İbni Kesir
Ta, Sin, Mim.
26. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Şuarâ suresi, 1. ayet. طسٓمٓ
ṭâ-sîn-mîm.
Ta, Sin, Mim.
Şuarâ suresi, 2. ayet. تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.
Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
Şuarâ suresi, 3. ayet. لَعَلَّكَ بَٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
le`alleke bâḫi`un nefseke ellâ yekûnû mü'minîn.
Mü'min olmuyorlar diye nerede ise kendini mahvedeceksin.
Şuarâ suresi, 4. ayet. إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ
in neşe' nünezzil `aleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet a`nâḳuhüm lehâ ḫâḍi`în.
Dilersek, onlara gökten bir ayet indiririz de ona boyunları eğik kalır.
Şuarâ suresi, 5. ayet. وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ
vemâ ye'tîhim min ẕikrim mine-rraḥmâni muḥdeŝin illâ kânû `anhü mü`riḍîn.
Onlara Rahman'dan bir öğüt geldiğinde, mutlaka ondan yüz çevirirler.
Şuarâ suresi, 6. ayet. فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
feḳad keẕẕebû feseye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.
Onlar, gerçekten yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine yakında gelecektir.
Şuarâ suresi, 7. ayet. أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
evelem yerav ile-l'arḍi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.
Yeryüzüne bakmazlar mı ki; Biz, orada bitkilerden nice güzel çiftler bitirmişizdir.
Şuarâ suresi, 8. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'min olmadılar.
Şuarâ suresi, 9. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve muhakkak ki senin Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
Şuarâ suresi, 10. ayet. وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
veiẕ nâdâ rabbüke mûsâ eni-'ti-lḳavme-żżâlimîn.
Hani Rabbın Musa'ya seslenmişti ki: Zalimler güruhuna git;
Şuarâ suresi, 11. ayet. قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ
ḳavme fir`avn. elâ yetteḳûn.
Firavun kavmine. Sakınmazlar mı hala?
Şuarâ suresi, 12. ayet. قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
ḳâle rabbi innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.
Dedi ki: Rabbım, onların beni yalanlamalarından korkarım.
Şuarâ suresi, 13. ayet. وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ
veyeḍîḳu ṣadrî velâ yenṭaliḳu lisânî feersil ilâ hârûn.
Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Bunun için Harun'a da elçilik ver.
Şuarâ suresi, 14. ayet. وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
velehüm `aleyye ẕembün feeḫâfü ey yaḳtülûn.
Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Korkarım ki beni öldürürler
Şuarâ suresi, 15. ayet. قَالَ كَلَّا فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
ḳâle kellâ. feẕhebâ biâyâtinâ innâ me`aküm müstemi`ûn.
Buyurdu ki: Hayır, ikiniz ayetlerimizle gidin. Muhakkak Biz, sizinle beraber dinleyicilerdeniz.
Şuarâ suresi, 16. ayet. فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
fe'tiyâ fir`avne feḳûlâ innâ rasûlü rabbi-l`âlemîn.
Firavun'a varın, deyin ki: Biz, alemlerin Rabbının peygamberleriyiz.
Şuarâ suresi, 17. ayet. أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
en ersil me`anâ benî isrâîl.
İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.
Şuarâ suresi, 18. ayet. قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
ḳâle elem nürabbike fînâ velîdev velebiŝte fînâ min `umürike sinîn.
Dedi ki: Çocukken biz, seni yanımıza alıp büyütmedik mi? Ve sen, hayatının bir çok yılllarını aramızda geçirdin.
Şuarâ suresi, 19. ayet. وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
vefe`alte fa`leteke-lletî fe`alte veente mine-lkâfirîn.
Ve yapacağın işi de yaptın. Sen nankörlerdensin.
Şuarâ suresi, 20. ayet. قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
ḳâle fe`altühâ iẕev veenâ mine-ḍḍâllîn.
Dedi ki: Ben, onu yaptım, ama o zaman şaşkınlardandım.
Şuarâ suresi, 21. ayet. فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
feferartü minküm lemmâ ḫiftüküm fevehebe lî rabbî ḥukmev vece`alenî mine-lmürselîn.
Bu yüzden sizden korktuğum için kaçtım. Sonra Rabbım bana hüküm ihsan etti ve beni peygamberlerden kıldı.
Şuarâ suresi, 22. ayet. وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
vetilke ni`metün temünnühâ `aleyye en `abbette benî isrâîl.
İşte, başıma kaktığın o nimet, İsrailoğullarını köle ettiğin içindir.
Şuarâ suresi, 23. ayet. قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâle fir`avnü vemâ rabbü-l`âlemîn.
Firavun: Alemlerin Rabbı da nedir? dedi.
Şuarâ suresi, 24. ayet. قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
ḳâle rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
Dedi ki: Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbıdır. Eğer siz yakin getirenlerden iseniz.
Şuarâ suresi, 25. ayet. قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
ḳâle limen ḥavlehû elâ testemi`ûn.
Yanında bulunanlara: İşitmiyor musunuz? dedi.
Şuarâ suresi, 26. ayet. قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
ḳâle rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.
O da: Sizin de Rabbınız ve önce geçmiş atalarınızın da Rabbıdır, dedi.
Şuarâ suresi, 27. ayet. قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ
ḳâle inne rasûlekümü-lleẕî ürsile ileyküm lemecnûn.
Firavun dedi ki: Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir.
Şuarâ suresi, 28. ayet. قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
ḳâle rabbü-lmeşriḳi velmagribi vemâ beynehümâ. in küntüm ta`ḳilûn.
O da: Eğer aklınızı başınıza alırsanız; doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbıdır, dedi.
Şuarâ suresi, 29. ayet. قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ
ḳâle leini-tteḫaẕte ilâhen gayrî leec`alenneke mine-lmescûnîn.
Firavun dedi ki: Benden başka bir tanrı edinirsen; şüphesiz seni hapse atılanlardan kılarım.
Şuarâ suresi, 30. ayet. قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ
ḳâle evelev ci'tüke bişey'im mübîn.
Sana apaçık bir şeyle gelmişsem de mi? dedi.
Şuarâ suresi, 31. ayet. قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ḳâle fe'ti bihî in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Firavun: Eğer doğru söylüyorsan, haydi getir onu, dedi.
Şuarâ suresi, 32. ayet. فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ
feelḳâ `aṣâhü feiẕâ hiye ŝü`bânüm mübîn.
Bunun üzerine o asasını attı, bir de ne görsün; apaçık bir ejderhadır.
Şuarâ suresi, 33. ayet. وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
veneza`a yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.
Elini çıkardı, bir de ne görsün; bakanlara bembeyazdır.
Şuarâ suresi, 34. ayet. قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌ
ḳâle lilmelei ḥavlehû inne hâẕâ lesâḥirun `alîm.
Çevresinde bulunan ileri gelenlere dedi ki: Şüphesiz bu, belletilmiş bir büyücüdür.
Şuarâ suresi, 35. ayet. يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm bisiḥrih. femâẕâ te'mürûn.
Sizi büyüsüyle memleketinizden çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?
Şuarâ suresi, 36. ayet. قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
ḳâlû ercih veeḫâhü veb`aŝ fi-lmedâini ḥâşirîn.
Dediler ki: Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere toplayıcılar gönder.
Şuarâ suresi, 37. ayet. يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ
ye'tûke bikülli seḥḥârin `alîm.
Belletilmiş tüm büyücüleri sana getirsinler.
Şuarâ suresi, 38. ayet. فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
fecümi`a-sseḥaratü limîḳâti yevmim ma`lûm.
Büyücüler belli bir günün tayin edilen vaktinde toplandılar.
Şuarâ suresi, 39. ayet. وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
veḳîle linnâsi hel entüm müctemi`ûn.
İnsanlara: Siz de toplanır mısınız? denildi.
Şuarâ suresi, 40. ayet. لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
le`allenâ nettebi`u-sseḥarate in kânû hümü-lgâlibîn.
Eğer onlar galip gelirlerse; büyücülere belki biz de tabi oluruz.
Şuarâ suresi, 41. ayet. فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ
felemmâ câe-sseḥaratü ḳâlû lifir`avne einne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.
Büyücüler geldikleri vakit, Firavun'a dediler ki: Galip gelenler biz olursak; muhakkak bize bir ücret vardır değil mi?
Şuarâ suresi, 42. ayet. قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
ḳâle ne`am veinneküm iẕel lemine-lmüḳarrabîn.
Evet, dedi. O takdirde siz, muhakkak gözdelerdensiniz.
Şuarâ suresi, 43. ayet. قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ
ḳâle lehüm mûsâ elḳû mâ entüm mülḳûn.
Musa onlara dedi ki: Atacak olduğunuz şeyleri atın.
Şuarâ suresi, 44. ayet. فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ
feelḳav ḥibâlehüm ve`iṣiyyehüm veḳâlû bi`izzeti fir`avne innâ lenaḥnü-lgâlibûn.
Onlar da bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve dediler ki: Firavun hakkı için elbette elbette biz galib gelenleriz.
Şuarâ suresi, 45. ayet. فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
feelḳâ mûsâ `aṣâhü feiẕâ hiye telḳafü mâ ye'fikûn.
Ardından Musa asasını attı. Bir de ne görsünler; onların uydurduklarını yutuveriyor.
Şuarâ suresi, 46. ayet. فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
feülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.
Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar.
Şuarâ suresi, 47. ayet. قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.
Dediler ki: Biz, alemlerin Rabbına inandık.
Şuarâ suresi, 48. ayet. رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
rabbi mûsâ vehârûn.
Musa ve Harun'un Rabbına.
Şuarâ suresi, 49. ayet. قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
ḳâle âmentüm lehû ḳable en âẕene leküm. innehû lekebîrukümü-lleẕî `allemekümü-ssiḥr. felesevfe ta`lemûn. leüḳaṭṭi`anne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfiv veleüṣallibenneküm ecme`în.
Ben size izin vermezden önce mi ona inandınız? Şüphesiz size büyü öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; elbette ben, ellerinizi ve ayaklarınızı andolsun ki çaprazlama kestireceğim ve hepinizi astıracağım, dedi.
Şuarâ suresi, 50. ayet. قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
ḳâlû lâ ḍayr. innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.
Onlar da dediler ki: Zararı yok. Biz muhakkak Rabbımıza dönenleriz.
Şuarâ suresi, 51. ayet. إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
innâ naṭme`u ey yagfira lenâ rabbünâ ḫaṭâyânâ en künnâ evvele-lmü'minîn.
Mü'minlerin ilki olmamızdan dolayı biz, gerçekten Rabbımızın hatalarımızı bağışlayacağını umarız.
Şuarâ suresi, 52. ayet. وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
veevḥaynâ ilâ mûsâ en esri bi`ibâdî inneküm müttebe`ûn.
Musa'ya da vahyetti ki: Kullarımı geceleyin yola çıkar. Şüphesiz siz, izleneceksiniz.
Şuarâ suresi, 53. ayet. فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
feersele fir`avnü fi-lmedâini ḥâşirîn.
Bunun üzerine Firavun şehirlere toplayıcılar gönderdi.
Şuarâ suresi, 54. ayet. إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ
inne hâülâi leşirẕimetün ḳalîlûn.
Şüphesiz ki bunlar; döküntü azınlıklarıdır.
Şuarâ suresi, 55. ayet. وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ
veinnehüm lenâ legâiżûn.
Ve gerçekten bize de büyük bir öfke beslemektedirler.
Şuarâ suresi, 56. ayet. وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
veinnâ lecemî`un ḥâẕirûn.
Doğrusu biz, topluca tedbirli olmalıyız.
Şuarâ suresi, 57. ayet. فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
feaḫracnâhüm min cennâtiv ve`uyûn.
Fakat Biz, onları bahçelerden ve pınar başlarından çıkardık.
Şuarâ suresi, 58. ayet. وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
vekünûziv vemeḳâmin kerîm.
Hazinelerden ve şerefli makamlardan.
Şuarâ suresi, 59. ayet. كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.
Böylece onlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Şuarâ suresi, 60. ayet. فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
feetbe`ûhüm müşriḳîn.
Güneş üzerlerine doğarken onları izlediler.
Şuarâ suresi, 61. ayet. فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
felemmâ terâe-lcem`âni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.
İki topluluk karşı karşıya geldiğinde, Musa'nın arkadaşları dediler ki: Gerçekten biz, yakalandık.
Şuarâ suresi, 62. ayet. قَالَ كَلَّآ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ
ḳâle kellâ. inne me`iye rabbî seyehdîn.
Hayır, dedi. Muhakkak ki Rabbım benimledir. Bana doğru yolu gösterecektir.
Şuarâ suresi, 63. ayet. فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ
feevḥaynâ ilâ mûsâ eni-ḍrib bi`aṣâke-lbaḥr. fenfeleḳa fekâne küllü firḳin keṭṭavdi-l`ażîm.
Bunun üzerine Musa'ya vahyettik ki: Asanı denize vur. O, hemen yarıldı ve her parçası yüce bir dağ gibi oldu.
Şuarâ suresi, 64. ayet. وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ
veezlefnâ ŝemme-l'âḫarîn.
Sonra diğerlerini oraya yaklaştırdık.
Şuarâ suresi, 65. ayet. وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
veenceynâ mûsâ vemem me`ahû ecme`în.
Musa'yı ve beraberindekileri yopluca kurtardık.
Şuarâ suresi, 66. ayet. ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Sonra diğerlerini suda boğduk.
Şuarâ suresi, 67. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Şüphesiz ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu inananlar değildi.
Şuarâ suresi, 68. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.
Şuarâ suresi, 69. ayet. وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ
vetlü `aleyhim nebee ibrâhîm.
Onlara İbrahim'in haberini oku.
Şuarâ suresi, 70. ayet. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ ta`büdûn.
Hani babasına ve kavmine: Nelere tapıyorsunuz? demişti.
Şuarâ suresi, 71. ayet. قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
ḳâlû na`büdü aṣnâmen feneżallü lehâ `âkifîn.
Onlar da: Putlara tapıyoruz ve onlara bağlanıp duruyoruz, demişlerdi.
Şuarâ suresi, 72. ayet. قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
ḳâle hel yesme`ûneküm iẕ ted`ûn.
O da demişti ki: Çağırdığınızda sizi duyuyorlar mı?
Şuarâ suresi, 73. ayet. أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
ev yenfe`ûneküm ev yeḍurrûn.
Yahut size fayda veya zarar veriyorlar mı?
Şuarâ suresi, 74. ayet. قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
ḳâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yef`alûn.
Demişlerdi ki: Hayır. Atalarımızı böyle yapar gördük.
Şuarâ suresi, 75. ayet. قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
ḳâle eferaeytüm mâ küntüm ta`büdûn.
O da demişti ki: Neye tapmış olduğunuzu görüyor musunuz?
Şuarâ suresi, 76. ayet. أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ
entüm veâbâükümü-l'aḳdemûn.
Siz ve geçmiş atalarınız?
Şuarâ suresi, 77. ayet. فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
feinnehüm `adüvvül lî illâ rabbe-l`âlemîn.
Doğrusu onlar, benim düşmanımdır. Ancak alemlerin Rabbı müstesna.
Şuarâ suresi, 78. ayet. ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ
elleẕî ḫaleḳanî fehüve yehdîn.
Ki O, yaratmıştır beni. Ve O doğru yola eriştirir beni.
Şuarâ suresi, 79. ayet. وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ
velleẕî hüve yuṭ`imünî veyesḳîn.
Ki O, yedirir, içirir beni.
Şuarâ suresi, 80. ayet. وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
veiẕâ meriḍtü fehüve yeşfîn.
Hastalandığımda O, şifa verir bana.
Şuarâ suresi, 81. ayet. وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ
velleẕî yümîtünî ŝümme yuḥyîn.
Ki O, öldürür beni, sonra da O, diriltir.
Şuarâ suresi, 82. ayet. وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ
velleẕî aṭme`u ey yagfira lî ḫaṭîetî yevme-ddîn.
Ve din günü günahlarımı bağışlamasını umduğum O'dur.
Şuarâ suresi, 83. ayet. رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
rabbi heb lî ḥukmev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.
Rabbım, bana hüküm ver. Ve beni salihlere kat.
Şuarâ suresi, 84. ayet. وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
vec`al lî lisâne ṣidḳin fi-l'âḫirîn.
Ve sonrakiler içinde bana doğru söyler bir dil ihsan et.
Şuarâ suresi, 85. ayet. وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
vec`alnî miv veraŝeti cenneti-nne`îm.
Beni Naim cennetinin varislerinden kıl.
Şuarâ suresi, 86. ayet. وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
vagfir liebî innehû kâne mine-ḍḍâllîn.
Babamı da bağışla. Şüphesiz o, sapıklardan olmuştur.
Şuarâ suresi, 87. ayet. وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ
velâ tuḫzinî yevme yüb`aŝûn.
Diriltilecekleri günde beni rezil etme.
Şuarâ suresi, 88. ayet. يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
yevme lâ yenfe`u mâlüv velâ benûn.
O gün ki mal da fayda vermez, çocuklar da.
Şuarâ suresi, 89. ayet. إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
illâ men ete-llâhe biḳalbin selîm.
Ancak Allah'a kalb-i selimle gelmiş olan başka.
Şuarâ suresi, 90. ayet. وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîn.
Cennet, muttakiler için hazırlanmıştır.
Şuarâ suresi, 91. ayet. وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
vebürrizeti-lceḥîmü lilgâvîn.
Cehennem de azgınlara gösterilir.
Şuarâ suresi, 92. ayet. وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
veḳîle lehüm eyne mâ küntüm ta`büdûn.
Ve onlara denilir ki: Nerededir taptıklarınız?
Şuarâ suresi, 93. ayet. مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
min dûni-llâh. hel yenṣurûneküm ev yenteṣirûn.
Allah'tan başka? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?
Şuarâ suresi, 94. ayet. فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ
fekübkibû fîhâ hüm velgâvûn.
Oraya; onlar ve azgınlar atılırlar.
Şuarâ suresi, 95. ayet. وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
vecünûdü iblîse ecme`ûn.
İblis'in askerleri de topluca.
Şuarâ suresi, 96. ayet. قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
ḳâlû vehüm fîhâ yaḫteṣimûn.
Orada birbirleriyle çekişerek derler ki:
Şuarâ suresi, 97. ayet. تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
tellâhi in künnâ lefî ḍalâlim mübîn.
Andolsun Allah'a ki; biz, apaçık sapıklıkta idik.
Şuarâ suresi, 98. ayet. إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
iẕ nüsevvîküm birabbi-l`âlemîn.
Hani biz, sizi alemlerin Rabbı ile bir tutmuştuk.
Şuarâ suresi, 99. ayet. وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
vemâ eḍallenâ ille-lmücrimûn.
Ve bizi suçlulardan başka da saptıran olmamıştı.
Şuarâ suresi, 100. ayet. فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
femâ lenâ min şâfi`în.
Şimdi bize şefaat eden kimse yoktur.
Şuarâ suresi, 101. ayet. وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ
velâ ṣadîḳin ḥamîm.
Ve sıcak bir dostumuz da yoktur.
Şuarâ suresi, 102. ayet. فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmü'minîn.
Keşki bizim için geri dönüş olsa da, mü'minlerden olsak.
Şuarâ suresi, 103. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Şuarâ suresi, 104. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.
Şuarâ suresi, 105. ayet. كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ḳavmü nûḥin-lmürselîn.
Nuh'un kavmi de peygamberleri yalanladı.
Şuarâ suresi, 106. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm nûḥun elâ tetteḳûn.
Hani onlara kardeşleri Nuh demişti ki: Siz sakınmaz mısınız?
Şuarâ suresi, 107. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
Şuarâ suresi, 108. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Şuarâ suresi, 109. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbına aittir.
Şuarâ suresi, 110. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Şuarâ suresi, 111. ayet. قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ
ḳâlû enü'minü leke vettebe`ake-l'erẕelûn.
Sana mı inanacağız? Halbuki sana uyanlar en rezil kimselerdir, dediler.
Şuarâ suresi, 112. ayet. قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
ḳâle vemâ `ilmî bimâ kânû ya`melûn.
Dedi ki: Onların yapmakta oldukları şeyler hakkında bir bilgim yoktur.
Şuarâ suresi, 113. ayet. إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى لَوْ تَشْعُرُونَ
in ḥisâbühüm illâ `alâ rabbî lev teş`urûn.
Onların hesabı ancak Rabbıma aittir. Keşki düşünseniz.
Şuarâ suresi, 114. ayet. وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
vemâ ene biṭâridi-lmü'minîn.
Ve ben, inananları kovacak değilim.
Şuarâ suresi, 115. ayet. إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
in ene illâ neẕîrum mübîn.
Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.
Şuarâ suresi, 116. ayet. قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ
ḳâlû leil lem tentehi yâ nûḥu letekûnenne mine-lmercûmîn.
Ey Nuh, eğer son vermezsen, sen muhakkak taşlananlardan olursun, dediler
Şuarâ suresi, 117. ayet. قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ
ḳâle rabbi inne ḳavmî keẕẕebûn.
O da dedi ki: Rabbım, doğrusu kavmim beni yalanladı.
Şuarâ suresi, 118. ayet. فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
feftaḥ beynî vebeynehüm fetḥav veneccinî vemem me`iye mine-lmü'minîn.
Artık benimle onların arasında Sen, bir hüküm ver. Beni ve beraberimdeki mü'minleri kurtar.
Şuarâ suresi, 119. ayet. فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
feenceynâhü vemem me`ahû fi-lfülki-lmeşḥûn.
Bunun üzerine Biz de, onu ve beraberindekileri, dolu bir gemi içinde kurtardık.
Şuarâ suresi, 120. ayet. ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ
ŝümme agraḳnâ ba`dü-lbâḳîn.
Sonra geride kalanları suda boğduk.
Şuarâ suresi, 121. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Şuarâ suresi, 122. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.
Şuarâ suresi, 123. ayet. كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet `âdün-lmürselîn.
Ad da peygamberleri yalanladı.
Şuarâ suresi, 124. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm hûdün elâ tetteḳûn.
Hani onlara kardeşleri Hud demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?
Şuarâ suresi, 125. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
Şuarâ suresi, 126. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Şuarâ suresi, 127. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbına aittir.
Şuarâ suresi, 128. ayet. أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ
etebnûne bikülli rî`in âyeten ta`beŝûn.
Siz, her yüksek yere koca bir bina kurup boş şeylerle mi uğraşırsınız?
Şuarâ suresi, 129. ayet. وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
vetetteḫiẕûne meṣâni`a le`alleküm taḫlüdûn.
Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?
Şuarâ suresi, 130. ayet. وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
veiẕâ beṭaştüm beṭaştüm cebbârîn.
Ve yakaladığınız zaman da zorbaca mı yakalarsınız?
Şuarâ suresi, 131. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Şuarâ suresi, 132. ayet. وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
vetteḳu-lleẕî emeddeküm bimâ ta`lemûn.
Bildiğiniz şeylerle sizi destekleyenden sakının.
Şuarâ suresi, 133. ayet. أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍ وَبَنِينَ
emeddeküm bien`âmiv vebenîn.
O, desteklemiştir sizi, hayvanlar ve oğullarla;
Şuarâ suresi, 134. ayet. وَجَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
vecennâtiv ve`uyûn.
Bahçeler ve çeşmelerle.
Şuarâ suresi, 135. ayet. إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
innî eḫâfü `aleyküm `aẕâbe yevmin `ażîm.
Doğrusu hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum.
Şuarâ suresi, 136. ayet. قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ
ḳâlû sevâün `aleynâ eve`ażte em lem teküm mine-lvâ`iżîn.
Dediler ki: Öğüt versen de, yahut öğüt verenlerden olmasan da bizim için eşittir.
Şuarâ suresi, 137. ayet. إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ
in hâẕâ illâ ḫulüḳu-l'evvelîn.
Bu, öncekilerin adetinden başka bir şey değildir.
Şuarâ suresi, 138. ayet. وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.
Hem biz, azaba uğratılacak da değiliz.
Şuarâ suresi, 139. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
fekeẕẕebûhü feehleknâhüm. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Böylece onu yalanladılar. Ve Biz, onları yok ettik. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Şuarâ suresi, 140. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ve muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.
Şuarâ suresi, 141. ayet. كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ŝemûdü-lmürselîn.
Semud da peygamberleri yalanladı.
Şuarâ suresi, 142. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm ṣâliḥun elâ tetteḳûn.
Hani onlara kardeşleri Salih demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?
Şuarâ suresi, 143. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
Şuarâ suresi, 144. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Şuarâ suresi, 145. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.
Şuarâ suresi, 146. ayet. أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
etütrakûne fî mâ hâhünâ âminîn.
Burada emniyet içinde bırakılır mısınız?
Şuarâ suresi, 147. ayet. فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
fî cennâtiv ve`uyûn.
Bahçelerde, çeşmelerde.
Şuarâ suresi, 148. ayet. وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ
vezürû`iv venaḫlin ṭal`uhâ heḍîm.
Ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında.
Şuarâ suresi, 149. ayet. وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَٰرِهِينَ
vetenḥitûne mine-lcibâli büyûten fârihîn.
Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız?
Şuarâ suresi, 150. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Şuarâ suresi, 151. ayet. وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ
velâ tüṭî`û emra-lmüsrifîn.
Müsriflerin emrine itaat etmeyin.
Şuarâ suresi, 152. ayet. ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
elleẕîne yüfsidûne fi-l'arḍi velâ yuṣliḥûn.
Onlar ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar da ıslah etmezler.
Şuarâ suresi, 153. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
Dediler ki: Şüphesiz sen, ancak büyülenmişlerdensin.
Şuarâ suresi, 154. ayet. مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
mâ ente illâ beşerum miŝlünâ. fe'ti biâyetin in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Hem sen, bizim gibi insandan başka bir şey değilsin. Şayet sadıklardan isen o zaman bir ayet getir.
Şuarâ suresi, 155. ayet. قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
ḳâle hâẕihî nâḳatül lehâ şirbüv veleküm şirbü yevmim ma`lûm.
Dedi ki: İşte şu devedir. Su içme hakkı; belirli bir gün onun ve belirli bir gün sizindir.
Şuarâ suresi, 156. ayet. وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ
velâ temessûhâ bisûin feye'ḫuẕeküm `aẕâbü yevmin `ażîm.
Sakın ona bir kötülük yapmayın. Yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir.
Şuarâ suresi, 157. ayet. فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ
fe`aḳarûhâ feaṣbeḥû nâdimîn.
Onlar ise onu kestiler de pişman oldular.
Şuarâ suresi, 158. ayet. فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
feeḫaẕehümü-l`aẕâb. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Bunun üzerine azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Şuarâ suresi, 159. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
Şuarâ suresi, 160. ayet. كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ḳavmü lûṭini-lmürselîn.
Lut kavmi de peygamberleri yalanladı.
Şuarâ suresi, 161. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm lûṭun elâ tetteḳûn.
Hani onlara kardeşleri Lut demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?
Şuarâ suresi, 162. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
Şuarâ suresi, 163. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Şuarâ suresi, 164. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.
Şuarâ suresi, 165. ayet. أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
ete'tûne-ẕẕükrâne mine-l`âlemîn.
İnsanlar arasında erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?
Şuarâ suresi, 166. ayet. وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
veteẕerûne mâ ḫaleḳa leküm rabbüküm min ezvâciküm. bel entüm ḳavmün `âdûn.
Ve Rabbınızın sizin için yarattığı eşleri bırakıyor musunuz? Hayır, siz azmış bir kavimsiniz.
Şuarâ suresi, 167. ayet. قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ
ḳâlû leil lem tentehi yâ lûṭu letekûnenne mine-lmuḫracîn.
Dediler ki: Ey Lut, buna son vermezsen sen, elbette çıkarılanlardan olursun.
Şuarâ suresi, 168. ayet. قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ
ḳâle innî li`ameliküm mine-lḳâlîn.
Dedi ki: Doğrusu ben, sizin işlediğinize kızanlardanım.
Şuarâ suresi, 169. ayet. رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ
rabbi neccinî veehlî mimmâ ya`melûn.
Rabbım, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar.
Şuarâ suresi, 170. ayet. فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
fenecceynâhü veehlehû ecme`în.
Bunun üzerine onu ve ailesini topluca kurtardık.
Şuarâ suresi, 171. ayet. إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
illâ `acûzen fi-lgâbirîn.
Sadece yaşlı bir kadın geride kalanlardan oldu.
Şuarâ suresi, 172. ayet. ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
ŝümme demmerne-l'âḫarîn.
Sonra diğerlerini yerle bir ettik.
Şuarâ suresi, 173. ayet. وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
veemṭarnâ `aleyhim meṭarâ. fesâe meṭaru-lmünẕerîn.
Üzerlerine de bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.
Şuarâ suresi, 174. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Şuarâ suresi, 175. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
Şuarâ suresi, 176. ayet. كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebe aṣḥâbü-l'eyketi-lmürselîn.
Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
Şuarâ suresi, 177. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm şu`aybün elâ tetteḳûn.
Hani onlara Şuayb demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?
Şuarâ suresi, 178. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
Şuarâ suresi, 179. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Şuarâ suresi, 180. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.
Şuarâ suresi, 181. ayet. أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ
evfü-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḫsirîn.
Ölçüyü tam yapın da eksiltenlerden olmayın.
Şuarâ suresi, 182. ayet. وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ
vezinû bilḳisṭâsi-lmüsteḳîm.
Doğru ölçekle tartın.
Şuarâ suresi, 183. ayet. وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ ta`ŝev fi-l'arḍi müfsidîn.
İnsanların eşyasını azaltmayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
Şuarâ suresi, 184. ayet. وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ
vetteḳu-lleẕî ḫaleḳaküm velcibillete-l'evvelîn.
Sizi ve daha önceki nesilleri yaratmış olandan korkun.
Şuarâ suresi, 185. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
Dediler ki: Sen, ancak büyülenmişlerdensin.
Şuarâ suresi, 186. ayet. وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
vemâ ente illâ beşer miŝlünâ vein neżunnüke lemine-lkâẕibîn.
Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu biz, seni yalancılardan sanıyoruz.
Şuarâ suresi, 187. ayet. فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
feesḳiṭ `aleynâ kisefem mine-ssemâi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Eğer sadıklardan isen bize, gökten bir parça indir.
Şuarâ suresi, 188. ayet. قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
ḳâle rabbî a`lemü bimâ ta`melûn.
Dedi ki: Rabbım; yaptıklarınızı en iyi bilendir.
Şuarâ suresi, 189. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
fekeẕẕebûhü feeḫaẕehüm `aẕâbü yevmi-żżulleh. innehû kâne `aẕâbe yevmin `ażîm.
Onu da yalanladılar ve onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Doğrusu o, büyük bir günün azabı idi.
Şuarâ suresi, 190. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
Şuarâ suresi, 191. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
Şuarâ suresi, 192. ayet. وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
veinnehû letenzîlü rabbi-l`âlemîn.
Muhakkak ki o, elbette alemlerin Rabbının indirmesidir.
Şuarâ suresi, 193. ayet. نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ
nezele bihi-rrûḥu-l'emîn.
Onu Ruh el-Emin indirmiştir.
Şuarâ suresi, 194. ayet. عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
`alâ ḳalbike litekûne mine-lmünẕirîn.
Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın.
Şuarâ suresi, 195. ayet. بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ
bilisânin `arabiyyim mübîn.
Apaçık arab diliyle.
Şuarâ suresi, 196. ayet. وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ
veinnehû lefî zübüri-l'evvelîn.
O, daha öncekilerin kitablarında vardır.
Şuarâ suresi, 197. ayet. أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
evelem yekül lehüm âyeten ey ya`lemehû `ulemâü benî isrâîl.
İsrailoğullarının bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir ayet değil midir?
Şuarâ suresi, 198. ayet. وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ
velev nezzelnâhü `alâ ba`ḍi-l'a`cemîn.
Biz, onu arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik.
Şuarâ suresi, 199. ayet. فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ
feḳara'ehû `aleyhim mâ kânû bihî mü'minîn.
Ve o, bunu onlara okusaydı, yine de ona inananlardan olmazlardı.
Şuarâ suresi, 200. ayet. كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.
İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız.
Şuarâ suresi, 201. ayet. لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
lâ yü'minûne bihî ḥattâ yeravu-l`aẕâbe-l'elîm.
Elim azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
Şuarâ suresi, 202. ayet. فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
feye'tiyehüm bagtetev vehüm lâ yeş`urûn.
O da kendilerine apansız, haberleri olmadan geliverir.
Şuarâ suresi, 203. ayet. فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
feyeḳûlû hel naḥnü münżarûn.
O zaman derler ki: Acaba bekletilemez miyiz?
Şuarâ suresi, 204. ayet. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
Bizim azabımızı mı çabucak istiyorlardı.
Şuarâ suresi, 205. ayet. أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ
eferaeyte im metta`nâhüm sinîn.
Gördün mü, şayet Biz onları yıllarca yararlandırsak;
Şuarâ suresi, 206. ayet. ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
ŝümme câehüm mâ kânû yû`adûn.
Sonra kendilerine vaadolunan şey başlarına gelse,
Şuarâ suresi, 207. ayet. مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ
mâ agnâ `anhüm mâ kânû yümette`ûn.
Eğlendirilmiş olmaları onlara bir fayda sağlamaz.
Şuarâ suresi, 208. ayet. وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ lehâ münẕirûn.
Uyarıcılar olmaksızın Biz, hiç bir kasabayı helak etmedik.
Şuarâ suresi, 209. ayet. ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ẕikrâ. vemâ künnâ żâlimîn.
Öğüt olarak. Ve Biz, zalimler olmadık
Şuarâ suresi, 210. ayet. وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
vemâ tenezzelet bihi-şşeyâṭîn.
Onu şeytanlar indirmemiştir.
Şuarâ suresi, 211. ayet. وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
vemâ yembegî lehüm vemâ yesteṭî`ûn.
Bu, onlara düşmez de, buna güçleri de yetmez.
Şuarâ suresi, 212. ayet. إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
innehüm `ani-ssem`i lema`zûlûn.
Onlar, gerçekten işitmekten uzak tutuldular.
Şuarâ suresi, 213. ayet. فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ
felâ ted`u me`a-llâhi ilâhen âḫara fetekûne mine-lmü`aẕẕebîn.
O halde Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarma. Yoksa azablandırılanlardan olursun.
Şuarâ suresi, 214. ayet. وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ
veenẕir `aşîrateke-l'aḳrabîn.
Ve yakın akrabalarını uyar.
Şuarâ suresi, 215. ayet. وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
vaḫfiḍ cenâḥake limeni-ttebe`ake mine-lmü'minîn.
Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını ger.
Şuarâ suresi, 216. ayet. فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
fein `aṣavke feḳul innî berîüm mimmâ ta`melûn.
Şayet sana isyan ederlerse, de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım.
Şuarâ suresi, 217. ayet. وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
vetevekkel `ale-l`azîzi-rraḥîm.
Aziz, Rahim'e tevekkül et.
Şuarâ suresi, 218. ayet. ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
elleẕî yerâke ḥîne teḳûm.
Görür O seni, kalktığında.
Şuarâ suresi, 219. ayet. وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ
veteḳallübeke fi-ssâcidîn.
Secde edenler arasında bulunduğunda.
Şuarâ suresi, 220. ayet. إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
Muhakkak ki O'dur O; Semi, Alim.
Şuarâ suresi, 221. ayet. هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
hel ünebbiüküm `alâ men tenezzelü-şşeyâṭîn.
Şeytanların kime indiğini size bildireyim mi?
Şuarâ suresi, 222. ayet. تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
tenezzelü `alâ külli effâkin eŝîm.
Onlar her günahkar, her müfteriye inerler.
Şuarâ suresi, 223. ayet. يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ
yülḳûne-ssem`a veekŝeruhüm kâẕibûn.
Bunlar ona kulak verirler ve çoğu yalancılardır.
Şuarâ suresi, 224. ayet. وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ
veşşu`arâü yettebi`uhümü-lgâvûn.
Şairlere gelince; onlara da azgınlar uyar.
Şuarâ suresi, 225. ayet. أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ
elem tera ennehüm fî külli vâdiy yehîmûn.
Görmedin mi; onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
Şuarâ suresi, 226. ayet. وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
veennehüm yeḳûlûne mâ lâ yef`alûn.
Ve onlar, gerçekten yapmadıklarını söylerler.
Şuarâ suresi, 227. ayet. إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ
ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti veẕekerü-llâhe keŝîrav venteṣarû mim ba`di mâ żulimû. veseya`lemü-lleẕîne żalemû eyye münḳalebiy yenḳalibûn.
Ancak iman etmiş, salih amel işlemiş, Allah'ı çokça zikretmiş ve zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar müstesnadır. Zulmedenler göreceklerdir nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını.