Hasan Basri Çantay
Elif, lam, raa. Bunlar kitabın, (hakıykatları) apaçık anlatan Kur'anın ayetleridir.
15. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Hicr suresi, 1. ayet. الٓر تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ
elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi veḳur'ânim mübîn.
Elif, lam, raa. Bunlar kitabın, (hakıykatları) apaçık anlatan Kur'anın ayetleridir.
Hicr suresi, 2. ayet. رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
rubemâ yeveddü-lleẕîne keferû lev kânû müslimîn.
O küfredenler zaman zaman (nedametle) temenni edecek (ler): "(Ah vaktiyle) müslüman olaymışlar"
Hicr suresi, 3. ayet. ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
ẕerhüm ye'külû veyetemette`û veyülhihimü-l'emelü fesevfe ya`lemûn.
Bırak onları (kendi hallerine): Yesinler, faydalansınlar (eğlensinler), onlar emel oyalaya dursun. Sonra bilecekler onlar.
Hicr suresi, 4. ayet. وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ
vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ velehâ kitâbüm ma`lûm.
Biz hiçbir memleketi, onun (levh-i mahfuzda) ma'lum (ve mukadder) bir yazısı olmaksızın, helak etmedik.
Hicr suresi, 5. ayet. مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
mâ tesbiḳu min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.
Hiçbir ümmet ne ecelinin önüne geçebilir, ne de onlar (bunu) gecikdirebilirler.
Hicr suresi, 6. ayet. وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
veḳâlû yâ eyyühe-lleẕî nüzzile `aleyhi-ẕẕikru inneke lemecnûn.
Dediler ki: "Ey kendisine kitab indirilen (zat), mutlak ve mutlak sen bir mecnunsun"!
Hicr suresi, 7. ayet. لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
lev mâ te'tînâ bilmelâiketi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
"(Da'vanda) doğru söyleyenlerdendin de bize melekleri getirmeli değil miydin"?
Hicr suresi, 8. ayet. مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ
mâ nünezzilü-lmelâikete illâ bilḥaḳḳi vemâ kânû iẕem münżarîn.
Biz o melekleri hak (kın, hikmet ve kaderin bir iktizası) olmadan indirmeyiz. O zaman da kendilerine (ne) mühlet, (ne aman) verilmez.
Hicr suresi, 9. ayet. إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
innâ naḥnü nezzelne-ẕẕikra veinnâ lehû leḥâfiżûn.
Kur'anı biz indirdik, biz. Onun koruyucuları da, şübhesiz ki, biziz.
Hicr suresi, 10. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ
veleḳad erselnâ min ḳablike fî şiye`i-l'evvelîn.
Andolsun, senden mukaddem (gelen) önceki ümmetler içinde de (peygamberler) göndermişizdir.
Hicr suresi, 11. ayet. وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
vemâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.
Onlara her hangi bir peygamber gelmeye dursun ille onunla istihza (alay) ederlerdi.
Hicr suresi, 12. ayet. كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike neslükühû fî ḳulûbi-lmücrimîn.
Biz böylece o (istihzayi) günahkarların kalblerine sokarız.
Hicr suresi, 13. ayet. لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
lâ yü'minûne bihî veḳad ḫalet sünnetü-l'evvelîn.
(Kendilerinden) evvelkilerin (İmansızlıkları ve istihzaları yüzünden ma'ruz kaldıkları felaketler ma'lum iken ve o gibiler hakkında ilahi bir) sünnet (ve kanun) da geçmişken yine onlar buna (bu Kur'ana, bu peygambere) inanmazlar.
Hicr suresi, 14. ayet. وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ
velev fetaḥnâ `aleyhim bâbem mine-ssemâi feżallû fîhi ya`rucûn.
(14-15) Onlara gökden bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar (o zaman da) muhakkak ki: "Gözlerimiz (bir serhoş gözü gibi) döndürülmüşdür. Belki de biz büyülenmişler zümresiyiz" diyeceklerdir.
Hicr suresi, 15. ayet. لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ
leḳâlû innemâ sükkirat ebṣârunâ bel naḥnü ḳavmüm mesḥûrûn.
(14-15) Onlara gökden bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar (o zaman da) muhakkak ki: "Gözlerimiz (bir serhoş gözü gibi) döndürülmüşdür. Belki de biz büyülenmişler zümresiyiz" diyeceklerdir.
Hicr suresi, 16. ayet. وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ
veleḳad ce`alnâ fi-ssemâi bürûcev vezeyyennâhâ linnâżirîn.
Andolsun, biz gökde burçlar yapmış, onları (ibretle) temaşa edenler için süslenmişizdir.
Hicr suresi, 17. ayet. وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ
veḥafiżnâhâ min külli şeyṭânir racîm.
Biz onları taşlanan (sürülen, koğulan) her şeytandan koruduk.
Hicr suresi, 18. ayet. إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ
illâ meni-steraḳa-ssem`a feetbe`ahû şihâbüm mübîn.
Ancak kulak hırsızlığı eden (şeytan) vardır ki onun ardına da (bakanların) apaçık (gördüğü) bir ateş parçası düşmekdedir.
Hicr suresi, 19. ayet. وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ
vel'arḍa medednâhâ veelḳaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli şey'im mevzûn.
Yeri de (döşeyib) yaydık. Onda sabit dağlar (yaratıb) koyduk, oralarda (hikmet ve maslahatla) ölçülmüş her şeyden (münasib) nebatlar bitirdik.
Hicr suresi, 20. ayet. وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
vece`alnâ leküm fîhâ me`âyişe vemel lestüm lehû birâziḳîn.
Orada hem sizin için, hem rızıklarını te'min edemeyeceğiniz kimseler için bir çok geçim (sebeb) ler (i) yaratdık.
Hicr suresi, 21. ayet. وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ
veim min şey'in illâ `indenâ ḫazâinüh. vemâ nünezzilühû illâ biḳaderim ma`lûm.
Hiçbir şey (haaric) olmamak üzere (hepsinin) hazineleri bizim nezdimizdedir.. Biz on (lar) ı ma'lum bir mıkdar dışında indirmeyiz.
Hicr suresi, 22. ayet. وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
veerselne-rriyâḥa levâḳiḥa feenzelnâ mine-ssemâi mâen feesḳaynâkümûh. vemâ entüm lehû biḫâzinîn.
Biz aşılayıcı rüzgarlar gönderdik. Gökden de su indirib onunla sizleri sıvardık. Bunların hazinedarları da siz değilsiniz.
Hicr suresi, 23. ayet. وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ
veinnâ lenaḥnü nuḥyî venümîtü venaḥnü-lvâriŝûn.
Gerçek biz, mutlak biz hem diriltiriz, hem öldürürüz. Biz (Hepsinin) varisleriyizdir.
Hicr suresi, 24. ayet. وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
veleḳad `alimne-lmüstaḳdimîne minküm veleḳad `alimne-lmüste'ḫirîn.
Andolsun, sizden öne geçenleri de bilmişizdir, geri kalanları da biz bilmişizdir.
Hicr suresi, 25. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
veinne rabbeke hüve yaḥşüruhüm. innehû ḥakîmün `alîm.
Şübhe yok ki Rabb'in, (evet) O, onları (kabirlerinden kaldırıb) toplayacakdır. Hakıykat O, tam bir hüküm ve hikmet saahibidir, (her şey'i de) hakkıyle bilendir.
Hicr suresi, 26. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
veleḳad ḫalaḳne-l'insâne min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, suuretlenmiş bir balçıkdan yaratdık.
Hicr suresi, 27. ayet. وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
velcânne ḫalaḳnâhü min ḳablü min nâri-ssemûm.
Cann'ı da daha önce çok zehirleyici ateşden yaratdık.
Hicr suresi, 28. ayet. وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
veiẕ ḳâle rabbüke lilmelâiketi innî ḫâliḳum beşeram min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
Hatırla o vakti ki Rabbin meleklere: "Ben, demişdi, kuru bir çamurdan, suuretlenmiş bir balçıkdan bir beşer yaratacağım".
Hicr suresi, 29. ayet. فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
feiẕâ sevveytühû venefaḫtü fîhi mir rûḥî feḳa`û lehû sâcidîn.
"O halde ben onun yaratılışını bitirdiğim, ona ruhumdan üflediğim zaman siz derhal onun için secdeye kapanın".
Hicr suresi, 30. ayet. فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
fesecede-lmelâiketü küllühüm ecme`ûn.
Bunun üzerine meleklerin hepsi topdan secde etdi.
Hicr suresi, 31. ayet. إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
illâ iblîs. ebâ ey yekûne me`a-ssâcidîn.
Ancak İblis bu secde edenlerle beraber olmakdan (çekinerek) dayatdı.
Hicr suresi, 32. ayet. قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
ḳâle yâ iblîsü mâ leke ellâ tekûne me`a-ssâcidîn.
(Cenab-ı Hak): "Ey İblis, sen neye secde edenlerle beraber olmadın?" dedi.
Hicr suresi, 33. ayet. قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
ḳâle lem ekül liescüde libeşerin ḫalaḳtehû min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
"Ben, dedi, kuru bir çamurdan, suuretlenmiş bir balçıkdan yaratdığın beşer için secde edeyim diye (var) olmadım"!
Hicr suresi, 34. ayet. قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
ḳâle faḫruc minhâ feinneke racîm.
(Cenab-ı Hak) şöyle buyurdu: "O halde çık buradan. Çünkü sen artık koğulmuşsundur".
Hicr suresi, 35. ayet. وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
veinne `aleyke-lla`nete ilâ yevmi-ddîn.
"Hiç şübhesiz ceza gününe kadar la'net senin tependedir".
Hicr suresi, 36. ayet. قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
ḳâle rabbi feenżirnî ilâ yevmi yüb`aŝûn.
"Ey Rabbim, dedi, öyleyse bana (insanların) kabirlerinden kaldırılacakları güne kadar mühlet ver".
Hicr suresi, 37. ayet. قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
ḳâle feinneke mine-lmünżarîn.
(37-38) Buyurdu: "O halde sen (ındallah) ma'lum olan (bir) zamanın gününe kadar gecikdirilenlerdensin".
Hicr suresi, 38. ayet. إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
ilâ yevmi-lvaḳti-lma`lûm.
(37-38) Buyurdu: "O halde sen (ındallah) ma'lum olan (bir) zamanın gününe kadar gecikdirilenlerdensin".
Hicr suresi, 39. ayet. قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
ḳâle rabbi bimâ agveytenî leüzeyyinenne lehüm fi-l'arḍi veleugviyennehüm ecme`în.
"Ey Rabbim, dedi, beni azdırdığın şey'e (rahmetinden tard etmene) mukaabil ben de andolsun yer (yüzün) de onlar (ın ma'sıyetlerini) her halde süsleyeceğim (onları kendilerine hoş göstereceğim). Onların hepsini, topdan, muhakkak ki, azdıracağım".
Hicr suresi, 40. ayet. إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâdeke minhümü-lmuḫleṣîn.
"Ancak onlardan ihlasa erdirilmiş kulların müstesna".
Hicr suresi, 41. ayet. قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ
ḳâle hâẕâ ṣirâṭun `aleyye müsteḳîm.
Buyurdu ki: "İşte bu, bana göre (hak ve layık) olan doğru bir yoldur".
Hicr suresi, 42. ayet. إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
inne `ibâdî leyse leke `aleyhim sülṭânün illâ meni-ttebe`ake mine-lgâvîn.
"Benim kullarımın üzerinde senin hiç bir tahakküm (ün) yokdur. Meğer ki azıb sapanlardan sana tabi' olanlar olsun".
Hicr suresi, 43. ayet. وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
veinne cehenneme lemev`idühüm ecme`în.
"Şeksiz şübhesiz onların topuna va'd olunan yer cehennemdir".
Hicr suresi, 44. ayet. لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ
lehâ seb`atü ebvâb. likülli bâbim minhüm cüz'üm maḳsûm.
"Onun yedi kapısı, onlardan her kapının (onlara) ayrılmış birer nasıybi vardır".
Hicr suresi, 45. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.
Takvaa sahibleri muhakkak cennetlerde, pınar (baş) larındadır.
Hicr suresi, 46. ayet. ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
üdḫulûhâ biselâmin âminîn.
Selametle; korkusuz korkusuz girin oraya.
Hicr suresi, 47. ayet. وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
veneza`nâ mâ fî ṣudûrihim min gillin iḫvânen `alâ sürurim müteḳâbilîn.
Biz onların göğüslerindeki kini söküb atdık (atacağız. Onlar) kardeşler haalinde, karşı karşıya tahtları üzerindedirler (tahtlarına dayanarak oturacaklardır).
Hicr suresi, 48. ayet. لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
lâ yemessühüm fîhâ neṣabüv vemâ hüm minhâ bimuḫracîn.
Orada bunlara hiçbir yorgunluk ve zahmet değmeyecek. Oradan bunlar çıkarılacak da değildirler.
Hicr suresi, 49. ayet. نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
nebbi' `ibâdî ennî ene-lgafûru-rraḥîm.
(Habibim) kullarıma haber (i) ver ki: "Hakikaten ben (evet) ben çok yarlığayıcı, kemaliyle esirgeyiciyim".
Hicr suresi, 50. ayet. وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
veenne `aẕâbî hüve-l`aẕâbü-l'elîm.
"(Bununla beraber) benim azabım da elbette en acıklı azabın ta kendisidir o".
Hicr suresi, 51. ayet. وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ
venebbi'hüm `an ḍayfi ibrâhîm.
Onlara İbrahimin müsafirleri (olan meleklerimi) de haber ver.
Hicr suresi, 52. ayet. إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle innâ minküm vecilûn.
Hani bunlar onun karşısına girib "Selam" demişlerdi. O da: "Biz, demişdi, sizden endişe edicileriz".
Hicr suresi, 53. ayet. قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ
ḳâlû lâ tevcel innâ nübeşşiruke bigulâmin `alîm.
Dediler ki: "Korkma, hakıykat biz sana çok bilgin bir oğul müjde ediyoruz".
Hicr suresi, 54. ayet. قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
ḳâle ebeşşertümûnî `alâ em messeniye-lkiberu febime tübeşşirûn.
"Bana, dedi, ihtiyarlık çökmüşken (nasıl olub da) müjde verdiniz? Bu tebşiri neye istinaden yapıyorsunuz"?
Hicr suresi, 55. ayet. قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ
ḳâlû beşşernâke bilḥaḳḳi felâ teküm mine-lḳâniṭîn.
Dediler: "Seni hak olarak muştuluyoruz. O halde ümidini kesenlerden olma".
Hicr suresi, 56. ayet. قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
ḳâle vemey yaḳneṭu mir raḥmeti rabbihî ille-ḍḍâllûn.
(İbrahim): "Rabbinin rahmetinden sapıklardan başka kim ümidini keser"? dedi.
Hicr suresi, 57. ayet. قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
"Ey gönderilenler (elçiler), dedi, daha işiniz (me'muriyetiniz) ne"?
Hicr suresi, 58. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
Dediler: "Gerçek biz günahkarlar güruhuna gönderildik".
Hicr suresi, 59. ayet. إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
illâ âle lûṭ. innâ lemüneccûhüm ecme`în.
"Şu kadar ki Lut ailesi bunların dışındadır. Biz onları, hepsini behemehal kurtarıcılarız".
Hicr suresi, 60. ayet. إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
ille-mraetehû ḳaddernâ innehâ lemine-lgâbirîn.
"Karısı başka. Biz onun mutlakaa geride kalan kimselerden olması (lüzum) unu takdir etdik",
Hicr suresi, 61. ayet. فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ
felemmâ câe âle lûṭini-lmürselûn.
Vaktaki elçi (melek) ler Lut ailesine geldi.
Hicr suresi, 62. ayet. قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
ḳâle inneküm ḳavmüm münkerûn.
(Lut) dedi ki: "Herhalde siz tanınmamış bir zümresiniz".
Hicr suresi, 63. ayet. قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ
ḳâlû bel ci'nâke bimâ kânû fîhi yemterûn.
Onlar da: "Hayır, dediler, biz sana onların, hakkında şek etmekde oldukları şey'i (azabı) getirdik".
Hicr suresi, 64. ayet. وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
veeteynâke bilḥaḳḳi veinnâ leṣâdiḳûn.
"Sana Hak (kın emri) ile geldik. Biz şübhesiz doğru söyleyenleriz".
Hicr suresi, 65. ayet. فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
feesri biehlike biḳiṭ`im mine-lleyli vettebi` edbârahüm velâ yeltefit minküm eḥadüv vemḍû ḥayŝü tü'merûn.
"O halde gecenin bir kısmında aileni yürüt, sen de arkalarından git. Sizden kimse ardına (dönüb) bakmasın. Emr olunacağınız yere geçib gidin".
Hicr suresi, 66. ayet. وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ
veḳaḍaynâ ileyhi ẕâlike-l'emra enne dâbira hâülâi maḳṭû`um muṣbiḥîn.
Ona şu (kat'i) emri vahyetdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası behemehal kesilmiş olacakdır".
Hicr suresi, 67. ayet. وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
vecâe ehlü-lmedîneti yestebşirûn.
Şehir halkı sevine sevine (müsafirlerin yanına) geldi.
Hicr suresi, 68. ayet. قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
ḳâle inne hâülâi ḍayfî felâ tefḍaḥûn.
(Lut) dedi ki: "Hakıykat bunlar benim müsafirlerimdir. Binaenaleyh beni rüsvay etmeyin".
Hicr suresi, 69. ayet. وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
vetteḳu-llâhe velâ tuḫzûn.
"Allahdan korkun. Beni tasalandırmayın".
Hicr suresi, 70. ayet. قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâlû evelem nenheke `ani-l`âlemîn.
"Biz seni, dediler, elaleme karışmakdan, (bizim bu gibi işlerimize müdahale etmekden) men etmedik mi"?
Hicr suresi, 71. ayet. قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ
ḳâle hâülâi benâtî in küntüm fâ`ilîn.
(Lut) dedi: "Eğer (dediğinizi) yapıcılarsanız işte bunlar, (işte) kızlarım".
Hicr suresi, 72. ayet. لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
le`amruke innehüm lefî sekratihim ya`mehûn.
(Habibim) seni ebedi yad-ı cemiline yemin ederim ki onlar serhoşlukları (azgınlıkları) içinde muhakkak serseri bir halde idiler.
Hicr suresi, 73. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü müşriḳîn.
Derken onları, işrak vakfına girdikleri sırada, o (korkunç) ses yakalayıverdi.
Hicr suresi, 74. ayet. فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ
fece`alnâ `âliyehâ sâfilehâ veemṭarnâ `aleyhim ḥicâratem min siccîl.
Hemen (şehirlerinin) üstünü altına getirdik. Tepelerine de balçıkdan pişirilmiş bir taş (yağmuru) yağdırdık.
Hicr suresi, 75. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
inne fî ẕâlike leâyâtil lilmütevessimîn.
Elbette bunda fikr-ü firaseti olanlar için ibretler vardır.
Hicr suresi, 76. ayet. وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ
veinnehâ lebisebîlim müḳîm.
O (şehrin haraabeleri) hakıykat (herkesin göreceği, Kureyşin işlediği) bir yol üstünde (haala) durucudur.
Hicr suresi, 77. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyetel lilmü'minîn.
Bunda iman edenler için muhakkak bir ibret vardır.
Hicr suresi, 78. ayet. وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ
vein kâne aṣḥâbü-l'eyketi leżâlimîn.
Ashaab-ı Eyke de cidden zaalim (kimse) lerdi.
Hicr suresi, 79. ayet. فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ
fenteḳamnâ minhüm. veinnehümâ lebiimâmim mübîn.
Onun için bunlardan da intikam aldık. (Bu yerlerin) ikisi de apaçık bir yol (üzerinde) dir.
Hicr suresi, 80. ayet. وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ
veleḳad keẕẕebe aṣḥâbü-lḥicri-lmürselîn.
Andolsun ki ashaab-ı Hicr de peygamberleri tekzib etmişlerdir.
Hicr suresi, 81. ayet. وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
veâteynâhüm âyâtinâ fekânû `anhâ mü`riḍîn.
Biz onlara ayetlerimizi vermişdik de bunlardan yüz çevirici idiler.
Hicr suresi, 82. ayet. وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
vekânû yenḥitûne mine-lcibâli büyûten âminîn.
Onlar dağlardan emin, emin evler yontub oyarlardı.
Hicr suresi, 83. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü muṣbiḥîn.
Derken onları dahi sabaha girdikleri sırada o (korkunç) ses yakalayıverdi.
Hicr suresi, 84. ayet. فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
femâ agnâ `anhüm mâ kânû yeksibûn.
Binaen'aleyh kazanageldikleri (irtikab etdikleri) o şeyler kendilerinden (hiç bir azabı) defi edemedi.
Hicr suresi, 85. ayet. وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ
vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ illâ bilḥaḳḳi. veinne-ssâ`ate leâtiyetün faṣfeḥi-ṣṣafḥa-lcemîl.
Gökleri, yeri ve aralarındaki şeyleri biz hak (ve hikmete uygun) olmayarak (şer ve fesadın devam etmesi için) yaratmadık. Elbette o saat gelecekdir. Şimdilik sen aldırış etme, (onlara karşı) güzel (ve tatlı muaamelede) bulun.
Hicr suresi, 86. ayet. إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
inne rabbeke hüve-lḫallâḳu-l`alîm.
Şübhesiz ki senin Rabbin (seni de, onları da) hakkıyle yaratanın, (senin de, onların da haalini ve her şey'i) kemaliyle bilenin kendisidir.
Hicr suresi, 87. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ
veleḳad âteynâke seb`am mine-lmeŝânî velḳur'âne-l`ażîm.
Andolsun ki biz sana (namazın her rek'atında) tekrarlanan yedi (ayet-i kerime) yi ve şu büyük Kur'anı verdik.
Hicr suresi, 88. ayet. لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
lâ temüddenne `ayneyke ilâ mâ metta`nâ bihî ezvâcem minhüm velâ taḥzen `aleyhim vaḫfiḍ cenâḥake lilmü'minîn.
Sakın (o kafirlerden) bir takımlarını faidelendirdiğimiz şeylere (servete ve saireye) iki gözünü dikib uzatma. Onların karşısında tasalanma. Mü'minler için de (şefekat kanadını indir.
Hicr suresi, 89. ayet. وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
veḳul innî ene-nneẕîru-lmübîn.
Ve de ki: "Şübhesiz ben, (evet) ben (üstünüze inecek azab-ı ilahiyi) açıkça haber verenim".
Hicr suresi, 90. ayet. كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ
kemâ enzelnâ `ale-lmuḳtesimîn.
(90-91) Nitekim iş bölümü yapanlara, Kur'anı parçalayanlara da (öyle azab) indirmişdik.
Hicr suresi, 91. ayet. ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ
elleẕîne ce`alü-lḳur'âne `iḍîn.
(90-91) Nitekim iş bölümü yapanlara, Kur'anı parçalayanlara da (öyle azab) indirmişdik.
Hicr suresi, 92. ayet. فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
feverabbike lenes'elennehüm ecme`în.
(92-93) İşte Rabbine andolsun ki onlara, topuna yapmakda oldukları şeyleri elbette soracağız.
Hicr suresi, 93. ayet. عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
`ammâ kânû ya`melûn.
(92-93) İşte Rabbine andolsun ki onlara, topuna yapmakda oldukları şeyleri elbette soracağız.
Hicr suresi, 94. ayet. فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
faṣda` bimâ tü'meru vea`riḍ `ani-lmüşrikîn.
Şimdi sen ne ile emrolunuyorsan (kafalarını çatlatırcasına) apaçık bildir. Müşriklere aldırış etme.
Hicr suresi, 95. ayet. إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
innâ kefeynâke-lmüstehziîn.
(95-96) Allahla beraber diğer bir Tanrı daha tanıyan o istihzacılara muhakkak ki biz yeteriz. Onlar yakında (uğrayacakları akıbetleri) bileceklerdir.
Hicr suresi, 96. ayet. ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
elleẕîne yec`alûne me`a-llâhi ilâhen âḫar. fesevfe ya`lemûn.
(95-96) Allahla beraber diğer bir Tanrı daha tanıyan o istihzacılara muhakkak ki biz yeteriz. Onlar yakında (uğrayacakları akıbetleri) bileceklerdir.
Hicr suresi, 97. ayet. وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
veleḳad na`lemü enneke yeḍîḳu ṣadruke bimâ yeḳûlûn.
Andolsun, biliyoruz ki onların söyleyip durduklarından göğsün cidden daralıyor (habibim).
Hicr suresi, 98. ayet. فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
fesebbiḥ biḥamdi rabbike veküm mine-ssâcidîn.
Sen hemen Rabbini, hamd ile, tesbih et ve secde edenlerden ol.
Hicr suresi, 99. ayet. وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ
va`büd rabbeke ḥattâ ye'tiyeke-lyeḳîn.
Sana ölüm gelinceye kadar da Rabbine ibadet et.