onları yola iletmez. Deki Ey kitap ha lkı, Tevrat’ı, İncil’i ve size Rabbinizden ne indirildiyse onu ayağa kaldırmadığınız sürece herhangi bir şey üzre değilsiniz, Rabbinden sana indirilen ise onların çoklarının taşkınlığını ve küfrünü artıracaktır / ziyadeleştirecektir, kafir topluluk için tasalanma.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 66. ayet

Tebliğ emri; teslîs ve dinde aşırılık 67–77

  1. Mâide suresi, 67. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 67. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ بَلِّغْ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۥ وَٱللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ ٱلنَّاسِ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَٰفِرِينَ

    yâ eyyühe-rrasûlü bellig mâ ünzile ileyke mir rabbik. veil lem tef`al femâ bellagte risâleteh. vellâhü ya`ṣimüke mine-nnâs. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-lkâfirîn.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 67. ayet

  2. Mâide suresi, 68. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 68. ayet. قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَسْتُمْ عَلَىٰ شَىْءٍ حَتَّىٰ تُقِيمُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَٰنًا وَكُفْرًا فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ

    ḳul yâ ehle-lkitâbi lestüm `alâ şey'in ḥattâ tüḳîmü-ttevrâte vel'incîle vemâ ünzile ileyküm mir rabbiküm. veleyezîdenne keŝîram minhüm mâ ünzile ileyke mir rabbike ṭugyânev veküfrâ. felâ te'se `ale-lḳavmi-lkâfirîn.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 68. ayet

  3. Mâide suresi, 69. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 69. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلصَّٰبِـُٔونَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    inne-lleẕîne âmenû velleẕîne hâdû veṣṣâbiûne venneṣârâ men âmene billâhi velyevmi-l'âḫiri ve`amile ṣâliḥan felâ ḫavfün `aleyhim velâ hüm yaḥzenûn.

    Mehmet Alagaş

    (69-70) Muhakkak ki iman edenler, yahudiler, sâbiiler, hristiyanlardan her kim Allah’a ahiret gününe iman ederse ve düzeltici faaliyet icra ederse, onlara korku da hüzün de yoktur. İsrail oğullarından kesin olarak bir söz aldık ve onlara elçi gönderdik, ne zaman ki onlara keyiflerine uymayan elçi / resul gelse bir bölüm yalanladı, bir bölüm de öldürdü / katletti. Sınama olmayacağını varsaydılar, sağırlaştılar ve körleştiler, sonra Allah , vazgeçişlerini / tövbelerini kabul etti, sonra yine sağırlaştılar ve körleştiler, Allah yaptıklarını görmektedir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 69. ayet

  4. Mâide suresi, 70. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 70. ayet. لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمْ رُسُلًا كُلَّمَا جَآءَهُمْ رَسُولٌۢ بِمَا لَا تَهْوَىٰٓ أَنفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا۟ وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ

    leḳad eḫaẕnâ mîŝâḳa benî isrâîle veerselnâ ileyhim rusülâ. küllemâ câehüm rasûlüm bimâ lâ tehvâ enfüsühüm ferîḳan keẕẕebû veferîḳay yaḳtülûn.

    Mehmet Alagaş

    (69-70) Muhakkak ki iman edenler, yahudiler, sâbiiler, hristiyanlardan her kim Allah’a ahiret gününe iman ederse ve düzeltici faaliyet icra ederse, onlara korku da hüzün de yoktur. İsrail oğullarından kesin olarak bir söz aldık ve onlara elçi gönderdik, ne zaman ki onlara keyiflerine uymayan elçi / resul gelse bir bölüm yalanladı, bir bölüm de öldürdü / katletti. Sınama olmayacağını varsaydılar, sağırlaştılar ve körleştiler, sonra Allah , vazgeçişlerini / tövbelerini kabul etti, sonra yine sağırlaştılar ve körleştiler, Allah yaptıklarını görmektedir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 70. ayet

  5. Mâide suresi, 71. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 71. ayet. وَحَسِبُوٓا۟ أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا۟ وَصَمُّوا۟ ثُمَّ تَابَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا۟ وَصَمُّوا۟ كَثِيرٌ مِّنْهُمْ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ

    veḥasibû ellâ tekûne fitnetün fe`amû veṣammû ŝümme tâbe-llâhü `aleyhim ŝümme `amû veṣammû keŝîrum minhüm. vellâhü beṣîrum bimâ ya`melûn.

    Mehmet Alagaş

    (71-76) Kesin olan şu ki, Meryem oğlu İsa muhakkak ki Allah’tır diyenler, kafir oldular, Mesih, Ey İsrail oğulları, sizin Rabbiniz, benim de Rabbim Allah’a ibadet edin dedi, muhakkak ki Allah’a her kim ortak koşarsa, Allah kesinlikle ona cenneti haram etmiştir, varacağı yer ateştir , zalimler için yardımcı da / ensar da yoktur. Kesin olan şu ki, Allah üçlünün üçüncüsüdür diyenler de kafir oldular, tek ilahtan başka ilah yoktur, eğer bu söylediklerini sonlandırmazlarsa, onlardan kafirlere acıtıcı bir azap dokunacaktı r. Yine de hâlâ Allah’a tövbe etmeyecekler mi O’na bağışlama talebinde bulunmayacaklar mı? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Meryem oğlu İsa bir Resulden başka bir şey değildir, Ondan öncede nice Resuller geldi geçti, Onun annesi sözüne bağlı / sadık bir kadındı, her ikisi de yemek yiyen kişilerdi, (yemek yiyenden ilah olmaz) bak ki onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz, sonra yine bak ki nasıl da yalana kapılıyorlar. De ki Allah’tan başkasına, size zarar ve de fayda veremeye malik olamayanlara mı ibadet e diyorsunuz? Allah, O ki işitendir, bilendir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 71. ayet

  6. Mâide suresi, 72. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 72. ayet. لَقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ ٱلْمَسِيحُ يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ إِنَّهُۥ مَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ ٱلْجَنَّةَ وَمَأْوَىٰهُ ٱلنَّارُ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ

    leḳad kefera-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe hüve-lmesîḥu-bnü meryem. veḳâle-lmesîḥu yâ benî isrâîle-`büdü-llâhe rabbî verabbeküm. innehû mey yüşrik billâhi feḳad ḥarrame-llâhü `aleyhi-lcennete veme'vâhü-nnâr. vemâ liżżâlimîne min enṣâr.

    Mehmet Alagaş

    (71-76) Kesin olan şu ki, Meryem oğlu İsa muhakkak ki Allah’tır diyenler, kafir oldular, Mesih, Ey İsrail oğulları, sizin Rabbiniz, benim de Rabbim Allah’a ibadet edin dedi, muhakkak ki Allah’a her kim ortak koşarsa, Allah kesinlikle ona cenneti haram etmiştir, varacağı yer ateştir , zalimler için yardımcı da / ensar da yoktur. Kesin olan şu ki, Allah üçlünün üçüncüsüdür diyenler de kafir oldular, tek ilahtan başka ilah yoktur, eğer bu söylediklerini sonlandırmazlarsa, onlardan kafirlere acıtıcı bir azap dokunacaktı r. Yine de hâlâ Allah’a tövbe etmeyecekler mi O’na bağışlama talebinde bulunmayacaklar mı? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Meryem oğlu İsa bir Resulden başka bir şey değildir, Ondan öncede nice Resuller geldi geçti, Onun annesi sözüne bağlı / sadık bir kadındı, her ikisi de yemek yiyen kişilerdi, (yemek yiyenden ilah olmaz) bak ki onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz, sonra yine bak ki nasıl da yalana kapılıyorlar. De ki Allah’tan başkasına, size zarar ve de fayda veremeye malik olamayanlara mı ibadet e diyorsunuz? Allah, O ki işitendir, bilendir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 72. ayet

  7. Mâide suresi, 73. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 73. ayet. لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ ثَالِثُ ثَلَٰثَةٍ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّآ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ وَإِن لَّمْ يَنتَهُوا۟ عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    leḳad kefera-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe ŝâliŝü ŝelâŝeh. vemâ min ilâhin illâ ilâhüv vâḥid. veil lem yentehû `ammâ yeḳûlûne leyemessenne-lleẕîne keferû minhüm `aẕâbün elîm.

    Mehmet Alagaş

    (71-76) Kesin olan şu ki, Meryem oğlu İsa muhakkak ki Allah’tır diyenler, kafir oldular, Mesih, Ey İsrail oğulları, sizin Rabbiniz, benim de Rabbim Allah’a ibadet edin dedi, muhakkak ki Allah’a her kim ortak koşarsa, Allah kesinlikle ona cenneti haram etmiştir, varacağı yer ateştir , zalimler için yardımcı da / ensar da yoktur. Kesin olan şu ki, Allah üçlünün üçüncüsüdür diyenler de kafir oldular, tek ilahtan başka ilah yoktur, eğer bu söylediklerini sonlandırmazlarsa, onlardan kafirlere acıtıcı bir azap dokunacaktı r. Yine de hâlâ Allah’a tövbe etmeyecekler mi O’na bağışlama talebinde bulunmayacaklar mı? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Meryem oğlu İsa bir Resulden başka bir şey değildir, Ondan öncede nice Resuller geldi geçti, Onun annesi sözüne bağlı / sadık bir kadındı, her ikisi de yemek yiyen kişilerdi, (yemek yiyenden ilah olmaz) bak ki onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz, sonra yine bak ki nasıl da yalana kapılıyorlar. De ki Allah’tan başkasına, size zarar ve de fayda veremeye malik olamayanlara mı ibadet e diyorsunuz? Allah, O ki işitendir, bilendir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 73. ayet

  8. Mâide suresi, 74. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 74. ayet. أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى ٱللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُۥ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    efelâ yetûbûne ile-llâhi veyestagfirûneh. vellâhü gafûrur raḥîm.

    Mehmet Alagaş

    (71-76) Kesin olan şu ki, Meryem oğlu İsa muhakkak ki Allah’tır diyenler, kafir oldular, Mesih, Ey İsrail oğulları, sizin Rabbiniz, benim de Rabbim Allah’a ibadet edin dedi, muhakkak ki Allah’a her kim ortak koşarsa, Allah kesinlikle ona cenneti haram etmiştir, varacağı yer ateştir , zalimler için yardımcı da / ensar da yoktur. Kesin olan şu ki, Allah üçlünün üçüncüsüdür diyenler de kafir oldular, tek ilahtan başka ilah yoktur, eğer bu söylediklerini sonlandırmazlarsa, onlardan kafirlere acıtıcı bir azap dokunacaktı r. Yine de hâlâ Allah’a tövbe etmeyecekler mi O’na bağışlama talebinde bulunmayacaklar mı? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Meryem oğlu İsa bir Resulden başka bir şey değildir, Ondan öncede nice Resuller geldi geçti, Onun annesi sözüne bağlı / sadık bir kadındı, her ikisi de yemek yiyen kişilerdi, (yemek yiyenden ilah olmaz) bak ki onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz, sonra yine bak ki nasıl da yalana kapılıyorlar. De ki Allah’tan başkasına, size zarar ve de fayda veremeye malik olamayanlara mı ibadet e diyorsunuz? Allah, O ki işitendir, bilendir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 74. ayet

  9. Mâide suresi, 75. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 75. ayet. مَّا ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ ٱلرُّسُلُ وَأُمُّهُۥ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلَانِ ٱلطَّعَامَ ٱنظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ ثُمَّ ٱنظُرْ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ

    me-lmesîḥu-bnü meryeme illâ rasûl. ḳad ḫalet min ḳablihi-rrusül. veümmühû ṣiddîḳah. kânâ ye'külâni-ṭṭa`âm. ünżur keyfe nübeyyinü lehümü-l'âyâti ŝümme-nżur ennâ yü'fekûn.

    Mehmet Alagaş

    (71-76) Kesin olan şu ki, Meryem oğlu İsa muhakkak ki Allah’tır diyenler, kafir oldular, Mesih, Ey İsrail oğulları, sizin Rabbiniz, benim de Rabbim Allah’a ibadet edin dedi, muhakkak ki Allah’a her kim ortak koşarsa, Allah kesinlikle ona cenneti haram etmiştir, varacağı yer ateştir , zalimler için yardımcı da / ensar da yoktur. Kesin olan şu ki, Allah üçlünün üçüncüsüdür diyenler de kafir oldular, tek ilahtan başka ilah yoktur, eğer bu söylediklerini sonlandırmazlarsa, onlardan kafirlere acıtıcı bir azap dokunacaktı r. Yine de hâlâ Allah’a tövbe etmeyecekler mi O’na bağışlama talebinde bulunmayacaklar mı? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Meryem oğlu İsa bir Resulden başka bir şey değildir, Ondan öncede nice Resuller geldi geçti, Onun annesi sözüne bağlı / sadık bir kadındı, her ikisi de yemek yiyen kişilerdi, (yemek yiyenden ilah olmaz) bak ki onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz, sonra yine bak ki nasıl da yalana kapılıyorlar. De ki Allah’tan başkasına, size zarar ve de fayda veremeye malik olamayanlara mı ibadet e diyorsunuz? Allah, O ki işitendir, bilendir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 75. ayet

  10. Mâide suresi, 76. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 76. ayet. قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَٱللَّهُ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    ḳul eta`büdûne min dûni-llâhi mâ lâ yemlikü leküm ḍarrav velâ nef`â. vellâhü hüve-ssemî`u-l`alîm.

    Mehmet Alagaş

    (71-76) Kesin olan şu ki, Meryem oğlu İsa muhakkak ki Allah’tır diyenler, kafir oldular, Mesih, Ey İsrail oğulları, sizin Rabbiniz, benim de Rabbim Allah’a ibadet edin dedi, muhakkak ki Allah’a her kim ortak koşarsa, Allah kesinlikle ona cenneti haram etmiştir, varacağı yer ateştir , zalimler için yardımcı da / ensar da yoktur. Kesin olan şu ki, Allah üçlünün üçüncüsüdür diyenler de kafir oldular, tek ilahtan başka ilah yoktur, eğer bu söylediklerini sonlandırmazlarsa, onlardan kafirlere acıtıcı bir azap dokunacaktı r. Yine de hâlâ Allah’a tövbe etmeyecekler mi O’na bağışlama talebinde bulunmayacaklar mı? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Meryem oğlu İsa bir Resulden başka bir şey değildir, Ondan öncede nice Resuller geldi geçti, Onun annesi sözüne bağlı / sadık bir kadındı, her ikisi de yemek yiyen kişilerdi, (yemek yiyenden ilah olmaz) bak ki onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz, sonra yine bak ki nasıl da yalana kapılıyorlar. De ki Allah’tan başkasına, size zarar ve de fayda veremeye malik olamayanlara mı ibadet e diyorsunuz? Allah, O ki işitendir, bilendir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 76. ayet

  11. Mâide suresi, 77. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 77. ayet. قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَا تَغْلُوا۟ فِى دِينِكُمْ غَيْرَ ٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوٓا۟ أَهْوَآءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا۟ مِن قَبْلُ وَأَضَلُّوا۟ كَثِيرًا وَضَلُّوا۟ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ

    ḳul yâ ehle-lkitâbi lâ taglû fî dîniküm gayra-lḥaḳḳi velâ tettebi`û ehvâe ḳavmin ḳad ḍallû min ḳablü veeḍallû keŝîrav veḍallû `an sevâi-ssebîl.

    Mehmet Alagaş

    (77-81) Deki, Ey kitap halkı, gerçek dışı bir şekilde dininiz konusunda hadleri aşmayın, öncekileri sapmış, birçok kavmi saptırmış ve kendileri de aynı yoldan sapmış topluluğun keyiflerine uymayın. İsrail oğullarından kafir olanlara, Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle / lisanıyla lanet olundu , bu, onların isyan etmeleri ve önemsizleştirmeleri nedeniyle idi , tanınmayan / normal olmayan faaliyetlerden birbirlerini men etmezlerdi, yapıyor oldukları ne kötü bir şeydi. Onlardan çoklarının kafirlere yüz döndüklerini / onlarla dostluk ettiklerini görürsün, onlar kendileri için ne kötü bir şeyi sunuyorlar / takdim ediyorlar. Allah onlara kızgındır, azapta da onlar kalıcıdırlar. Şayet Allah’a, Nebiye ve ona indirilene iman etselerdi onları / kafirleri dost olarak edinmezlerdi ve fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 77. ayet

Lânetlenenler ve mü'minlere en yakın olanlar 78–86

  1. Mâide suresi, 78. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 78. ayet. لُعِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَلَىٰ لِسَانِ دَاوُۥدَ وَعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ

    lü`ine-lleẕîne keferû mim benî isrâîle `alâ lisâni dâvûde ve`îse-bni meryem. ẕâlike bimâ `aṣav vekânû ya`tedûn.

    Mehmet Alagaş

    (77-81) Deki, Ey kitap halkı, gerçek dışı bir şekilde dininiz konusunda hadleri aşmayın, öncekileri sapmış, birçok kavmi saptırmış ve kendileri de aynı yoldan sapmış topluluğun keyiflerine uymayın. İsrail oğullarından kafir olanlara, Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle / lisanıyla lanet olundu , bu, onların isyan etmeleri ve önemsizleştirmeleri nedeniyle idi , tanınmayan / normal olmayan faaliyetlerden birbirlerini men etmezlerdi, yapıyor oldukları ne kötü bir şeydi. Onlardan çoklarının kafirlere yüz döndüklerini / onlarla dostluk ettiklerini görürsün, onlar kendileri için ne kötü bir şeyi sunuyorlar / takdim ediyorlar. Allah onlara kızgındır, azapta da onlar kalıcıdırlar. Şayet Allah’a, Nebiye ve ona indirilene iman etselerdi onları / kafirleri dost olarak edinmezlerdi ve fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 78. ayet

  2. Mâide suresi, 79. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 79. ayet. كَانُوا۟ لَا يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ

    kânû lâ yetenâhevne `am münkerin fe`alûhü. lebi'se mâ kânû yef`alûn.

    Mehmet Alagaş

    (77-81) Deki, Ey kitap halkı, gerçek dışı bir şekilde dininiz konusunda hadleri aşmayın, öncekileri sapmış, birçok kavmi saptırmış ve kendileri de aynı yoldan sapmış topluluğun keyiflerine uymayın. İsrail oğullarından kafir olanlara, Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle / lisanıyla lanet olundu , bu, onların isyan etmeleri ve önemsizleştirmeleri nedeniyle idi , tanınmayan / normal olmayan faaliyetlerden birbirlerini men etmezlerdi, yapıyor oldukları ne kötü bir şeydi. Onlardan çoklarının kafirlere yüz döndüklerini / onlarla dostluk ettiklerini görürsün, onlar kendileri için ne kötü bir şeyi sunuyorlar / takdim ediyorlar. Allah onlara kızgındır, azapta da onlar kalıcıdırlar. Şayet Allah’a, Nebiye ve ona indirilene iman etselerdi onları / kafirleri dost olarak edinmezlerdi ve fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 79. ayet

  3. Mâide suresi, 80. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 80. ayet. تَرَىٰ كَثِيرًا مِّنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنفُسُهُمْ أَن سَخِطَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِى ٱلْعَذَابِ هُمْ خَٰلِدُونَ

    terâ keŝîram minhüm yetevellevne-lleẕîne keferû. lebi'se mâ ḳaddemet lehüm enfüsühüm en seḫiṭa-llâhü `aleyhim vefi-l`aẕâbi hüm ḫâlidûn.

    Mehmet Alagaş

    (77-81) Deki, Ey kitap halkı, gerçek dışı bir şekilde dininiz konusunda hadleri aşmayın, öncekileri sapmış, birçok kavmi saptırmış ve kendileri de aynı yoldan sapmış topluluğun keyiflerine uymayın. İsrail oğullarından kafir olanlara, Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle / lisanıyla lanet olundu , bu, onların isyan etmeleri ve önemsizleştirmeleri nedeniyle idi , tanınmayan / normal olmayan faaliyetlerden birbirlerini men etmezlerdi, yapıyor oldukları ne kötü bir şeydi. Onlardan çoklarının kafirlere yüz döndüklerini / onlarla dostluk ettiklerini görürsün, onlar kendileri için ne kötü bir şeyi sunuyorlar / takdim ediyorlar. Allah onlara kızgındır, azapta da onlar kalıcıdırlar. Şayet Allah’a, Nebiye ve ona indirilene iman etselerdi onları / kafirleri dost olarak edinmezlerdi ve fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 80. ayet

  4. Mâide suresi, 81. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 81. ayet. وَلَوْ كَانُوا۟ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلنَّبِىِّ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَا ٱتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَآءَ وَلَٰكِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ

    velev kânû yü'minûne billâhi vennebiyyi vemâ ünzile ileyhi me-tteḫaẕûhüm evliyâe velâkinne keŝîram minhüm fâsiḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (77-81) Deki, Ey kitap halkı, gerçek dışı bir şekilde dininiz konusunda hadleri aşmayın, öncekileri sapmış, birçok kavmi saptırmış ve kendileri de aynı yoldan sapmış topluluğun keyiflerine uymayın. İsrail oğullarından kafir olanlara, Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle / lisanıyla lanet olundu , bu, onların isyan etmeleri ve önemsizleştirmeleri nedeniyle idi , tanınmayan / normal olmayan faaliyetlerden birbirlerini men etmezlerdi, yapıyor oldukları ne kötü bir şeydi. Onlardan çoklarının kafirlere yüz döndüklerini / onlarla dostluk ettiklerini görürsün, onlar kendileri için ne kötü bir şeyi sunuyorlar / takdim ediyorlar. Allah onlara kızgındır, azapta da onlar kalıcıdırlar. Şayet Allah’a, Nebiye ve ona indirilene iman etselerdi onları / kafirleri dost olarak edinmezlerdi ve fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 81. ayet

  5. Buradan itibaren cüz 7

    Mâide suresi, 82. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 82. ayet. لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ ٱلنَّاسِ عَدَٰوَةً لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلْيَهُودَ وَٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُم مَّوَدَّةً لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَٰرَىٰ ذَٰلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

    letecidenne eşedde-nnâsi `adâvetel lilleẕîne âmenü-lyehûde velleẕîne eşrakû. veletecidenne aḳrabehüm meveddetel lilleẕîne âmenü-lleẕîne ḳâlû innâ neṣârâ. ẕâlike bienne minhüm ḳissîsîne veruhbânev veennehüm lâ yestekbirûn.

    Mehmet Alagaş

    (82-86) Müminlere düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun , yine müminlere sevimlilik bakımından en yakın olarak ta “biz Hristiyanlarız” diyenleri bulursun , bu, onlarda keşişlerin ve ruhbanların olması nedeniyledir, onlar kesinlikle büyüklenmezler, Resule indirilen hakikatten tanıdık oldukları şeyleri işittiklerinde onların gözlerinden yaşlar döküldüğünü görürsün, diyorlar ki, Rabbimiz, iman ettik, bizi şahitlerle beraber yaz , bize ne oluyor ki gerçekten / hakikatten bize indiri lene inanmayalım? Rabbimizin bizi salih topluluklarla birlikte sokacağını kuvvetle umuyoruz. Bu dedikleri dolayısıyla Allah sevaplarını altlarından nehirler akan ve içinde kalıcı olacakları cennetler olarak verdi, bu, güzel davrananların karşılığıdır / cezasıdır , kafirler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar cehennem / cahim halkıdır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 82. ayet

  6. Mâide suresi, 83. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 83. ayet. وَإِذَا سَمِعُوا۟ مَآ أُنزِلَ إِلَى ٱلرَّسُولِ تَرَىٰٓ أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا۟ مِنَ ٱلْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱكْتُبْنَا مَعَ ٱلشَّٰهِدِينَ

    veiẕâ semi`û mâ ünzile ile-rrasûli terâ a`yünehüm tefîḍu mine-ddem`i mimmâ `arafû mine-lḥaḳḳ. yeḳûlûne rabbenâ âmennâ fektübnâ me`a-şşâhidîn.

    Mehmet Alagaş

    (82-86) Müminlere düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun , yine müminlere sevimlilik bakımından en yakın olarak ta “biz Hristiyanlarız” diyenleri bulursun , bu, onlarda keşişlerin ve ruhbanların olması nedeniyledir, onlar kesinlikle büyüklenmezler, Resule indirilen hakikatten tanıdık oldukları şeyleri işittiklerinde onların gözlerinden yaşlar döküldüğünü görürsün, diyorlar ki, Rabbimiz, iman ettik, bizi şahitlerle beraber yaz , bize ne oluyor ki gerçekten / hakikatten bize indiri lene inanmayalım? Rabbimizin bizi salih topluluklarla birlikte sokacağını kuvvetle umuyoruz. Bu dedikleri dolayısıyla Allah sevaplarını altlarından nehirler akan ve içinde kalıcı olacakları cennetler olarak verdi, bu, güzel davrananların karşılığıdır / cezasıdır , kafirler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar cehennem / cahim halkıdır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 83. ayet

  7. Mâide suresi, 84. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 84. ayet. وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَن يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلصَّٰلِحِينَ

    vemâ lenâ lâ nü'minü billâhi vemâ câenâ mine-lḥaḳḳi venaṭme`u ey yüdḫilenâ rabbünâ me`a-lḳavmi-ṣṣâliḥîn.

    Mehmet Alagaş

    (82-86) Müminlere düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun , yine müminlere sevimlilik bakımından en yakın olarak ta “biz Hristiyanlarız” diyenleri bulursun , bu, onlarda keşişlerin ve ruhbanların olması nedeniyledir, onlar kesinlikle büyüklenmezler, Resule indirilen hakikatten tanıdık oldukları şeyleri işittiklerinde onların gözlerinden yaşlar döküldüğünü görürsün, diyorlar ki, Rabbimiz, iman ettik, bizi şahitlerle beraber yaz , bize ne oluyor ki gerçekten / hakikatten bize indiri lene inanmayalım? Rabbimizin bizi salih topluluklarla birlikte sokacağını kuvvetle umuyoruz. Bu dedikleri dolayısıyla Allah sevaplarını altlarından nehirler akan ve içinde kalıcı olacakları cennetler olarak verdi, bu, güzel davrananların karşılığıdır / cezasıdır , kafirler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar cehennem / cahim halkıdır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 84. ayet

  8. Mâide suresi, 85. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 85. ayet. فَأَثَٰبَهُمُ ٱللَّهُ بِمَا قَالُوا۟ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلْمُحْسِنِينَ

    feeŝâbehümü-llâhü bimâ ḳâlû cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. veẕâlike cezâü-lmuḥsinîn.

    Mehmet Alagaş

    (82-86) Müminlere düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun , yine müminlere sevimlilik bakımından en yakın olarak ta “biz Hristiyanlarız” diyenleri bulursun , bu, onlarda keşişlerin ve ruhbanların olması nedeniyledir, onlar kesinlikle büyüklenmezler, Resule indirilen hakikatten tanıdık oldukları şeyleri işittiklerinde onların gözlerinden yaşlar döküldüğünü görürsün, diyorlar ki, Rabbimiz, iman ettik, bizi şahitlerle beraber yaz , bize ne oluyor ki gerçekten / hakikatten bize indiri lene inanmayalım? Rabbimizin bizi salih topluluklarla birlikte sokacağını kuvvetle umuyoruz. Bu dedikleri dolayısıyla Allah sevaplarını altlarından nehirler akan ve içinde kalıcı olacakları cennetler olarak verdi, bu, güzel davrananların karşılığıdır / cezasıdır , kafirler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar cehennem / cahim halkıdır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 85. ayet

  9. Mâide suresi, 86. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 86. ayet. وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ

    velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ülâike aṣḥâbü-lceḥîm.

    Mehmet Alagaş

    (82-86) Müminlere düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun , yine müminlere sevimlilik bakımından en yakın olarak ta “biz Hristiyanlarız” diyenleri bulursun , bu, onlarda keşişlerin ve ruhbanların olması nedeniyledir, onlar kesinlikle büyüklenmezler, Resule indirilen hakikatten tanıdık oldukları şeyleri işittiklerinde onların gözlerinden yaşlar döküldüğünü görürsün, diyorlar ki, Rabbimiz, iman ettik, bizi şahitlerle beraber yaz , bize ne oluyor ki gerçekten / hakikatten bize indiri lene inanmayalım? Rabbimizin bizi salih topluluklarla birlikte sokacağını kuvvetle umuyoruz. Bu dedikleri dolayısıyla Allah sevaplarını altlarından nehirler akan ve içinde kalıcı olacakları cennetler olarak verdi, bu, güzel davrananların karşılığıdır / cezasıdır , kafirler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar cehennem / cahim halkıdır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 86. ayet

Helâli haram kılmamak; yemin kefareti; içki ve kumar 87–93

  1. Mâide suresi, 87. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 87. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُحَرِّمُوا۟ طَيِّبَٰتِ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tüḥarrimû ṭayyibâti mâ eḥalle-llâhü leküm velâ ta`tedû. inne-llâhe lâ yüḥibbü-lmü`tedîn.

    Mehmet Alagaş

    (87-89) Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal ettiklerinizi kendinize haram etmeyin. Önemsizleştirmeyin, muhakkak ki Allah önemsizleştirenleri / muğtedinleri sevmez. Allah’ın helal ve hoş kıldığı rızıklardan yiyin, iman ettiğiniz Allah’tan sakının. Allah, boş yere / ağız alışkanlığı olarak / lağven yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutmaz, ve lakin, bile isteye bağladığınız / akkade yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutar, bunun örtbas edilmesi / yok sayılması / kefareti, on güçsüzün / miskinin yakın ç evrenizin ortalama yediği düzeyde doyurulmasıdır veya giydirilmesidir yahut kölenin hürriyetine kavuşturulmasıdır, bunları bulamayan kimse için üç gün oruç tutmasıdır, bu yeminlerinizi bozduğunuzdaki kefarettir, yeminlerinizi koruyun, böylelikle Allah size ayetlerini açıklıyor, böylelikle belki teşekkür edersiniz. (Adak kefareti de üç gün idi, bile bile yalan yemini (Yemin -i gamus u) Allah affetmiyor, yanlışlıkla bir mümini öldürmenin kefareti diyet ve altmış gün sıralı oruçtu)

    Ayet detayı — Mâide suresi, 87. ayet

  2. Mâide suresi, 88. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 88. ayet. وَكُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَٰلًا طَيِّبًا وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤْمِنُونَ

    vekülû mimmâ razeḳakümü-llâhü ḥalâlen ṭayyibâ. vetteḳu-llâhe-lleẕî entüm bihî mü'minûn.

    Mehmet Alagaş

    (87-89) Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal ettiklerinizi kendinize haram etmeyin. Önemsizleştirmeyin, muhakkak ki Allah önemsizleştirenleri / muğtedinleri sevmez. Allah’ın helal ve hoş kıldığı rızıklardan yiyin, iman ettiğiniz Allah’tan sakının. Allah, boş yere / ağız alışkanlığı olarak / lağven yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutmaz, ve lakin, bile isteye bağladığınız / akkade yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutar, bunun örtbas edilmesi / yok sayılması / kefareti, on güçsüzün / miskinin yakın ç evrenizin ortalama yediği düzeyde doyurulmasıdır veya giydirilmesidir yahut kölenin hürriyetine kavuşturulmasıdır, bunları bulamayan kimse için üç gün oruç tutmasıdır, bu yeminlerinizi bozduğunuzdaki kefarettir, yeminlerinizi koruyun, böylelikle Allah size ayetlerini açıklıyor, böylelikle belki teşekkür edersiniz. (Adak kefareti de üç gün idi, bile bile yalan yemini (Yemin -i gamus u) Allah affetmiyor, yanlışlıkla bir mümini öldürmenin kefareti diyet ve altmış gün sıralı oruçtu)

    Ayet detayı — Mâide suresi, 88. ayet

  3. Mâide suresi, 89. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 89. ayet. لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ ٱلْأَيْمَٰنَ فَكَفَّٰرَتُهُۥٓ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَٰكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامٍ ذَٰلِكَ كَفَّٰرَةُ أَيْمَٰنِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ وَٱحْفَظُوٓا۟ أَيْمَٰنَكُمْ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    lâ yüâḫiẕükümü-llâhü billagvi fî eymâniküm velâkiy yüâḫiẕüküm bimâ `aḳḳattümü-l'eymân. fekeffâratühû iṭ`âmü `aşerati mesâkîne min evseṭi mâ tuṭ`imûne ehlîküm ev kisvetühüm ev taḥrîru raḳabeh. femel lem yecid feṣiyâmü ŝelâŝeti eyyâm. ẕâlike keffâratü eymâniküm iẕâ ḥaleftüm. vaḥfeżû eymâneküm. keẕâlike yübeyyinü-llâhü leküm âyâtihî le`alleküm teşkürûn.

    Mehmet Alagaş

    (87-89) Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal ettiklerinizi kendinize haram etmeyin. Önemsizleştirmeyin, muhakkak ki Allah önemsizleştirenleri / muğtedinleri sevmez. Allah’ın helal ve hoş kıldığı rızıklardan yiyin, iman ettiğiniz Allah’tan sakının. Allah, boş yere / ağız alışkanlığı olarak / lağven yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutmaz, ve lakin, bile isteye bağladığınız / akkade yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutar, bunun örtbas edilmesi / yok sayılması / kefareti, on güçsüzün / miskinin yakın ç evrenizin ortalama yediği düzeyde doyurulmasıdır veya giydirilmesidir yahut kölenin hürriyetine kavuşturulmasıdır, bunları bulamayan kimse için üç gün oruç tutmasıdır, bu yeminlerinizi bozduğunuzdaki kefarettir, yeminlerinizi koruyun, böylelikle Allah size ayetlerini açıklıyor, böylelikle belki teşekkür edersiniz. (Adak kefareti de üç gün idi, bile bile yalan yemini (Yemin -i gamus u) Allah affetmiyor, yanlışlıkla bir mümini öldürmenin kefareti diyet ve altmış gün sıralı oruçtu)

    Ayet detayı — Mâide suresi, 89. ayet

  4. Mâide suresi, 90. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 90. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْخَمْرُ وَٱلْمَيْسِرُ وَٱلْأَنصَابُ وَٱلْأَزْلَٰمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ فَٱجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû inneme-lḫamru velmeysiru vel'enṣâbü vel'ezlâmü ricsüm min `ameli-şşeyṭâni fectenibûhü le`alleküm tüfliḥûn.

    Mehmet Alagaş

    (90-91) Ey iman edenler, sarhoş ediciler, kolay menfaat devşirme / kumar, dikili taş putları ve kısmet dağıtan fal okları şeytan ameli pis şeylerdir, ondan / şeytan amellerinden kaçının böylelikle belki kurtuluşa erersiniz. Kumar ve içki ile şeytan aranıza düşmanl ık ve kine / buğza neden olmayı ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan savuşturmayı diler, artık sonlandırıyorsunuz / nihayete erdiriyorsunuz değil mi?

    Ayet detayı — Mâide suresi, 90. ayet

  5. Mâide suresi, 91. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 91. ayet. إِنَّمَا يُرِيدُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ فِى ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَعَنِ ٱلصَّلَوٰةِ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ

    innemâ yürîdü-şşeyṭânü ey yûḳi`a beynekümü-l`adâvete velbagḍâe fi-lḫamri velmeysiri veyeṣuddeküm `an ẕikri-llâhi ve`ani-ṣṣalâh. fehel entüm müntehûn.

    Mehmet Alagaş

    (90-91) Ey iman edenler, sarhoş ediciler, kolay menfaat devşirme / kumar, dikili taş putları ve kısmet dağıtan fal okları şeytan ameli pis şeylerdir, ondan / şeytan amellerinden kaçının böylelikle belki kurtuluşa erersiniz. Kumar ve içki ile şeytan aranıza düşmanl ık ve kine / buğza neden olmayı ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan savuşturmayı diler, artık sonlandırıyorsunuz / nihayete erdiriyorsunuz değil mi?

    Ayet detayı — Mâide suresi, 91. ayet

  6. Mâide suresi, 92. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 92. ayet. وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَٱحْذَرُوا۟ فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ

    veeṭî`ü-llâhe veeṭî`ü-rrasûle vaḥẕerû. fein tevelleytüm fa`lemû ennemâ `alâ rasûline-lbelâgu-lmübîn.

    Mehmet Alagaş

    (92-100) Allah’a ve Resulüne itaat edin, hazırlıklı olun, eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Resulümüze düşen sadece apaçık bilgilendirmektir. İman eden ve salih amel işleyenlerin, o şeylerden sakındıkları iman ettikleri ve salih amel işledikleri sürece ve sonra yine sakınmaları iman etmeleri ve sonrasında tekrar sakınmaları ve güzel davranmaları şartlarıyla onlardan yemiş olmaları günah değildir , Allah güzel davrananları sever. Ey iman edenler, Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlanma konusunda ki bir şeylerle dener, bundan amaç Allah’tan gıyabında korkanları bilinir hale getirmesi içindir, her kim bununun ardından önemsizleştirirse işte ona acıtıcı bir azap vardır. Ey iman edenler ihramlı iken (hac yahut umredeyken) av hayvanı öldürmeyin, her kim onu bile isteye / taammüden öldürürse, cezası öldürdüğü hayvanın aynısından aranızda denkleştirmeyi / adaleti bilen birinin kararı gereği Kâbe’ye hediye edilmek üzere ulaştırılmasıdır yahut kefaret gerekir, miskinleri doyurmaktır yahut buna denk oruç tutmaktır ki yaptığı işin vebalini tatsın, Allah geçmişte kalanları affetti, her kim tekrar dönerse, Allah ondan öc alır / intikam alı r, Allah saygıdeğerdir, intikam sahibidir. Deniz avlanması ve onların yenilmesi size de yolculuk halinde orada olanlara da helal edildi, kara avlanması ise ihramlı olduğunuz sürece size haram edildi, kendisiyle bir araya geleceğiniz Allah’tan sakının. Allah, Beyt-i Haram Kâbe’yi, Şehr-i Haramı, hediyelik kurbanları ve gerdanlıkları işaretli hayvanları insanlar için kalkış / kıyam vesilesi yaptı, bu, Allah’ın semalarda ve arzda ne varsa bildiğini bilmeniz amacıyladır, muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir. Şunu bilin ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir ve de Allah , kesinlikle bağışlayandır, esirgeyendir. Resule düşen görev sadece bil gilendirmektir, Allah, neyi açık ettiğinizi neyi ağzınızda sakladığınızı bilir, deki pis olanla hoş olan bir değildir velev ki habis olanın çokluğuna kapılsanız bile / çokluğu ilginizi çekse bile, Allah’tan sakının, ey akıl uluları, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 92. ayet

  7. Mâide suresi, 93. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 93. ayet. لَيْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوٓا۟ إِذَا مَا ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّأَحْسَنُوا۟ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

    leyse `ale-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti cünâḥun fîmâ ṭa`imû iẕâ me-tteḳav veâmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti ŝümme-tteḳav veâmenû ŝümme-tteḳav veaḥsenû. vellâhü yüḥibbü-lmuḥsinîn.

    Mehmet Alagaş

    (92-100) Allah’a ve Resulüne itaat edin, hazırlıklı olun, eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Resulümüze düşen sadece apaçık bilgilendirmektir. İman eden ve salih amel işleyenlerin, o şeylerden sakındıkları iman ettikleri ve salih amel işledikleri sürece ve sonra yine sakınmaları iman etmeleri ve sonrasında tekrar sakınmaları ve güzel davranmaları şartlarıyla onlardan yemiş olmaları günah değildir , Allah güzel davrananları sever. Ey iman edenler, Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlanma konusunda ki bir şeylerle dener, bundan amaç Allah’tan gıyabında korkanları bilinir hale getirmesi içindir, her kim bununun ardından önemsizleştirirse işte ona acıtıcı bir azap vardır. Ey iman edenler ihramlı iken (hac yahut umredeyken) av hayvanı öldürmeyin, her kim onu bile isteye / taammüden öldürürse, cezası öldürdüğü hayvanın aynısından aranızda denkleştirmeyi / adaleti bilen birinin kararı gereği Kâbe’ye hediye edilmek üzere ulaştırılmasıdır yahut kefaret gerekir, miskinleri doyurmaktır yahut buna denk oruç tutmaktır ki yaptığı işin vebalini tatsın, Allah geçmişte kalanları affetti, her kim tekrar dönerse, Allah ondan öc alır / intikam alı r, Allah saygıdeğerdir, intikam sahibidir. Deniz avlanması ve onların yenilmesi size de yolculuk halinde orada olanlara da helal edildi, kara avlanması ise ihramlı olduğunuz sürece size haram edildi, kendisiyle bir araya geleceğiniz Allah’tan sakının. Allah, Beyt-i Haram Kâbe’yi, Şehr-i Haramı, hediyelik kurbanları ve gerdanlıkları işaretli hayvanları insanlar için kalkış / kıyam vesilesi yaptı, bu, Allah’ın semalarda ve arzda ne varsa bildiğini bilmeniz amacıyladır, muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir. Şunu bilin ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir ve de Allah , kesinlikle bağışlayandır, esirgeyendir. Resule düşen görev sadece bil gilendirmektir, Allah, neyi açık ettiğinizi neyi ağzınızda sakladığınızı bilir, deki pis olanla hoş olan bir değildir velev ki habis olanın çokluğuna kapılsanız bile / çokluğu ilginizi çekse bile, Allah’tan sakının, ey akıl uluları, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 93. ayet

İhramda av yasağı ve Kâbe 94–100

  1. Mâide suresi, 94. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 94. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَيَبْلُوَنَّكُمُ ٱللَّهُ بِشَىْءٍ مِّنَ ٱلصَّيْدِ تَنَالُهُۥٓ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَخَافُهُۥ بِٱلْغَيْبِ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû leyeblüvennekümü-llâhü bişey'im mine-ṣṣaydi tenâlühû eydîküm verimâḥuküm liya`leme-llâhü mey yeḫâfühû bilgayb. femeni-`tedâ ba`de ẕâlike felehû `aẕâbün elîm.

    Mehmet Alagaş

    (92-100) Allah’a ve Resulüne itaat edin, hazırlıklı olun, eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Resulümüze düşen sadece apaçık bilgilendirmektir. İman eden ve salih amel işleyenlerin, o şeylerden sakındıkları iman ettikleri ve salih amel işledikleri sürece ve sonra yine sakınmaları iman etmeleri ve sonrasında tekrar sakınmaları ve güzel davranmaları şartlarıyla onlardan yemiş olmaları günah değildir , Allah güzel davrananları sever. Ey iman edenler, Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlanma konusunda ki bir şeylerle dener, bundan amaç Allah’tan gıyabında korkanları bilinir hale getirmesi içindir, her kim bununun ardından önemsizleştirirse işte ona acıtıcı bir azap vardır. Ey iman edenler ihramlı iken (hac yahut umredeyken) av hayvanı öldürmeyin, her kim onu bile isteye / taammüden öldürürse, cezası öldürdüğü hayvanın aynısından aranızda denkleştirmeyi / adaleti bilen birinin kararı gereği Kâbe’ye hediye edilmek üzere ulaştırılmasıdır yahut kefaret gerekir, miskinleri doyurmaktır yahut buna denk oruç tutmaktır ki yaptığı işin vebalini tatsın, Allah geçmişte kalanları affetti, her kim tekrar dönerse, Allah ondan öc alır / intikam alı r, Allah saygıdeğerdir, intikam sahibidir. Deniz avlanması ve onların yenilmesi size de yolculuk halinde orada olanlara da helal edildi, kara avlanması ise ihramlı olduğunuz sürece size haram edildi, kendisiyle bir araya geleceğiniz Allah’tan sakının. Allah, Beyt-i Haram Kâbe’yi, Şehr-i Haramı, hediyelik kurbanları ve gerdanlıkları işaretli hayvanları insanlar için kalkış / kıyam vesilesi yaptı, bu, Allah’ın semalarda ve arzda ne varsa bildiğini bilmeniz amacıyladır, muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir. Şunu bilin ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir ve de Allah , kesinlikle bağışlayandır, esirgeyendir. Resule düşen görev sadece bil gilendirmektir, Allah, neyi açık ettiğinizi neyi ağzınızda sakladığınızı bilir, deki pis olanla hoş olan bir değildir velev ki habis olanın çokluğuna kapılsanız bile / çokluğu ilginizi çekse bile, Allah’tan sakının, ey akıl uluları, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 94. ayet

  2. Mâide suresi, 95. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 95. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقْتُلُوا۟ ٱلصَّيْدَ وَأَنتُمْ حُرُمٌ وَمَن قَتَلَهُۥ مِنكُم مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآءٌ مِّثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ ٱلنَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِۦ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ هَدْيًۢا بَٰلِغَ ٱلْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّٰرَةٌ طَعَامُ مَسَٰكِينَ أَوْ عَدْلُ ذَٰلِكَ صِيَامًا لِّيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِۦ عَفَا ٱللَّهُ عَمَّا سَلَفَ وَمَنْ عَادَ فَيَنتَقِمُ ٱللَّهُ مِنْهُ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ ذُو ٱنتِقَامٍ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ taḳtülu-ṣṣayde veentüm ḥurum. vemen ḳatelehû minküm müte`ammiden fecezâüm miŝlü mâ ḳatele mine-nne`ami yaḥkümü bihî ẕevâ `adlim minküm hedyem bâliga-lka`beti ev keffâratün ṭa`âmü mesâkîne ev `adlü ẕâlike ṣiyâmel liyeẕûḳa vebâle emrih. `afe-llâhü `ammâ selef. vemen `âde feyenteḳimü-llâhü minh. vellâhü `azîzün ẕü-ntiḳâm.

    Mehmet Alagaş

    (92-100) Allah’a ve Resulüne itaat edin, hazırlıklı olun, eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Resulümüze düşen sadece apaçık bilgilendirmektir. İman eden ve salih amel işleyenlerin, o şeylerden sakındıkları iman ettikleri ve salih amel işledikleri sürece ve sonra yine sakınmaları iman etmeleri ve sonrasında tekrar sakınmaları ve güzel davranmaları şartlarıyla onlardan yemiş olmaları günah değildir , Allah güzel davrananları sever. Ey iman edenler, Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlanma konusunda ki bir şeylerle dener, bundan amaç Allah’tan gıyabında korkanları bilinir hale getirmesi içindir, her kim bununun ardından önemsizleştirirse işte ona acıtıcı bir azap vardır. Ey iman edenler ihramlı iken (hac yahut umredeyken) av hayvanı öldürmeyin, her kim onu bile isteye / taammüden öldürürse, cezası öldürdüğü hayvanın aynısından aranızda denkleştirmeyi / adaleti bilen birinin kararı gereği Kâbe’ye hediye edilmek üzere ulaştırılmasıdır yahut kefaret gerekir, miskinleri doyurmaktır yahut buna denk oruç tutmaktır ki yaptığı işin vebalini tatsın, Allah geçmişte kalanları affetti, her kim tekrar dönerse, Allah ondan öc alır / intikam alı r, Allah saygıdeğerdir, intikam sahibidir. Deniz avlanması ve onların yenilmesi size de yolculuk halinde orada olanlara da helal edildi, kara avlanması ise ihramlı olduğunuz sürece size haram edildi, kendisiyle bir araya geleceğiniz Allah’tan sakının. Allah, Beyt-i Haram Kâbe’yi, Şehr-i Haramı, hediyelik kurbanları ve gerdanlıkları işaretli hayvanları insanlar için kalkış / kıyam vesilesi yaptı, bu, Allah’ın semalarda ve arzda ne varsa bildiğini bilmeniz amacıyladır, muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir. Şunu bilin ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir ve de Allah , kesinlikle bağışlayandır, esirgeyendir. Resule düşen görev sadece bil gilendirmektir, Allah, neyi açık ettiğinizi neyi ağzınızda sakladığınızı bilir, deki pis olanla hoş olan bir değildir velev ki habis olanın çokluğuna kapılsanız bile / çokluğu ilginizi çekse bile, Allah’tan sakının, ey akıl uluları, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 95. ayet

  3. Mâide suresi, 96. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 96. ayet. أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ ٱلْبَحْرِ وَطَعَامُهُۥ مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ ٱلْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

    üḥille leküm ṣaydü-lbaḥri veṭa`âmühû metâ`al leküm velissâyyârah. veḥurrime `aleyküm ṣaydü-lberri mâ dümtüm ḥurumâ. vetteḳu-llâhe-lleẕî ileyhi tuḥşerûn.

    Mehmet Alagaş

    (92-100) Allah’a ve Resulüne itaat edin, hazırlıklı olun, eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Resulümüze düşen sadece apaçık bilgilendirmektir. İman eden ve salih amel işleyenlerin, o şeylerden sakındıkları iman ettikleri ve salih amel işledikleri sürece ve sonra yine sakınmaları iman etmeleri ve sonrasında tekrar sakınmaları ve güzel davranmaları şartlarıyla onlardan yemiş olmaları günah değildir , Allah güzel davrananları sever. Ey iman edenler, Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlanma konusunda ki bir şeylerle dener, bundan amaç Allah’tan gıyabında korkanları bilinir hale getirmesi içindir, her kim bununun ardından önemsizleştirirse işte ona acıtıcı bir azap vardır. Ey iman edenler ihramlı iken (hac yahut umredeyken) av hayvanı öldürmeyin, her kim onu bile isteye / taammüden öldürürse, cezası öldürdüğü hayvanın aynısından aranızda denkleştirmeyi / adaleti bilen birinin kararı gereği Kâbe’ye hediye edilmek üzere ulaştırılmasıdır yahut kefaret gerekir, miskinleri doyurmaktır yahut buna denk oruç tutmaktır ki yaptığı işin vebalini tatsın, Allah geçmişte kalanları affetti, her kim tekrar dönerse, Allah ondan öc alır / intikam alı r, Allah saygıdeğerdir, intikam sahibidir. Deniz avlanması ve onların yenilmesi size de yolculuk halinde orada olanlara da helal edildi, kara avlanması ise ihramlı olduğunuz sürece size haram edildi, kendisiyle bir araya geleceğiniz Allah’tan sakının. Allah, Beyt-i Haram Kâbe’yi, Şehr-i Haramı, hediyelik kurbanları ve gerdanlıkları işaretli hayvanları insanlar için kalkış / kıyam vesilesi yaptı, bu, Allah’ın semalarda ve arzda ne varsa bildiğini bilmeniz amacıyladır, muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir. Şunu bilin ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir ve de Allah , kesinlikle bağışlayandır, esirgeyendir. Resule düşen görev sadece bil gilendirmektir, Allah, neyi açık ettiğinizi neyi ağzınızda sakladığınızı bilir, deki pis olanla hoş olan bir değildir velev ki habis olanın çokluğuna kapılsanız bile / çokluğu ilginizi çekse bile, Allah’tan sakının, ey akıl uluları, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 96. ayet

  4. Mâide suresi, 97. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 97. ayet. جَعَلَ ٱللَّهُ ٱلْكَعْبَةَ ٱلْبَيْتَ ٱلْحَرَامَ قِيَٰمًا لِّلنَّاسِ وَٱلشَّهْرَ ٱلْحَرَامَ وَٱلْهَدْىَ وَٱلْقَلَٰٓئِدَ ذَٰلِكَ لِتَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَأَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

    ce`ale-llâhü-lka`bete-lbeyte-lḥarâme ḳiyâmel linnâsi veşşehra-lḥarâme velhedye velḳalâid. ẕâlike lita`lemû enne-llâhe ya`lemü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi veenne-llâhe bikülli şey'in `alîm.

    Mehmet Alagaş

    (92-100) Allah’a ve Resulüne itaat edin, hazırlıklı olun, eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Resulümüze düşen sadece apaçık bilgilendirmektir. İman eden ve salih amel işleyenlerin, o şeylerden sakındıkları iman ettikleri ve salih amel işledikleri sürece ve sonra yine sakınmaları iman etmeleri ve sonrasında tekrar sakınmaları ve güzel davranmaları şartlarıyla onlardan yemiş olmaları günah değildir , Allah güzel davrananları sever. Ey iman edenler, Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlanma konusunda ki bir şeylerle dener, bundan amaç Allah’tan gıyabında korkanları bilinir hale getirmesi içindir, her kim bununun ardından önemsizleştirirse işte ona acıtıcı bir azap vardır. Ey iman edenler ihramlı iken (hac yahut umredeyken) av hayvanı öldürmeyin, her kim onu bile isteye / taammüden öldürürse, cezası öldürdüğü hayvanın aynısından aranızda denkleştirmeyi / adaleti bilen birinin kararı gereği Kâbe’ye hediye edilmek üzere ulaştırılmasıdır yahut kefaret gerekir, miskinleri doyurmaktır yahut buna denk oruç tutmaktır ki yaptığı işin vebalini tatsın, Allah geçmişte kalanları affetti, her kim tekrar dönerse, Allah ondan öc alır / intikam alı r, Allah saygıdeğerdir, intikam sahibidir. Deniz avlanması ve onların yenilmesi size de yolculuk halinde orada olanlara da helal edildi, kara avlanması ise ihramlı olduğunuz sürece size haram edildi, kendisiyle bir araya geleceğiniz Allah’tan sakının. Allah, Beyt-i Haram Kâbe’yi, Şehr-i Haramı, hediyelik kurbanları ve gerdanlıkları işaretli hayvanları insanlar için kalkış / kıyam vesilesi yaptı, bu, Allah’ın semalarda ve arzda ne varsa bildiğini bilmeniz amacıyladır, muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir. Şunu bilin ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir ve de Allah , kesinlikle bağışlayandır, esirgeyendir. Resule düşen görev sadece bil gilendirmektir, Allah, neyi açık ettiğinizi neyi ağzınızda sakladığınızı bilir, deki pis olanla hoş olan bir değildir velev ki habis olanın çokluğuna kapılsanız bile / çokluğu ilginizi çekse bile, Allah’tan sakının, ey akıl uluları, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 97. ayet

  5. Mâide suresi, 98. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 98. ayet. ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ وَأَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    i`lemû enne-llâhe şedîdü-l`iḳâbi veenne-llâhe gafûrur raḥîm.

    Mehmet Alagaş

    (92-100) Allah’a ve Resulüne itaat edin, hazırlıklı olun, eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Resulümüze düşen sadece apaçık bilgilendirmektir. İman eden ve salih amel işleyenlerin, o şeylerden sakındıkları iman ettikleri ve salih amel işledikleri sürece ve sonra yine sakınmaları iman etmeleri ve sonrasında tekrar sakınmaları ve güzel davranmaları şartlarıyla onlardan yemiş olmaları günah değildir , Allah güzel davrananları sever. Ey iman edenler, Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlanma konusunda ki bir şeylerle dener, bundan amaç Allah’tan gıyabında korkanları bilinir hale getirmesi içindir, her kim bununun ardından önemsizleştirirse işte ona acıtıcı bir azap vardır. Ey iman edenler ihramlı iken (hac yahut umredeyken) av hayvanı öldürmeyin, her kim onu bile isteye / taammüden öldürürse, cezası öldürdüğü hayvanın aynısından aranızda denkleştirmeyi / adaleti bilen birinin kararı gereği Kâbe’ye hediye edilmek üzere ulaştırılmasıdır yahut kefaret gerekir, miskinleri doyurmaktır yahut buna denk oruç tutmaktır ki yaptığı işin vebalini tatsın, Allah geçmişte kalanları affetti, her kim tekrar dönerse, Allah ondan öc alır / intikam alı r, Allah saygıdeğerdir, intikam sahibidir. Deniz avlanması ve onların yenilmesi size de yolculuk halinde orada olanlara da helal edildi, kara avlanması ise ihramlı olduğunuz sürece size haram edildi, kendisiyle bir araya geleceğiniz Allah’tan sakının. Allah, Beyt-i Haram Kâbe’yi, Şehr-i Haramı, hediyelik kurbanları ve gerdanlıkları işaretli hayvanları insanlar için kalkış / kıyam vesilesi yaptı, bu, Allah’ın semalarda ve arzda ne varsa bildiğini bilmeniz amacıyladır, muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir. Şunu bilin ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir ve de Allah , kesinlikle bağışlayandır, esirgeyendir. Resule düşen görev sadece bil gilendirmektir, Allah, neyi açık ettiğinizi neyi ağzınızda sakladığınızı bilir, deki pis olanla hoş olan bir değildir velev ki habis olanın çokluğuna kapılsanız bile / çokluğu ilginizi çekse bile, Allah’tan sakının, ey akıl uluları, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 98. ayet

  6. Mâide suresi, 99. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 99. ayet. مَّا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ

    mâ `ale-rrasûli ille-lbelâg. vellâhü ya`lemü mâ tübdûne vemâ tektümûn.

    Mehmet Alagaş

    (92-100) Allah’a ve Resulüne itaat edin, hazırlıklı olun, eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Resulümüze düşen sadece apaçık bilgilendirmektir. İman eden ve salih amel işleyenlerin, o şeylerden sakındıkları iman ettikleri ve salih amel işledikleri sürece ve sonra yine sakınmaları iman etmeleri ve sonrasında tekrar sakınmaları ve güzel davranmaları şartlarıyla onlardan yemiş olmaları günah değildir , Allah güzel davrananları sever. Ey iman edenler, Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlanma konusunda ki bir şeylerle dener, bundan amaç Allah’tan gıyabında korkanları bilinir hale getirmesi içindir, her kim bununun ardından önemsizleştirirse işte ona acıtıcı bir azap vardır. Ey iman edenler ihramlı iken (hac yahut umredeyken) av hayvanı öldürmeyin, her kim onu bile isteye / taammüden öldürürse, cezası öldürdüğü hayvanın aynısından aranızda denkleştirmeyi / adaleti bilen birinin kararı gereği Kâbe’ye hediye edilmek üzere ulaştırılmasıdır yahut kefaret gerekir, miskinleri doyurmaktır yahut buna denk oruç tutmaktır ki yaptığı işin vebalini tatsın, Allah geçmişte kalanları affetti, her kim tekrar dönerse, Allah ondan öc alır / intikam alı r, Allah saygıdeğerdir, intikam sahibidir. Deniz avlanması ve onların yenilmesi size de yolculuk halinde orada olanlara da helal edildi, kara avlanması ise ihramlı olduğunuz sürece size haram edildi, kendisiyle bir araya geleceğiniz Allah’tan sakının. Allah, Beyt-i Haram Kâbe’yi, Şehr-i Haramı, hediyelik kurbanları ve gerdanlıkları işaretli hayvanları insanlar için kalkış / kıyam vesilesi yaptı, bu, Allah’ın semalarda ve arzda ne varsa bildiğini bilmeniz amacıyladır, muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir. Şunu bilin ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir ve de Allah , kesinlikle bağışlayandır, esirgeyendir. Resule düşen görev sadece bil gilendirmektir, Allah, neyi açık ettiğinizi neyi ağzınızda sakladığınızı bilir, deki pis olanla hoş olan bir değildir velev ki habis olanın çokluğuna kapılsanız bile / çokluğu ilginizi çekse bile, Allah’tan sakının, ey akıl uluları, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 99. ayet

  7. Mâide suresi, 100. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 100. ayet. قُل لَّا يَسْتَوِى ٱلْخَبِيثُ وَٱلطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ ٱلْخَبِيثِ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    ḳul lâ yestevi-lḫabîŝü veṭṭayyibü velev a`cebeke keŝratü-lḫabîŝ. fetteḳu-llâhe yâ ûli-l'elbâbi le`alleküm tüfliḥûn.

    Mehmet Alagaş

    (92-100) Allah’a ve Resulüne itaat edin, hazırlıklı olun, eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Resulümüze düşen sadece apaçık bilgilendirmektir. İman eden ve salih amel işleyenlerin, o şeylerden sakındıkları iman ettikleri ve salih amel işledikleri sürece ve sonra yine sakınmaları iman etmeleri ve sonrasında tekrar sakınmaları ve güzel davranmaları şartlarıyla onlardan yemiş olmaları günah değildir , Allah güzel davrananları sever. Ey iman edenler, Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlanma konusunda ki bir şeylerle dener, bundan amaç Allah’tan gıyabında korkanları bilinir hale getirmesi içindir, her kim bununun ardından önemsizleştirirse işte ona acıtıcı bir azap vardır. Ey iman edenler ihramlı iken (hac yahut umredeyken) av hayvanı öldürmeyin, her kim onu bile isteye / taammüden öldürürse, cezası öldürdüğü hayvanın aynısından aranızda denkleştirmeyi / adaleti bilen birinin kararı gereği Kâbe’ye hediye edilmek üzere ulaştırılmasıdır yahut kefaret gerekir, miskinleri doyurmaktır yahut buna denk oruç tutmaktır ki yaptığı işin vebalini tatsın, Allah geçmişte kalanları affetti, her kim tekrar dönerse, Allah ondan öc alır / intikam alı r, Allah saygıdeğerdir, intikam sahibidir. Deniz avlanması ve onların yenilmesi size de yolculuk halinde orada olanlara da helal edildi, kara avlanması ise ihramlı olduğunuz sürece size haram edildi, kendisiyle bir araya geleceğiniz Allah’tan sakının. Allah, Beyt-i Haram Kâbe’yi, Şehr-i Haramı, hediyelik kurbanları ve gerdanlıkları işaretli hayvanları insanlar için kalkış / kıyam vesilesi yaptı, bu, Allah’ın semalarda ve arzda ne varsa bildiğini bilmeniz amacıyladır, muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir. Şunu bilin ki Allah’ın misillemesi şiddetlidir ve de Allah , kesinlikle bağışlayandır, esirgeyendir. Resule düşen görev sadece bil gilendirmektir, Allah, neyi açık ettiğinizi neyi ağzınızda sakladığınızı bilir, deki pis olanla hoş olan bir değildir velev ki habis olanın çokluğuna kapılsanız bile / çokluğu ilginizi çekse bile, Allah’tan sakının, ey akıl uluları, böylelikle belki kurtuluşa erersiniz.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 100. ayet

Gereksiz soru sormamak; uydurulan adaklar; vasiyette şahitlik 101–108

  1. Mâide suresi, 101. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 101. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَسْـَٔلُوا۟ عَنْ أَشْيَآءَ إِن تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِن تَسْـَٔلُوا۟ عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ ٱلْقُرْءَانُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا ٱللَّهُ عَنْهَا وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tes'elû `an eşyâe in tübde leküm tesü'küm. vein tes'elû `anhâ ḥîne yünezzelü-lḳur'ânü tübde leküm. `afe-llâhü `anhâ. vellâhü gafûrun ḥalîm.

    Mehmet Alagaş

    (101-103) Ey iman edenler, açıklandığında sizi kötü edecek şeyler hakkında soru sormayın (hac her senemi gibi sorular) Eğer Kuran indirilirken onlardan sorarsanız size açıklanır, Allah sizi onlardan muaf tuttu, (Eğer bahsedilmiyorsa bilin ki Allah onlardan sizi muaf tutmuştur , sorarak bahse konu haline getirmeyin ) Allah bağışlayandır, uysal davranandır, sizden önceki topluluklar da sordular, sonrasında da kafir olarak sabahladılar / ortaya çıktılar. Allah beş kez doğum yaptıktan ve sonuncusu da erkek yavru olan deve artık sütü içilmeyen / sağılmayan artık putların olan deve / Bahira, üzerine yük yüklenmeyen ve de binilmeyen artık putların olan deve / Saibe, ikiz dişi erkek olarak doğan / vasile, onuncu nesli de dölleyen artık putların olan deve / Hâm diye şeyler yapma mıştır ve lakin kafirler yalanı Allah’a iftira ediyorlar , onların çoğu akletmiyor.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 101. ayet

  2. Mâide suresi, 102. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 102. ayet. قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌ مِّن قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُوا۟ بِهَا كَٰفِرِينَ

    ḳad seelehâ ḳavmüm min ḳabliküm ŝümme aṣbeḥû bihâ kâfirîn.

    Mehmet Alagaş

    (101-103) Ey iman edenler, açıklandığında sizi kötü edecek şeyler hakkında soru sormayın (hac her senemi gibi sorular) Eğer Kuran indirilirken onlardan sorarsanız size açıklanır, Allah sizi onlardan muaf tuttu, (Eğer bahsedilmiyorsa bilin ki Allah onlardan sizi muaf tutmuştur , sorarak bahse konu haline getirmeyin ) Allah bağışlayandır, uysal davranandır, sizden önceki topluluklar da sordular, sonrasında da kafir olarak sabahladılar / ortaya çıktılar. Allah beş kez doğum yaptıktan ve sonuncusu da erkek yavru olan deve artık sütü içilmeyen / sağılmayan artık putların olan deve / Bahira, üzerine yük yüklenmeyen ve de binilmeyen artık putların olan deve / Saibe, ikiz dişi erkek olarak doğan / vasile, onuncu nesli de dölleyen artık putların olan deve / Hâm diye şeyler yapma mıştır ve lakin kafirler yalanı Allah’a iftira ediyorlar , onların çoğu akletmiyor.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 102. ayet

  3. Mâide suresi, 103. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 103. ayet. مَا جَعَلَ ٱللَّهُ مِنۢ بَحِيرَةٍ وَلَا سَآئِبَةٍ وَلَا وَصِيلَةٍ وَلَا حَامٍ وَلَٰكِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

    mâ ce`ale-llâhü mim beḥîrativ velâ sâibetiv velâ veṣîletiv velâ ḥâmiv velâkinne-lleẕîne keferû yefterûne `ale-llâhi-lkeẕib. veekŝeruhüm lâ ya`ḳilûn.

    Mehmet Alagaş

    (101-103) Ey iman edenler, açıklandığında sizi kötü edecek şeyler hakkında soru sormayın (hac her senemi gibi sorular) Eğer Kuran indirilirken onlardan sorarsanız size açıklanır, Allah sizi onlardan muaf tuttu, (Eğer bahsedilmiyorsa bilin ki Allah onlardan sizi muaf tutmuştur , sorarak bahse konu haline getirmeyin ) Allah bağışlayandır, uysal davranandır, sizden önceki topluluklar da sordular, sonrasında da kafir olarak sabahladılar / ortaya çıktılar. Allah beş kez doğum yaptıktan ve sonuncusu da erkek yavru olan deve artık sütü içilmeyen / sağılmayan artık putların olan deve / Bahira, üzerine yük yüklenmeyen ve de binilmeyen artık putların olan deve / Saibe, ikiz dişi erkek olarak doğan / vasile, onuncu nesli de dölleyen artık putların olan deve / Hâm diye şeyler yapma mıştır ve lakin kafirler yalanı Allah’a iftira ediyorlar , onların çoğu akletmiyor.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 103. ayet

  4. Mâide suresi, 104. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 104. ayet. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ قَالُوا۟ حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَآ أَوَلَوْ كَانَ ءَابَآؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

    veiẕâ ḳîle lehüm te`âlev ilâ mâ enzele-llâhü veile-rrasûli ḳâlû ḥasbünâ mâ vecednâ `aleyhi âbâenâ. evelev kâne âbâühüm lâ ya`lemûne şey'ev velâ yehtedûn.

    Mehmet Alagaş

    (104-105) Allah’ın indirdiklerine ve Resule hadi gelin denildiği vakit derler ki, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeterlidir, şayet babaları bir şey bilmeyen ve yola iletilmemiş kimseler olsa bile mi? Ey iman edenler, sizler kendinizle ilgilenin, sapmış kişi siz hidayette iken size zarar veremez, hepinizin gerisin geri döneceği yer Allah’tır, size yaptıklarınızı haber verecektir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 104. ayet

  5. Mâide suresi, 105. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 105. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا ٱهْتَدَيْتُمْ إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû `aleyküm enfüseküm. lâ yeḍurruküm men ḍalle iẕe-htedeytüm. ile-llâhi merci`uküm cemî`an feyünebbiüküm bimâ küntüm ta`melûn.

    Mehmet Alagaş

    (104-105) Allah’ın indirdiklerine ve Resule hadi gelin denildiği vakit derler ki, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeterlidir, şayet babaları bir şey bilmeyen ve yola iletilmemiş kimseler olsa bile mi? Ey iman edenler, sizler kendinizle ilgilenin, sapmış kişi siz hidayette iken size zarar veremez, hepinizin gerisin geri döneceği yer Allah’tır, size yaptıklarınızı haber verecektir.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 105. ayet

  6. Mâide suresi, 106. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 106. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ شَهَٰدَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ حِينَ ٱلْوَصِيَّةِ ٱثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَأَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةُ ٱلْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنۢ بَعْدِ ٱلصَّلَوٰةِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ إِنِ ٱرْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِى بِهِۦ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ وَلَا نَكْتُمُ شَهَٰدَةَ ٱللَّهِ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلْـَٔاثِمِينَ

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû şehâdetü beyniküm iẕâ ḥaḍara eḥadekümü-lmevtü ḥîne-lveṣiyyeti-ŝnâni ẕevâ `adlim minküm ev âḫarâni min gayriküm in entüm ḍarabtüm fi-l'arḍi feeṣâbetküm müṣîbtü-lmevt. taḥbisûnehümâ mim ba`di-ṣṣalâti feyuḳsimâni billâhi ini-rtebtüm lâ neşterî bihî ŝemenev velev kâne ẕâ ḳurbâ velâ nektümü şehâdete-llâhi innâ iẕel lemine-l'âŝimîn.

    Mehmet Alagaş

    (106-108) Ey iman edenler, aranızdan birine ölüm hazırlığı, vasiyet vakti geldiğinde aranızdan iki adet denklemeyi / adaleti bilen kişi ile aranızda şahitlik edin, eğer yeryüzünde yolculuktaysanız sizin dışınızdaki birilerinden iki kişiyi şahit edinin, ölüm musibeti size nasip olursa, namazdan sonrasına kadar şahitleri alıkoyun, eğer kuşkulanırsanız, her ikisine de Allah adına yemin ettirin, “ akrabalarımız dahi olsalar şahitliği az bir pahaya satmayız, Allah’ın şahitliğini ağızımızda saklamayız muhakkak ki biz günah karlardan oluruz” yeminini etsinler, bu ikisinin günah gerçekleştirdikleri anlaşılırsa, bunların aleyhine olan taraftan diğer iki kişi kalkar ikisinin yerine geçer ve Allah için şöyle yemin ederler, “bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha gerçektir, herhang i bir şekilde haksızlık etmedik, aksi durumda muhakkak ki biz zalimlerdeniz” derler. Bu (mağdurlar arasından iki şahit belirlemek) şahitliğin aslına uygun yapılmasına daha yakın olan çaredir / yoldur yahut yemin etmelerinin sonrasında yeminlerinin reddedilmesi korkusunu gideren bir çaredir, Allah’tan sakının ve işitin, Allah yoldan çıkan kavmi yola iletmez.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 106. ayet

  7. Mâide suresi, 107. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 107. ayet. فَإِنْ عُثِرَ عَلَىٰٓ أَنَّهُمَا ٱسْتَحَقَّآ إِثْمًا فَـَٔاخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْأَوْلَيَٰنِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ لَشَهَٰدَتُنَآ أَحَقُّ مِن شَهَٰدَتِهِمَا وَمَا ٱعْتَدَيْنَآ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    fein `uŝira `alâ ennehüme-steḥaḳḳâ iŝmen feâḫarâni yeḳûmâni meḳâmehümâ mine-lleẕîne-steḥaḳḳa `aleyhimü-l'evleyâni feyuḳsimâni billâhi leşehâdetünâ eḥaḳḳu min şehâdetihimâ veme-`tedeynâ. innâ iẕel lemine-żżâlimîn.

    Mehmet Alagaş

    (106-108) Ey iman edenler, aranızdan birine ölüm hazırlığı, vasiyet vakti geldiğinde aranızdan iki adet denklemeyi / adaleti bilen kişi ile aranızda şahitlik edin, eğer yeryüzünde yolculuktaysanız sizin dışınızdaki birilerinden iki kişiyi şahit edinin, ölüm musibeti size nasip olursa, namazdan sonrasına kadar şahitleri alıkoyun, eğer kuşkulanırsanız, her ikisine de Allah adına yemin ettirin, “ akrabalarımız dahi olsalar şahitliği az bir pahaya satmayız, Allah’ın şahitliğini ağızımızda saklamayız muhakkak ki biz günah karlardan oluruz” yeminini etsinler, bu ikisinin günah gerçekleştirdikleri anlaşılırsa, bunların aleyhine olan taraftan diğer iki kişi kalkar ikisinin yerine geçer ve Allah için şöyle yemin ederler, “bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha gerçektir, herhang i bir şekilde haksızlık etmedik, aksi durumda muhakkak ki biz zalimlerdeniz” derler. Bu (mağdurlar arasından iki şahit belirlemek) şahitliğin aslına uygun yapılmasına daha yakın olan çaredir / yoldur yahut yemin etmelerinin sonrasında yeminlerinin reddedilmesi korkusunu gideren bir çaredir, Allah’tan sakının ve işitin, Allah yoldan çıkan kavmi yola iletmez.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 107. ayet

  8. Mâide suresi, 108. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 108. ayet. ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن يَأْتُوا۟ بِٱلشَّهَٰدَةِ عَلَىٰ وَجْهِهَآ أَوْ يَخَافُوٓا۟ أَن تُرَدَّ أَيْمَٰنٌۢ بَعْدَ أَيْمَٰنِهِمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱسْمَعُوا۟ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَٰسِقِينَ

    ẕâlike ednâ ey ye'tû bişşehâdeti `alâ vechihâ ev yeḫâfû en türadde eymânüm ba`de eymânihim. vetteḳu-llâhe vesme`û. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-lfâsiḳîn.

    Mehmet Alagaş

    (106-108) Ey iman edenler, aranızdan birine ölüm hazırlığı, vasiyet vakti geldiğinde aranızdan iki adet denklemeyi / adaleti bilen kişi ile aranızda şahitlik edin, eğer yeryüzünde yolculuktaysanız sizin dışınızdaki birilerinden iki kişiyi şahit edinin, ölüm musibeti size nasip olursa, namazdan sonrasına kadar şahitleri alıkoyun, eğer kuşkulanırsanız, her ikisine de Allah adına yemin ettirin, “ akrabalarımız dahi olsalar şahitliği az bir pahaya satmayız, Allah’ın şahitliğini ağızımızda saklamayız muhakkak ki biz günah karlardan oluruz” yeminini etsinler, bu ikisinin günah gerçekleştirdikleri anlaşılırsa, bunların aleyhine olan taraftan diğer iki kişi kalkar ikisinin yerine geçer ve Allah için şöyle yemin ederler, “bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha gerçektir, herhang i bir şekilde haksızlık etmedik, aksi durumda muhakkak ki biz zalimlerdeniz” derler. Bu (mağdurlar arasından iki şahit belirlemek) şahitliğin aslına uygun yapılmasına daha yakın olan çaredir / yoldur yahut yemin etmelerinin sonrasında yeminlerinin reddedilmesi korkusunu gideren bir çaredir, Allah’tan sakının ve işitin, Allah yoldan çıkan kavmi yola iletmez.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 108. ayet

Kıyamet günü Îsâ'ya sorulan ve gökten inen sofra 109–120

  1. Mâide suresi, 109. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 109. ayet. يَوْمَ يَجْمَعُ ٱللَّهُ ٱلرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ أُجِبْتُمْ قَالُوا۟ لَا عِلْمَ لَنَآ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ

    yevme yecme`u-llâhü-rrusüle feyeḳûlü mâẕâ ücibtüm. ḳâlû lâ `ilme lenâ. inneke ente `allâmü-lguyûb.

    Mehmet Alagaş

    (109-110) Allah resulleri bir araya getirdiği gün der ki size ne cevap verildi? Derler ki, bir bilgimiz yok, muhakkak ki sen gaybleri / bize gizlenmiş olanları en iyi bilensin, O vakit Allah Ey Meryem oğlu İsa senin ve annenin / validenin üzerindeki nimetlerimi hatırlayıp söyle dedi, seni kutsal ruh ile desteklemedik mi? Beşikteyken ve yetişkinken insanlarla konuştun, bir vakit te sana kitabı, gerekçeleri / hikmeti, Tevrat’ı, ve İncil’i öğrettim, bir vakit te iznimle balçıktan kuş görünümünde bir şey yaratıyordun, o nun içine üflüyordun, o da iznimle uçan kuş oluyordu, anadan doğma körü, vücudunda beyazlıklar olan alacayı iznimle iyi ediyordun, iznimle ölüleri dışarı çıkarıyordun, İsrail oğullarını senden savmıştım, onlara açıklamalarla gelmiştin, onlardan kafir olanlar dediler ki, bu ancak ve ancak apaçık bir büyüdür / s ihirdir / etkileme sanatıdır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 109. ayet

  2. Mâide suresi, 110. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 110. ayet. إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱذْكُرْ نِعْمَتِى عَلَيْكَ وَعَلَىٰ وَٰلِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ تُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِى ٱلْمَهْدِ وَكَهْلًا وَإِذْ عَلَّمْتُكَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ ٱلطِّينِ كَهَيْـَٔةِ ٱلطَّيْرِ بِإِذْنِى فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًۢا بِإِذْنِى وَتُبْرِئُ ٱلْأَكْمَهَ وَٱلْأَبْرَصَ بِإِذْنِى وَإِذْ تُخْرِجُ ٱلْمَوْتَىٰ بِإِذْنِى وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

    iẕ ḳâle-llâhü yâ `îse-bne meryeme-ẕkür ni`metî `aleyke ve`alâ vâlidetik. iẕ eyyettüke birûḥi-lḳudüsi tükellimü-nnâse fi-lmehdi vekehlâ. veiẕ `allemtüke-lkitâbe velḥikmete vettevrâte vel'incîl. veiẕ taḫlüḳu mine-ṭṭîni kehey'eti-ṭṭayri biiẕnî fetenfüḫu fîhâ fetekûnü ṭayram biiẕnî vetübriü-l'ekmehe vel'ebraṣa biiẕnî. veiẕ tuḫricü-lmevtâ biiẕnî. veiẕ kefeftü benî isrâîle `anke iẕ ci'tehüm bilbeyyinâti feḳâle-lleẕîne keferû minhüm in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.

    Mehmet Alagaş

    (109-110) Allah resulleri bir araya getirdiği gün der ki size ne cevap verildi? Derler ki, bir bilgimiz yok, muhakkak ki sen gaybleri / bize gizlenmiş olanları en iyi bilensin, O vakit Allah Ey Meryem oğlu İsa senin ve annenin / validenin üzerindeki nimetlerimi hatırlayıp söyle dedi, seni kutsal ruh ile desteklemedik mi? Beşikteyken ve yetişkinken insanlarla konuştun, bir vakit te sana kitabı, gerekçeleri / hikmeti, Tevrat’ı, ve İncil’i öğrettim, bir vakit te iznimle balçıktan kuş görünümünde bir şey yaratıyordun, o nun içine üflüyordun, o da iznimle uçan kuş oluyordu, anadan doğma körü, vücudunda beyazlıklar olan alacayı iznimle iyi ediyordun, iznimle ölüleri dışarı çıkarıyordun, İsrail oğullarını senden savmıştım, onlara açıklamalarla gelmiştin, onlardan kafir olanlar dediler ki, bu ancak ve ancak apaçık bir büyüdür / s ihirdir / etkileme sanatıdır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 110. ayet

  3. Mâide suresi, 111. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 111. ayet. وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى ٱلْحَوَارِيِّـۧنَ أَنْ ءَامِنُوا۟ بِى وَبِرَسُولِى قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَٱشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ

    veiẕ evḥaytü ile-lḥavâriyyîne en âminû bî vebirasûlî. ḳâlû âmennâ veşhed biennenâ müslimûn.

    Mehmet Alagaş

    (111-115) Bir vakit havarilere, Bana ve Resulüme iman edin diye vahyettik, iman ettik, şahit ol ki biz teslim olanlarız dediler, bir vakit havariler, ey Meryem oğlu İsa, Rabbinin gökten bir sofra indirmeye kapasitesi yeter mi? dediler, İsa, eğer iman ediyorsanız Allah’tan sakının dedi. Ondan yemeyi, kalplerimizin tatmin olmasını, bize olan bağlılığını / sadakatini bilelim, O sofraya şahitler olalım istiyoruz dediler. Meryem oğlu İsa dedi ki, Ey Allah’ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, bize, evvelimize ve ahirimize bir bayram, senden bir gösterge / bir ayet olsun, bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin hayırlısısın. Allah dedi ki size onu kesinlikle indiriyorum, sizden kim, sonrasında inkâr ederse, muhakkak ki ben ona, alemlerde kimseye etmediğim şekilde azap ederim.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 111. ayet

  4. Mâide suresi, 112. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 112. ayet. إِذْ قَالَ ٱلْحَوَارِيُّونَ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ ٱلسَّمَآءِ قَالَ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    iẕ ḳâle-lḥavâriyyûne yâ `îse-bne meryeme hel yesteṭî`u rabbüke ey yünezzile `aleynâ mâidetem mine-ssemâ'. ḳâle-tteḳu-llâhe in küntüm mü'minîn.

    Mehmet Alagaş

    (111-115) Bir vakit havarilere, Bana ve Resulüme iman edin diye vahyettik, iman ettik, şahit ol ki biz teslim olanlarız dediler, bir vakit havariler, ey Meryem oğlu İsa, Rabbinin gökten bir sofra indirmeye kapasitesi yeter mi? dediler, İsa, eğer iman ediyorsanız Allah’tan sakının dedi. Ondan yemeyi, kalplerimizin tatmin olmasını, bize olan bağlılığını / sadakatini bilelim, O sofraya şahitler olalım istiyoruz dediler. Meryem oğlu İsa dedi ki, Ey Allah’ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, bize, evvelimize ve ahirimize bir bayram, senden bir gösterge / bir ayet olsun, bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin hayırlısısın. Allah dedi ki size onu kesinlikle indiriyorum, sizden kim, sonrasında inkâr ederse, muhakkak ki ben ona, alemlerde kimseye etmediğim şekilde azap ederim.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 112. ayet

  5. Mâide suresi, 113. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 113. ayet. قَالُوا۟ نُرِيدُ أَن نَّأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَن قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ ٱلشَّٰهِدِينَ

    ḳâlû nürîdü en ne'küle minhâ vetaṭmeinne ḳulûbünâ vena`leme en ḳad ṣadaḳtenâ venekûne `aleyhâ mine-şşâhidîn.

    Mehmet Alagaş

    (111-115) Bir vakit havarilere, Bana ve Resulüme iman edin diye vahyettik, iman ettik, şahit ol ki biz teslim olanlarız dediler, bir vakit havariler, ey Meryem oğlu İsa, Rabbinin gökten bir sofra indirmeye kapasitesi yeter mi? dediler, İsa, eğer iman ediyorsanız Allah’tan sakının dedi. Ondan yemeyi, kalplerimizin tatmin olmasını, bize olan bağlılığını / sadakatini bilelim, O sofraya şahitler olalım istiyoruz dediler. Meryem oğlu İsa dedi ki, Ey Allah’ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, bize, evvelimize ve ahirimize bir bayram, senden bir gösterge / bir ayet olsun, bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin hayırlısısın. Allah dedi ki size onu kesinlikle indiriyorum, sizden kim, sonrasında inkâr ederse, muhakkak ki ben ona, alemlerde kimseye etmediğim şekilde azap ederim.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 113. ayet

  6. Mâide suresi, 114. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 114. ayet. قَالَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ ٱللَّهُمَّ رَبَّنَآ أَنزِلْ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ ٱلسَّمَآءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِّأَوَّلِنَا وَءَاخِرِنَا وَءَايَةً مِّنكَ وَٱرْزُقْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ

    ḳâle `îse-bnü meryeme-llâhümme rabbenâ enzil `aleynâ mâidetem mine-ssemâi tekûnü lenâ `îdel lievvelinâ veâḫirinâ veâyetem mink. verzuḳnâ veente ḫayru-rrâziḳîn.

    Mehmet Alagaş

    (111-115) Bir vakit havarilere, Bana ve Resulüme iman edin diye vahyettik, iman ettik, şahit ol ki biz teslim olanlarız dediler, bir vakit havariler, ey Meryem oğlu İsa, Rabbinin gökten bir sofra indirmeye kapasitesi yeter mi? dediler, İsa, eğer iman ediyorsanız Allah’tan sakının dedi. Ondan yemeyi, kalplerimizin tatmin olmasını, bize olan bağlılığını / sadakatini bilelim, O sofraya şahitler olalım istiyoruz dediler. Meryem oğlu İsa dedi ki, Ey Allah’ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, bize, evvelimize ve ahirimize bir bayram, senden bir gösterge / bir ayet olsun, bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin hayırlısısın. Allah dedi ki size onu kesinlikle indiriyorum, sizden kim, sonrasında inkâr ederse, muhakkak ki ben ona, alemlerde kimseye etmediğim şekilde azap ederim.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 114. ayet

  7. Mâide suresi, 115. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 115. ayet. قَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَن يَكْفُرْ بَعْدُ مِنكُمْ فَإِنِّىٓ أُعَذِّبُهُۥ عَذَابًا لَّآ أُعَذِّبُهُۥٓ أَحَدًا مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ

    ḳâle-llâhü innî münezzilühâ `aleyküm. femey yekfür ba`dü minküm feinnî ü`aẕẕibühû `aẕâbel lâ ü`aẕẕibühû eḥadem mine-l`âlemîn.

    Mehmet Alagaş

    (111-115) Bir vakit havarilere, Bana ve Resulüme iman edin diye vahyettik, iman ettik, şahit ol ki biz teslim olanlarız dediler, bir vakit havariler, ey Meryem oğlu İsa, Rabbinin gökten bir sofra indirmeye kapasitesi yeter mi? dediler, İsa, eğer iman ediyorsanız Allah’tan sakının dedi. Ondan yemeyi, kalplerimizin tatmin olmasını, bize olan bağlılığını / sadakatini bilelim, O sofraya şahitler olalım istiyoruz dediler. Meryem oğlu İsa dedi ki, Ey Allah’ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, bize, evvelimize ve ahirimize bir bayram, senden bir gösterge / bir ayet olsun, bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin hayırlısısın. Allah dedi ki size onu kesinlikle indiriyorum, sizden kim, sonrasında inkâr ederse, muhakkak ki ben ona, alemlerde kimseye etmediğim şekilde azap ederim.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 115. ayet

  8. Mâide suresi, 116. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 116. ayet. وَإِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ قَالَ سُبْحَٰنَكَ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِى بِحَقٍّ إِن كُنتُ قُلْتُهُۥ فَقَدْ عَلِمْتَهُۥ تَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِى وَلَآ أَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ

    veiẕ ḳâle-llâhü yâ `îse-bne meryeme eente ḳulte linnâsi-tteḫiẕûnî veümmiye ilâheyni min dûni-llâh. ḳâle sübḥâneke mâ yekûnü lî en eḳûle mâ leyse lî biḥaḳḳ. in küntü ḳultühû feḳad `alimteh. ta`lemü mâ fî nefsî velâ a`lemü mâ fî nefsik. inneke ente `allâmü-lguyûb.

    Mehmet Alagaş

    (116-117) Bir vakit Allah dedi ki, Ey Meryem oğlu İsa insanlara Allah’ın dışında, beni ve annemi ilah olarak edinin diye sen mi dedin? Dedi ki seni üstün tutarım ki benim gerçek olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz, eğer onu / o sözü söyleseydim, sen kesinlikle o nu bilirdin, sen nefsimde olanı da bilirsin, fakat ben senin nefsinde olanı bilemem, muhakkak ki sen gayb olanları / bize gizlenmiş olanları en iyi bilensin , bana emrettiklerin dışında herhangi bir şey söylemedim, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin dedim, aralarında olduğum süre zarfında onlar üzerinde şahit idim, ne zaman ki beni vefat ettirdin onlar üzerinde gözetleyici sadece sen oldun, sen her şeye şahitsin. Eğer onlara azap edeceksen muhakkak ki onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan muhakkak ki sen saygınsın, son kararı verensin. (Mesih’in / İsa’nın ilk vefatından sonra dünyaya tekrar gelmediğini ifade ettiği ayet)

    Ayet detayı — Mâide suresi, 116. ayet

  9. Mâide suresi, 117. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 117. ayet. مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَآ أَمَرْتَنِى بِهِۦٓ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِى كُنتَ أَنتَ ٱلرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ

    mâ ḳultü lehüm illâ mâ emertenî bihî eni-`büdü-llâhe rabbî verabbeküm. veküntü `aleyhim şehîdem mâ dümtü fîhim. felemmâ teveffeytenî künte ente-rraḳîbe `aleyhim. veente `alâ külli şey'in şehîd.

    Mehmet Alagaş

    (116-117) Bir vakit Allah dedi ki, Ey Meryem oğlu İsa insanlara Allah’ın dışında, beni ve annemi ilah olarak edinin diye sen mi dedin? Dedi ki seni üstün tutarım ki benim gerçek olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz, eğer onu / o sözü söyleseydim, sen kesinlikle o nu bilirdin, sen nefsimde olanı da bilirsin, fakat ben senin nefsinde olanı bilemem, muhakkak ki sen gayb olanları / bize gizlenmiş olanları en iyi bilensin , bana emrettiklerin dışında herhangi bir şey söylemedim, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin dedim, aralarında olduğum süre zarfında onlar üzerinde şahit idim, ne zaman ki beni vefat ettirdin onlar üzerinde gözetleyici sadece sen oldun, sen her şeye şahitsin. Eğer onlara azap edeceksen muhakkak ki onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan muhakkak ki sen saygınsın, son kararı verensin. (Mesih’in / İsa’nın ilk vefatından sonra dünyaya tekrar gelmediğini ifade ettiği ayet)

    Ayet detayı — Mâide suresi, 117. ayet

  10. Mâide suresi, 118. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 118. ayet. إِن تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    in tü`aẕẕibhüm feinnehüm `ibâdük. vein tagfir lehüm feinneke ente-l`azîzü-lḥakîm.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 118. ayet

  11. Mâide suresi, 119. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 119. ayet. قَالَ ٱللَّهُ هَٰذَا يَوْمُ يَنفَعُ ٱلصَّٰدِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    ḳâle-llâhü hâẕâ yevmü yenfe`u-ṣṣâdiḳîne ṣidḳuhüm. lehüm cennâtün tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. raḍiye-llâhü `anhüm veraḍû `anh. ẕâlike-lfevzü-l`ażîm.

    Mehmet Alagaş

    (119-120) Allah dedi ki bugün, sözüne bağlılara / sadıklara bağlılıklarının / sadakatlerinin fayda vereceği gündür, onlara altlarından nehirler akan cennetler vardır, oralarda ebedi olarak kalıcıdırlar, Allah onlardan hoşnut oluştur onlarda O’ndan hoşnutlar, işte bu büyük bir başarıdır, semaların, yerin ve bu ikisinin içinde olanların egemenliği / mülkiyeti / (onlar hakkında dilediğini yapabilme özgürlüğü) Allah’a aittir. Ve O her şeyi güç yetirip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 119. ayet

  12. Mâide suresi, 120. ayet — tek başına aç

    Mâide suresi, 120. ayet. لِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌۢ

    lillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ fîhinn. vehüve `alâ külli şey'in ḳadîr.

    Mehmet Alagaş

    (119-120) Allah dedi ki bugün, sözüne bağlılara / sadıklara bağlılıklarının / sadakatlerinin fayda vereceği gündür, onlara altlarından nehirler akan cennetler vardır, oralarda ebedi olarak kalıcıdırlar, Allah onlardan hoşnut oluştur onlarda O’ndan hoşnutlar, işte bu büyük bir başarıdır, semaların, yerin ve bu ikisinin içinde olanların egemenliği / mülkiyeti / (onlar hakkında dilediğini yapabilme özgürlüğü) Allah’a aittir. Ve O her şeyi güç yetirip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Mâide suresi, 120. ayet