Ali Özek ve heyeti
Saf saf dizilmişlere,
37. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Sâffât suresi, 1. ayet. وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا
veṣṣâffâti ṣaffâ.
Saf saf dizilmişlere,
Sâffât suresi, 2. ayet. فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا
fezzâcirâti zecrâ.
toplayıp sürenlere,
Sâffât suresi, 3. ayet. فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا
fettâliyâti ẕikrâ.
zikir okuyanlara yemin ederim ki,
Sâffât suresi, 4. ayet. إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ
inne ilâheküm levâḥid.
ilâhınız birdir.
Sâffât suresi, 5. ayet. رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.
O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
Sâffât suresi, 6. ayet. إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.
Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Sâffât suresi, 7. ayet. وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ
veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.
(Gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan korumak için.
Sâffât suresi, 8. ayet. لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib.
Onlar, artık mele-i a 'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
Sâffât suresi, 9. ayet. دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib.
Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
Sâffât suresi, 10. ayet. إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib.
Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
Sâffât suresi, 11. ayet. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ
festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.
Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Sâffât suresi, 12. ayet. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
bel `acibte veyesḫarûn.
Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
Sâffât suresi, 13. ayet. وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn.
Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
Sâffât suresi, 14. ayet. وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ
veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.
Bir mucize görseler alay ederler.
Sâffât suresi, 15. ayet. وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
Sâffât suresi, 16. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı , diriltileceğiz ?
Sâffât suresi, 17. ayet. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn.
«İlk atalarımız da mı (diriltilecek)?»
Sâffât suresi, 18. ayet. قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
ḳul ne`am veentüm dâḫirûn.
De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
Sâffât suresi, 19. ayet. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn.
O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
Sâffât suresi, 20. ayet. وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn.
(Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
Sâffât suresi, 21. ayet. هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.
İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
Sâffât suresi, 22. ayet. ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya`büdûn.
(Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını toplayın.
Sâffât suresi, 23. ayet. مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm.
Ve Allah'tan başka tapmış oldukları putlarını onlara cehennemin yolunu gösterin.
Sâffât suresi, 24. ayet. وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
veḳifûhüm innehüm mes'ûlûn.
Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
Sâffât suresi, 25. ayet. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
mâ leküm lâ tenâṣarûn.
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Sâffât suresi, 26. ayet. بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
bel hümü-lyevme müsteslimûn.
Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
Sâffât suresi, 27. ayet. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
Sâffât suresi, 28. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn.
(Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan (hayır yönünden) gelirdiniz (de bizi ondan alıkordunuz.)
Sâffât suresi, 29. ayet. قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn.
(Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz.
Sâffât suresi, 30. ayet. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَٰغِينَ
vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.
Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.»
Sâffât suresi, 31. ayet. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
feḥaḳḳa `aleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.
«Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız.»
Sâffât suresi, 32. ayet. فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.
«Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.»
Sâffât suresi, 33. ayet. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
feinnehüm yevmeiẕin fi-l`aẕâbi müşterikûn.
Şüphesiz o gün onlar, azapta ortaktırlar.
Sâffât suresi, 34. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
innâ keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.
İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Sâffât suresi, 35. ayet. إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
innehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.
Çünkü onlara: Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık bir ilah yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
Sâffât suresi, 36. ayet. وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ
veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn.
«Mecnun bir şair için biz ilahlarımızı bırakacak mıyız?» derlerdi.
Sâffât suresi, 37. ayet. بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.
Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
Sâffât suresi, 38. ayet. إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
inneküm leẕâiḳu-l`aẕâbi-l'elîm.
Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
Sâffât suresi, 39. ayet. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
vemâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.
Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
Sâffât suresi, 40. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Ancak amellerinde ihlâs sahibi olan Allah'ın (O'nu birleyen) kulları bunun dışındadır.
Sâffât suresi, 41. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
ülâike lehüm rizḳum ma`lûm.
Bunlar için bilinen bir rızık,
Sâffât suresi, 42. ayet. فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ
fevâkih. vehüm mükramûn.
türlü meyveler vardır. Kendilerine ikram edilir.
Sâffât suresi, 43. ayet. فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm.
Naîm cennetlerinde,
Sâffât suresi, 44. ayet. عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
`alâ sürurim müteḳâbilîn.
karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde,
Sâffât suresi, 45. ayet. يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ
yüṭâfü `aleyhim bike'sim mim me`în.
onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Sâffât suresi, 46. ayet. بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّٰرِبِينَ
beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn.
Berraktır, içenlere lezzet verir.
Sâffât suresi, 47. ayet. لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
lâ fîhâ gavlüv velâ hüm `anhâ yünzefûn.
O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
Sâffât suresi, 48. ayet. وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ
ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi `în.
Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
Sâffât suresi, 49. ayet. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
keennehünne beyḍum meknûn.
Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
Sâffât suresi, 50. ayet. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
Sâffât suresi, 51. ayet. قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ
ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn.
İçlerinden biri: «Benim, bir arkadaşım vardı» der.
Sâffât suresi, 52. ayet. يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
yeḳûlü einneke lemine-lmüṣaddiḳîn.
Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
Sâffât suresi, 53. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemedînûn.
Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
Sâffât suresi, 54. ayet. قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
ḳâle hel entüm müṭṭali`ûn.
(O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.
Sâffât suresi, 55. ayet. فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
feṭṭale`a feraâhü fî sevâi-lceḥîm.
İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
Sâffât suresi, 56. ayet. قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
ḳâle tellâhi in kitte letürdîn.
«Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.
Sâffât suresi, 57. ayet. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
velevlâ ni`metü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn.
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum» dedi.
Sâffât suresi, 58. ayet. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
efemâ naḥnü bimeyyitîn.
Bir daha biz ölmeyecek değil miyiz?
Sâffât suresi, 59. ayet. إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
illâ mevtetene-l'ûlâ vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.
Birinci ölümümüz hariç ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz?
Sâffât suresi, 60. ayet. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
inne hâẕâ lehüve-lfevzü-l`ażîm.
Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
Sâffât suresi, 61. ayet. لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ
limiŝli hâẕâ felya`meli-l`âmilûn.
Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.
Sâffât suresi, 62. ayet. أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm.
Şimdi, ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Sâffât suresi, 63. ayet. إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّٰلِمِينَ
innâ ce`alnâhâ fitnetel liżżâlimîn.
Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
Sâffât suresi, 64. ayet. إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
innehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm.
Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
Sâffât suresi, 65. ayet. طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
ṭal`uhâ keennehû ruûsü-şşeyâṭîn.
Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
Sâffât suresi, 66. ayet. فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbüṭûn.
(Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
Sâffât suresi, 67. ayet. ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
ŝümme inne lehüm `aleyhâ leşevbem min ḥamîm.
Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
Sâffât suresi, 68. ayet. ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
ŝümme inne merci`ahüm leile-lceḥîm.
Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
Sâffât suresi, 69. ayet. إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
innehüm elfev âbâehüm ḍâllîn.
Kuşkusuz onlar atalarını sapıklık üzere buldular da
Sâffât suresi, 70. ayet. فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
fehüm `alâ âŝârihim yühra`ûn.
peşlerinden koşup gittiler.
Sâffât suresi, 71. ayet. وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
veleḳad ḍalle ḳablehüm ekŝeru-l'evvelîn.
Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu sapıklığa düştü.
Sâffât suresi, 72. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
veleḳad erselnâ fîhim münẕirîn.
Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Sâffât suresi, 73. ayet. فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmünẕerîn.
Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!
Sâffât suresi, 74. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
Sâffât suresi, 75. ayet. وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
veleḳad nâdânâ nûḥun feleni`me-lmücîbûn.
Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!
Sâffât suresi, 76. ayet. وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
venecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-l`ażîm.
Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
Sâffât suresi, 77. ayet. وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
vece`alnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn.
Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
Sâffât suresi, 78. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
Sâffât suresi, 79. ayet. سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ
selâmün `alâ nûḥin fi-l`âlemîn.
Bütün âlemlerden Nuh’a selam olsun!
Sâffât suresi, 80. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
Sâffât suresi, 81. ayet. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Zira o, bizim mümin kullarımızdan idi.
Sâffât suresi, 82. ayet. ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
Sâffât suresi, 83. ayet. وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
veinne min şî`atihî leibrâhîm.
Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
Sâffât suresi, 84. ayet. إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
iẕ câe rabbehû biḳalbin selîm.
Çünkü Rabbine kalbi selîm ile geldi.
Sâffât suresi, 85. ayet. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâẕâ ta`büdûn.
Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
Sâffât suresi, 86. ayet. أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
eifken âliheten dûne-llâhi türîdûn.
«Allah'tan başka birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?»
Sâffât suresi, 87. ayet. فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
femâ żannüküm birabbi-l`âlemîn.
«O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?»
Sâffât suresi, 88. ayet. فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ
feneżara nażraten fi-nnücûm.
Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
Sâffât suresi, 89. ayet. فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ
feḳâle innî seḳîm.
Ben hastayım, dedi.
Sâffât suresi, 90. ayet. فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
fetevellev `anhü müdbirîn.
Ona arkalarını dönüp gittiler.
Sâffât suresi, 91. ayet. فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
ferâga ilâ âlihetihim feḳâle elâ te'külûn.
Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? dedi.
Sâffât suresi, 92. ayet. مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
mâ leküm lâ tenṭiḳûn.
Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
Sâffât suresi, 93. ayet. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
ferâga `aleyhim ḍarbem bilyemîn.
Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
Sâffât suresi, 94. ayet. فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
feaḳbelû ileyhi yeziffûn.
(Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
Sâffât suresi, 95. ayet. قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
ḳâle eta`büdûne mâ tenḥitûn.
İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
Sâffât suresi, 96. ayet. وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
vellâhü ḫaleḳaküm vemâ ta`melûn.
Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
Sâffât suresi, 97. ayet. قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm.
Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
Sâffât suresi, 98. ayet. فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
feerâdû bihî keyden fece`alnâhümü-l'esfelîn.
Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
Sâffât suresi, 99. ayet. وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn.
(Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek.
Sâffât suresi, 100. ayet. رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn.
Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.
Sâffât suresi, 101. ayet. فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍ
febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm.
İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
Sâffât suresi, 102. ayet. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
felemmâ belega me`ahü-ssa`ye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-f`al mâ tü'mer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn.
Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.
Sâffât suresi, 103. ayet. فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.
Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:
Sâffât suresi, 104. ayet. وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ
venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm.
Ey İbrahim! diye seslendik.
Sâffât suresi, 105. ayet. قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
ḳad ṣaddaḳte-rru'yâ. innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
Sâffât suresi, 106. ayet. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
inne hâẕâ lehüve-lbelâü-lmübîn.
Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır,
Sâffât suresi, 107. ayet. وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
vefedeynâhü biẕibḥin `ażîm.
Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.
Sâffât suresi, 108. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık:
Sâffât suresi, 109. ayet. سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
selâmün `alâ ibrâhîm.
İbrahim'e selam! dedik.
Sâffât suresi, 110. ayet. كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
Sâffât suresi, 111. ayet. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
Sâffât suresi, 112. ayet. وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
vebeşşernâhü biisḥâḳa nebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.
Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim’e) İshak'ı müjdeledik.
Sâffât suresi, 113. ayet. وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ
vebâraknâ `aleyhi ve`alâ isḥâḳ. vemin ẕürriyyetihimâ muḥsinüv veżâlimül linefsihî mübîn.
Kendisini ve İshak’ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.
Sâffât suresi, 114. ayet. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
veleḳad menennâ `alâ mûsâ vehârûn.
Andolsun biz Musa’ya da Harun'a da nimetler verdik.
Sâffât suresi, 115. ayet. وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-l`ażîm.
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Sâffât suresi, 116. ayet. وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
veneṣarnâhüm fekânû hümü-lgâlibîn.
Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
Sâffât suresi, 117. ayet. وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
veâteynâhüme-lkitâbe-lmüstebîn.
Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Sâffât suresi, 118. ayet. وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
vehedeynâhüme-ṣṣirâṭa-lmüsteḳîm.
Her ikisini de doğru yola ilettik.
Sâffât suresi, 119. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhimâ fi-l'âḫirîn.
Sonra gelenler içinde, diye (iyi bir nam) bıraktık.
Sâffât suresi, 120. ayet. سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
selâmün `alâ mûsâ vehârûn.
Musa ve Harun’a selam olsun.
Sâffât suresi, 121. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
Sâffât suresi, 122. ayet. إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehümâ min `ibâdine-lmü'minîn.
Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
Sâffât suresi, 123. ayet. وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
veinne ilyâse lemine-lmürselîn.
İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
Sâffât suresi, 124. ayet. إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle liḳavmihî elâ tetteḳûn.
(İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Sâffât suresi, 125. ayet. أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ
eted`ûne ba`lev veteẕerûne aḥsene-lḫâliḳîn.
Yaratanların en iyisi olan, Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
Sâffât suresi, 126. ayet. ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
allâhe rabbeküm verabbe âbâikümü-l'evvelîn.
Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da.
Sâffât suresi, 127. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
fekeẕẕebûhü feinnehüm lemuḥḍarûn.
Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için (cehenneme) götürüleceklerdir.
Sâffât suresi, 128. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Allah'ın ihlâslı kulları müstesna; onların hepsi
Sâffât suresi, 129. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
Sâffât suresi, 130. ayet. سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
selâmün `alâ ilyâsîn.
«İlyas'a selâm!» dedik.
Sâffât suresi, 131. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.
Sâffât suresi, 132. ayet. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
Sâffât suresi, 133. ayet. وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
veinne lûṭal lemine-lmürselîn.
Lût da elbette peygamberlerdendi.
Sâffât suresi, 134. ayet. إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
iẕ necceynâhü veehlehû ecme`în.
Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
Sâffât suresi, 135. ayet. إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
illâ `acûzen fi-lgâbirîn.
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
Sâffât suresi, 136. ayet. ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
ŝümme demmerne-l'âḫarîn.
sonra diğerlerini yok ettik.
Sâffât suresi, 137. ayet. وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
veinneküm letemürrûne `aleyhim muṣbiḥîn.
(Ey insanlar!) Elbette siz de sabah onlara uğruyorsunuz.
Sâffât suresi, 138. ayet. وَبِٱلَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
vebilleyl. efelâ ta`ḳilûn.
Ve akşam, hâlâ akıllanmayacak mısınız?
Sâffât suresi, 139. ayet. وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
veinne yûnüse lemine-lmürselîn.
Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
Sâffât suresi, 140. ayet. إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
iẕ ebeḳa ile-lfülki-lmeşḥûn.
Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
Sâffât suresi, 141. ayet. فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
fesâheme fekâne mine-lmüdḥaḍîn.
Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
Sâffât suresi, 142. ayet. فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
felteḳamehü-lḥûtü vehüve mülîm.
Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
Sâffât suresi, 143. ayet. فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
felevlâ ennehû kâne mine-lmüsebbiḥîn.
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
Sâffât suresi, 144. ayet. لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
lelebiŝe fî baṭnih ilâ yevmi yüb`aŝûn.
tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Sâffât suresi, 145. ayet. فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
fenebeẕnâhü bil`arâi vehüve seḳîm.
Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
Sâffât suresi, 146. ayet. وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
veembetnâ `aleyhi şeceratem miy yaḳṭîn.
Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
Sâffât suresi, 147. ayet. وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
veerselnâhü ilâ mieti elfin ev yezîdûn.
Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Sâffât suresi, 148. ayet. فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
feâmenû femetta`nâhüm ilâ ḥîn.
Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
Sâffât suresi, 149. ayet. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
festeftihim elirabbike-lbenâtü velehümü-lbenûn.
Putperestlere sor; kızlar Rabbinin de, erkekler onların mı?
Sâffât suresi, 150. ayet. أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًا وَهُمْ شَٰهِدُونَ
em ḫalaḳne-lmelâikete inâŝev vehüm şâhidûn.
Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
Sâffât suresi, 151. ayet. أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
elâ innehüm min ifkihim leyeḳûlûn.
Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar,
Sâffât suresi, 152. ayet. وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
velede-llâhü veinnehüm lekâẕibûn.
«Allah doğurdu» diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Sâffât suresi, 153. ayet. أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
aṣṭafe-lbenâti `ale-lbenîn.
Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
Sâffât suresi, 154. ayet. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?
Sâffât suresi, 155. ayet. أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
efelâ teẕekkerûn.
Hiç düşünmüyor musunuz?
Sâffât suresi, 156. ayet. أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌ مُّبِينٌ
em leküm sülṭânüm mübîn.
Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Sâffât suresi, 157. ayet. فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
fe'tû bikitâbiküm in küntüm ṣâdiḳîn.
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
Sâffât suresi, 158. ayet. وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
vece`alû beynehû vebeyne-lcinneti nesebâ. veleḳad `alimeti-lcinnetü innehüm lemuḥḍarûn.
Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Sâffât suresi, 159. ayet. سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
sübḥâne-llâhi `ammâ yeṣifûn.
Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
Sâffât suresi, 160. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).
Sâffât suresi, 161. ayet. فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
feinneküm vemâ ta`büdûn.
Sizler ve taptığınız şeyler!
Sâffât suresi, 162. ayet. مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ
mâ entüm `aleyhi bifâtinîn.
Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
Sâffât suresi, 163. ayet. إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
illâ men hüve ṣâli-lceḥîm.
Cehenneme girecek kimseden başkasını...
Sâffât suresi, 164. ayet. وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
vemâ minnâ illâ lehû meḳâmüm ma`lûm.
(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır.
Sâffât suresi, 165. ayet. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
veinnâ lenaḥnu-ṣṣâffûn.
Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz
Sâffât suresi, 166. ayet. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
veinnâ lenaḥnü-lmüsebbiḥûn.
ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.
Sâffât suresi, 167. ayet. وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
vein kânû leyeḳûlûn.
Putperestler: diyorlardı.
Sâffât suresi, 168. ayet. لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
lev enne `indenâ ẕikram mine-l'evvelîn.
Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı,
Sâffât suresi, 169. ayet. لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
lekünnâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
mutlaka Allah’ın ihlâslı kulları olurduk!
Sâffât suresi, 170. ayet. فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
fekeferû bih. fesevfe ya`lemûn.
İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
Sâffât suresi, 171. ayet. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
veleḳad sebeḳat kelimetünâ li`ibâdine-lmürselîn.
Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
Sâffât suresi, 172. ayet. إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
innehüm lehümü-lmenṣûrûn.
Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Sâffât suresi, 173. ayet. وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
veinne cündenâ lehümü-lgâlibûn.
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Sâffât suresi, 174. ayet. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
fetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.
Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
Sâffât suresi, 175. ayet. وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
veebṣirhüm fesevfe yübṣirûn.
Onların halini gör, onlar da görecekler.
Sâffât suresi, 176. ayet. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Sâffât suresi, 177. ayet. فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
feiẕâ nezele bisâḥatihim fesâe ṣabâḥu-lmünẕerîn.
Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
Sâffât suresi, 178. ayet. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
vetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.
Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
Sâffât suresi, 179. ayet. وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
veebṣir fesevfe yübṣirûn.
Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
Sâffât suresi, 180. ayet. سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
sübḥâne rabbike rabbi-l`izzeti `ammâ yeṣifûn.
Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
Sâffât suresi, 181. ayet. وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
veselâmün `ale-lmürselîn.
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
Sâffât suresi, 182. ayet. وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
velḥamdü lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!